Baba Evladı Mı Suçlamalı ; Evlat Mı Babayı Suçlamalı ?

Z
  • Kullanıcı Z3yn3P
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Çocuk Sağlığı ve Eğitimi

Bu mısralarda özetlenmiş çocukların iç dünyaları , sevgileri vasıfları… Çocuklar güle, büyükler bahçıvana benzer. Gül, bahçıvanın elinde canlanır, hayat bulur. Bakımı güzel yapıldığında dünyaya eşsiz renkler, güzel kokular sunan bu nadide çiçekler, ihmal edildiklerinde solar, cılızlaşır ve bir müddet sonra ölmeye yüz tutarlar…. İnsanlar âleminin gülleri, çiçekleri, neşe kaynağı da çocuklardır. Kırmızı, sarı, pembe, beyaz renk renk, çeşit çeşit olan bu güllerin kızılı hatta, siyahı da vardır. Özen ister güller, gül çocuklar. Hassasiyet, bakım ister. Bitki güllerinin su ve mineral ihtiyacının yanında güneşe olan ihtiyaçları gibi; onların ak maddî beslenme yanında güneş gibi maneviyata ihtiyaçları vardır. Maddi verimlilik ve sıhhatlerinin de kaynağı olan maneviyata. Emanettir çocuklar anne babaya ve emanetlerin en yücesi, en ulvisi "Emanetullahtır" Dünyaya gelmesine sadece vesile olan ebeveyn, hemen sahiplenirler şirin yavruyu. Onu kendilerinin bir parçası görür, üzerine titrerler. Yemez yedir, giymez giydirir, bütün varlıklan ile ona hizmet ederler. Çocuklarının sağlıklı bir beden, gürbüz bir vücut ve parlak bir istikbale kavuşmaları için gece gündüz demeden çalışır dururlar. Bu emeklerine karşılık Rabbimiz anne-baba hakkını: Allah hakkından. Peygamberinin hakkından ve hoca hakkından sonra en önemli hak olarak görmüş; cennet nerede ise anne babanın rızasını kazanmaya bağlı kılınmıştır. Fakat anne babaların unutmamaları gereken en önemli husus; çocuğun gerçek sahibinin kendileri değil Allah-ü Teala olduğu hak'katidır. Çocuğun dünyaya gelmesinde anne baba sadece vesile iken, Allah-ü Teala onu yaratandır. Çocuk, evlat olmadan önce kuldur. Çünkü asıl, vesileden önce gelir. Bu öyle bir gerçektir ki, bazen anne baba olduğu halde çocuk dünyaya gelmez, bazen anne baba hiç istemediği halde bir çocukları olur ve anne babaya hiç sormadan onların göz yaşlan arasında ciğerparelerini Yaratan alır. Rab'bimizin, kullarına ebeveynlerinden çok daha merhametli olduğuna şu hadis-i şerif işaret etmektedir. ''Peygamberimiz (s.a.v.) çocuklarına merhamet nişanesi bir harekette bulunan bir kadını görünce: "Çocuğuna çok merhametli olan şu kadını görüyorsunuz değil mi? Nefsim yed-i Kudretinde olan Allah'a (c.c.) yemin ederim ki, Allah Teala mü'minlere şu kadının çocuğuna olan merhametinden çok daha merhametlidir" buyurmuşlardır(l) Yine, bu duruma işaret eden başka bir hadisi şerifte şöyle zikrdedil-mektedir: “ Allah (c.c.) Hazretleri rahmeti yüz kısım yaptı, doksandokuzunu kendisi indinde tuttu. Birini yeryüzüne ihsan etti. İşte mahlukat bununla birbirine merhamet eder. Şöyle ki, kısrak, ayağının tırnağı tayına dokunur korkusu ile kaldırır" (2) Bu hadisi şeriflerin beyanı ile ebeveyni bir yandan rahatlık, diğer yandan vazife duygusu sarmalı. Mademki çocuklarımızı bizden çok seven Rableri var, o zaman başlarına gelen ve bizim üzüldüğümüz hadiseler aslında onların menfaatinedir. Çünkü bu kaderi onları çok seven Allah-ü Teala takdir etmiştir. İkinci duygu ile insan ağır bir sorumluluk altına giriyor. Bir çocuğa sahip olma amaçlarından en önemlisi "ona göstereceğimiz emek karşılığında yaşlanınca bize bakar" düşüncesidir. Evladı kendileri ile ilgilenmeyen veya itaat etmeyen anne Baba: "Yemedik yedirdik, giymedik giydirdik, saçımızı sana süpürge ettik, şimdi niçin bizimle ilgilenmiyorsun?" siteminde bulunurlar. Bütün bu emeklerinin karşılığında ilgi ve bakımı kendilerinin hakkı olarak görürler. Rabbimiz de bu hakkı onlara vermiş, İlahi &…Kelamında "... onlara öf bile demeyiniz..." buyurarak evlatları ikaz etmiştir. ………… Ya Rab'bimizin hakkı nasıl olmalıdır? İnsan, bunu hayal dahi edemiyor. Çünkü, bizi yoktan yaratmış, intizamlı bir vücut ve akl-ı selim nimeti sunmuştur. Tamamen yardıma muhtaç bebekliğimizde anne babamıza ve diğer insanlara merhamet duygusu vererek, bize zevkle bakmalarını sağlamış, rızkımızı dahi annemizle birlikte hazır olarak göndermiş. Bunları düşünen anne-babanın çocuklarını gerçek sahibinin rızasına uygun olarak yetiştirmeleri en önemli vazifeleridir. Çünkü çocuk gerçek sahibi tarafından bir süre için bakımı sağlanmak ve kendilerine de eğlence olmak üzere anne babaya emanet edilmiştir. Ne