Ateistlere davet

Konu sahibi son olarak 2789 gün önce görüldü
Tehaddi
Ayeti kerimelerde buyuruluyor ki; Eğer siz, kulumuz Muhammed aleyhisselatu vesselama indirdiğimiz Kur’anı kerimin Allah kelamı olduğu konusunda, Allah tarafından gönderilmiş bir mucize olduğu konusunda bir şüphe ve tereddüt içindeyseniz, bunu içinize sindiremiyor iseniz, bunu kabul etmek istemiyorsanız eğer, bu itirazınızı, bu karşı çıkışınızı bir davranışla, bir fiil ile ortaya koymak mecburiyetindesiniz.
“Fe’tu bi suratin min mislih”, Eğer şüphe ve tereddüt içindeyseniz, o Kur’anın surelerinden bir sureye denk bir sure siz de ortaya koyunuz, siz de söyleyiniz. Ayeti kerimelerden müteşekkil bir sure yapınız.
Arap dilinde buna “Tehaddi” deniliyor. Yani açık meydan okuma.Yapamazsanız, iddianızda, ortaya koyduğunuz davada haksızsınız, gerçekçi değilsiniz demektir.
Cenab-ı Hak buyuruyor ki, “Ved’u şühedaeküm min dunillahi”, Allah’tan başka ne kadar şahid ve yardımcınız varsa, size yardım edebilecek, size müzahir olacak, sizin elinizden tutacak, size destek sağlayacak kim varsa, onları da çağırın. Kendi gücünüz yetmezse, yardımlaşın. El birliği yaparak, güç birliği yaparak, Kur’anın bu davasına, bu davetine, bu çağrısına siz cevap veriniz bakalım. “İn küntüm sadıkın” eğer davanızda, iddianızda samimi iseniz, gerçekçi iseniz, bunu bu şekilde yapınız buyuruyor Cenab-ı Hak.
Ne kadar açık bir davettir. Asırlardan beridir bütün insanlık alemini hedef tutan, muhatap alan bir davettir. İslamiyyeti yok etmek için, müslümanlığı ortadan kaldırmak maksadıyla, nice düşman ve küfür orduları tanzim edilmiş, nice haçlı seferleri teşkil edilmiş, hazırlanmış ve müslümanların üzerine gönderilmiş. Nice imkânlar seferber edilmiş, nice güçler bir araya getirilmiş, bütün bunlara ihtiyaç kalmayacaktı. Bütün bunlar lüzumsuz olacaktı. İnsanlar Kur’anı kerimin bu davetine, bu çağrısına, bu meydan okuyuşuna cevap verebilselerdi. Ama cevap verme imkânına sahip olamamışlardır ve olamayacaklardır da.
Nitekim Cenab-ı Hak böyle bir çağrıda bulunuyor, böyle bir davette bulunuyor da, arkasından da insanlığa hitab eden o Kur’anı kerimin i’cazını, mucize oluş vasfını, çok açık bir şekilde kıyamete kadar ilan eden ayeti kerimeyle buyuruyor ki, istaizü billah,.
“Fe inlem tef’alu”, Şayet yapamazsanız, bunun hakkından gelemezseniz, buna güç yetiremezseniz ki, “Ve len tef’alu”,ebediyyen de yapamayacaksınız zaten. Bunu yapma imkânına sahip değilsiniz. Kur’an gibi bir söz, Kur’anı kerime benzer bir sure, onun surelerine denk bir sure teşkil etme imkânına sahip olamayacaksınız. Öyle ise;
“Fettekunnarelleti ve kuduhennasü vel hicarah”, Yakıtı insanlar ve taşlar olan Ateşten sakının.
Bütün bunlar, işte inkârcılar için hazırlanmış bir akibettir. Bundan öyleyse sakının. Aklı başında olan, Kur’anı kerimin bu güzel ifade üslubu karşısında acizlik duyacaktır.
İşte Cenab-ı Hak bunu ayeti kerimede çok açık ve net olarak ortaya koymuş ve Kur’anı kerimin i’cazının mucize olduğunu ilan etmiştir. Bu ilan ile insanlar hak ve hakikati görmek durumunda kalmışlardır. Kur’anı kerimin davası, Kur’anı kerimin çağrısı fevkalade açıktır. Hiçbir tereddüte mahal bırakmayacak şekilde. “Eğer inanmıyorsanız, tereddüdünüz varsa, şüphe içindeyseniz, haydi buyurun, siz de Kur’an gibi bir söz söyleyin. Ama bunu yapmanız mümkün olmayacaktır. Bunu söylemeniz mümkün olmayacaktır” buyurulmuştur. Sadece “Yapın” diye bırakmamış, ayrıca “Yapamazsınız” diye, işin neticesini de bize haber vermiştir Kur’anı kerim. 2/23-24
Onlara âyetlerimiz okunduğu zaman, "işittik, dilersek bunun gibisini biz de söyleriz, bu, eskilerin efsanelerinden başka bir şey değildir" diyorlardı. 8/31

