Atatürk’ün evliliğini kasten bozdular

A
  • Kullanıcı aXi
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Hayatı Ve Anıları
626215_detay.jpg


Latife Uşşaki, Mustafa Kemal Atatürk’ten boşandıktan sonra ona verdiği söz gereği hiç konuşmadı. Ailesi de kararına saygı göstererek anılarını mühürledi. “Onun sözünü tutması bir zamanlar Paşa’yı korumuş olabilir ama bugün artık korumuyor” diyor Latife Hanım’ın öz yeğeni Mehmet Sadık Öke. “Ortalıkta o kadar çok yalan yanlış bilgi dolaşıyor ki, birinin çıkıp gerçekleri anlatması, bazı gölgeleri aydınlatması şart.” Öke, Teyzem Latife adlı kitabında, bildiği her şeyi, özellikle de çok ağır haksızlıklara maruz kaldığına inandığı teyzesini anlatıyor.​
Mustafa Kemal Atatürk nasıl anılırdı ailede?
Ailemizin bir parçası gibiydi hep. Onu “enişte” olarak gördük. Boşanmaları üzüntülü bir konuydu ama her zaman çok pozitif bahsedilirdi ondan. Çok neşeli, nüktedan, hitabet kabiliyeti kuvvetli, sesiyle ve bakışlarıyla bile insanı hipnotize edebilen biri olarak anlatılırdı. Vücut dilini çok iyi kullanırmış, çok iyi zeybek oynarmış. İnanılmaz derecede zekiymiş. Sadece siyasette değil, günlük hayatta da... Karşısındakinin 10 cümle sonrasını tahmin edermiş. Anneannem, “Mustafa Kemal çok içerdi, çünkü sıkılırdı çevresindeki sığ insanlardan” derdi.
Kitapta Atatürk’ün insani yönlerine vurgu yapmışsınız...
Latife Teyzem bu gerçek hikâyenin kadın kahramanıysa, Atatürk de erkek kahramanıydı. Biliyorsunuz, onu bize soyut bir karaktermiş gibi sundular hep. Bir heykel, bir tablo gibi... Öyle bir karakteri anlamaya imkân yok. Ben onun erkek tarafını anlattım. Soyut biri değildi benim için, başkaları da öyle görsün istedim. Latife Teyzem’le evliliklerinin ve boşanmalarının kaçınılmaz olduğu görülsün istedim.
Niçin kaçınılmazdı bu evlilik?
Latife Teyzem, Mustafa Kemal’in hayalinde yarattığı Batılı kadını simgeliyordu. İzmir’i almış muzaffer bir komutan olarak, Latife Teyzem’i bunca yıllık emeğinin, düşlerinin karşılığı; ideallerinin somutlaşmış biçimi olarak gördü. İlahi bir hediye gibi... Teyzem öteki kadınlardan, mesela Fikriye Hanım’dan farklıydı. Biri aydın ve güçlü bir kadındı, öteki korunmayı bekliyordu. Teyzem, Zübeyde Hanım’dan da farklıydı. Yoksa zaten evlenmezdi Mustafa Kemal onunla. Çünkü annesiyle arasında bir çeşit sevgi-nefret ilişkisi vardı.
'TEYZEM BİR VİTRİN GÜZELİ DEĞİLDİ'

Fikriye Hanım’ı koruyup kollamışsınız kitabınızda...
Ona saygı duyuyorum. Ve şunu iddia ediyorum: Zübeyde Hanım olmasaydı, Fikriye Hanım ölmezdi. Verem olmazdı mesela...
Teyzeniz açısından bakarsak...
Mükemmel bir zekâ, olağanüstü bir karizma, benzersiz bir yakışıklılık... Âşık olmamak imkânsız. Üstelik o erkek, vatanı kurtaran bir kahraman. Teyzem hem şanslıydı, hem şanssız. Mustafa Kemal, Latife Teyzem’e niçin âşık olduysa, gün geldi tam da o sebepler yüzünden ondan uzaklaştı. Karşısında özgür ve açık fikirli, birey olarak haklarına sahip çıkan, söyleyecek sözü olan bir kadın vardı. Fakat bir müddet sonra bunlar Paşa’yı rahatsız etti. Genelde bütün erkeklerin başına gelen bir şeydir bu; kadında güce aşık olur, sonra bu güçten kaçarlar. Aslında bunu aralarında çözebilirlerdi. Ama Paşa’nın çevresindekiler pederşahi insanlardı, yumuşakbaşlı zevceleri vardı, kadınla erkeğin eşit olduğu bir karı-koca ilişkisi onların onaylayacağı bir şey değildi. Kendi düzenlerinin bozulmasından da korktular. Teyzemin bir vitrin güzeli olmayacağını anladılar. Bizim ailedeki genel düşünce, bu ilişkinin, çevresindekiler tarafından kasten ve acımasızca bozulduğu yönündedir.
'KARISINI KAYBETMEK PAŞA'YA ACI VERDİ'