zaman ve nasıl geri alınacağı ise belirtilmemiştir. Emanet alan şahsa yakışan ise, onu örselemeden, zedelemeden, sahibinin istediği şekilde iade etmektir. Aksi taktirde emanete hıyanet eden kötü insanlar sınıfına girer… değerli dinleyenler… ……… Anne baba çocuklarının maddi ihtiyaçlarını temin etmek, parlak bir istikbal kazanmalarını sağlamak için bütün varlıklarını ortaya koyarlar; fakat çocuk için asıl ihtiyaç, ona ebedi saadeti kazandıracak olan maneviyattır. Bunu temin etmek ise anne babaya vazifedir. Peygamberimiz (s.a.v.) "Hiçbir baba evladına güzel edepten daha üstün bir bağışta bulunamaz" buyurarak çocuğumuza sunacağımız menfaatlerin ancak maneviyatla kuşatıldığı takdirde anlam bulabileceğini ifade etmiştir. Diğer bir hadis-i şeriflerinde Peygamberimiz (s.a.v.) "çocuklarınıza ve aile halkınıza hayır öğretin ve onları edepli yetiştirin" buyurarak bilhassa aile reisi babayı ev halkının ruhi (manevi eğitiminden mesul tutmuştur. Manevi değerlerle yetiştirilmeyen çocuklar neticede önce ailesini sonra akrabalarını, daha sonra da toplumu derinden yaralayan suçlar işlemekte. Hangi anne baba evladının içkici, kumarbaz, katil, yalancı olmasını ister ve hangi anne baba evladının dürüst, namuslu, edepli, saygılı, merhametli olmasını, ailesine, akrabalarına, vatanına, milletine hayırlı bir fert olmasını istemez. Bu nedenle bütün güzellik ve kötülüklerin daha çocukken minicik beyinlere nakşedilmesi gerekir ki, ileride huzurlu bir neticeye ulaşabilsin. Bu konuyla ilgili olarak anlatılan meşhur hikayede; hırsızlık suçundan idama ***ürülen adama son arzusu sorulduğunda, annesinin dilini öpmek olduğunu söyler. Bu arzusunu yerine getirmesine izin veren görevlilerin huzurunda annesinin dilini ısırarak koparır. Ve "bugün idam edilmenin sebebi bu dildir. Çünkü daha küçükken yumurta çalmakla işe başladım. O zaman bu dil beni takdir değil, tenkit etseydi, hırsızlık bende alışkanlık haline gelmeyecek, şimdi de bu suçtan idama gitmeyecektim diye feryat eder… ………… Bazen anne babanın muhabbet ve merhameti çocuklarının İslam ahlakı ile yetişmesine engel olurken, onun ibadetlere alışmasına da bir perde teşkil etmektedir. Bu gerçeği büyüklerimiz "Evladına kıymayan, evladına kıyar" sözleriyle ifade etmişlerdir. Daha küçükken uykusunu alamaz diye çocuğunu namaza uyandîrmayan, soğukta üşür diye abdest aldırmayan, acıkır diye oruç tutturmayan, gününü gün etsin diye gayri islami eğlenceler gönderen, serbest yetişsin diye ahlak mefhumu nedir tanımayan ebeveyn, çok sevdikleri çocuklarına kıymaktadırlar. Keşke çocuklar uykusuz kalsalar da nar-ı cehennemde yanmasalar keşke çocuklar eğlencelerden uzak kalsalar da, ahirette Rablerin-den firkatte olmasalar, keşke çocuklar aç kalsalar da zakkum azığından hiç tatmasalar. Her çocuğun İslam fıtratı üzere doğması gibi, menfi tesirler olmadığı takdirde her insan fıtratı da Rabbine itaate meyillidir. Ebeveyne düşen ise çocuğu bu fıtrat üzere yetiştirmektir. Bu müstehap olan bir fiil değil, evladın anne babası üzerindeki hakkıdır. Hz. Ömer (r.a.) zamanında cereyan eden bir hadise bu konunun önemini gözler önüne sermektedir. Bir adam Hattab oğlu Ömer'e (r.a.) gelerek, oğlunun serkeşliğinden, anne babasına karşı geldiğinden şikayette bulundu. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.) onun oğlunu huzuruna getirip, anne babasına karşı gelse ve onlara haklarını unutması hususunda dikkatini çekti. Oğlan şu cevabı verdi: "Ya Emire'l Mü'minin, çocuğun anne babası üzerinde hakları yok mudur?" Ömer (r.a.): "Evet vardır" diye cevap verdi. Oğlan "onlar nelerdir?" diye sorunca, Ömer (r.a.) şöyle cevap verdi: "Evlenirken annesini araştırıp seçmesi, çocuğu doğunca ona güzel bir isim koyması ve Allah'ın kitabını ona öğretmesi" bu haklarındandır. Oğlan bunları din-delikten sonra dedi ki: "Ya Emire'l Mü'minin! doğrusu babam bunlardan hiçbirisini yerine getirmemiştir. Anneme gelince zenci bir kadın idi ve aynı zamanda bir mecusiye ait idi. Benim ismimi cacül, yani-karaböcek- koymuş ve Allah'ın kitabını da bana öğretmemiştir, bir harf olsun belletmeyi akletmemiş-tir." Bu sözler üzerine Hz. Ömer (r.a.) o adama dönerek dedi ki: "Be adam, bana gelip oğlunun serkeşliğinden, ana babasına asi olduğundan şikayet ediyorsun; oysa ondan önce sen ona asi olmuş, haklarını çiğnemişsin, o sana kötülük etmeden sen ona kötülükte bulunmuşsun."
 
Geri