Ateistleri davet

Konu sahibi son olarak 2790 gün önce görüldü


Daralma olayı sadece bir hipotezden ibaret ama. Yani bu bir varsayım. Yani bir zamanlar dünyanın düz olduğunun zannedilmesi gibi. Evrenin genişlemesi gibi bir durum söz konusu değil burada.

Sonuç itibariyle Kur'an-ı Kerim'de genişlemeden bahsedilmiş.

Buna Ateistlerin açıklaması nedir?



Ayetleri tamamen ezbere yazdım. Bunun nedeni de zamanında sorguladığım için beni ikna eden ayetlerin bunlar olmasında kaynaklanıyor. Ayetin önünü veya arkasını unutarak "Aşılamak" kelimesini bitki aşılamasına bağlamış olabilirim ama burada kastettiğim şey aslen bulut aşılamasıydı. Çünkü Arapça çevirisinde aşılama kelimesi geçiyor.

Diyanet İşleri: "Rüzgârları da aşılayıcı olarak gönderip yukarıdan su indirerek sizi onunla suladık. Onu toplayıp depolayan da siz değilsiniz."

Yine aynı kapıya çıkıyoruz:

Şöyle ki; rüzgar ile yağmur arasındaki tek ilginin, rüzgarın bulutu ilerletmesinden ibaret olmadığı 19 veya 20. yy'da ortaya çıkmış.

Bakınız: Bulut Aşılamak

Zaten yönelttiğim sorular genel. Daha bir çok örnek var. Yukarıda bahsettiğimiz örümcek veya arı örneği gibi. Bunlar 1400 yıl önce biliniyor muydu tartışılır.


Ayetteki levâkıha kelimesi yağmur yüklü anlamına gelir. Rüzgarların yağmur yüklü olduğu bilgisi bu yüzyılda da henüz anlaşılabilmiş bir bilimsel bilgi değil.


Ve Biz, rüzgârları (yağmur) yüklü olarak gönderdik.
 
Ayetteki levâkıha kelimesi yağmur yüklü anlamına gelir. Rüzgarların yağmur yüklü olduğu bilgisi bu yüzyılda da henüz anlaşılabilmiş bir bilimsel bilgi değil.

Ve Biz, rüzgârları (yağmur) yüklü olarak gönderdik.

Önceki yorumunda çevirisini sen yapmıştın yalnız. Öncekisinde aşılamaydı da neden sonra yağmur yüklü oldu bu?

Bakalım:

"Rüzgârları da aşılayıcı olarak gönderip yukarıdan su indirerek sizi onunla suladık. Onu toplayıp depolayan da siz değilsiniz."
 
Lütfen Arapça Belagat uzmanı kesilip bu kelimenin manası budur başka değildir demeyin.
 
Karesi beyliği müslümanları davet etmiş kimse gelmeyince bizi davet etmiş.
 


Önceki yorumunda çevirisini sen yapmıştın yalnız. Öncekisinde aşılamaydı da neden sonra yağmur yüklü oldu bu?



İlki üstün körü, yanılgınızın aşikarlığına karşı yazıldı. İkincisi tam mananın, kelime kelime incelenmesinden sonra çıkan anlam, doğru olduğu düşünülen meal olarak paylaşıldı. Burada demagoji yapmak yerine mealin hatalı olduğuna dair bilgi getirmeniz gerekiyor. Nedenini mealcilere sormanız lazım. Zaten birçok tefsirci söz konusu ayetle bitkilerin aşılanmasından da bahsedildiğini ifade ediyor. Muhtemelen tefsirlerin etkisiyle öyle anımsadınız.
 
meraklanmayın yazılar onlara da yazılmıyor -- Bu Kur'ân-ı kerim, kendisiyle uyarılsınlar, Allah'ın ancak bir tek ilâh olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye insanlara gönderilmiş bir tebliğdir.
AKIL SAHİPLERİ diyor - uyarılanlar bunlar ate ler değil
 
Hep Ateistler Müslümanlara soruyor ya. Bir Müslüman olarak hakikaten benim de sorasım geldi şu an.

