Kumral Kraker
Üye
-
- Katılım
- Ağustos 12, 2013
-
- Mesajlar
- 55
-
- Tepkime puanı
- 0
-
- Puanları
- 256
-
- Yaş
- 29
Sen Fotografta Ölecek Kadar Çirkindin
Beynime uygulanan bir elektroşok.
Soğuk duşun her kabarcığı,her kabarcığın kalıtsallığı,
İzdüşümüm
İzlerim,düşlerim,düşüşlerim,dizlerim.
Saat farkına inat doğurduğum,kendimi saran meridyenlerim.
Evlatlarım,bacaklarımdan akan Tanrı’nın gözyaşları.
Biraz,sonra,bir arada diyebileceğim anlamsızlığım.
İçsel olarak anlam veremediğim kendimi büründürdüğüm maskeler,aynalar
Hepimizin aynısı değil mi aynalarımız derken,kırılan aynılığımız.
Bir fotoğraftaki,bir kadın.
Herhangi,her kadın gibi yeterince,yeterlice,yetileriyle bir kadın.
Kadarım kadar bir kadın.
Kalmışlığım kadar bir kadın
Bir sözcüğe yakışacak ve defalarca
Tanımadan
Suratına
Suratsızlığına
Çirkinliğine
Güzelleşmeye yüz tutmuş,gülümsemesine
Kadınlığından arta kalanlarına
Benliğinde,benden çaldıklarında ,benden düşürdüklerinde
Bunların hiçbirini bilmeden,bir anda
Kayıplardan yorulmuş,koşamayan,insanların insansı duygularına değer vermeyi,sırf insanların aynı sonbaharı yaşadığı için,mevsimlere kendince isimler veren –mesela sonbahar ayının Lal anlamına gelmesi-kendince bu dünyanın kendiliğinde,kendi delilik sınırlarının insanlar tarafından değil de,kendi arzına ulaşmaya çalıştığındaki düşük kırıklarında kendine hemzemin bir adamın yükseltisinde,uçmaya çalışan bir bilyenin ağırlığına bakarak,onu güneş zanneden bir çocuksallığın,yaratılmışlığıyken ve bu cümlenin sırf kendini bir şeye benzetememesi ve benzemeyen kendine benzer olduklarını duyduğu,bir şeye benzemeyenlerin olmuşluğunu duymasındaki sancıyı anlatmak isterken
Tekrar etmem gerekirse
Bunların hiçbirini bilmeden,bir anda
Bir cesede hayran olabilir miydin?
Fotoğraflar her zaman ölü bir anıyı hatırlatmada kullanıldığından
Sen de benim ölülerime dakikalarca bakıp,anmak ister miydin?
Ben de birkaç kere öldüm,ölü suratımdaki gülümsemeyi bazıları sevdi,bazıları sevimsiz dedi.
Ben fotoğraflarımı,hep harflerimle çekmek isterdim.
Fotoğraf çekmeyi bilmem.
Ölüleri severim,bir işe yaramazlar,bir çok hayaliyle toprakta kemirirler,yağmur sonrası gelen kutsal kokuyu.
Ve sen de
Ve ben de
Ve ile başlayan ve mutlaka bir kişiye ait olmuş olan diğer,karşıdan bakılan cümleler gibi
Ve sen de o kokuyu sevdim.
Kuru bir yaprağı yiyen bir yağmurun,yürüyerek ki,genelde birbirlerine çarpmadan yürürler,bu toprak yolculuğunda bıraktığı,aslında kendini intiharın eşiğe getirip,sırf birkaç kişiye bir şeyler bırakmak için öldürdüğü zannedilen,aslında o buharken mutlu olabilen,geveze damlanın bende unuttuğu bir Lal’di içime çekip,tat alamadıklarım.
Sen de koklar mısın?
Bir sonbahar,bir koku üzerine tartışmak isterim.Konu tat ile başlayıp,tatsızlık çıkmasına kadar getirmeliyim,sırf çirkinim diye tat alamadığı söylemek isterim.Ben bir böceğim,bir kaybetmiş,yeterince özgüvenli bir maske ile sana konuşmalıyım.Bir formül içinde ölümüm izletmeliyim,birkaç kitap arasında eskiliğini hissetmeliyim.Aynanın kırılış öyküsünde,aslında aynanın hiç kırılmadığını,sadece bize bir yansımanın olmadığında nasıl dehşete kapıldığımızı,aynadaki parçalı koyuluklu yansımamızdan nasıl tiksindiğimizi,güzelliğimizin bu dünyanın bir yansımasındaki herhangi bir adamın kirpiklerindeki kesiklerden anlaşılması gerektiğini ya da bir kadının aynaya aynalık yapmasındaki durumu özetleyen bir yazının noktasını koyması gibi değil mi?Ölüm bu değil mi?Yaşamın sol çaprazından doğan güneşin,yeterince ansız doğması gerektiği bu değil mi?Seni tanımam bir gereksizlik değil mi?Korkularım,korkaklıklarım,baktığım anlardaki bir ölünün anısı ile konuşmamın,senin sırf benim gibi yaşadığını anlatan mitoslardan dolayı,senin de benim gibi aciz olduğun için acıdığımı anlamanın bu kadar zor bir yaş-lantı olduğunu anlayabilir misin?Bu yazının aslında bir iç titremesinden doğduğunu
İçimi titreten varlığına saygımla
Ya da
Bu kadın benim ölümüm,baksana ellerimizi oluşturan damarlarımızın kabarıklığı bile aynı.
