Ateistlerin Aldandığı Bir Nokta

  • Kullanıcı 4
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - İslami Sohbet ve Makaleler
Konu sahibi son olarak 2363 gün önce görüldü
Soru: Dalâlette öyle dehşetli bir elem ve korku var ki, kâfirin değil hayattan lezzet alması, hiç yaşamaması gerekir. Belki o elemin altında ezilmeli ve o korkudan ödü patlamalı… İnsanlığı itibarıyla sayısız şeye tutkun ve hayata âşık olduğu halde, küfür vasıtasıyla ölümünü ebedî bir yokluk ve sonsuz bir ayrılık şeklinde gören; varlıkların yok olup gitmesini, dostlarının vefatını ve bütün sevdiklerinin ebedî bir yoklukla kendisinden ayrılmasını daima gözü önünde seyreden insan nasıl yaşayabilir? Nasıl hayattan lezzet alabilir?

Cevap: Şeytanın hayret verici bir aldatmacasıyla kendini kandırır, öyle yaşar. Görünüşte bir lezzet aldığını zanneder. Böyle bir insanın mahiyetine meşhur bir temsille işaret edeceğiz. Şöyle ki:

Deve kuşuna, “Kanatların var, uç.” demişler, kanatlarını kısıp “Ben deveyim.” demiş, uçmamış, avcının tuzağına düşmüş. Avcı onu görmesin diye başını kuma sokmuş. Halbuki koca gövdesini dışarıda bırakmış, avcıya hedef olmuş. Sonra ona demişler ki, “Madem deveyim diyorsun, yük götür.” O zaman da kanatlarını açıvermiş, “Ben kuşum.” demiş, yük taşıma zahmetinden kurtulmuş. Fakat koruyucusuz ve yemsiz bir şekilde avcılara hedef olmuş.

Aynen bunun gibi, kâfir, Kur’an’ın semavî beyanı karşısında mutlak küfrü bırakıp inkârından şüphe etmeye başlar. Ona, “Madem ölüm ve yokluğu ebedî bir idam biliyorsun, seni asacak darağacı gözünün önünde... Her vakit ona bakan bir insan nasıl yaşar? Nasıl hayattan lezzet alır?” denilse, Kur’an’ın engin rahmetinden ve nurundan aldığı bir hisse ile der ki: “Ölüm yokluk değil, bir ihtimal ebedî hayat var.” Ya da deve kuşu gibi başını gaflet kumuna sokar ki ecel onu görmesin, kabir ona bakmasın ve varlıkların gelip geçiciliği ona ok atmasın!

Kısacası, inkârından şüphe ederek deve kuşu gibi, ölümü ve fâniliği yokluk mânâsında gördüğü vakit Kur’an’ın ve semavî kitapların ahirete imana dair kesin haberleri ona bir ümit verir; kâfir bu ümide ve ihtimale yapışır, o dehşetli elemi üzerine almaz. O vakit kendisine, “Madem bâki bir âleme gidilecek, o âlemde güzel yaşamak için dinin emrettiği vazifelerin zahmetini çekmen gerekir.” denilince, o şüphe duyduğu küfrüyle der ki: “Belki ebedî bir hayat yoktur, olmayan şey için neden çalışayım?”

Yani ne zaman ki Kur’an hükmünün verdiği bekâ ihtimaliyle ebedî yokluk eleminden kurtulur; ama şüphe duyduğu küfründen dolayı bâki bir âlemin var olabileceği ihtimaliyle dinin emirlerinin zahmetini çekmesi gerektiği hakikatiyle yüzleşir. İşte o zaman ebedî hayatın var olmaması ihtimaline yapışır, o zahmetten kurtulur. Demek ki, bu noktadan, hayattan aldığı lezzetin bir müminin aldığı lezzetten daha çok olduğunu zannediyor. Çünkü dinî emirlerin zahmetinden küfür ihtimaliyle kurtuluyor; ebedî elemleri ise iman ihtimaline sarılarak üzerine almıyor. Halbuki şeytanın bu aldatmacası gayet sığ, faydasız ve geçicidir.

İşte Kur’an-ı Hakîm’in kâfirler hakkında da bir rahmet yönü vardır ki, dünya hayatını onlara cehennem olmaktan bir derece çıkarır; ebedî bir hayatın varlığına dair bir tür şüphe ile yaşarlar. Yoksa bu dünyada dahi ahiretteki cehennemi andıran manevî bir cehennem azabı çekecek ve intihara mecbur kalacaklardı.

Ey müminler! Sizi ebedî yokluktan, dünyevî cehennemlerden ve ahiret azabından kurtaran Kur’an’ın himayesi altına mümince ve ona güvenerek giriniz, sünnet-i seniyye dairesine onun güzelliğini kabul ve takdir ederek dâhil olunuz, dünyanın sıkıntılarından ve ahirette azaptan kurtulunuz!

