BirDevrinSonu
Üye
-
- Katılım
- Ocak 10, 2010
-
- Mesajlar
- 38,599
-
- Tepkime puanı
- 3,179
-
- Puanları
- 354
-
- Konum
- Napıcan ?
Hangi işi yaparsanız yapın, gerekli bilgi ve becerileri elde ettikten sonra, sizin ihtiyacınız olan en önemli duygu; özgüvendir.
İster ÖSS ve SBS gibi bir sınava hazırlanıyor olun, ister toplum karşısında konuşuyor olun, isterseniz önemli bir iş görüşmesi yapıyor olun; her ne yapıyorsanız yapın, bilginizin yanında, kendinize güvenmeniz; zihninizde, performansınızı azaltan sınırları kırmanız, kendiniz için neyin mümkün; neyin mümkün olmadığına sağlıklı bir şekilde karar vermeniz, başarınızı temelden etkiler.
Çünkü çoğunlukla, beyinlerimizde gerçekleştirebildiklerimizi gerçek hayatta gerçekleştirebiliyoruz. Beynimizde yapamadığımız bir işi, gerçek hayatta yapmak zor hale geliyor.
Her şey, beyinde başlayıp beyinde bitiyor.
Eğitim sitemimizin, özgüvenimizi geliştirici değil de tam tersine özgüvenimizi kırıcı özelliklerini göz önünde bulundurduğumuzda, ülkemizde akademik başarısı çok yüksek olduğu halde bile; insanların ne kadar az özgüvenlerini kullanabildiklerini daha net anlayabiliyoruz.
Evde, anne babanız özgüveninizi kırarsa; okulda, öğretmeniniz özgüveninizi sarsarsa; işte, patronunuz özgüveninizi yıpratırsa; sokakta devlet özgüveninizi ayaklar altına alırsa; sizin kendinize güvenmeniz ne kadar mümkün olur?
O zaman, çok beğendiğim bir reklam ifadesiyle başkaları; “impasibıl iz nating” derken; siz, “Yok abicim, kesinlikle kessen yapamam, imkansız” inancıyla, zihninizde bir sürü demir parmaklıklar örmeye başlarsınız.
Sonra da; işin yoksa ömür boyu o parmaklıkları kırmak için uğraş dur.
Burada özgüvenden kastımız; narsis olmak ya da bilgi olmadan kendine güvenmek (sanal özgüven) değil elbette. İp ile çöpü birbirine karıştırmayalım, lütfen.
Çünkü bazıları bunları karıştırarak “Ayol, bilgi olmadan kendine güvenmenin ne faydası var canım” diyor.
Biz ne diyoruz?
Başka bir şey mi?
Ya da” Ama insanın tevazu sahibi olması lazım değil mi? Bu özgüven, insana kendini beğenmişlik, kibir getirmiyor mu?” demiyorlar mı?!
Gri beyin hücrelerim Arap saçına dönüyor…
Zaten, kendini beğenmek ya da insanlara tepeden bakmak, özgüven eksikliğinden kaynaklanır.
Bunlar, sadece aşağılık kompleksinin farklı bir görünümüdür ve tatminidir. Bununla birlikte, bilgide ve yetenekte tevazu olmaz. Bir şeyi biliyorsan ya da yapabiliyorsan bunu söylemenin ve yapabileceğine inanmanın ne zararı olabilir?
Neyse mevzu bu değil. Başka zaman takılırız bu derin mevzulara, ama yeri gelmişken, özgüvenle ilgili kafası karışıklara bir kılçık atayım istedim.
Sözü daha fazla lastikleştirmeden, size özgüveni en iyi anlatan ustalardan biri olan, aile terapisinin öncü kurucularından Virginia Satir’in ‘İnsan Yaratmak’ (Beyaz Yayınları) adlı harika eserinden “Benim özgüven bildirgem” başlıklı bölümünü aktarmak istiyorum.
İster ÖSS ve SBS gibi bir sınava hazırlanıyor olun, ister toplum karşısında konuşuyor olun, isterseniz önemli bir iş görüşmesi yapıyor olun; her ne yapıyorsanız yapın, bilginizin yanında, kendinize güvenmeniz; zihninizde, performansınızı azaltan sınırları kırmanız, kendiniz için neyin mümkün; neyin mümkün olmadığına sağlıklı bir şekilde karar vermeniz, başarınızı temelden etkiler.
Çünkü çoğunlukla, beyinlerimizde gerçekleştirebildiklerimizi gerçek hayatta gerçekleştirebiliyoruz. Beynimizde yapamadığımız bir işi, gerçek hayatta yapmak zor hale geliyor.
Her şey, beyinde başlayıp beyinde bitiyor.
Eğitim sitemimizin, özgüvenimizi geliştirici değil de tam tersine özgüvenimizi kırıcı özelliklerini göz önünde bulundurduğumuzda, ülkemizde akademik başarısı çok yüksek olduğu halde bile; insanların ne kadar az özgüvenlerini kullanabildiklerini daha net anlayabiliyoruz.
Evde, anne babanız özgüveninizi kırarsa; okulda, öğretmeniniz özgüveninizi sarsarsa; işte, patronunuz özgüveninizi yıpratırsa; sokakta devlet özgüveninizi ayaklar altına alırsa; sizin kendinize güvenmeniz ne kadar mümkün olur?
O zaman, çok beğendiğim bir reklam ifadesiyle başkaları; “impasibıl iz nating” derken; siz, “Yok abicim, kesinlikle kessen yapamam, imkansız” inancıyla, zihninizde bir sürü demir parmaklıklar örmeye başlarsınız.
Sonra da; işin yoksa ömür boyu o parmaklıkları kırmak için uğraş dur.
Burada özgüvenden kastımız; narsis olmak ya da bilgi olmadan kendine güvenmek (sanal özgüven) değil elbette. İp ile çöpü birbirine karıştırmayalım, lütfen.
Çünkü bazıları bunları karıştırarak “Ayol, bilgi olmadan kendine güvenmenin ne faydası var canım” diyor.
Biz ne diyoruz?
Başka bir şey mi?
Ya da” Ama insanın tevazu sahibi olması lazım değil mi? Bu özgüven, insana kendini beğenmişlik, kibir getirmiyor mu?” demiyorlar mı?!
Gri beyin hücrelerim Arap saçına dönüyor…
Zaten, kendini beğenmek ya da insanlara tepeden bakmak, özgüven eksikliğinden kaynaklanır.
Bunlar, sadece aşağılık kompleksinin farklı bir görünümüdür ve tatminidir. Bununla birlikte, bilgide ve yetenekte tevazu olmaz. Bir şeyi biliyorsan ya da yapabiliyorsan bunu söylemenin ve yapabileceğine inanmanın ne zararı olabilir?
Neyse mevzu bu değil. Başka zaman takılırız bu derin mevzulara, ama yeri gelmişken, özgüvenle ilgili kafası karışıklara bir kılçık atayım istedim.
Sözü daha fazla lastikleştirmeden, size özgüveni en iyi anlatan ustalardan biri olan, aile terapisinin öncü kurucularından Virginia Satir’in ‘İnsan Yaratmak’ (Beyaz Yayınları) adlı harika eserinden “Benim özgüven bildirgem” başlıklı bölümünü aktarmak istiyorum.