Cümlelerini kurduğum bir ölünün,hangi çağda,hangi sıkıştırılmış bedende,kendi bedenine aykırılığını,birbirimize birden bire bir olmayı bile hayal etmezken,bir kavramının sırf rakam ya da bir çokluk-teklik ifadesinden bambaşka bir “Bir” lik olduğunu anlatmak için kaç aynı cümle kullanacağımı anımsamamdaki,karmaştırdığım,rastlantısal harfler değil mi?
Bak artık bir ölünün,yakılmış küllerini,kitaplarımın arasına serpip kokladım.
Bak,sende öldün artık.Bugün,birkaç saat önce doğdun.
Kızım gibiydin,ölü bir kızım olsun isterdim.
Ben aynalarda,küller yaktım,sırf kırılmasın diye,birkaç kurumuş yaprağın,toprak tonluluğu.
Sen fotoğrafta bir kadın.
Ben birkaç büyük gözlük,abartılı görmeye yarayan,bir hayal parlaklığı.
Fotoğraftaki kadın.Bugün öldün.
Korkarım,öldükten sonra doğanlardan.
Mucizeye inanırım fakat canım acıdı.
Tanrı,çocukları sevmiyor.
Ben bilyelerimle dua ederim hep,halen.
Hali hazırda sende bir ölüyken.
Birkaç kere söyleyeyim.
Sen ölü olduğun için seni seviyorum.
Birimizin doğumu,diğerimizin ölümü.
Ben çirkin,sen benden daha çirkin.
Bir dünya bile yaratmayalım sırf bizim çirkinliğimiz için.
Tanrı olur musun?Yaratabilir misin benim kadar çirkin,koyu bir yaratığı.
Ben yeterince köle olabilir miyim?
Lal mevsimler arasında,bir sahte görüntü olabilir mi?
Bir fotoğrafın bir adama,yazdırdığı bir yazı,hangi gözlerin yorulmasına değecek
Kadar
Değerli
Olabilir ki?
Ben hayal ettim,sen yeterince öldün.
Yeter.
Artık ölüler ile konuşmak istemiyorum.
Sözler değil,eylem
Artık yazmayacağım…
Beynime uygulanan bir elektroşok.
Soğuk duşun her kabarcığı,her kabarcığın kalıtsallığı,
İzdüşümüm
İzlerim,düşlerim,düşüşlerim,dizlerim.
Saat farkına inat doğurduğum,kendimi saran meridyenlerim.
Evlatlarım,bacaklarımdan akan Tanrı’nın gözyaşları.
Biraz,sonra,bir arada diyebileceğim anlamsızlığım.
İçsel olarak anlam veremediğim kendimi büründürdüğüm maskeler,aynalar
Hepimizin aynısı değil mi aynalarımız derken,kırılan aynılığımız.
Bir fotoğraftaki,bir kadın.
Herhangi,her kadın gibi yeterince,yeterlice,yetileriyle bir kadın.
Kadarım kadar bir kadın.
Kalmışlığım kadar bir kadın
Bir sözcüğe yakışacak ve defalarca
Tanımadan
Suratına
Suratsızlığına
Çirkinliğine
Güzelleşmeye yüz tutmuş,gülümsemesine
Kadınlığından arta kalanlarına
Benliğinde,benden çaldıklarında ,benden düşürdüklerinde
Bunların hiçbirini bilmeden,bir anda
Kayıplardan yorulmuş,koşamayan,insanların insansı duygularına değer vermeyi,sırf insanların aynı sonbaharı yaşadığı için,mevsimlere kendince isimler veren –mesela sonbahar ayının Lal anlamına gelmesi-kendince bu dünyanın kendiliğinde,kendi delilik sınırlarının insanlar tarafından değil de,kendi arzına ulaşmaya çalıştığındaki düşük kırıklarında kendine hemzemin bir adamın yükseltisinde,uçmaya çalışan bir bilyenin ağırlığına bakarak,onu güneş zanneden bir çocuksallığın,yaratılmışlığıyken ve bu cümlenin sırf kendini bir şeye benzetememesi ve benzemeyen kendine benzer olduklarını duyduğu,bir şeye benzemeyenlerin olmuşluğunu duymasındaki sancıyı anlatmak isterken
Tekrar etmem gerekirse
Bunların hiçbirini bilmeden,bir anda
Bir cesede hayran olabilir miydin?
Fotoğraflar her zaman ölü bir anıyı hatırlatmada kullanıldığından
Sen de benim ölülerime dakikalarca bakıp,anmak ister miydin?