Kur'an-ı Kerim'de geçen "Biz göğü kudretimizle bina ettik ve şüphesiz biz onu çok fazla genişletiyoruz." ayetini, bilimsel olarak çözmek için neden 20. yüzyılı bekledik?

Ya da ne bileyim; "Biz rüzgarları aşılayıcılar olarak gönderdik." ayetini çözebilmek için neden 20. yüzyılı bekledik. Bitkilerin rüzgarlarla aşılandığını Muhammed nasıl olmuş ta kendi kendine yazabilmiş. Yoksa bilim adamlarının henüz yeni yeni öğrendiği bu gerçeği Muhammed biliyor muydu?

Yani bunlar örnek olaylar. Zaten bilimsel olayların Kur'an-ı Kerim'de önceden haber verme durumu çok kez tartışılmış ama yine de Ateistleri ikna edici olmamıştır.

Tabi bu sorular, maksatsız bir şekilde Müslümanları eleştiren, eleştirirken dalga geçen Ateistler için. Yoksa insan gibi Ateistler zaten adam.

Hicr Suresi 22. Ayet bitkilerle ilgili değildir. Ayeti bilmiyorsanız açıp okuyup öyle yazınız.

Ve erselnâr riyâha levâkıha fe enzelnâ mines semâi mâen fe eskaynâkumûhu, ve mâ entum lehu bi hâzinîn(hâzinîne)

Diyanetin Meali;

Rüzgârları da aşılayıcı olarak gönderip yukarıdan su indirerek sizi onunla suladık. Onu toplayıp depolayan da siz değilsiniz.

Bitki yok yağmurlardan bahsediyor. Ateistlere aklınızca giydirmeden önce kendiniz öğreniniz. Ayrıca saygısızca Muhammed demeniz yanlış, saygı itibariyle Hz. Muhammed demeniz gerekiyor.
 
meraklanmayın yazılar onlara da yazılmıyor -- Bu Kur'ân-ı kerim, kendisiyle uyarılsınlar, Allah'ın ancak bir tek ilâh olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye insanlara gönderilmiş bir tebliğdir.
AKIL SAHİPLERİ diyor - uyarılanlar bunlar ate ler değil

.........
 
Estağfurullah. Her türlü yeni bilgiyi bekliyorum.

Buyrun kelimenin kökünün manalarını ihtiva eden bir site:

r3brl1.png


Bu da linki: http://www.studyquran.co.uk/PRLonline.htm
 


Hicr Suresi 22. Ayet bitkilerle ilgili değildir. Ayeti bilmiyorsanız açıp okuyup öyle yazınız.

Okumaktan bahsederken, keşke sonraki yorumumu da okusaydın.

Bitki yok yağmurlardan bahsediyor. Ateistlere aklınızca giydirmeden önce kendiniz öğreniniz. Ayrıca saygısızca Muhammed demeniz yanlış, saygı itibariyle Hz. Muhammed demeniz gerekiyor.

O da beni bağlar.
 
Aslında Tanrıyı tanımayan bence daha dürüst, öbürü Sami ırkının efsanelerini din diyerek bizlere yutturup Allah ile insanları kandırarak, kendi amaçlarını gerçekleştirip insanları kullanıyor.
 
İlki üstün körü, yanılgınızın aşikarlığına karşı yazıldı. İkincisi tam mananın, kelime kelime incelenmesinden sonra çıkan anlam, doğru olduğu düşünülen meal olarak paylaşıldı. Burada demagoji yapmak yerine mealin hatalı olduğuna dair bilgi getirmeniz gerekiyor. Nedenini mealcilere sormanız lazım. Zaten birçok tefsirci söz konusu ayetle bitkilerin aşılanmasından da bahsedildiğini ifade ediyor. Muhtemelen tefsirlerin etkisiyle öyle anımsadınız.

Ben zaten tefsirlerden okuyorum Türkçesini. Yalnız araştırmamış da değilim.
Türkçe'deki kelime ve cümleler Arapça'ya tam anlamıyla dönüşemediği için -sıklıkla denk gelirsiniz- tefsirlerde parantez içinde kendi cümleleriyle tamamlanır. Ama mümkün olduğunca parantez içinde kelime veya cümle eklememek, bunun yerine Arapça kelimenin Türkçe kelime olarak tam karşılığı olmasada ona en yakın kelime bulunuyor.

