BirDevrinSonu
Üye
-
- Katılım
- Ocak 10, 2010
-
- Mesajlar
- 38,600
-
- Tepkime puanı
- 3,180
-
- Puanları
- 354
-
- Konum
- Napıcan ?
Eksilmesin diye bir şeyler, hep kendimden ödün veriyorum, hem de fazlasıyla. Bedelin neyse öderiz ey hayat, olmadı bulaşık yıkarız.
Kelimelerim paslanır metinlerin şafağında. Kötü kurulmuş cümleler ezberimi bozmaz. Duvarlar örerim ilmeğin çözüldüğü yere: Düşmeyeyim diye. Bugünlerde en çok odamı kapatıyorum kendime. Balkonlar en uygun mekan aslında: çaya, sigaraya, şiir yazmaya ve aşka. En arızalı zamanımda kendimi sokağa atmanın tehlikeli olduğunun bilincindeyim. Ama ben en tehlikeli zamanımda içimi sürükleyebilirim. Kağıt toplayan bir adamın, dilenen bir kadının, eskicilerin, işportacıların lekeli yüzlerinden hayaletler çalarım. Ne yazacağımı unuttuğumda bir sonraki durakta inmesi gereken birisi gibi telaşlanırım. –Hay öpeyim alnımı, ben kaderime aşığım.-
Yağmur yağmışsa, şehir ıslanmışsa, gri bir hava geziniyorsa liseli kızların üstünde, işte o zaman paçalarımı sıvar insanların arasından karışırım yüzü yok kelimelere. Parçalı bulutlu kederler ısmarlarım mahalle arasında top oynayan çocuklardan birine.-Hey küçük bakar mısın, bana köşedeki bakkaldan şiirimin yarasını kapatacak yara bandı alıp gelir misin?- Kimseyi bulamazsam sokakta, hissiyatımı açık arttırmaya çıkartırım. Ütüsü bozulmuş cümleler kurarım kendime. Nevresimini kimsenin değiştiremeyeceği cennet mekan yataklar gibi görüyorum mezarları diye başlayan bir yazı yazarım mesela. Ayağı kırık sandalyelerden intihar etmek gibi fanteziler kurarım. Hiç olmadı, bir sigara yakar, çayımı alır balkona çıkarım. Şiir yazıp şanımı kurtarırken şairliğimden, balkonda çamaşır asan komşu kızına aşık olurum. –Bu şiir benden sana. Saçların sürükler beni ardın sıra. Bu arada, bir dahaki balkon buluşmasında öğrenmek için adını sormayacağım sana. Aslında aşık olduğum kızların adlarını öğrenmek âdetim değildir ha. Böyle sürüp gitsin bu kara sevda.-
Meksika diyorum balkonuma. Şu taş zeminin dili olsa da konuşsa, neler uyduracak biliyorum. Kafamın içi çölden, silah seslerinden, komaya girmiş hüzün bağımlısı kelimelerden, anılarıma çıplak ayakla basan kızlardan ve bir daha dönüşü olmayan ölüm taslaklarından ibaret. Meksika: Biraz şiir, üstü gök.
Şehir, insanın kalbine giden yolu kesiyor. Maskelerle karışıyoruz kalabalıklara. Yaşam alanımızı daraltıyor her şey en nihayetinde. Sokak çocukları en çok şehirlerde üşüyor. Metropoller yalnızlıklar üstüne kuruluyor. Sesler, görüntüler, yalnızlıklar, kimsesizlikler, ağlamalar çoğalıyor git gide. Ben yalnızca balkonuma sığan bir balon gibi hissediyorum kendimi. Bıraksam kaybolacağım şehrin çaresiz gürültüsü arasında. Şakağımda bir dövme gibi kelimelerimi taşıyorum. Huzursuz bir kalbin duyumsayacağı kadar mutsuzum. Kavramlar canıma okuyor, daralıyorum kelimelerin arasında. Herkesin bir hayatı var lakin neden özgün olamayacak kadar birbirimiz oluyoruz yaşarken? Bizi birbirimize benzeten kim? Balkonumdan fırlattığım kelime okları kime saplanırsa saplansın, ben öleceğim sonunda. Bulun beni her neredeysem, hayat çıkmaz sokak diye bağıran insanlar, neredesiniz?
Satır sonları insana yeni bir başlangıç sunar mı diye, hep noktalama işaretlerinde iniyorum otobüslerden. Oysa kalbim soru işaretinin çengellerine asılı. Yeni bir yol bulsam, ancak kendimi yenilerim. Sırtımda şiirin hikmeti. Büyücülerin bozacağı bir büyü olmak istemiyorum. Alın beni bu rüyadan, uykumu kemiriyorum. Kalabalıklar yürüyor içime içime. Of Rabbim, ne çok yalnızım ve ne çok yalnızlık dolduruyorum evime, elbisemin ceplerine, balkonuma. Kelimelerin yanında intihar notu gibi duruyorum. Biraz merakla bakılan ama eğreti, ama yaban. Bir yerlere gitmeyi istiyorum halbuki, uzak bir kente, daha önce hiç kimsenin aklına getirmediği bir yerlere. Öyle bir yer varsa haber verin, kelimelerim ve kalbim sığınma talebim.
Balkonum. Meksika’m yani. İç ülkem. Uzağım ve yakınım. Şiirim. Evet, kalabalıklar dışarıdayken, şehir kirlenmişken, metropoller yalnızlık kusarken, insan balkonunda ölmeyi dileyebilir.
Cengizhan KONUŞ