Ben de birkaç kere öldüm,ölü suratımdaki gülümsemeyi bazıları sevdi,bazıları sevimsiz dedi.
Ben fotoğraflarımı,hep harflerimle çekmek isterdim.
Fotoğraf çekmeyi bilmem.
Ölüleri severim,bir işe yaramazlar,bir çok hayaliyle toprakta kemirirler,yağmur sonrası gelen kutsal kokuyu.
Ve sen de
Ve ben de
Ve ile başlayan ve mutlaka bir kişiye ait olmuş olan diğer,karşıdan bakılan cümleler gibi
Ve sen de o kokuyu sevdim.
Kuru bir yaprağı yiyen bir yağmurun,yürüyerek ki,genelde birbirlerine çarpmadan yürürler,bu toprak yolculuğunda bıraktığı,aslında kendini intiharın eşiğe getirip,sırf birkaç kişiye bir şeyler bırakmak için öldürdüğü zannedilen,aslında o buharken mutlu olabilen,geveze damlanın bende unuttuğu bir Lal’di içime çekip,tat alamadıklarım.
Sen de koklar mısın?
Bir sonbahar,bir koku üzerine tartışmak isterim.Konu tat ile başlayıp,tatsızlık çıkmasına kadar getirmeliyim,sırf çirkinim diye tat alamadığı söylemek isterim.Ben bir böceğim,bir kaybetmiş,yeterince özgüvenli bir maske ile sana konuşmalıyım.Bir formül içinde ölümüm izletmeliyim,birkaç kitap arasında eskiliğini hissetmeliyim.Aynanın kırılış öyküsünde,aslında aynanın hiç kırılmadığını,sadece bize bir yansımanın olmadığında nasıl dehşete kapıldığımızı,aynadaki parçalı koyuluklu yansımamızdan nasıl tiksindiğimizi,güzelliğimizin bu dünyanın bir yansımasındaki herhangi bir adamın kirpiklerindeki kesiklerden anlaşılması gerektiğini ya da bir kadının aynaya aynalık yapmasındaki durumu özetleyen bir yazının noktasını koyması gibi değil mi?Ölüm bu değil mi?Yaşamın sol çaprazından doğan güneşin,yeterince ansız doğması gerektiği bu değil mi?Seni tanımam bir gereksizlik değil mi?Korkularım,korkaklıklarım,baktığım anlardaki bir ölünün anısı ile konuşmamın,senin sırf benim gibi yaşadığını anlatan mitoslardan dolayı,senin de benim gibi aciz olduğun için acıdığımı anlamanın bu kadar zor bir yaş-lantı olduğunu anlayabilir misin?Bu yazının aslında bir iç titremesinden doğduğunu
İçimi titreten varlığına saygımla
Ya da
Bu kadın benim ölümüm,baksana ellerimizi oluşturan damarlarımızın kabarıklığı bile aynı.
Cümlelerini kurduğum bir ölünün,hangi çağda,hangi sıkıştırılmış bedende,kendi bedenine aykırılığını,birbirimize birden bire bir olmayı bile hayal etmezken,bir kavramının sırf rakam ya da bir çokluk-teklik ifadesinden bambaşka bir “Bir” lik olduğunu anlatmak için kaç aynı cümle kullanacağımı anımsamamdaki,karmaştırdığım,rastlantısal harfler değil mi?
Bak artık bir ölünün,yakılmış küllerini,kitaplarımın arasına serpip kokladım.
Bak,sende öldün artık.Bugün,birkaç saat önce doğdun.
Kızım gibiydin,ölü bir kızım olsun isterdim.
Ben aynalarda,küller yaktım,sırf kırılmasın diye,birkaç kurumuş yaprağın,toprak tonluluğu.
Sen fotoğrafta bir kadın.
Ben birkaç büyük gözlük,abartılı görmeye yarayan,bir hayal parlaklığı.
Fotoğraftaki kadın.Bugün öldün.
Korkarım,öldükten sonra doğanlardan.
Mucizeye inanırım fakat canım acıdı.
Tanrı,çocukları sevmiyor.
Ben bilyelerimle dua ederim hep,halen.
Hali hazırda sende bir ölüyken.
Birkaç kere söyleyeyim.
Sen ölü olduğun için seni seviyorum.
Birimizin doğumu,diğerimizin ölümü.
Ben çirkin,sen benden daha çirkin.
Bir dünya bile yaratmayalım sırf bizim çirkinliğimiz için.
Tanrı olur musun?Yaratabilir misin benim kadar çirkin,koyu bir yaratığı.
Ben yeterince köle olabilir miyim?
Lal mevsimler arasında,bir sahte görüntü olabilir mi?
Bir fotoğrafın bir adama,yazdırdığı bir yazı,hangi gözlerin yorulmasına değecek
Kadar
Değerli
Olabilir ki?
Ben hayal ettim,sen yeterince öldün.
Yeter.
Artık ölüler ile konuşmak istemiyorum.
Sözler değil,eylem
Artık yazmayacağım…