Şimdi tefsirde parantez içi kelimelerden yardım aldığımızda ayetin meali şöyle oluyor:
"Ve Biz, rüzgârları (yağmur) yüklü olarak gönderdik. Böylece semadan su indirdik de, sizi onunla suladık. Ve onun (suyun) hazinelerini (denizleri, nehirleri, toprak altı ve toprak üstü su kaynaklarını, gölleri) oluşturan siz değilsiniz."

Bu şekilde rüzgarların yağmur yüklü olduğunu veya ayette "o" diye bahsedilenin su olduğunu, suyun hazinelerinin deniz, nehir vb kaynaklar olduğunu ancak parantez içindeki cümlelerden anlayabiliyoruz.

Bazı tefsir sahipleri ise, parantez içi cümle veya kelime kullanmadan kelimeye en yakın kelimeyi buluyor. Zaten o yüzden bir çok tefsirci "aşılama" kelimesini kullanıyor. Çünkü "yüklü" kelimesi anlatılmak istenen olaya daha uzak. Türkçe'de tam karşılamıyor.

Ayrıca dediğim gibi bu ayet, şu ayet vs benim anlatmak istediğimi anlatabilmem için kullandığım bir malzeme. Tek ayet bu değil.

Ayetlerde "Göğü inşa ettik ve genişletiyoruz." derken neyi anlatıyor olabilir.
Göğün korunduğunu anlatan, güneşin / ayın belli bir yörüngede ilerlediğini anlatan, kıtaların dağların hareket etmesini anlatan, 7 göğü anlatan ayetler neyi kastediyor olabilir mesela?
 


Ben zaten tefsirlerden okuyorum Türkçesini. Yalnız araştırmamış da değilim.
Türkçe'deki kelime ve cümleler Arapça'ya tam anlamıyla dönüşemediği için -sıklıkla denk gelirsiniz- tefsirlerde parantez içinde kendi cümleleriyle tamamlanır. Ama mümkün olduğunca parantez içinde kelime veya cümle eklememek, bunun yerine Arapça kelimenin Türkçe kelime olarak tam karşılığı olmasada ona en yakın kelime bulunuyor.

Şimdi tefsirde parantez içi kelimelerden yardım aldığımızda ayetin meali şöyle oluyor:
"Ve Biz, rüzgârları (yağmur) yüklü olarak gönderdik. Böylece semadan su indirdik de, sizi onunla suladık. Ve onun (suyun) hazinelerini (denizleri, nehirleri, toprak altı ve toprak üstü su kaynaklarını, gölleri) oluşturan siz değilsiniz."

Bu şekilde rüzgarların yağmur yüklü olduğunu veya ayette "o" diye bahsedilenin su olduğunu, suyun hazinelerinin deniz, nehir vb kaynaklar olduğunu ancak parantez içindeki cümlelerden anlayabiliyoruz.

Bazı tefsir sahipleri ise, parantez içi cümle veya kelime kullanmadan kelimeye en yakın kelimeyi buluyor. Zaten o yüzden bir çok tefsirci "aşılama" kelimesini kullanıyor. Çünkü "yüklü" kelimesi anlatılmak istenen olaya daha uzak. Türkçe'de tam karşılamıyor.

Ayrıca dediğim gibi bu ayet, şu ayet vs benim anlatmak istediğimi anlatabilmem için kullandığım bir malzeme. Tek ayet bu değil.

Ayetlerde "Göğü inşa ettik ve genişletiyoruz." derken neyi anlatıyor olabilir.
Göğün korunduğunu anlatan, güneşin / ayın belli bir yörüngede ilerlediğini anlatan, kıtaların dağların hareket etmesini anlatan, 7 göğü anlatan ayetler neyi kastediyor olabilir mesela?

Herkes anlasın diye indirilen ayetlerin Türkçeye çevrilemiyor olması dahi problemdir.

