Bizden hiçbir şeyi esirgemeyen babalarımız her şeyin onların kurallarına göre işlemesi gerektiğine inanırlar. Ne zamanki yoldan çıkacak, onlara ters düşecek bir hareketimiz olur;bu onların nazarında köteği hak ettiğinizin resmidir. Ondan sonra bize her şey mubahtır.
Peki ya biz sinirlenirsek? Sonuçta karşındaki gücünün hiç yetmeyeceği ya da yetmesini hiç istemeyeceğin biri de olsa içten içe sinirlerimiz bozulur. Haliyle biz bir şeyleri yıkıp dökemeyeceğimiz için, içimizden sinirlenmek en iyi bildiğimiz şeydir.
Babanızın sinir bozan hallerine alıştığınızı biliyoruz. Ama her seferinde yine de sinirlerinizi hoplatmayı başarıyor değil mi? Babadır ne yapsa yeridir deyip geçemediğimiz o sinir bozucu hareketler tam bir ömür törpüsüdür.
Gece kanepede ne güzel uyumuşsunuzdur. Aniden gelir tepenize dikilir;
-Kalk lan kalk yerine yat, uyumuş kalmış burda mal gibi.
Tamam aynı şeyi anne de yapar da böyle mi yapar Allah aşkına? Onun şefkati her yerdedir. Bir de babaya bak!
İnsanı uyku sersemliğiyle dumura uğratır.
Bir de insana sürekli kendini gerizekalı gibi hissettiren muhabbetleri vardır.Anlatmakla bitiremezler, sizin o konuyla ilgili fikriniz olamaz; çünü o konuyu herkes bilemez. Bazen üzerine iddaya bile girerler ki, arada bir kaybedince akılları başlarına gelir. Ama siz içinizi dökemedikten sonra ne işe yarar.
Bu kadar tantanaya rağmen, siz ortaya bir şeyler anlatıyorken sizi dinleyenlere sürekli başka şeyler sorması. Mesela annenizle o güne dair bir anınızı paylaşıyorsunuz.
-Hanım tuzluğu uzatır mısın?
Anneniz tuzluğu uzatır sizi dinlemeye devam eder.
- Eee bu tuzluk akmıyor ne olacak şimdi?
Anneniz geçiştirmeye çalışır.Ama yok bir kere taktı kafaya illa onunla ilgilenilecek. Ortamda baba varken, en çok o konuşacak en çok onu dinleyeceksiniz.
Genel olarak baktığımızda şeker gibi insanlar olan babalarımız, otoritelerinden kaynaklanan şımarıklıklarıyla bizi çıldırtmayı her alanda başarsalar da, eee biz de eşek değiliz ya; kendimize göre daha az sinirlenme metotları geliştirdiğimiz için, çoğu zaman "yav he he" diye geçiştirebiliyoruz.
Peki ya biz sinirlenirsek? Sonuçta karşındaki gücünün hiç yetmeyeceği ya da yetmesini hiç istemeyeceğin biri de olsa içten içe sinirlerimiz bozulur. Haliyle biz bir şeyleri yıkıp dökemeyeceğimiz için, içimizden sinirlenmek en iyi bildiğimiz şeydir.
Gece kanepede ne güzel uyumuşsunuzdur. Aniden gelir tepenize dikilir;
-Kalk lan kalk yerine yat, uyumuş kalmış burda mal gibi.
Tamam aynı şeyi anne de yapar da böyle mi yapar Allah aşkına? Onun şefkati her yerdedir. Bir de babaya bak!
Bir de insana sürekli kendini gerizekalı gibi hissettiren muhabbetleri vardır.Anlatmakla bitiremezler, sizin o konuyla ilgili fikriniz olamaz; çünü o konuyu herkes bilemez. Bazen üzerine iddaya bile girerler ki, arada bir kaybedince akılları başlarına gelir. Ama siz içinizi dökemedikten sonra ne işe yarar.
Bu kadar tantanaya rağmen, siz ortaya bir şeyler anlatıyorken sizi dinleyenlere sürekli başka şeyler sorması. Mesela annenizle o güne dair bir anınızı paylaşıyorsunuz.
-Hanım tuzluğu uzatır mısın?
Anneniz tuzluğu uzatır sizi dinlemeye devam eder.
- Eee bu tuzluk akmıyor ne olacak şimdi?
Anneniz geçiştirmeye çalışır.Ama yok bir kere taktı kafaya illa onunla ilgilenilecek. Ortamda baba varken, en çok o konuşacak en çok onu dinleyeceksiniz.
Genel olarak baktığımızda şeker gibi insanlar olan babalarımız, otoritelerinden kaynaklanan şımarıklıklarıyla bizi çıldırtmayı her alanda başarsalar da, eee biz de eşek değiliz ya; kendimize göre daha az sinirlenme metotları geliştirdiğimiz için, çoğu zaman "yav he he" diye geçiştirebiliyoruz.