-
- Katılım
- Nisan 2, 2014
-
- Mesajlar
- 3,728
-
- Tepkime puanı
- 0
-
- Puanları
- 291
-
- Yaş
- 35
Üstadın Evrad-u Ezkarı
1924-25’lerde Van’da Bediüzzaman’ın hizmetine bakan Molla Hamid Ekinci merhum anlatıyor: “Üstad, bilhassa Erek dağında iken, zikir ve tesbihleri çok uzun yapardı. Hatta o sıra Gümüşhaneli Şeyh Ahmed Ziyaeddin Hz.lerin cem 'ettiği "Mecmuat-ul Ahzab" kitabı içindeki yüzlerce evliyanın zikir ve münacatlarını okurdu. Kitabın başından başlayıp sonundan çıkardı. Böylece o kitabı tekrar edip dururdu.
Molla Resul bir gün kendisine: "Kurban, biz senden bir şey anlıyamadık. Senin tarikatın, yolun hangisidir? Seni nasıl takip edip arkandan geleceğiz?" dedi.
Bunun üzerine Üstad, doksan dokuzluk tesbihini eline alarak: "Bak Molla Resûl, evliya arasında seyr ü sülûk diye bir hadise vardır. Bu seyr û sülûkü bitirmek için, tesbihin birinci habbesinden başlayıp, doksandokuzuncu habbesine kadar seyr û sülûk makamatını kat' ederler. Fakat ben ise, Allah'ın lütfiyle buradan şuraya atladım." dedi. Yani tesbihin doksan dokuz tanelerini devrederek değil, belki tesbihin başındaki birinci taneden, yine tesbihin başına gelmiş olan doksan dokuzuncu taneye atladım, diye işaret etmişti... Sonra dedi ki: "Siz sadakatla benim arkamdan gelin yeter."
Üstad’ın Şeyh Said’e Tarihi Mektubu
Üstad’ın İnebolulu talebelerinden merhum Selahaddin Çelebi’nin yazdığı ve Osmanlıca Emirdağ Lahikası’nda yer alan bir mektup’tan.. Şark isyanında Şeyh Said onun Şark'taki büyük nüfuzundan istifade için mücadeleye iştirâke davet ettiği zaman, cevaben: "Yaptığınız mücadele, kardeşi kardeşe öldürtmektir ve neticesizdir. Çünkü Türk-Kürt birdir, kardeştir. Türk milleti bin senedir İslâmiyet’e bayraktarlık etmiştir. Dini uğrunda milyonlarca şehid vermiştir. Binaenaleyh, kahraman ve fedakâr islâm müdafi’lerinin torunlarına (-Türk milletine-) kılınç çekilmez ve ben de çekmem" diye hem reddetmiş, hem de neticesiz bir mücadeleden vazgeçmesini işaret buyurmuştur.
Meş’um Emir
Memleketimizde derin devlet senaryolarının konuşulabilmesi, dizi ve filmlerde gündeme gelmesi, kitapların birbirini takip etmesiyle bazı kimselere bazı meseleleri anlatmak daha kolay oldu sanırım. “Devletin bekası” adına insan hayatlarıyla nasıl kolaylıkla oynandığını, iftira, şantaj, bir sürü rezaleti vs. İşte 1925’lerde gizli dinsiz komitelerin Asrın Üstadına karşı verdikleri böyle bir uğursuz emri şimdilerde daha kolay anlayabiliyoruz..
Merhum Molla Hamid Efendi’nin 7 Mart 1984 Van’da Abdülkadir Badıllı beye bizzat anlattığı ibretlik bir hatıra:
“Bizim Van telgrafhanesinde, mahrem evraka bakan akrabamızdan Mustafa Efendi adında bir şahıs vardı. O kendisi bana şöyle bir hadise anlatmıştı: "Bir gün Ankara'dan bir telgraf geldi. Telgrafda: "Van'da bulunan Şeyh Said'i hemen imha ediniz!" şeklinde dehşetli bir emir vardı. Telgraf Van fırka kumandanı Süleyman Sabri Paşa'ya geliyordu. Telgrafı aldım. Gizli emir olduğu için bağladım, mühürledim ve ister istemez yerine götürmek mecburiyetindeydim. Fakat vücudum lerzeye geldi, titremeye başladım. Burada büyük din âlimlerinden tek bir adam kalmıştır. Demek o da gidecek diye kendi kendime konuşuyordum. Fakat çâr ü nâçar telgrafı Süleyman Sabri Paşa'ya götürüp verdim. Süleyman Sabri Paşa telgrafı görünce, çok hayret etti... Çünki o, Üstadı çok yakinen tanıyor ve biliyordu. Gelen telgrafa şöyle bir cevab verdi:
"Burada Şeyh Said diye bir kimse yoktur. Ancak Said Hoca isminde bir zat vardır. O da kendi ibadetiyle meşgul, münzevi bir insandır. Bu isimde başka bir kimse de mevcud değildir" diye yazıp bana verdi, ben de Ankara'ya yolladım.”