Gelgelelim size sunduğum kelime sabit, Kur'an-ı Kerim'den. Levâkıha kelimesinin manasını bana aksi istikamette sunmanız lazım ki, ayetin manasında farklılık olduğuna inanayım.
 
Buyrun kelimenin kökünün manalarını ihtiva eden bir site:

r3brl1.png


Bu da linki: http://www.studyquran.co.uk/PRLonline.htm


Paylaştığınız kaynağı tam olarak Türkçe'ye çevirebiliyor olsaydınız paylaşmazdınız. Bunu dünyaları içmiş biri olarak yazıyor, iddiamı büyük kararlılıkla sunuyorum.

Lütfen paylaştığınız kaynağı tam olarak çevirerek paylaşınız. Kimsenin tam olarak çeviremediği, anlayamadığı, dil bilgisi kurallarına hakim olamadığı ama herkese indirilen kitap.

Teşekkürler.
 
Herkes anlasın diye indirilen ayetlerin Türkçeye çevrilemiyor olması dahi problemdir.

Gelgelelim size sunduğum kelime sabit, Kur'an-ı Kerim'den. Levâkıha kelimesinin manasını bana aksi istikamette sunmanız lazım ki, ayetin manasında farklılık olduğuna inanayım.

Ayetlerin bir çoğu tefsiri olmadan anlaşılamaz. Kaldı ki Kur'an-ı Kerim üzerindeki Arapça kelimeleri şu an Araplar dahi okurken zorlanıyor. Bize nasıl eski Türkçe artık garip geliyorsa, onlarda da öyle. Arapça kelimelerin bir kısmınının anlamını eski insanlar bilebiliyor ancak. Dolayısıyla şu aşamada ayetlerin herkes tarafından anlaşılabilmesi için alimler veya imamlar tarafından tefsirli hallerinin yayınlanması gerekiyor.

Öte yandan bir dilden farklı bir dile çevrilen eserlerde de, tam anlamıyla verilmek istenen şeyin verilemediğini, kelimelerin birbirlerini tam karşılayamadığına şahit olabilirsiniz. Bu sadece Arapça için geçerli değil. İngilizce, Fransızca, Almanca vs. hepsinde öyle.

Levâkıha ile ilgili de şöyle bir bilgi var:
"Levâkih", "Likâh" tan türeyen "Lâkiha"nın çoğuludur. Likâh, aşı demektir. Lâkiha da aşılı veya aşıcı mânâlarına gelir.

Arapça bilen arkadaşlar daha iyi yorumlar bunu. Ama anladığım kadarıyla Arapça bilen bir forum üyesi aynı zamanda Müslüman olabileceği için ona da inanmayacaksınız. Böylece yine konu güme gidecek.

Örneğin; onca bilime dayalı ayet yazmama rağmen sadece bu konuya takılıp kalmanız gibi.

İlla bu ayeti tartışayım, haklı çıkayım diyorsanız ben size şöyle yardımcı olabilirim: O zamanlarda rüzgarların bulutları yönlendirerek yağmura sebebiyet verdiği zaten biliniyordu teorisini ortaya atabilirsiniz. Böylece bu konuyu kapatıp, diğer bahsettiğim ayetler üzerinde de tartışabiliriz.
 
Paylaştığınız kaynağı tam olarak Türkçe'ye çevirebiliyor olsaydınız paylaşmazdınız. Bunu dünyaları içmiş biri olarak yazıyor, iddiamı büyük kararlılıkla sunuyorum.

Lütfen paylaştığınız kaynağı tam olarak çevirerek paylaşınız. Kimsenin tam olarak çeviremediği, anlayamadığı, dil bilgisi kurallarına hakim olamadığı ama herkese indirilen kitap.

Teşekkürler.

Levakıh Lakıh'ın çoğuludur. Kelime de Lam-Kaf-Ha harfleriyle yazılır, Levakıh da bu harfler kullanılarak yazılır.

to impregnate - döllemek, aşılamak
vaccinate - çiçek aşısı yapmak
fertilize - gübrelemek, döllemek
concieve - gebe kalmak
receive - taşımak, kaldırmak
fecundation - dölleme

Bunlar orada yazan kökün manaları. Farklarını anlayabildiğinizi ümit ediyorum. 196, 197'ye tıklayarak ilgili lügatın sayfalarına gidebilir diğer linkten bu kökün Kur'an-ı Kerim'de hangi ayette geçtiğini bulabilirsiniz. İddianız maalesef o kadar saçma ki, Türkçe'sini anlamasam zaten o siteyi bulup nasıl atacağım diye düşünmeniz lazım, neyse.