Söylemeleri kendilerinden istenildiği zaman ise, şaşkınlık içinde kaldılar. Eğer söyleyebilselerdi zaten Kur’anı kerimin davası haşa sükut ederdi. Ama buna güçleri yetmedi.
 
Diyecek çok şey var ama, tipik ayet yapın da görelim lafından sonra bir şey demiyorum.
 

Davetiniz için teşekkür ederim Scarlet hanım. Geçenlerde ben de düşündüren bir yorum okudum. Haklılığını bilimsel bir gerçeklik gibi ortaya koyuyordu. Katılsak mı acaba, kararsızım. Mesaj şu şekilde;

Yok savanda önüne çalı gelmiş de dikelmiş de..benimki de dikeliyo ama gelecek nesillere aktaramıyorum. Şimdi kanat çırpmaya başlasak 1000 sene sonra uçabilir miyiz.? Bu ateizlerde hiç kafa yok. Okumuyorlar. Oysa yazıyo bunlar kuranda. Gözleri var gormezler. Oysa görmek isteyenler için sayısız deliller vardır. Allah iman kuran versin. Allah hidayet eylesin. Umarım bu arkadaş da bir an önce doğru yolu bulur ve secde eder
 
KUR’ÂN-I KERÎM, ALLAH KELÂMIDIR
Bağdâd vâlîsi Sırrî pâşa (Sırr-ı Furkân) kitâbının, İstanbulda [1312] de basılan, birinci cild, üçüncü baskısı, yetmişbeşinci sahîfesinde buyuruyor ki:
Bu kitâbımı yazmadan bir sene önce, Diyâr-ı Bekr şehrinde, bir Cum’a günü, şehrin ileri gelenleri ile oturuyorduk. Arabî dilinde ve din bilgisinde derinliği ile tanınmış olan meşhûr Keldânî papası Abd-i Yesû’ da aramızda idi. Müsâfirim olan Mûsul vâlîsi Muhammed Reşîd pâşaya yanımdakileri takdîm ederken, Abd-i Yesû’ için de (arab edebiyyâtında pek derindir) demişdim. Bunun için belâgat üzerinde çok konuşuldu. Sonraları dilden, kavmciliğe geçildi. Bu sırada, vaktîle,Beyrutlu bir Îsevî ile aramızda geçen bir konuşmayı, bunlara anlatdım: Herkes kendi kavminin büyükleri ile öğünür. Siz de Arab oğullarısınız. Size sorsalar ki, büyük devlet kurmak, ilm, san’at ve belâgat bakımından en büyük adamınız kimdir? Ne cevâb verirsiniz, demişdim. Beyrutlu hıristiyan da, hemen: Muhammed aleyhisselâm demeğe mecbûruz demişdi, dedim ve Abd-i Yesû’a dönerek, size sorsaydım, ne derdiniz, dedim.
Abd-i Yesû’ — Evet, büyük devlet kurmak, medeniyyete hizmet bakımından, arabın en büyük, en meşhûr adamı Odur derim. Fekat, Muhammed aleyhisselâmın, arabın en fasîh konuşanı olduğunu kabûl etmem. Çünki, bunu gösterecek bir eseri yokdur. Kur’ânı gösterirseniz, Kur’ân Onun sözü değildir diyorsunuz. Kur’ânın çok fasîh, pek belîg olması, Onun fasîh ve belîg olmasını göstermez. Evet O, belîg ve fasîh idi. Fekat, Onun gibi, başkaları da vardı. Meselâ, Alînin “radıyallahü anh” sözleri gösteriyor ki, bu da, Onun gibi fasîh ve belîg idi. İslâmiyyetden önce Ümri-ül Kays ve Kus bin Sa’îdenin şöhretlerini hepimiz biliyoruz. Hattâ, Kus bin Sa’îdenin hutbesini, Muhammed aleyhisselâm da beğenmişdi, dedi.
Bu sözü dinleyenler, birbiri ile konuşmağa, bir gürültü sezilmeğe başladığından, ayağa kalkıp, şimdilik kimseden yardım istemiyorum. Lutfen râhat olunuz, dedim. Herkes susdu. Şöyle cevâb verdim:
Şu ânda, din hissimizi, teassubumuzu bir yana bırakıp, ilmî ve ciddî konuşalım! Kur’ân-ı kerîm için siz ne dersiniz? Kur’ân-ı kerîm kimin sözüdür?
A.Y. — Kur’ânı, Muhammed “aleyhisselâm” arkadaşları ile yapdı.
S.Pâşa — Geçenlerde, vâlîlik emrim okununca, siz arabca bir düâ yapmışdınız. O düâyı başkası yazıp size verdi deseler, susar mısınız?
A.Y. — Susmam, ben yapdığımı söylerim.
S.P. — Niçin?
A.Y. — Çünki bu düâyı ben hâzırladım.