Kaynak: Mufassal Tarihçe-i Hayat-Abdülkadir Badıllı
1924-25’lerde Van’da Bediüzzaman’ın hizmetine bakan Molla Hamid Ekinci merhum anlatıyor: “Üstad, bilhassa Erek dağında iken, zikir ve tesbihleri çok uzun yapardı. Hatta o sıra Gümüşhaneli Şeyh Ahmed Ziyaeddin Hz.lerin cem 'ettiği "Mecmuat-ul Ahzab" kitabı içindeki yüzlerce evliyanın zikir ve münacatlarını okurdu. Kitabın başından başlayıp sonundan çıkardı. Böylece o kitabı tekrar edip dururdu.
Molla Resul bir gün kendisine: "Kurban, biz senden bir şey anlıyamadık. Senin tarikatın, yolun hangisidir? Seni nasıl takip edip arkandan geleceğiz?" dedi.
Bunun üzerine Üstad, doksan dokuzluk tesbihini eline alarak: "Bak Molla Resûl, evliya arasında seyr ü sülûk diye bir hadise vardır. Bu seyr û sülûkü bitirmek için, tesbihin birinci habbesinden başlayıp, doksandokuzuncu habbesine kadar seyr û sülûk makamatını kat' ederler. Fakat ben ise, Allah'ın lütfiyle buradan şuraya atladım." dedi. Yani tesbihin doksan dokuz tanelerini devrederek değil, belki tesbihin başındaki birinci taneden, yine tesbihin başına gelmiş olan doksan dokuzuncu taneye atladım, diye işaret etmişti... Sonra dedi ki: "Siz sadakatla benim arkamdan gelin yeter."
Üstad’ın Şeyh Said’e Tarihi Mektubu
Üstad’ın İnebolulu talebelerinden merhum Selahaddin Çelebi’nin yazdığı ve Osmanlıca Emirdağ Lahikası’nda yer alan bir mektup’tan.. Şark isyanında Şeyh Said onun Şark'taki büyük nüfuzundan istifade için mücadeleye iştirâke davet ettiği zaman, cevaben: "Yaptığınız mücadele, kardeşi kardeşe öldürtmektir ve neticesizdir. Çünkü Türk-Kürt birdir, kardeştir. Türk milleti bin senedir İslâmiyet’e bayraktarlık etmiştir. Dini uğrunda milyonlarca şehid vermiştir. Binaenaleyh, kahraman ve fedakâr islâm müdafi’lerinin torunlarına (-Türk milletine-) kılınç çekilmez ve ben de çekmem" diye hem reddetmiş, hem de neticesiz bir mücadeleden vazgeçmesini işaret buyurmuştur.
Meş’um Emir
Memleketimizde derin devlet senaryolarının konuşulabilmesi, dizi ve filmlerde gündeme gelmesi, kitapların birbirini takip etmesiyle bazı kimselere bazı meseleleri anlatmak daha kolay oldu sanırım. “Devletin bekası” adına insan hayatlarıyla nasıl kolaylıkla oynandığını, iftira, şantaj, bir sürü rezaleti vs. İşte 1925’lerde gizli dinsiz komitelerin Asrın Üstadına karşı verdikleri böyle bir uğursuz emri şimdilerde daha kolay anlayabiliyoruz..
Merhum Molla Hamid Efendi’nin 7 Mart 1984 Van’da Abdülkadir Badıllı beye bizzat anlattığı ibretlik bir hatıra:
“Bizim Van telgrafhanesinde, mahrem evraka bakan akrabamızdan Mustafa Efendi adında bir şahıs vardı. O kendisi bana şöyle bir hadise anlatmıştı: "Bir gün Ankara'dan bir telgraf geldi. Telgrafda: "Van'da bulunan Şeyh Said'i hemen imha ediniz!" şeklinde dehşetli bir emir vardı. Telgraf Van fırka kumandanı Süleyman Sabri Paşa'ya geliyordu. Telgrafı aldım. Gizli emir olduğu için bağladım, mühürledim ve ister istemez yerine götürmek mecburiyetindeydim. Fakat vücudum lerzeye geldi, titremeye başladım. Burada büyük din âlimlerinden tek bir adam kalmıştır. Demek o da gidecek diye kendi kendime konuşuyordum. Fakat çâr ü nâçar telgrafı Süleyman Sabri Paşa'ya götürüp verdim. Süleyman Sabri Paşa telgrafı görünce, çok hayret etti... Çünki o, Üstadı çok yakinen tanıyor ve biliyordu. Gelen telgrafa şöyle bir cevab verdi:
"Burada Şeyh Said diye bir kimse yoktur. Ancak Said Hoca isminde bir zat vardır. O da kendi ibadetiyle meşgul, münzevi bir insandır. Bu isimde başka bir kimse de mevcud değildir" diye yazıp bana verdi, ben de Ankara'ya yolladım.”
Kaynak: Mufassal Tarihçe-i Hayat-Abdülkadir Badıllı