İkinci yazdığınız ise sadece Kur'an-ı Kerim için geçerli değildir. Hiçbir dil hiçbir dile tam bir şekilde tercüme edilemez. Diller makine üretimi değildir, canlıdır. Her dilde farklı yaşanmışlıklar, hayat tecrübeleri mevcuttur. Motomot tercümeler ise her dilde manasını kaybeder. Bu kitap hele ki Kur'an'sa, manasını tam olarak bilen sadece Allah'tır. Dolayısıyla bu iddia geçersizdir.

Dil bilgisi kuralına hakim olamadığı demek yanlıştır, zaten Arapça dil bilgisi tam haline Kur'an'la kavuşmuştur. Arapça'nın zirvesidir. Bugün Arabistan'a gittiğinizde herkesin tefsiriyle beraber Kur'an okuduğunu görürsünüz. Bu onun dilinin ne kadar yüksek seviyede olduğunu dair ufak bir delildir. Herkesin anlaması meselesine gelirsek, zaten Peygamber'in vazifesi de budur. Allah'ın kitabındakileri tebyin etmektir. Eğer herkes sadece ayetlere bakıp kafasına göre anlasaydı, Peygambere lüzum kalmazdı. Peygamber Kur'an'ı tebyin eder açıklar. Biz de onun açıklamalarıyla öğreniriz. Bunun haricinde, Kur'an'ın her okunuş şekli manasını zenginleştirir. İndirilişinden 1400 sene sonra modern bilimin keşfettiği şeyleri önceden haber vermiştir. Kur'an 1. sınıf hayat bilgisi kitabı değildir. Allah'ın kelamıdır. Bu seviyeye inmesini beklemek, zaten muhal olan bir şeyi öne sürmekten başka bir şey değildir.
 


Ayetlerin bir çoğu tefsiri olmadan anlaşılamaz. Kaldı ki Kur'an-ı Kerim üzerindeki Arapça kelimeleri şu an Araplar dahi okurken zorlanıyor. Bize nasıl eski Türkçe artık garip geliyorsa, onlarda da öyle. Arapça kelimelerin bir kısmınının anlamını eski insanlar bilebiliyor ancak. Dolayısıyla şu aşamada ayetlerin herkes tarafından anlaşılabilmesi için alimler veya imamlar tarafından tefsirli hallerinin yayınlanması gerekiyor.

Öte yandan bir dilden farklı bir dile çevrilen eserlerde de, tam anlamıyla verilmek istenen şeyin verilemediğini, kelimelerin birbirlerini tam karşılayamadığına şahit olabilirsiniz. Bu sadece Arapça için geçerli değil. İngilizce, Fransızca, Almanca vs. hepsinde öyle.

Levâkıha ile ilgili de şöyle bir bilgi var:


Arapça bilen arkadaşlar daha iyi yorumlar bunu. Ama anladığım kadarıyla Arapça bilen bir forum üyesi aynı zamanda Müslüman olabileceği için ona da inanmayacaksınız. Böylece yine konu güme gidecek.

Örneğin; onca bilime dayalı ayet yazmama rağmen sadece bu konuya takılıp kalmanız gibi.

İlla bu ayeti tartışayım, haklı çıkayım diyorsanız ben size şöyle yardımcı olabilirim: O zamanlarda rüzgarların bulutları yönlendirerek yağmura sebebiyet verdiği zaten biliniyordu teorisini ortaya atabilirsiniz. Böylece bu konuyu kapatıp, diğer bahsettiğim ayetler üzerinde de tartışabiliriz.

Haklı çıkmak gibi bir gayem yok. Takıldığım noktaları tartışmaya açmam kadar doğal ne olabilir?

Evet evet, gerçekten doğru, bunu paylaşarak harika bir iş başardın Jose. Tanrım çok iyisin.


