Ayrılma bahaneleri

🟢 Konu yazarı şu anda aktif
Ayrılmak istedikten sonra gözünün üstünde kaşın var da bir bahanedir.
 
15a5a2a6662853_yupickup.jpg
 
Haklisiniz.Hep bir bahane lazim.
 
Bahane güzel bir şey.
Son terk edilmemde bir bahane bile yoktu.
Gidiyorum dedi ve gitti.
 
"onu ilk kez gördüğümde yaşantımda çok önemli bir yer tutacağını sezmiştim. bu tıpkı,bir filmin daha ilk karesinden bütününü kavramak,sonunu tahmin etmek gibi bir duyguydu. onu ilk gördüğümde bundan böyle artık benim için çok önemli olacağını sezmiş ve ürkmüştüm. o andan başlayarak yaşantım değişecek,artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. bunu nasıl güçlü hissettiğimi ve sarsıldığımı iyi hatırlıyorum. fakat elimden gelen hiçbir şey yoktu. çünkü güçlü bir çekim alanının etkisine girmiş, büyülenmiştim. bütünüyle tuhaf olarak tanımlanacak bir zevkle bu albeniye kapılmıştım. tamamen kendi isteğimle ve tamamen “ben” oluşumla ilgili olarak.”
**

1997 sonbaharıydı. Okula kayıt esnasında görmüştüm onu ilk. Dalgalı saçları vardı. Bembeyaz ve uzun boyluydu yaşına göre. İkimiz de 1-A sınıfına kaydolmuştuk. Ben babamın sigara kokan ellerine sarılarak, o ise annesinin mantosuna tutunarak gitmiştik.
Birkaç hafta sonra okul açılmış, sınıflar dolmaya başlamıştı. Biz yanyana oturduk. Ve bu serüven taa lise sona kadar devam edecekti. Sadece aynı sınıf ve sıra değil, kollarımız da aynıydı. Sivil Savunma Kolu'ndaydık ve kimi nasıl savunacağımızı o yıllarda gerçekten bilmiyorduk.

Mahalle maçlarında Tsubasa-Misaki ikilisi gibiydik. O top sürme konusunda iyiydi, bense hava toplarına hâkimdim. Nereden bakarsan bak; birbirini tamamlayan iki gerçek çocuktuk.
Büyüdük; internet cafe ile tanıştık. Counter Strike da karşımızda rakip bulamaz olmuştuk. O Aug kullanırken, ben genelde basede durup info verirdim. Dost meclisimiz genişliyordu bu demde.

Liseye geçtiğimizde herkes kopacağımızı düşünürken, ikimiz de sayısalı seçtik. Ve kaderin cilvesi; yine aynı sıradaydık. Lise sona kadar ben ne yaptımsa; o her zaman yanımdaydı. Kavgalarda yanımda, ilk sevgili buluşmasında yanımda ve ilk sigarada yanımdaydı. Daha doğrusu hep yanyanaydık. Sonra o farklı bir şehirde farklı bir bölüm, ben ise tam zıttı. Kırılmalar başlıyordu.

Sömestir tatillerinde bir araya geldiğimizde ondaki değişimi görmeye başlamıştım. Biraz daha dini sohbetler (kaldığı yerden mütevellit) biraz daha sofu ayağına kaymaya başlamıştı. Kabullenmiştim. Hem ne olacaktı ki? Dostluk zaten kabullenmek değil miydi?
Birkaç yıl daha bu şekilde devam edip görüştükten sonra bir gün beni arayıp görüşmemiz gereken önemli bir şey olduğunu söyleyip beni bir cafeye çağırdı. Anlamıştım, hissetmiştim o ilk gördüğümde hissettiğim duygunun tam tersini bu kez.
Kolumdaki dövmeden bahsetti, kulağımdaki küpeden bahsetti, dinlediğim müzikleri, izlediğim filmleri bahane etti. Giyim kuşamıma kadar anlattı. Sonra dedi ki "ben artık seninle görüşmek istemiyorum"

Gözlerine bakıp gülümsetip; peki dedim. Sigaramı söndürüp ayağa kalktım. Son kez sarıldık. Bitirdik.

Arada haberleri geliyor kulağıma. Matematik öğretmeni olmuş, atanmış, sonra içeri alınmış, sonra salıverilmiş. Kendi kendime "ulan hayat gerçekten tuhaf be favi" dedim. Bazen rüyalarıma da giriyor hergele ama olsundu, mutlu ol be Ahmet.
 
Bahane üretmeden ve karşı tarafın aklında soru işaretleri kalmayacak şekilde açıkça konuşup bitirmek gerekiyor, öteki türlüsü bana göre korkaklık ya da açık kapı bırakma mantığıdır.
 
Geri