Aleyna1
Gümüş Üye
-
- Katılım
- Ekim 13, 2014
-
- Mesajlar
- 5,966
-
- Tepkime puanı
- 212
-
- Puanları
- 318
“Pisuvar” son derece işlevsel bir icat. Hem erkeklerin hızlı bir şekilde ihtiyaç gidermelerini sağlar, hem de kadınları yanlış tuvalete girdikleri anda uyarır.
Pisuvar, laboratuvar, konservatuvar… Sonunu “-uvar” diye yazıp, “-uar” diye telaffuz ettiğimiz tüm bu mekan isimlerini Fransızca‘dan almışız. Orijinal dilinde “pissoir” diye yazılıp “pisuar” diye okunan kelime, “işemek” anlamındaki “pisser” fiili ve onu mekan ismi yapan “-oir” ekinden oluşuyor. Yani “pisuvar” aslında “işenecek yer” demek.
İşin garibi Fransızlar “pisuvar” denen bu eski kelimeyi neredeyse hiç kullanmıyorlar, onun yerine “üre“den gelen “urinoir” (tr. okunuşu: “üğinuağ” gibi-gibi) kelimesini kullanıyorlar.
Yurdumuzda sıkça rastlanan “peşkeş“, bir büyüğe sunulan “hediye“, birinin malını başkasına bağışlamak, verilmemesi gereken bir şeyi birine vermek gibi anlamlar taşıyor. Adı da kendisi gibi Orta Doğulu olan “peşkeş“, Farsça‘da “ön, önden” anlamındaki “peş” ve “çekme, çeken” anlamındaki “keş” kelimelerinin birleşimi. Bir şeyi birinin önüne sunmak, ikramı “önden çekmek” anlamına gelen “peşkeş“e yardımcı fiil olarak bir “çekmek” de biz çekmişiz.
Farsça “peşkeş“in benzeri Arapça “rüşvet” daha ziyade görev sahiplerine, çalışanlara “iş görülsün” maksadıyla verilirken; “peşkeş” daha büyük balıklara, daha büyük ödünler verilerek çekilir diyebiliriz. Bir de “rüşvet” nispeten kısa vadeli bir çözüm arayışıyken, “peşkeş” daha uzun vadeli güç oyunlarının parçası oluyor. Mesela Akdeniz’de cennet gibi bir kamu arazisini, hepimizin yeşilini mavisini akrabanıza “rüşvet” olarak vermezsiniz ama “peşkeş” çekebilirsiniz. Ne de olsa bu topraklar “peşkeş“ten az çekmedi.
Arapça “ihtiras” ve sıfat hali “muhteris“, “şiddetle arzuladı” anlamındaki “harese” fiilinden geliyor. “Hırs” ve “haris” kelimelerinin de kaynağı olan bu fiilin, son derece anlamlı ve bir o kadar da hörgüçlü bir hikayesi var:
Çölde susuzluğa haftalarca dayanabilen devenin, görünce bir saniye bile dayanamadığı bir çöl dikeni varmış. Bu dikeni yerken durdurulmazsa eğer, oracıkta ölüp gidermiş. Zira bilmezmiş ki, o dayanılmaz lezzet aslında kendi kanı… Dilini, damağını paramparça eden dikenleri keyif içinde çiğnemeye devam eder, kendi kanının tuzuyla mest olurmuş. Görünürde kan kaybından, esasında ise o şiddetli arzudan; “harese“den ölürmüş deve.
Egzos, eksoz, egzost, ekzoz… Yazarken patlamaya meyilli, tuhaf bir kelime. Doğru yazımı TDK‘ya göre “egzoz“. Mega Hafıza tekniğiyle “gazoz“dan hatırlanabilir
İngilizce‘den aldığımız “egzoz“un orijinali “exhaust” diye yazılıp “egzost” diye okunuyor. Önündeki “ex-” Latince‘de “dış, dışarı” anlamını vermiş. “Haust” ise “su çekmek” anlamındaki “haurire” fiilinden geliyor. Haliyle “egzoz“, boşaltım işlemine ve bu işi yapan boruya deniyor. İçten yanmalı motorlarda ise “egzoz” su değil yanan gazı atıyor; görevi gereği mümkün mertebe susturarak.
