1. BÖLÜM
Ucu bucağı belirsiz bir evren; Binlerce galaksi, milyonlarca sistem, milyarlarca yıldız… Bu devâsa evrenin içinde farklı mı farklı bir galaksi mevcut; Samanyolu. Bu galaksinin içinde şahane mi şahane bir sistem mevcut; Güneş Sistemi ve bu sistemin içinde de mükemmel bir gezegen yer alıyor; Dünya!
Evrenin en renkli, en canlı, en hayat dolu bu gezegeninde milyarlarca insan nefes alıp vermekte ve içinde, Yüzlerce ülke arasında en kıyaslanamaz olan bir ülke var; Türkiye! Milyonlara ev sahipliği yapan bu topraklar içinde güzelim mi güzel de bir kent mevcut; İstanbul! İşte bu metropolde öyle bir topluluk yaşıyor ki; Kendine özgü, farklı, rengârenk bir içeriği var. Âhenk dolu iletişimleri, müebbet muhabbetleri ve candan cana sıkı dostlukları ile bu topluluğun ismi de; Bahanegiller. İşte size bu topluluğun yaşamlarından demet demet kesitler sunacağız. Hazırsanız başlıyoruz…
Yazın kavuruculuğu artık yerini sonbaharın nârin serinliğine bırakmıştı. Öğrenciler okul hazırlığında, gençler iş-güç telaşında, yaşlılar da güzün huzuru arayışındaydı. Hayvanlar ise harıl harıl kışa hazırlık yapıyordu… Yalnız bir topluluk vardı ki, onlar için varsa yoksa her şeyi forumlarıydı. Özellikle yaklaşan 2. Kuruluş yıldönümüne odaklanmış durumdaydılar.
Yıl 2012 ve aylardan Eylül’dü. Şarkıda da denildiği gibi Eylül’de gelmişti sonbahar. Sokaklarda günü birlik konuşturmalar, caddelerde her zaman ki gibi birbirine karışan sesler ve tabi ki gece ile gündüzün koşuşturması… Bahanegiller, açmış oldukları forumun yaklaşan ikinci yıl dönümü hazırlıklarını tüm hızıyla sürdürüyordu. Herkese muhtelif konularda bir görev taksim edilmiş ve her görev sahibi canla başla üstlerine düşeni yerine getiriyordu:
- Keser misin şunu lütfen!
PROmetheUS, elindeki maket bıçağını açıp kapatarak Zeynep’in sinirlerini dürtüyordu. Aslında hâl ve hareketleri, zamanların kötü adamı Erol TAŞ’a benzese de, fevkalâde yumuşak bir yüreğe sahipti. Sâdece kızdırmayı ve şakayı seviyordu; o kadar.
Bahanegiller, forumun ikinci yıldönümü için Mahzen Cafe’nin üst katını mesken tutmuşlardı. Alpacino’nun çocukluk arkadaşının yeri olması sebebiyle, seçimleri pek zor olmamıştı. Cafe, İstanbul’un içindeki yüzlerce cafenin içinde belki kayboluyordu ama gerek iç dizaynı, gerekse sundurmanın üzerindeki isim levhası ile kendini farklı kılıyordu. Mahsen Cafe’nin; Fıstık yeşili duvarları, kirşlere bir sevgili gibi sarılmış sarmaşıkları ve oyun logolarını andıran masaları ile kendine has bir ortamı vardı. 4. Leventte olan olan bu cafe, hatırı sayılır müşteri çekmekle birlikte, kutlamalar ve törenler için de sıkça seçilen bir ortamdı.
- Zeyno, forumun girişine şöyle güzel bir index yapalım. Foruma ilk girmek isteyen müthiş bir intro girişi ile karşılaşsın. İşte ‘’2. Yılımızda sizleri de aramızda görmekten kıvanç duyarız’’ tarzında bir yazı, rengârenk bir şekilde karşılasın gelenleri. Tabi arka plana da bir şeyler uydururuz. Sonra yazının altına bir kapı yapar ve içine giriş linkini ekleriz. Nasıl? Ben ses efektlerini ayarlarım ;)
Zeynep, Beste’nin caniko’suydu. Aralarından su sızmazdı. Birlikte en iyi anlaşan çift denilse yeri vardı. Beste, Bahanegil’lere henüz yeni katılmıştı, fakat forum admini Zeynep ile birbirlerine çabuk ısınmışlardı. Zeynep’in cana yakın kişiliği ve samimi yaklaşımı, Beste’nin dost sever ve sâdık profili ile birleşince bu uyum ortaya çıkmıştı. Zeynep, forumun özellikle Düşünce Platformu ve IRC kısmı ile ilgileniyordu. Beste ise kalemini konuşturarak yazarlığa soyunmuştu. Yer yer muhtelif konularda da paylaşımlarda bulunuyor, ara sıra da chat kısmına takılıyordu.
- Müthiş bir fikir canım, ama önce Emre ile konuşmalıyım.
Zeynep şirin ve bir o kadar atılgan bir kızdı. Üniversite yıllarında derslerindeki azmi ve sınavlarındaki başarıları ile de göz dolduruyordu. Ekseri kısa tuttuğu siyah saçları onu, Resident Evil serisinde başrol oynayan Milla Jovovich’e benzetiyordu. İnce mi ince bir sesi, uzun mu uzun tırnakları ve şirin mi şirin bir köpeği vardı. Forumun vazgeçilmezlerinden olan Zeynep, yeri kolay doldurulamayacak bir kişilikti.
Hava kararmak üzereydi. 4.Levent semti bir akşama daha konuk oluyordu. Git gide akşamlar daha da serinliyordu ve sonbahar artık alenen ‘’işte buradayım’’ der gibiydi. Güz yağmurları henüz başlamamasına rağmen havadaki soğuk nem, sıcağı epey bölüyordu.
Mahzen Cafe’nin kapısı aralandı. İçeri, araba kornalarının orkestrası eşliğinde bir genç girdi. Sanırım o içeri girdiğinde, dışarıda trafik allak bullak olmuştu.
1. Bölümün Sonu.
Not: Dizideki karakterler ve olaylar tamamen hayâl ürünü olup, gerçekle uzaktan yakından ilgisi bulunmamaktadır.