-alıntı- Bediüzzaman Hz., Lem'alar, 13. Lem'a 8. İşaret (sadeleştirilmiştir.)
 
alt metin çok güçlü de said nursinin miş yoksa diyecek iki kelimem vardı
 
Başlıktan rahatsız olduysan, başlık bana ait, doğru seçememiş olabilirim..
Ama yazıya karşı bir argümanın varsa, dinlerim..
Ya da söylemek istediğin ne varsa, DİNLERİM..
sevgiyle kal
 
inançlı insanları ele alarak okuyalım ..

"Kısacası, inkârından şüphe ederek deve kuşu gibi, ölümü ve fâniliği yokluk mânâsında gördüğü vakit Kur’an’ın ve semavî kitapların ahirete imana dair kesin haberleri ona bir ümit verir; kâfir bu ümide ve ihtimale yapışır, o dehşetli elemi üzerine almaz.

...

Yani ne zaman ki Kur’an hükmünün verdiği bekâ ihtimaliyle ebedî yokluk eleminden kurtulur; ama şüphe duyduğu küfründen dolayı bâki bir âlemin var olabileceği ihtimaliyle dinin emirlerinin zahmetini çekmesi gerektiği hakikatiyle yüzleşir. İşte o zaman ebedî hayatın var olmaması ihtimaline yapışır, o zahmetten kurtulur. Demek ki, bu noktadan, hayattan aldığı lezzetin bir müminin aldığı lezzetten daha çok olduğunu zannediyor. Çünkü dinî emirlerin zahmetinden küfür ihtimaliyle kurtuluyor; ebedî elemleri ise iman ihtimaline sarılarak üzerine almıyor. Halbuki şeytanın bu aldatmacası gayet sığ, faydasız ve geçicidir.

...

İşte Kur’an-ı Hakîm’in kâfirler hakkında da bir rahmet yönü vardır ki, dünya hayatını onlara cehennem olmaktan bir derece çıkarır; ebedî bir hayatın varlığına dair bir tür şüphe ile yaşarlar. Yoksa bu dünyada dahi ahiretteki cehennemi andıran manevî bir cehennem azabı çekecek ve intihara mecbur kalacaklardı."

bu metinler de imanın koruyuculuğu güçlü bir biçimde sığlaştırılmış.

yine diyecek çok sözüm var ama pek bahsetmek istemiyorum
 
iyi de güzel insan metinde bahsedilen kişi inanmıyor ki! :)
İnanmadığı için, inkarından dolayı içinde bulunduğu çelişkili durum ve ruh haleti anlatılmış..
 
Deve kuşuna, "Kanatların var, uç." demişler, kanatlarını kısıp "Ben deveyim." demiş, uçmamış, avcının tuzağına düşmüş. Avcı onu görmesin diye başını kuma sokmuş. Halbuki koca gövdesini dışarıda bırakmış, avcıya hedef olmuş. Sonra ona demişler ki, "Madem deveyim diyorsun, yük götür." O zaman da kanatlarını açıvermiş, "Ben kuşum." demiş, yük taşıma zahmetinden kurtulmuş. Fakat koruyucusuz ve yemsiz bir şekilde avcılara hedef olmuş.

Gerçekten MÜTHİŞ bir misal..
 
Gerçek bir ateist aldanmaz.
 
Şeytan, kendini kendine tâbi olanlara inkâr ettirir

Bismillahirrahmanirrahim

İblis’in en mühim bir desisesi, kendini, kendine tâbi olanlara inkâr ettirmektir. Şu zamanda, hususan maddiyyunların felsefeleriyle zihni bulananlar bu bedihî meselede tereddüt gösterdikleri için, şeytanın bu desisesine karşı bir iki söz söyleyeceğiz. Şöyle ki:*

İnsanlarda şeytan vazifesini gören cesetli ervâh-ı habise bilmüşahede bulunduğu gibi, cinnîden cesetsiz ervâh-ı habise dahi bulunduğu, o kat’iyettedir. Eğer onlar maddî ceset giyseydiler, bu şerîr insanların aynı olacaktılar.*

Hem eğer bu insan suretindeki insî şeytanlar cesetlerini çıkarabilseydiler, o cinnî iblisler olacaktılar. Hattâ bu şiddetli münasebete binaendir ki, bir mezheb-i bâtıl hükmetmiş ki, “İnsan suretindeki gayet şerîr ervâh-ı habise, öldükten sonra şeytan olur.”*