İşini iyi yaptığına inandığım birine soracağım. Tartışmak istediğiniz başka bir konu var ise lütfen gündeme getirin. Bununla birlikte her zaman söylerim; Kur'an-ı Kerim içinde muhteşem öğütler barındırır ve herkes tarafından muhakkak, mümkün mertebe, olduğu kadar anlayarak okunmalıdır.
 
Levakıh Lakıh'ın çoğuludur. Kelime de Lam-Kaf-Ha harfleriyle yazılır, Levakıh da bu harfler kullanılarak yazılır.

to impregnate - döllemek, aşılamak
vaccinate - çiçek aşısı yapmak
fertilize - gübrelemek, döllemek
concieve - gebe kalmak
receive - taşımak, kaldırmak
fecundation - dölleme

Bunlar orada yazan kökün manaları. Farklarını anlayabildiğinizi ümit ediyorum. 196, 197'ye tıklayarak ilgili lügatın sayfalarına gidebilir diğer linkten bu kökün Kur'an-ı Kerim'de hangi ayette geçtiğini bulabilirsiniz. İddianız maalesef o kadar saçma ki, Türkçe'sini anlamasam zaten o siteyi bulup nasıl atacağım diye düşünmeniz lazım, neyse.

İkinci yazdığınız ise sadece Kur'an-ı Kerim için geçerli değildir. Hiçbir dil hiçbir dile tam bir şekilde tercüme edilemez. Diller makine üretimi değildir, canlıdır. Her dilde farklı yaşanmışlıklar, hayat tecrübeleri mevcuttur. Motomot tercümeler ise her dilde manasını kaybeder. Bu kitap hele ki Kur'an'sa, manasını tam olarak bilen sadece Allah'tır. Dolayısıyla bu iddia geçersizdir.

Dil bilgisi kuralına hakim olamadığı demek yanlıştır, zaten Arapça dil bilgisi tam haline Kur'an'la kavuşmuştur. Arapça'nın zirvesidir. Bugün Arabistan'a gittiğinizde herkesin tefsiriyle beraber Kur'an okuduğunu görürsünüz. Bu onun dilinin ne kadar yüksek seviyede olduğunu dair ufak bir delildir. Herkesin anlaması meselesine gelirsek, zaten Peygamber'in vazifesi de budur. Allah'ın kitabındakileri tebyin etmektir. Eğer herkes sadece ayetlere bakıp kafasına göre anlasaydı, Peygambere lüzum kalmazdı. Peygamber Kur'an'ı tebyin eder açıklar. Biz de onun açıklamalarıyla öğreniriz. Bunun haricinde, Kur'an'ın her okunuş şekli manasını zenginleştirir. İndirilişinden 1400 sene sonra modern bilimin keşfettiği şeyleri önceden haber vermiştir. Kur'an 1. sınıf hayat bilgisi kitabı değildir. Allah'ın kelamıdır. Bu seviyeye inmesini beklemek, zaten muhal olan bir şeyi öne sürmekten başka bir şey değildir.

İmam İskender Ali Mihr'e anlat. Yahu rüzgarın bulutu döllediği veya gübrelediği yok. O kadar saçma bir kaynak paylaşıyorsun ki kendin dahi anlamamışsın. Bir kere site, "en doğrusu bizde" diyor ve akabinde sadece kelime kelime çeviri yaptıklarını, bir nevi Arapça çalışmak için bir kaynak olduklarını söylüyor.

Allah şunu demiş olabilir veya bunu demiş olabilir. Kelime şu manada veya bu manada veya o manada kullanılmış olabilir. Buradan şöyle veya böyle bir anlam çıkabilir. 40 ihtimal sayıp içinden bir tane doğru tutturma çabası bana samimi gelmiyor. Okuyup tutasınız diye indirilen kitap öyle yüksek bir anlatıma sahip ki kimse okuyamıyor, insanlar, birilerinin okuyup anladığını okuyup anlamaya çalışıyor. Bence düşüncelerinizin İslamiyet ile bağdaşır yanı yok.

Çekilebilirsiniz.
 
Geri