Abaris
Elmas Üye
-
- Katılım
- Mayıs 24, 2016
-
- Mesajlar
- 37,867
-
- Tepkime puanı
- 3,895
-
- Puanları
- 353
Duygu düşünceleri çözümlemek., insanları doğru tanımak, tuzağa düşmemek ve yalanı ortaya çıkarmak için beden dilini bilmenin yeterli olacağını biliyor muydunuz?
Bir an için gözlerinizi sımsıkı kapatın, şakaklarınızı ovun, parmaklarınızla ritmik sesler çıkarın ve son olarak ayaklarınızı kendinize doğru çekin.
Çoğu zaman farkında olmasak da birçoğumuz bu hareketleri yapmaya sıklıkla ihtiyaç duyuyoruz. Bu ve buna benzer alışkanlıklara neden olan olayların cevapları, başımızın içinde ki haznede saklanıyor olabilir.
Beynimiz, sözel olarak açıklayamadığımız durumları vücudumuzu tetikleyerek, bedenimiz aracılığıyla insanlara aktarılmasını sağlıyor.
Bundan dolayı beynin anatomik özellikleri beden dilinin etkilerini açıklama açısından daha da önemli hale geliyor.
Bu durumda beynin dürüst bölümü olarak nitelendirilen limbik sistem büyük önem kazanıyor. Çünkü sözel olmayan davranışlarda asıl hareketlenmeler limbik sistemde yaşanıyor.
Bunun nedeni ise limbik sistemin dış çevreden gelen bilgilere en gerçek karşılığı vermesinden kaynaklanıyor.
Daha açık bir ifadeyle, limbik sistemimiz bir uyarıyı aldığında etrafımıza refleksel ve düşünmeden, ani tepkiler vermemize yol açıyor.
Bu şekilde fiziksel olarak yüzümüze, gözlerimize, ellerimize, kollarımıza ya da ayaklarımıza yansıyan bu davranışlar iyi dikkat edilirse rahatlıkla gözlemlenebilir ve çözümlenebilir hale geliyor.
Bu tepkiler ani olarak düşünülmeden verildiği için, inkâr edemeyeceğimiz birçok gerçek düşüncenin su yüzüne çıkarılmasını sağlıyor.
Ayrıca limbik sistem beynimizin en dürüst bölümü olarak bedenimizde bu doğruculuğu tüm vücuda yaymayı planlıyor. Bu sayede sözel iletişimde size samimi gelmeyen bir olayı daha açık hale getirmeyi amaçlıyor.
Beyin bunu yaparken bedenimizin bazı kısımları ile daha koordineli çalışıyor.
Bu kısımların başında şaşırtıcı bir şekilde, ayaklar geliyor. Başka bir deyişle insan bedeninin en dürüst parçası olarak ayak ve bacakları olduğu kabul ediliyor.
Ayaklarımızın bizi böyle keskin bir şekilde yansıtmasının ardından tarihsel bir süreç yatıyor.
Günümüzden milyonlarca yıl öncesine gidildiğinde, insanoğlu konuşmaya başlamadan çok daha uzak bir geçmişte bacak ve ayaklarımız bilinçli bir düşünsel tepkiye gerek duymadan çevreden gelmesi muhtemel tepkilere anlık reflekse dayalı tepkiler veriyordu.
Bu şekilde bacak ve ayaklarımızı o ana ayarlayıp birden bire, donup kalmaya, kaçmaya yöneltmeye ve olası tehlike olarak görülen kişi veya objeye şiddet uygulamaya başlayacak şekle getiriyordu.
Ayakların bu kadar önemli olmasının bir diğer sebebi ise öteki uzuvlarımızın kimi zaman sözel iletişimde olduğu gibi bizi yanıltıyor olması.
Şöyle ki, blöf yapmak ve istediğimiz zaman gerçek hislerimizi gizlemek için genellikle kültürel olarak bize öğretilen sahte duygularımızı yüzümüze yerleştiriyoruz.
Ve çoğu kişi de karşısındakinin duygu ve düşüncelerini tahmin etmek için gözlemsel davranışlarına en tepeden en aşağıya doğru başlıyor.
Bu şekilde yapıldığında insanların çoğu zaman sağlıklı bir gözlem yapması zorlaşıyor ve yanılma oranı artıyor.
Fakat ayaktan başlayarak çözümlemeye başlandığında bedenin yalan söyleme şansı minimum düzeye iniyor.
Endişe, stres, korku, can sıkıntısı, güven, itaat, öfke vb. insana ait duygusal özellikleri anlamak için ayakları izlemek yeterli.
