Avrupa Sanatı

Konu sahibi son olarak 2544 gün önce görüldü
Ortaçağ. — Kavimler göçünün büyük hareketi sona erince, bütün Avrupa memleketlerinde yüzyıllar boyunca, çok benzer şartlar doğmuştu. Her yerde derebeylik hâkim bulunuyordu. Yüksek kilise makamları da şövalyelerin elinde bulunduğundan, bütün kültür meselelerine onlar yön veriyordu.

Ortaçağ sanatı iki büyük devre ayrılır: Roman Sanatı; Gotik Sanat.

a) Roman Sanatı (1000-1200). — Bu devirde Cermen kavimleri daha önemli rol oynadığı halde, sanat tarihinde «Roman Sanatı» deyimi yerleşmiştir. Roman sanatında tahta yapının yerini taş yapı almıştır. İlk Bizans devrinden beri ilk defa yeniden anıt ölçüsünde mimarlığa dönülmüştür. En önemli yapı konuları şatolarla kiliselerdir. O çağdaki şatoların pek azı zamanımıza kadar gelebilmiştir. Almanya’nın büyük imparator şatolarından hemen hiçbir şey kalmamıştır. Fransa’da Angers, Cancassonne, İngiltere’de Norman kaleleri örnek olarak gösterilebilir.

Kiliseler ise muazzam, kütlevi yapılardır. Kuleleriyle dış görünüşleri şatoların manzarasına yakındır. Almanya’da kule sayısı 5’e kadar çıkar. Ren nehri boyunca Speyer, Worms, Mainz gibi büyük katedraller yükselir. Eski Hıristiyan sanatının bazilika tipi gene kullanılırsa da, yavaş yavaş düz çatıdan tonoz örtüsüne geçilir ki bu, Ortaçağ’ın büyük yapı yeniliğidir.

Ortaçağ plâstik saantlarında, bu arada duvar fresklerinde, tabiattan uzak Kuzey sanatı görüşü hâkimdir. Dine bağlı sembolik bir tabiat kavramı vardır.

VII. yüzyıldan İtibaren İrlanda, Almanya, Fransa’da manastırlara bağlı minyatür okulları meydana çıkar. Minyatürlerde sembolik tasvirler yanında tabiat gözleminin de bulunuşu dikkati çeker.

b) Gotik Sanat (1200-1500). — «Gotik» deyimini XVI. yüzyılda İtalyanlar’ın, «barbar» buldukları bu üsluba yakıştırdıkları bir addır, Gotlar’dan gelmedir. Ortaçağ’ın bu ikinci büyük devrinde şehirler belirmeye başladı. Her şehir kendi katedralinin en muhteşemi olması için bütün varlığını ortaya koyuyordu. Bütün bir şehir halkının, Bitmesi yüzyıllarca süren bu büyük yapılarda elbirliğiyle çalıştığı olmuştur.

Gotik üslûp Fransa’da gelişmiştir. Bu üslûpta Roman kütle yapısının yerini parçalı yapı alır. Roman devrinde kemerler yuvarlakken, gotikte sivri kemer kullanılmıştır. Sivri kemer de, yüksek yapılara elverişli bir şekildir, iç mekânda aranan yüksekliği elde etmeye yaramıştır.

Duvarın parçalanması ile, duvar resimleri yerlerini renkli pencere camlarına bırakmış, «vitray» sanatı doğmuştur. Türlü renklerdeki camlardan yüksek mekânların içine süzülen ışık, mistik bir hava yaratmıştır. Fransız katedralleri bu üslûbun en gösterişli temsilcileridir.

Resimde gotik devir esaslı yenilikler getirdi. Bu arada, ilk defa tablo yapılmaya başlandı. Tablo, kiiisede altarda duran resimli tahta kanadlardan doğdu. Gene ilk defa yağlıboya tekniği kullanıldı. Yağlıboyayı ilk kullananlar Van Eyck Kardeşler’dir.

Gotik devrinde müzik de gelişti. Bu arada, Fransa’da Leoninus, Perotinus jgibi, müzikte devrim yapan ustalar yetişti. Paris’teki Notre-Dame Kilisesi’nin koro şefi olan Leoninus çoksesli müziğin gelişmesinde en önemli adımı atmıştır.

