Bâtılı Propaganda Edenlerin Cehd Ve Gayretleri

  • Kullanıcı SiNGo
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Forum Meydanı
Konu sahibi son olarak 5 gün önce görüldü
bat%C4%B1l-propaganda-650x250.jpg


Bilindiği gibi ister bâtıl isterse hak olsun bütün davalar, mensupları tarafından gösterilen çabaların yoğunluğu nispetince ilerler, aşama kaydeder. Hak dava sahiplerinin yaptıkları olağan üstü
Çalışmaları anlamak mümkündür ama batıl davaya mensup kişilerin gayretleri hayreti muciptir. Çünkü hakka tabi olanların uhrevi beklentileri ve mükâfatları varken bâtılı istikamet edinenlerin dünya dışında bir beklentileri yoktur. İşte bunlar ışığında bâtıla gönül verenlerin ahiret beklentileri olmadığı halde yaptıkları fedakarlıkları konu edinmek istedik ki hakkın tabilerinin daha fazla çalışması gerçeği ortaya çıksın.
Bunlardan ilki, kadın olmasına rağmen ciddi bir şekilde kendisini davasına adayan İspanya Kraliçesinin kızına dair. İspanya kraliçesi 2.Havva’nın kızı İsabella kilise adına 30 yıl Müslümanlarla mücadele veren fanatik bir dindardı. Müslümanların elinde olan Gırnata düşmeden üzerindeki elbiseleri değiştirmeyeceğine yemin etmişti. Gırnata’yı Müslümanlardan alabilmek için Hıristiyanları tek blokta toplamayı başarmış, askeri birlikleri bizzat kendisi yönetmişti. Üzerindeki mücevheratı ordunun donatımı için harcamış ve tüm dünyanın Hıristiyanlaşması için uğraş vermiştir. İsabella Hıristiyan liderlerini İslam’a karşı birleştirdi. Hıristiyan ordularına komutanlık etti. Tüm varlığını, mücevheratını ordusuna bağışladı. Amerika’yı talan için Colomb’u hazırladı. Hıristiyanlığın oraya girmesine zemin hazırladı, oraya misyonerler gönderdi. Müslümanları İspanya’dan çıkaran İsabella’nın bu azim ve başarıları kilise ve dinine bağlılığından kaynaklanmaktadır.
Haçlılar Müslümanları hezimete uğratmak için çok çalışmışlardır. Hatta insanları yardıma teşvik için şu yolu bile deniyorlardı. Paris’te Jean Paul Sarter önderliğinde yapılan faaliyet ve yardım sandıklarının üzerindeki şu cümle dikkatleri çekiyordu: ‘Müslümanlarla çarpışmak için haydi yardıma!’ Misyonerler, misyonlarını götürecekleri insanların dillerini öğreniyorlar; Afrika’da yaymak için Afrikalıların dillerini, Türkî devletlerde yaymak için Türkçeyi ve İslam’a saldırmak gayesiyle Arapçayı öğreniyorlardı.
İkbal, günümüz batıl mücadelesini şeytanın dilinden şöyle canlandırır: “Yoldaşlarım Müslüman’ın kulağını tıkayın, dünyanın gidişatını durdurabilecek tek varlık odur, onu asıl hedefinden caydırın. Bizim oyun, hile ve desiselerimizi bozacak tek varlık odur. O, ezan ve tekbirleriyle sabrımızı bozacak tek şahsiyettir, gecesi uzun sürsün, şafak doğmasın. Dostlarım Müslüman’ı asıl hedefinden saptırın. Bu ümmet uyanıp da şahsiyetini kazanırsa insanlığa yön verecek. İşte o gün vay halimize!”
Bâtılı propaganda edenlerin bazı yöntemleri:
*Cami yerine barlar ve pavyonlar açmayı öne çıkarmak.
*Hanımlar yerine metresler edinmek.
*Evlenme yerine flört etmek
*Akideyle savaşı mutlak inanç hürriyeti diye telkin etmek.
*Müslüman ülkelerinin geri kalmışlığını öne sürerek İslam’ın ilim ve tekniğe karşı olduklarını propaganda etmek.