S.P. — Hakkınız var. Beş beytli bir gazel yazan kimse bile, bir beytinin çalındığını görse, çalanın cezâlanmasını ister. Herkes eseri ile öğünür, değil mi?

A.Y. — Evet.

S.P. — Sizin o düânızdan dahâ güzeli yapılabilir mi?

A.Y. — Evet, yapılabilir.

S.P. — Sizin düânızla, Kur’ân-ı kerîm arasında fesâhat, belâgat bakımlarından fark var mı?

A.Y. — Elbet, hem de pek çok.

S.P. — Arab edîbleri ve dost ve düşman ilm adamları uğraşarak, Kur’ân-ı kerîm gibi söyliyememeleri, Kur’ânı yazanlar için büyük bir şeref olmaz mı?

A.Y. — Elbet olur.

S.P. — Böyle, yüksek bir eseri, sâhibi başkasına bağışlar mı? Muhammed aleyhisselâm, (Bu Kur’ân, Allah kelâmıdır. İnanmıyorsanız, bir âyeti kadar siz de söyleyiniz! Söyliyemezsiniz!) derdi. O kadar düşman oldukları, elele verip uğraşdıkları hâlde söyliyemediler.
Kimisi belâgati, i’câzı görür görmez îmân etdi. Kimisi, insan bunu söyliyemez diyerek, ister istemez tasdîk etdi. Muhammed “aleyhisselâm”, bunu birkaç kimse ile birlikde yapmış olsaydı, düşmanlar da bir araya gelerek, bunun gibi yapabilirdi. Çünki, müslimânlarda olduğu gibi, kâfirler arasında da, kuvvetli edîb, fasîh kimseler vardı. Sonra, bununla meydân okurken, malı, mülkü, mevkı’i ve hükûmeti yokdu ki, yardımcılarını bunlarla susdurdu denilsin. Kur’ân-ı kerîm, Tevrât, Zebûr ve İncîl gibi, topluca meydâna konmadı ki, yardımcıları, bu eserlerin böyle kıymetli olacağını önceden düşünememişlerdi, sonradan pişmân oldularsa da, iş işden geçmişdi denilsin. Kur’ân-ı kerîm yavaş yavaş yirmiüç senede indi. Her âyet gelince, herkes hayrân kalıyordu. Yardımcıları olsaydı, ne kadar sabrlı, fedâkâr olsalar da, kendi eserlerinin, böyle şân ve şerefini görüp de, yirmiüç sene seslerini çıkarmaz, susabilirler mi idi?
A.Y. — Sözün doğrusu, Kur’ânı, Muhammed “aleyhisselâm”, yalnız kendi yapmışdır.
S.P. — Kur’ân-ı kerîmi siz, nasıl buluyorsunuz?
A.Y. — Çok fasîh, pek belîg, hikmet dolu.
S.P. — Demek, bunu yapan hakîm olmalı.
A.Y. — Evet.
S.P. — Demek ki, Muhammed “aleyhisselâm” hakîm idi.
A.Y. — Şübhesiz hakîm idi.
S.P. — Yalan söyliyen hakîm olur mu?
A.Y. — Olmaz.