Tiyatro da gotik devrinde, kiliselerde oynanan dinî oyunlarla gelişti. Öte yandan, halk sanatı da karnaval şenliklerinde bir nevi ortaoyunu olarak kendini gösterdi.

Yeniçağ. — Bu çağdaki Avrupa sanatı 1) Rönesans, 2) Barok, 3) Klâsisizm, 4) Romantizm devirlerini geçirmiştir.

a) Rönesans. — İtalya’da 1400-1590, kuzeyindeki memleketlerde 1450-1600 yıllarında devam etmiştir. Rönesans yeni, şahsi hayata uyanmış Avrupalı’nın Ortaçağ’daki kapalı görüşe karşı tepkisidir; Bu, İtalya’da Antik devre, taklitten çok uzak bir dönüş olarak görülür. Serbestliğe kavuşan şahsiyet, tekrar tabiata döner. Yüksek bir güzellik anlayışı ile, tabiata dayanan temellerde idealizm de buna katılır. Yeni sanat şekilleri İtalya’dan öteki Avrupa memleketlerine de yayılmıştır. Ancak, hele kuzeyde, İtalyanlar’ın «güzel şekil» idealizmi yerine kuvvetli bir natüralizm görülür.

Rönesans mimarlıkta gotik sistemi tamamen bırakmış, basilika ve merkezî yapıya dönmüştür. Sivri kemerin yerini yuvarlak kemer almıştır. Plastik sanatlarda da konuların dine inhisar etmekten çıkması pek çok imkânlar yaratmış, portre birden ön plâna geçmiştir. Rönesansın özelliklerinden biri de her sanat kolunda eser veren büyük sanatkâr şahsiyetleri yetiştirmiş olmasındadır: Mimar-heykelci-ressam Michelangelo, mimar-heykelci Brunelleschi gibi.

b-) Barok (1590-1750). — Barok sanat İtalya’da doğduysa da sonradan asıl gelişmesine Almanya, Avusturya, Fransa ve İspanya’da ulaştı. Barok sanat büyük bir hareket içindedir; his, hayal ve heyecanlara hitap eder. Ruhi ifade son haddine kadar götürülür. Resim hakim roldedir, yapılarda ela gölge-ışık etkileri ön plandadır.

Plâstik sanatlarda şiddetli, bazan da aşırı hareketler, ruhi ifadeye verilen önem göze çarpar. Portreden sonra, natürmort, janr, manzara özellikle gelişir. Bu arada XVII. yüzyıl Hollanda resminin özel bir yeri vardır: Rembrandt, Rubens gibi büyük sanatkârlar yanında Hals, Vermeer, van Dyck, Ruisdael gibi önemli ressamlar yer alır.

c) Klâsisizm (1770-1830). — İlk defa olarak bir sanat üslûbu iç zorunlulukla değil, edebî, ilmî bir eskiye dönüş hareketiyle doğuyor. Baroka tepki olan bu hareket, antik sanata (Yunan-Roma sanatına) dönüştür. Barok devrinin heyecan ve hareketi yerine sükûnet, her bakımdan ölçülü bir davranış, tarihî, mitolojik motiflerin belirtilmesi başta gelir.

Rönesans Eskiçağ’a dönerken taklide düşmemiş, canlılığını kaybetmemişti. Klâsisizm ise yer yer kuru ve akademiktir. En aşırı devri «ampir» üslûbudur. Mimarlıkta Schinkel (Alman), plâstik sanatlarda Canova (İtalya), resimde İngres (Fransa) kişilik sahibi sanatçılardandır.

d) Romantizm (1810-1850). — En çok resimde belirir, klâsisizme karşı bir nevi tepkidir. Almanya, Fransa, İngiltere bu üslûba katılmışlar, İtalya’da ise yerleşmemiştir. Dine, mucize inanışına dönüş, şahsî ruh haletinin ifadesi olarak manzara resmi, resimde masal ve efsanenin yeni konular olarak ortaya çıkması, romantizmin özelliklerindendir.
 
Geri