İşler yolunda gitseydi, birbirlerine bu kadar benzedikleri için çok mutlu da olabilirlerdi...
Teyzem, Atatürk’ün aynadaki dişi aksiydi. Fırtınalı ruhlar olmasalardı, ilişkileri bu kadar yorucu yaşanmayabilirdi. Erkeğin bu tür bir ilişkiyi sürdürebilmesi için bir motivasyonu olmalı, mesela çocuk. Çocukları da olmadı.
Birçok kişi Latife Hanım’la Atatürk arasında bir aşk olduğunu kabullenmiyor. Bunun sebebi ne sizce?
Bir idealin peşindeki erkeklerin âşık olup zaman kaybetmeleri fikrinden hoşlanmıyorlar belki. Ama ben, karısını yitirmenin Mustafa Kemal’e acı verdiğini biliyorum. Aynısı teyzem için de geçerli. “Onun acısı, boşanan diğer kadınlardan iki kat fazla” derdi anneannem.
'LATİFE TEYZEM'İN SEVGİLİLİKTEN BİR ADIM GERİ DOSTLUKLARI OLDU'
Çocukluğunuzun büyük bölümü teyzeniz Latife Hanım’la geçti. Onu nasıl hatırlıyorsunuz?
Yüzünde her zaman hüzün vardı. Ara sıra neşelenirdi. Özellikle biz çocuklarla... Fakat kısa sürerdi bu, sonra üzerine gene o üzüntü gelirdi. Bir de, onda insanı sarıp sarmalayan büyük bir enerji vardı. Sizinle çocuk mu olurdu, yoksa sizi bir süre için büyük insan haline mi getirirdi, bilemezdiniz. Bize geldiğinde evde büyük telaş yaşanırdı. Biz ona gittiğimizde ise çok mutlu olurdum, heyecanlı şeyler yaşanırdı onunla. Çok enteresan insanlar, yazarlar, siyaset insanları da gelirdi evine. Büyükler vefat edince, ailemizin tartışmasız reisi konumuna geldi.
Latife Hanım’la Atatürk arasında kuvvetli, benzersiz bir aşk tarif ediyorsunuz. Ailede bu konuda neler konuşulurdu?
“Bugün karşılaşsak, gene evlenirdim onunla” derdi Latife Teyzem. “Çok gençtim, toydum ama etrafta o kadar çok yiyici vardı ki nasıl davranacağımı bilemedim. Bugün olsa gene aynı şekilde davranırdım, ama son kertede farklı hareket ederdim.” Hakikaten âşık olarak evlenmiş. Ömür boyunca da sürdü bu aşkı. Fakat Mustafa Kemal’in zorlu bir hayatı olduğunu unutmamak gerek. Atatürk’ü siyasi olarak desteklemeyenler, ona karşı yapılan suikast girişimleri, geçirdiği kalp krizleri... Bunların da etkisi olmuştur üzerlerindeki mutsuzluğa.
Latife Hanım evliliğine dair hiç konuşmadı...
Sustu, çünkü büyük aşkla sevdiği Paşa’ya söz vermişti. Onun isteği yüzünden anılarını açıklamıyoruz. Teyzem Latife kitabını ortalıkta dolaşan yalan yanlış bilgiler yüzünden yazdım. Eleştirenleri anlayamıyorum. Teyzemi genç kuşaklara anlatmak, Mustafa Kemal’e hakaret değil ki. Evlilik bir kurumdur nihayetinde; insanlar anlaşır, anlaşamaz, şiddetli geçimsizlik yaşayabilir... Onlarınki “ne seninle, ne sensiz” türünden bir ilişkiydi, boşanmalarında ikisinin de suçu yoktu.
Hayatına başka bir erkek girmedi mi hiç?
Girmedi, ama ona âşık olan çoktu. Hem buradan, hem yurtdışından entelektüeller, tıp insanları, siyasetçiler. Birkaçıyla “arkadaşlıktan bir adım ileri, sevgililikten bir adım geri” diyebileceğim dostlukları oldu, hepsi o kadar.
 
Geri