S.P. — Muhammed aleyhisselâmın hakîm olduğunu söyliyorsunuz ve hakîm, doğru söyler diyorsunuz. Zâten, bütün hıristiyanların, Onun doğru olduğunu bilmesi lâzımdır. Çünki, Mardin köylerinden birinde bulunan “Deyr-i Za’ferân” adındaki büyük kilisede, nasârânın arabî yazılmış târîh-i mukaddes kitâbından birinde, (Muhammed aleyhisselâma peygamberliğinden evvel herkes, emîn olan Muhammed derdi. Çünki, doğruluğu ile meşhûr idi) okumuşdum. İşte, o doğru sözlü Muhammed “aleyhisselâm”, bize haber verdi ki, (Kur’ân-ı kerîm, insan sözü değildir. Allah kelâmıdır). Buna ne dersiniz? Hayır inanmam derseniz, onun hakîm olduğuna da inanmamış olursunuz. Hakîm idi, sözünde duruyorsanız, Onun sözüne de inanmanız lâzım gelir.
A.Y. — Doğrusunu istiyorsanız, Muhammed “aleyhisselâm” Peygamber idi. Fekat yalnız Arabların Peygamberi idi.
S.P. — Teşekkür ederim. Şübhe bulutları sıyrılıp, hakîkat ışıkları parlamağa başladı. Hakîm yalan söylemez dediniz. Peygamber hiç yalan söyler mi? O hiç söylemez. Öyle ise, Muhammed aleyhisselâmın bütün insanlara, her millete de Peygamber olduğuna inanmanız lâzımdır. Çünki, O bize; (Ben bütün insanların ve Cinnîlerin hepsinin Peygamberiyim) diye haber veriyor. Buna ne dersiniz?
Birkaç sâniye durdukdan sonra, kalkıp gitdi ve bir dahâ yanıma gelmedi.
 
Ben anlamadım çok mu dini bütün duruyorum :d
 
ahirzaman . Osmanlı zamanında her sokakda en az bir evliya vardı . şimdi her sokakdan ateist çıkıyor . daha da çıkacak .öyle devir gelecek ki 1 milyon kişi içinden bir Müslüman çıkacak

Yalanın bu kadarı, her sokakta bir evliya mı varmış.

Sadece sur içinde 5 binin üzerinde sokak vardır. Bunu diğer illere yayarsak en az 100.000 evliya olması gerekir. Kanuni devri Osmanlı'nın en parlak dönemidir. O dönemde ki 5.000 evliyanın adlarını yazar mısınız ?
 
Allie hic birimiz dört dört lük bir müslüman degiliz zaten canını sıkma
 


Yalanın bu kadarı, her sokakta bir evliya mı varmış.

Sadece sur içinde 5 binin üzerinde sokak vardır. Bunu diğer illere yayarsak en az 100.000 evliya olması gerekir. Kanuni devri Osmanlı'nın en parlak dönemidir. O dönemde ki 5.000 evliyanın adlarını yazar mısınız ?

Kitap_20170707105708_55561_8.jpg

https://www.nadirkitap.com/evliyalar-ansiklopedisi-12-cilt-tam-takim-heyet-kitap8846752.html
burdan satın alıp okuyabilirsiniz . cevapları burada
 


Yalanın bu kadarı, her sokakta bir evliya mı varmış.

Sadece sur içinde 5 binin üzerinde sokak vardır. Bunu diğer illere yayarsak en az 100.000 evliya olması gerekir. Kanuni devri Osmanlı'nın en parlak dönemidir. O dönemde ki 5.000 evliyanın adlarını yazar mısınız ?


https://www.nadirkitap.com/islam-alimleri-ansiklopedisi-18-cilt-takim-heyet-kitap8644890.html
burdan satın alıp okuyabilirsiniz. evliyalığın ne olduğu burada çok güzel anlatılmış .
 
Geri