*Kur’an, Hz. Peygamber ve İslam uleması hakkında uyduruk haberler yaymak.
*Hadisler ve İslam geleneği ile alakalı şüpheler yaymak
*Gençleri zevk ve sefahate sevk edecek yolları kolaylaştırmak.
*Dergi, gazete, basın-yayın (sinema, Tv, internet, facebook, twitter v.s) aracılığı ile insanları meşgul edecek ve asıl hedeften saptıracak şekilde bir atmosfer oluşturmak.
*Müslümanların izzet kaynağı olan ümmet anlayışını yıkıp yerine ulus-kavmiyet eksenli bir düşünce oluşturmak.
*Dünya insanlarını emperyalist devletlerin (ABD, İsrail, İngiltere v.s) politikalarına razı etmeye çalışmak.
*Anne-Baba etkisine ve aile yapısına karşı olmak… Ferdi ve bencil yaşamı desteklemek.
*Kadınları açık- saçıklığa teşvik edip moda adı altında gayrı İslami bir kıyafete bürümeye çalışmak
*İslamın dünyayla ilgili bir din olmadığını ön plana çıkararak kişileri sadece şekli bir takım ibadetlere yöneltip İslam’ın siyasi söylemini ve hareket tarzını ötelemek. Oysaki şehit İmam Ebu Hanifenin de belirttiği gibi İslam, ibadeti siyaset, siyaseti ibadet olan bir dindir.
Ezher Üniversitesi sabık rektörü Şeyh Abdülhalim Mahmud’un konumuzla ilgili şu hatırasını aktaralım: Kendileri Fransa’da misyoner yetiştiren bir enstitüye gider. Hazır olanlara selam verir, ancak selamının almazlar. Hazır olanlarla konuşur cevap alamaz. Enstitü müdüründen “suskunluğun” nedenini sorunca, enstitülerinde “konuşmadan iradeye sahip olma egzersizini” yaptıklarını ve bu sürenin 6 ay devam ettiğini, bu sürede iradesine sahip olup konuşmayanların misyoner olarak seçildiklerini ve faaliyet için dünyaya yayıldıklarını söyledi.
Abdullah Azzam, Celaleddin Hâkkani’den naklediyor: Biri erkek, biri bayan iki Fransız hekim cephede(Afgan-Rus savaşında) yanımıza gelip cephede kalmak için izin istediler. Erkeğe, yanındaki bayanın kim olduğunu sorduk. “Eşimdir” dedi. Hareketlerinden eşi olmadığını öğrendik. Bayan tedavi etmek bahanesiyle mücahidleri aldatmaya çalışıyordu. Erkek de ilaç kutularıyla müstehcen bazı fotoğrafları mücahidlere veriyordu. Görüldüğü üzere düşman Müslümanların azmini zor ve baskı ile kıramayacağını bildiği için insanların nefsine hoş gelecek şeylerle onlara yaklaşıyor ve dolayısı ile kişiyi tabi olduğu dava ve düşünceden uzaklaştıracak bir yola başvurmuş oluyordu.
Avrupa’da misyonerlere ait bir okulun girişinde şunlar yazılı: “Ey Misyoner, biz seni yumuşacık yatağa değil, seni zor ve meşakkatli bir yola davet ediyoruz. Seni mütevazı bir kulübe, bir lokma ekmek ve sert bir yatağa davet ediyoruz. Mükâfatın Allah katındadır. Sen Hz. İsa’nın yolunda olmakla mutlu olursun.”
Golde Mair, 1969-1973 tarihleri arasında İsrail Başbakanlığını yaptı. İsrail devletinin kurucularındandır. İsrail için dünyadan milyarlarca dolar yardım topladı. Golde Mair, hatıratında günde 16 saat Yahudilik için çalıştığını söyler. Her misyoner haftada 100 saate yakın bir süreyi propagandaya ayırır.
Bu örnekler ışığında davetçi Müslümanların tekrardan kendilerine şu soruyu sormaları gerekir. Acaba ben bu batıl ehlinin çalıştığı kadar çalışabiliyor muyum? Cevap olarak vicdan ve insafı konuşturup o minvalde hareket etmek gerekir. Evet, ey Rabbani davetçiler! Haydi, cehde, haydi çalışmaya…




Söz&Kalem Dergisi
 
Geri