...
.....
Tutuklanmış kitapsan yakılmışsan
...
.....
Bir çift turnaya benzerdi gözleri
...
.....
Göğüm öksüz kaldı bakar ağlarım
...
.....
Aldı gitti neyim var neyim yoksa
...
.....
Kalanlarsa yalım yalım yangınsa
...
.....
Bu can bu bedenden ayrılmıyorsa
Daha çok acıyla yanacak ömrüm
daha çok hasretle yanacak ömrüm.
...
.....
Yaktım koca ömrü zaaflı bir anda
...
.....
Yarla baharımı kışlara gömdüm
...
.....
Eğdim dağ başımı onun önünde
...
.....
Yetmedi ardından bakar ağlarım.
...
.....
...
.....
Kavuşamayan aşık iki ırmağın öyküsü
Yitik öyküdür
Tarihten iki ayrı coğrafyaya damlayan
İki ayrı yürekte durmadan kanayan
Seyduna’yla Şahrud
Yüreklerin akarken bıraktığı izi
Birbirlerinin gözlerinde aradılar.
Yoktu.
İki iklim farkıydılar
Ne zaman göz göze değseler
Yangın çıkmayacak denli uzaktılar.
Yalnızca aynaların dökülen sırrına yansırdı
Üçüncü bir kente düşmüş suretleri
Şahrud gökyüzü geliniydi.
Yüzüne bulut inse dolardı masal gözleri.
Bir solukluk rüzgarda bile
Usul usul kanardı gelincik bedeni.
Seyduna yeryüzü cehennemi.
Ölüm
çağrılı uçurumlarda sınardı sevdasını
Yalnız ufuk çizgisinde buluşurlardı
Onu da güneş günde iki kez ateşe verirdi.
İki iklim ayrıldılar.
“Ya Şahrud!” dedi Seyduna
“Gözlerime mermi diye sevdanı sürdüm.
Ardına bakma
gözyaşımla vurulursun.
Su gibi git.”
Şahrud’un yüzüne keder mayın gibi durdu.
Ve zaman gözlerinin su yeşilinde kuruldu.
Hüzün bir Buda heykeli gibi çırılçıplak
Yüzlerine oturdu.
Rivayet odur ki
Şahrud vardığı denizlerde hala
Seyduna türküleriyle uyanmakta
Seyduna
Şahrud’un gözlerinden kalan
Masalla yaşlanmakta.
.....
Tutuklanmış kitapsan yakılmışsan
...
.....
Bir çift turnaya benzerdi gözleri
...
.....
Göğüm öksüz kaldı bakar ağlarım
...
.....
Aldı gitti neyim var neyim yoksa
...
.....
Kalanlarsa yalım yalım yangınsa
...
.....
Bu can bu bedenden ayrılmıyorsa
Daha çok acıyla yanacak ömrüm
...
.....
Yaktım koca ömrü zaaflı bir anda
...
.....
Yarla baharımı kışlara gömdüm
...
.....
Eğdim dağ başımı onun önünde
...
.....
Yetmedi ardından bakar ağlarım.
...
.....
...
.....
Seyduna ile Şahrud'un Hikayesi
Kavuşamayan aşık iki ırmağın öyküsü
Yitik öyküdür
Tarihten iki ayrı coğrafyaya damlayan
İki ayrı yürekte durmadan kanayan
Seyduna’yla Şahrud
Yüreklerin akarken bıraktığı izi
Birbirlerinin gözlerinde aradılar.
Yoktu.
İki iklim farkıydılar
Ne zaman göz göze değseler
Yangın çıkmayacak denli uzaktılar.
Yalnızca aynaların dökülen sırrına yansırdı
Üçüncü bir kente düşmüş suretleri
Şahrud gökyüzü geliniydi.
Yüzüne bulut inse dolardı masal gözleri.
Bir solukluk rüzgarda bile
Usul usul kanardı gelincik bedeni.
Seyduna yeryüzü cehennemi.
Ölüm
Yalnız ufuk çizgisinde buluşurlardı
Onu da güneş günde iki kez ateşe verirdi.
İki iklim ayrıldılar.
“Ya Şahrud!” dedi Seyduna
“Gözlerime mermi diye sevdanı sürdüm.
Ardına bakma
Su gibi git.”
Şahrud’un yüzüne keder mayın gibi durdu.
Ve zaman gözlerinin su yeşilinde kuruldu.
Hüzün bir Buda heykeli gibi çırılçıplak
Yüzlerine oturdu.
Rivayet odur ki
Şahrud vardığı denizlerde hala
Seyduna türküleriyle uyanmakta
Seyduna
Masalla yaşlanmakta.