Başkaları ne der korkusu hayatımızı nasıl ele geçiriyor

  • Kullanıcı Özlem
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Ruh Sağlığı
🟢 Konu yazarı şu anda aktif
Gündemi veya bir etkinliği kaçırma endişesi olarak bilinen FOMO, yerini çok daha sinsi bir psikolojik engele bıraktı: FOPO. Başkalarının ne düşündüğünden korkma hali olarak tanımlanan bu durum, özellikle mükemmeliyetçilik sarmalına girenlerin kendi hayatlarını yaşamalarının önündeki en büyük engel.

Kültürümüzde hiç yabancı olmadığımız “elalem ne der” korkusu, dünya gündeminde de konuşulmaya başlandı. "Bunu söylersem ne düşünürler?", "Böyle giyinirsem nasıl algılanırım?", "Ya beni yetersiz bulurlarsa?"... Son dönemde psikoloji literatüründe sıkça konuşulmaya başlanan FOPO (Fear of Other People’s Opinions - Başkalarının Fikirlerinden Korkma), sosyal medyanın da etkisiyle modern çağın en yaygın görünmez prangası haline geldi.
"İnsan potansiyelini kısıtlayan gizli bir salgın"

Psikolog Dr. Michael Gervais, kaleme aldığı makalesinde konuya çok net bir giriş yapıyor: "Eğer elinizden gelenin en iyisini yapmak ve yüksek seviyede bir performans sergilemek istiyorsanız, insanların fikirlerinden duyduğunuz korku sizi engelliyor olabilir".

Gervais'e göre FOPO, modern dünyada mantıksız ve verimsiz bir takıntı haline geldi. Ünlü psikolog, bu durumu "insan potansiyelinin en büyük kısıtlayıcısı olabilecek gizli bir salgın" olarak tanımlıyor. Değerimizi, kararlarımızı ve mutluluğumuzu başkalarının onayına bağladığımızda, otantikliğimizi onaylanmaya feda ediyor, kendi hayallerimiz yerine başkalarınınkini kovalamaya başlıyoruz.
Evrimsel bir tuzak: Neden bu kadar önemsiyoruz?

Bu korkunun temelinde aslında evrimsel bir hayatta kalma mekanizması yatıyor. Atalarımız için kabileden dışlanmak, kelimenin tam anlamıyla ölüm demekti. Gervais bu durumu şöyle açıklıyor: "Bizler sosyal varlıklarız. Biyolojik olarak uyum sağlamaya programlıyız; bu yüzden aidiyet güvenlik demektir, bu aidiyetin dışına itilmek varlığımız için çok tehlikelidir".

Ancak günümüzde, ofisteki bir toplantıda fikrini söylemekten çekinmek veya yeni bir hobiye başlarken yargılanmaktan korkmak, beynimizde hala o ilkel "kabileden dışlanma" alarmını tetikliyor. Beynimizin arka planında çalışan süreçlerin yüzde 80'e yakınının başkalarıyla olan ilişkilerimiz etrafında dönmesi de bu evrimsel mirasın bir sonucu.
Kadınlar ve mükemmeliyetçilik sarmalı

Özellikle kadınlar için bu durum çok daha derin köklere sahip. Toplumsal beklentiler, her ortamda "uyumlu" olma baskısı ve mükemmeli yakalama çabası, FOPO'nun yeşermesi için en ideal zemini yaratıyor.

Çatışmadan kaçınmak ve onaylanmak adına sürekli başkalarının beklentilerine göre şekil almak, zamanla kişinin kendi sesini ve isteklerini duymasını imkansız hale getiriyor. Sonuç olarak, dışarıdan kusursuz görünen ama içten içe kişiyi tüketen bir yaşam senaryosu ortaya çıkıyor.
Çözüm: Kendi "kişisel felsefenizi" yaratın

Peki bu döngüden nasıl çıkılır? Çözüm, başkalarının ne düşündüğünü "hiç umursamamak" gibi gerçek dışı bir tavır takınmak değil. Çünkü sosyal varlıklar olarak başkalarının fikirlerini tamamen göz ardı etmek insanın doğasına aykırı.

Gervais, makalesinde asıl anahtarın dış dünyadaki sesleri susturmaya çalışmak yerine, öz farkındalığı artırmak ve güçlü bir "kişisel felsefe" geliştirmek olduğunu belirtiyor. "Eğer FOPO'yu gerçekten yenmek istiyorsanız, kim olduğunuza dair daha güçlü ve derin bir his geliştirmelisiniz" diyen Gervais, bunu yapmanın yolunun temel inanç ve değerlerinizi ifade eden bir kelime veya cümle bulmaktan geçtiğini söylüyor. Bu felsefe içi boş bir slogan değil; eylemlerinizi, düşüncelerinizi ve kararlarınızı yönlendiren içsel bir pusula görevi görmelidir.

Dikkatimizi dış dünyadan alıp iç dünyamıza yönlendirdiğimizde, başkalarının zihnindeki o hayali mahkemede sürekli beraat etmeye çalışmanın anlamsızlığını fark ediyoruz. Kendi değerlerinizi merkeze aldığınızda, o mahkemenin aslında hiçbir hükmü kalmıyor.
 
Başkalarının ne dediği tabi umurumuzda olacak. Bir kominitede yaşıyoruz. O zaman donla dolaşalım. Yok öyle bişi
 
Yazıyı okumadım ama Hiiiiç öyle şeylere takılamam
Yaptım çünkü canım öyle istedi…
 
  • Beğen
Tepkiler: Aze
Sorumlu olduğum kişiler dışında hareketlerime kim ne demiş önemli değil.
 
Bunu bırakalı yıllar oluyor, çok yıllar:d Benim için de aynı şekilde; çok umursadığım ve sorumlu hissettiğim insanlar dışında bu işler artık bana tamamen yabancı. Hatta canım da olsa onların bile düşüncesi bir yere kadar. Bir alıntı vardı neydi dur bakayım; “bu dünyaya bir şeylere zorlanmak için gelmedim. Kendi tarzımda nefes alacağım” (thoreau)
 
Hayatım boyunca kimseyi"acaba benim için ne der " diyecek kadar önemsemedim . Amann o başkaları acaba Şüheda ne der diye düşünmeli ,))
 
hayatımı başkaları ne der diyerek şekillendirip yaşamıyorum
 
Yaşadığınız toplumdan girdiğiniz her çevreye göre görünmez bazı kurallar vardır ve keyfi olarak ihlal edilemez.
 
Netflix'e Yasemin Sakallioğlu'nun gösterisi gelmiş. Gosteri başinda bu konuyla ilgili şöyle diyor:

"Bırak kim senin hakkında ne düşünüyorsa düşünsün ya. Hayat o kadar kısa ki; o bizi kalitesiz zannedecek, bu bizim hakkımızda kötü düşünecek, bu bir daha benimle görüşmek istemeyecek...

Herkesin o kadar muadili var ki... Çok fazla kaptırmışız kendimizi, insanlar bizi sevsin diye. O yüzden ben ne yapmacık olmayı seviyorum, ne de yapmacık insan seviyorum."
 
Yasemin sakallıoğlu kim.
 
Psikologlar isim verince çok havalı olmuş.
 
Geri