Avazım çıktığı kadar susuyorum :)

Konu sahibi son olarak 42 gün önce görüldü
Sevgilim sabahın erkenini seviyor,

ben geceyi ve
esmerliğini onun,

o dorukları seviyor, korkuyor bundan ben rüzgarla buluşan tepeyi, tuhaflığı,ona bir yeşil gülümsüyor,

ben, hayatı delice sevdiysem nasıl,diyorum, seni de öyle.

O kendi boşluğunda oyalanan günlerde canı sıkılan bir çocuk gibi uyuyor,ben göğe bakıyorum geceden,kendi çukurunu bulmuş deniz gibiyimdiyorum, yanında,o sabahları eğilip öpüyor denizi.

Çıplağın çıplağımda, rüzgarın dağımda olsun,esmerliği gecemde, öyle kal.

"Bulutlara bak, gidiyorlar, hızla" diyorsun,yağmur bir yalıyor yüzümü,bir duruyor. Sabahları eğilip yüzüme öpüşün geçiyor bir bir duruyor aklım.

Su ve rüzgar, dağ ve doruk, sonsuz hepsi,oysa camdaki sardunya gibi üşür,bana biçtiğin ömür, ölüm geliyor aklıma bir bir, çıplağın çıplağımda rüzgarın dağımda olsun esmerliğin gecemde öyle kal, sana sonsuz sarıldığımda.


Birhan Keskin
 
pWMXXq.jpg


Bunu buraya bıraksam, kabul eder mi sevgilim? :)
 
Seni sevdim, seni birdenbire değil usul usul sevdim
“Uyandım bir sabah” gibi değil, öyle değil
Nasıl yürür özsu dal uçlarına
Ve günışığı sislerden düşsel ovalara
Susuzdu, suya değdi dudaklarım seni sevdim
Mevsim kirazlardan eriklerden geçti yaza döndü
Yitik ceren arayı arayı anasını buldu
Adın ölmezlendi bir ağız da benden geçerek
Soludum, üfledim, yaprak pırpırlandı Ağustos dindi
Seni sevdim, sevgilerim senden geçerek bütünlendi”

Gülten Akın
 
Yaşamaya Dair

“Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.

Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.
Diyelim ki, dövüşülmeye deşer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
Diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.
Yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak…

Bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.
Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
Şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
“Yaşadım” diyebilmen için…”

Nazım Hikmet
 
-Cemal Süreya
Roman Okudum Seni Düşündüm

Bende tarçın sende ıhlamur kokusu
Yürürüz başkentin sokaklarında
Bir nehir şu tutuk konuşan cumartesi
Üstünde iki yonga: Çarşamba, bir de cuma
Ayrılık lafları etme sevgilim
Önümüz Temmuz önümüz Ağustos nasıl olsa
Kolkola yürüyoruz tek tük öpüşüyoruz
Sonra ayrılıyoruz korkuyoruz da
Kimi zaman neden kalabalığın içinde duruyoruz da
Kimi zaman bir köşe arıyoruz en sapa
İşimiz mi yok, şu Akay´a sapalım istersen
İstersen garson girelim ilkyazın gazinosuna
Börekçi! diye bağır istersen şurda
Kısmet çıkar -sanırım- Emek´te oturan kıza
Abiler! Abiler! diye bir şey satayım ben
Mendilim kalmamış kağıt peçete yok mu çantanda?
Üç peseta gibi bir paraya dondurma yemiştim
Madrid´te yemiştim, ve çatılardan kanguru akıyordu
Londra´da
Seversin mi beni, doğru söyle ama? - Sigara?
Ne eflatun etin var, yanarca mı yanarca
İnan Selimiye´nin minareleri gibisin
Her seferinde başka yoldan çıkılır nirvanaya.
 
Zaman herşeyin ilacıda,bir tek acıların ve hasretin ilacı değil.
 
Babanın yokluğu eksi kırk derecedeki soğuk hava kadar soğukmuş.
İnsanın babası ölünce hiçbir şey içini ısıtmaya yetmiyor.
 
Babam İçin -Sabahattin Ali

Allahım! .. İşte bugün,
Şu zavallı ömrümün
En matemli bir günü.

Elim böğrümde kaldım,
Ben bugün haber aldım:
Babamın öldüğünü.

Bitti hayatın tadı,
Bu haber bırakmadı,
Dudağımda tebessüm.

Kalbim oyuldu yer yer,
Aman Yarabbi, meğer
Ne acıklı imiş ölüm!

Şimdi Nur içinde yat Babam..
 
Soğuk işte
Gerçek bıçak sırtı
Buz kesmiş hayallerimiz
Soğuk işte
Dostluk,aşk ile kaynamayan Kasım soğuk,
Kuruyan gözlerde gülüşlerimiz Soğuk.
 
rJ1OmP.jpg

Bir Amaca Bağlanmayan Ruh
Yolunu Kaybeder
Çünkü,
Her Yerde Olmak
Hiçbir Yerde
Olmamaktır_
 
"ben istiyorum ki birileri
ölmediği sürece hayatımızdan
çıkmasın,
dev hatalar yapılmasın,
yollar ayrılmasın,
birini sevdiysek hep sevelim."
 
Hüzünlü bir ruh, insanı mikroptan daha hızlı öldürüyor...
 
Anlatmak istersin, fakat
yorgunsundur. anlatmadan
anlaşılmak istersin, mecalin
yoktur. Sonra boşver dersin.
Bırak kim ne düşünürse düşünsün.

Öyle işte:liv:
 
Sevdiklerimizin yanında olmasak da
Zamanlarımız yine onların esiridir...
 
Geri