Malûmdur ki, âlâ birşey bozulsa, ednâ birşeyin bozulmasından daha ziyade bozuk olur. Meselâ, nasıl ki süt ve yoğurt bozulsalar yine yenilebilir. Yağ bozulsa yenilmez, bazan zehir gibi olur.*

Öyle de, mahlûkatın en mükerremi, belki en âlâsı olan insan, eğer bozulsa, bozuk hayvandan daha ziyade bozuk olur.*

Müteaffin maddelerin kokusuyla telezzüz eden haşarat gibi ve ısırmakla zehirlendirmekten lezzet alan yılanlar gibi, dalâlet bataklığındaki şerler ve habis ahlâklarla telezzüz ve iftihar eder ve zulmün zulümatındaki zararlardan ve cinayetlerden lezzet alırlar, adeta şeytanın mahiyetine girerler. Evet, cinnî şeytanın vücuduna kat’î bir delili, insî şeytanın vücududur.

(Lem'alar, On Üçüncü Lem'a)*Bediüzzaman Said Nursi*

SÖZLÜK:
âdetullah : Allah’ın kâinatta uyguladığı kanun ve prensipler
âlâ : en üstün
bedihî : açık, aşikâr
bilmüşahede : gözle görerek
binaen : dayanarak
ceset : vücud, beden
cinnî : cin taifesinden olan
desise : hile, aldatma
ednâ : en aşağı
ervâh-ı habise : kötü ruhlar
evâmir-i İlâhiye : Allah’ın emirleri
haşarat : zehirli böcekler
hikmet-i İlâhiye : Allah’ın gözettiği fayda ve gaye
hikmet-i Rabbâniye : Allah’ın her şeyi bir fayda ve gayeye yönelik olarak, anlamlı ve yerli yerinde yaratması
hususan : özellikle
hükmetme : iddia etme
İblis : Şeytan
insî : insan türünden olan
itaat etme : emre uyma
kâinat : evren, bütün yaratılmışlar
kat’iyet : kesinlik
kavânin : kanunla
rmaddî : maddeyle alâkalı
maddiyyun : maddeciler, materyalistler
mahlûkat : varlıklar
malûm : bilinen
meşiet-i Sübhâniye : her türlü kusur ve noksandan uzak olan Cenâb-ı Hakkın zâtına has muradı ve dilemesi
mezheb-i bâtıl : hak olmayan mezheb
mu’cize : Allah’ın izniyle peygamberler tarafından ortaya konulup bir benzerini yapmakta başkalarını aciz ve hayrette bırakan olağanüstü hal ve hareket
mühim : önemli
mükerrem : şerefli, hürmet edilen
münasebet : bağlantı, ilgi
münkir : inanmayan, inkar eden
mürâat etmek : uymak, uygulamak
müteaffin : kokuşmuş
sair : diğer
siper : arkasına saklanılacak şey
suret : biçim, görünüş
şeriat-ı fıtriye-i kübrâ : kâinatın yaratılışından beri işleyen İlâhî kanun
şerîr : şerli, kötülük yapan
tâbi : bağlı
telezzüz eden : lezzet alan
tereddüt : şüphe
tesis edilen : kurulan, yerleştirilen
zırh : savaş sırasında giyilen çelik elbise
ziyade : çok, fazla
 
çooh uzun yazmışşsınız heeç ohumadım aga, bide böyle şeyler gonuşmayın allah daşşşş eder namıssızım
 
Yalniz ilteber 15 yeni hesap acip, kendi actigi konuya cok basarili diye de diger hesaplarindan yazi yazmis :D Adam tam bir komedi Riza baba :D
 
Şeytan bunu ''beğendi''

Başlık sâhibinin rumuzu güzelmiş bu arada.
 
Çok güzel noktalara değinmiş arkadaş, tebrikler. Şimdi ateistler düşünsün.
 
"Dalâlette öyle dehşetli bir elem ve korku var ki, kâfirin değil hayattan lezzet alması, hiç yaşamaması gerekir. Belki o elemin altında ezilmeli ve o korkudan ödü patlamalı… İnsanlığı itibarıyla sayısız şeye tutkun ve hayata âşık olduğu halde, küfür vasıtasıyla ölümünü ebedî bir yokluk ve sonsuz bir ayrılık şeklinde gören; varlıkların yok olup gitmesini, dostlarının vefatını ve bütün sevdiklerinin ebedî bir yoklukla kendisinden ayrılmasını daima gözü önünde seyreden insan nasıl yaşayabilir? Nasıl hayattan lezzet alabilir? "

soru çok iyi ben soruyu sorana inanmayı seçiyorum
 
Herkes yanılır. Herkes kendi yanılgılarının bedelini öder. Bazıları yanıldığını fark eder. Bazıları yanıldığını umursamaz ki fark etsede bir sey değişmez.

Yanılmamayı dileyin.
 
Geri