Futbolcu
Gümüş Üye
-
- Katılım
- Ekim 25, 2016
-
- Mesajlar
- 7,739
-
- Tepkime puanı
- 77
-
- Puanları
- 303
-
- Yaş
- 46
-
- Konum
- SAMSUN
Ateizm iyi, hoş da, temel çelişkisini aşamıyor. O da şu:
Tanrının olmadığını kanıtlama imkanına sahip değil. Oysa kesin bir hüküm ileri sürüyor bu konuda: "Yoktur" diyor.
Aslında "bilmiyorum" değil de "bilinemez" diyor. Bu da mantıklı bir önerme.
Tanrının olduğunu savunanlar bunu bir inanç gereği söylüyor hiç olmazsa. Tanrının olup olmadığının bilinemeyeceğini savunan agnostikler de mantıklı bir söz söylüyor. Ama ateistler...
Onlar, dinlerin, özellikle 3 büyük semavi dinin, monoteist dinin bilinen yanlışlıklarına, hatalarına, bilim dışı tezlerine karşı çıkayım derken bir başka yanlışa düşüyorlar. O da kanıtlayamayacağı bir şeyi kesin hüküm gibi ileri sürmek...
Tanrının olmadığı bir var oluş... Bu, kendiliğinden var olmak demek. Yani koskoca evren kendiliğinden var oldu demek. Hayat, canlılık kendiliğinden var oldu demek. Biz olmasaydık olurdu demek.
Oysa bizim olmamamız diye bir şey söz konusu değil. Bizler bir tesadüf ürünü değiliz. Bu değil de öbür sperm yarışı kazansaydı da biz olacaktık. Ayrıca bu bir yarış değil, seçimmiş.
Şu muazzam evrenin, ki biz onun sadece çok küçük bir kısmını biliyoruz; kendiliğinden ortaya çıkabileceğini savunmak saçma. Üstelik tek bir evren de yok, milyonlarca var. Bizse kalkmış, gözümüzün önündeki bir tek kum tanesine bakıp, tüm var oluşun kendiliğinden ortaya çıktığını savunmaya kalkıyoruz.
Kuantum fiziği bize görünen fizik evrenin aldatıcı olduğunu, maddenin büyük ölçüde boşluktan ibaret olduğunu gösteriyor; biz hâlâ ateist ve materyalist takılmaya devam ediyoruz.
Madde dediğimiz şeye çok fazla önem verdik. Oysa o, sadece görünen ve aldatıcı bir şeymiş. Zaman, mekan, uzaklık, duyularımızla algıladığımız şeylerin tümü bir ilüzyonmuş.
Sadece beynimizde algılıyoruz. Beynimizin içinde ışığı, uzaklığı, mesafeyi, sıcaklığı, teması, sesi, kokuyu vb algılıyoruz.
Dışarıdan beynimize aktarılanların beynimiz içinde elektrik işlemlerden geçmiş hâli bunlar. Peki ama dışarısı ne?
Madde büyük ölçüde boşluktan ibaret. Bir filin toplam maddesi bir toplu iğne kadar yer kaplar. Bir kasabanın toplam maddesini bir kibrit kutusuna sığdırabiliriz. O halde bu maddeye bu kadar önem atfetmek niye?
Konuya döneyim. Ateizm artık eskidiği çoktan ortaya çıkmış bir ideolojidir. Tamam, yerleşik hakim dinlerin geleneksel algılarını çöpe atma anlamında işe yaradı, faydalı işler yaptı. Bizlerin zihnini açıcı işlev gördü. Ama artık o da çöpe atılmalı.
Madde düşünce tarafından yaratılıyor. Düşünce gücüyle en ağır maddeyi tüy gibi havaya kaldırabilen bizler, yoktan maddî evrenler yaratabilecek güce de sahibiz.
Tanrıyı ayrı bir kişi gibi algılayan dinler ne kadar hatalıysa, yaratıcısız bir evrene inanacak kadar dogmasına bağlı ateizm de o kadar hatalı.