İngilizce‘de aynı kelimeden türeyen “exhausted” sıfatı var bir de, bizdeki karşılığı “tükenmiş” veya “pestili çıkmış” diyebiliriz.
Günümüzde “saf, naif, aptal” gibi anlamlarda kullandığımız “enayi” aslında Arapça‘da “ben” anlamına gelen “ene“den doğmuş.
“Enayi“nin Türkçe çevirisi de “benci” gibi bir şey oluyor. Bu aslında “bencil“, “egoist” yani “her şeyi kendine isteyen, sadece kendini düşünen“den ziyade “benmerkezci“, “egosantrik” sıfatlarına yakın bir kavram: Kendini evrenin merkezinde sanan “enayi“.
Halbuki ne kadar küçüğüz… Ara sıra gündelik sorunlardan, ıvır zıvırdan kafayı kaldırıp şöyle bir gökyüzüne, yıldızlara bakmamak, evrendeki yerini kendine hatırlatmamak; türümüzün en büyük enayiliği değil mi?
İki kişiyi birleştiren “çöpçatan“ı ikiye ayırdığımızda bakın içinden ne çıkıyor:
“Çöp” Farsça‘da “değnek, çalı” anlamına gelen “çub”dan gelmiş; polis değneği “cop”un kuzeni. “Çatmak” ise “birleştirmek” anlamına gelen; bize “çatal”ı, “çatık”ı vermiş Türkçe bir fiil.
Kimler çöp çatar? Mesela kuşlar. Çöpleri çata çata kurarlar yuvalarını. Bu durumda “çöpçatan” da başkaları için yuva kuran kişi olmuyor mu? Ama hikayenin aslı farklı:
“Çöpçatan“ın İngilizcesi “matchmaker“. “Match” bu dilde hem “çift, eş, eşleştirilmiş şeyler” anlamına, (örn: takımların eşleştiği “maç“), hem de “kibrit çöpü” anlamına geliyor. “Maker” ise “yapan” demek. İngilizler “matchmaker” derken bizdeki “maç“taki eşleştirmeyi, “eşleştiren“i kastetmişler.
Biz ise gidip ikinci “match“i, yani “kibrit çöpü“nü almışız “çöpçatan“ı oluştururken. Bu tercüme hatası kasten mi yapılmış bilinmez ama sonucunda iki dilin tabirleri benzer ama farklı şeyleri anlatmış: “Matchmaker“ın esas derdi doğru kişileri birleştirmek iken, “çöpçatan“ın derdi yuva kurmak olmuş.
Geçenlerde “varotik” diye yeni bir argo kelimeden haberdar olduk, hem de bir kadının ağzından duyarak. “Hem de” dememizin sebebi bu kelimenin hem cinsel, hem de sosyo-ekonomik anlamda ayrımcı olması: “Varoş” ve “erotik“in birleşiminden doğan “varotik“, en az onun kadar basmakalıp bir tabir olan “kenar mahalle güzeli“nin yeni sürümü gibi
“Varoş” kelimesini günümüzde şehir merkezinin uzağındaki, düşük gelirli yerleşmeler için kullanıyoruz ama kelimenin asıl anlamı biraz farklı. Macarca‘dan aldığımız bu kelimenin içindeki “var“, söz konusu dilde “kale” anlamına geliyor. “Varoş” ise özünde “kent, kasaba“yı anlatmış.
Dilimizde ise ilkin “kalenin, surların dışında kalan yerleşme” anlamında kullanılan “varoş“, zaman içinde evrilerek gecekondu mahallelerini anlatır olmuş. Macarca‘nın “kent, mahalle“sini alıp ona olduğundan daha detaylı bir anlam yüklememizin sebebi, bizde “kent” ve “mahalle” kelimelerinin halihazırda varolması sayılabilir. Bir dilde bir anlamı karşılayan birden çok kelime olduğunda, zamanla bu kelimelerin arasında anlam farklılıkları doğabiliyor, Türkçe‘ye gelirken tüm kaynaklarını tüketen “varoş” gibi.