Karşılıklı konuşan iki kişinin ayaklarının birbirine bakması, sevgililerin bacaklarını anlamlı ezgilerle birbirine dokundurması ya da öfkeli birinin yürüyüş tarzı veya ayaklarımızı rastgele bir biçimde oynatmamız…
Bu gibi durumların tümü duygusal durumumuzu açığa vuruyor ve eş zamanlı olarak okunabiliyor.
Bir an için gözlerinizi sımsıkı kapatın, şakaklarınızı ovun, parmaklarınızla ritmik sesler çıkarın ve son olarak ayaklarınızı kendinize doğru çekin.
Çoğu zaman farkında olmasak da birçoğumuz bu hareketleri yapmaya sıklıkla ihtiyaç duyuyoruz. Bu ve buna benzer alışkanlıklara neden olan olayların cevapları, başımızın içinde ki haznede saklanıyor olabilir.
Beynimiz, sözel olarak açıklayamadığımız durumları vücudumuzu tetikleyerek, bedenimiz aracılığıyla insanlara aktarılmasını sağlıyor.
Bundan dolayı beynin anatomik özellikleri beden dilinin etkilerini açıklama açısından daha da önemli hale geliyor.
Bu durumda beynin dürüst bölümü olarak nitelendirilen limbik sistem büyük önem kazanıyor. Çünkü sözel olmayan davranışlarda asıl hareketlenmeler limbik sistemde yaşanıyor.
Bunun nedeni ise limbik sistemin dış çevreden gelen bilgilere en gerçek karşılığı vermesinden kaynaklanıyor.
Daha açık bir ifadeyle, limbik sistemimiz bir uyarıyı aldığında etrafımıza refleksel ve düşünmeden, ani tepkiler vermemize yol açıyor.
Bu şekilde fiziksel olarak yüzümüze, gözlerimize, ellerimize, kollarımıza ya da ayaklarımıza yansıyan bu davranışlar iyi dikkat edilirse rahatlıkla gözlemlenebilir ve çözümlenebilir hale geliyor.
Bu tepkiler ani olarak düşünülmeden verildiği için, inkâr edemeyeceğimiz birçok gerçek düşüncenin su yüzüne çıkarılmasını sağlıyor.
Ayrıca limbik sistem beynimizin en dürüst bölümü olarak bedenimizde bu doğruculuğu tüm vücuda yaymayı planlıyor. Bu sayede sözel iletişimde size samimi gelmeyen bir olayı daha açık hale getirmeyi amaçlıyor.
Beyin bunu yaparken bedenimizin bazı kısımları ile daha koordineli çalışıyor.
Bu kısımların başında şaşırtıcı bir şekilde, ayaklar geliyor. Başka bir deyişle insan bedeninin en dürüst parçası olarak ayak ve bacakları olduğu kabul ediliyor.
Ayaklarımızın bizi böyle keskin bir şekilde yansıtmasının ardından tarihsel bir süreç yatıyor.
Günümüzden milyonlarca yıl öncesine gidildiğinde, insanoğlu konuşmaya başlamadan çok daha uzak bir geçmişte bacak ve ayaklarımız bilinçli bir düşünsel tepkiye gerek duymadan çevreden gelmesi muhtemel tepkilere anlık reflekse dayalı tepkiler veriyordu.
Bu şekilde bacak ve ayaklarımızı o ana ayarlayıp birden bire, donup kalmaya, kaçmaya yöneltmeye ve olası tehlike olarak görülen kişi veya objeye şiddet uygulamaya başlayacak şekle getiriyordu.
Ayakların bu kadar önemli olmasının bir diğer sebebi ise öteki uzuvlarımızın kimi zaman sözel iletişimde olduğu gibi bizi yanıltıyor olması.
Şöyle ki, blöf yapmak ve istediğimiz zaman gerçek hislerimizi gizlemek için genellikle kültürel olarak bize öğretilen sahte duygularımızı yüzümüze yerleştiriyoruz.
Ve çoğu kişi de karşısındakinin duygu ve düşüncelerini tahmin etmek için gözlemsel davranışlarına en tepeden en aşağıya doğru başlıyor.
Bu şekilde yapıldığında insanların çoğu zaman sağlıklı bir gözlem yapması zorlaşıyor ve yanılma oranı artıyor.
Fakat ayaktan başlayarak çözümlemeye başlandığında bedenin yalan söyleme şansı minimum düzeye iniyor.
Endişe, stres, korku, can sıkıntısı, güven, itaat, öfke vb. insana ait duygusal özellikleri anlamak için ayakları izlemek yeterli.
Karşılıklı konuşan iki kişinin ayaklarının birbirine bakması, sevgililerin bacaklarını anlamlı ezgilerle birbirine dokundurması ya da öfkeli birinin yürüyüş tarzı veya ayaklarımızı rastgele bir biçimde oynatmamız…
Bu gibi durumların tümü duygusal durumumuzu açığa vuruyor ve eş zamanlı olarak okunabiliyor.