Kısır döngüyü aşabiliyoruz böyle. Sürekli olarak dogmatik inançsızlıktan şüpheli inançlılığa git gel yapmaktan kurtulmanın yolu; bu kısır döngüyü aşacak soruyu sormak, o soruya gereken cevabı vermek...
Tanrının olmadığını kanıtlama imkanına sahip değil. Oysa kesin bir hüküm ileri sürüyor bu konuda: "Yoktur" diyor.
Aslında "bilmiyorum" değil de "bilinemez" diyor. Bu da mantıklı bir önerme.
Tanrının olduğunu savunanlar bunu bir inanç gereği söylüyor hiç olmazsa. Tanrının olup olmadığının bilinemeyeceğini savunan agnostikler de mantıklı bir söz söylüyor. Ama ateistler...
Onlar, dinlerin, özellikle 3 büyük semavi dinin, monoteist dinin bilinen yanlışlıklarına, hatalarına, bilim dışı tezlerine karşı çıkayım derken bir başka yanlışa düşüyorlar. O da kanıtlayamayacağı bir şeyi kesin hüküm gibi ileri sürmek...
Tanrının olmadığı bir var oluş... Bu, kendiliğinden var olmak demek. Yani koskoca evren kendiliğinden var oldu demek. Hayat, canlılık kendiliğinden var oldu demek. Biz olmasaydık olurdu demek.
Oysa bizim olmamamız diye bir şey söz konusu değil. Bizler bir tesadüf ürünü değiliz. Bu değil de öbür sperm yarışı kazansaydı da biz olacaktık. Ayrıca bu bir yarış değil, seçimmiş.
Şu muazzam evrenin, ki biz onun sadece çok küçük bir kısmını biliyoruz; kendiliğinden ortaya çıkabileceğini savunmak saçma. Üstelik tek bir evren de yok, milyonlarca var. Bizse kalkmış, gözümüzün önündeki bir tek kum tanesine bakıp, tüm var oluşun kendiliğinden ortaya çıktığını savunmaya kalkıyoruz.
Kuantum fiziği bize görünen fizik evrenin aldatıcı olduğunu, maddenin büyük ölçüde boşluktan ibaret olduğunu gösteriyor; biz hâlâ ateist ve materyalist takılmaya devam ediyoruz.
Madde dediğimiz şeye çok fazla önem verdik. Oysa o, sadece görünen ve aldatıcı bir şeymiş. Zaman, mekan, uzaklık, duyularımızla algıladığımız şeylerin tümü bir ilüzyonmuş.
Sadece beynimizde algılıyoruz. Beynimizin içinde ışığı, uzaklığı, mesafeyi, sıcaklığı, teması, sesi, kokuyu vb algılıyoruz.
Dışarıdan beynimize aktarılanların beynimiz içinde elektrik işlemlerden geçmiş hâli bunlar. Peki ama dışarısı ne?
Madde büyük ölçüde boşluktan ibaret. Bir filin toplam maddesi bir toplu iğne kadar yer kaplar. Bir kasabanın toplam maddesini bir kibrit kutusuna sığdırabiliriz. O halde bu maddeye bu kadar önem atfetmek niye?
Konuya döneyim. Ateizm artık eskidiği çoktan ortaya çıkmış bir ideolojidir. Tamam, yerleşik hakim dinlerin geleneksel algılarını çöpe atma anlamında işe yaradı, faydalı işler yaptı. Bizlerin zihnini açıcı işlev gördü. Ama artık o da çöpe atılmalı.
Madde düşünce tarafından yaratılıyor. Düşünce gücüyle en ağır maddeyi tüy gibi havaya kaldırabilen bizler, yoktan maddî evrenler yaratabilecek güce de sahibiz.
Tanrıyı ayrı bir kişi gibi algılayan dinler ne kadar hatalıysa, yaratıcısız bir evrene inanacak kadar dogmasına bağlı ateizm de o kadar hatalı.
Kısır döngüyü aşabiliyoruz böyle. Sürekli olarak dogmatik inançsızlıktan şüpheli inançlılığa git gel yapmaktan kurtulmanın yolu; bu kısır döngüyü aşacak soruyu sormak, o soruya gereken cevabı vermek...