-
- Katılım
- Ekim 30, 2014
-
- Mesajlar
- 41,044
-
- Tepkime puanı
- 18,490
-
- Puanları
- 354
-
- Konum
- Kapadokya
20.yüzyılın dehası büyük insan Mustafa Kemal Atatürk'ümüzün
aramızdan ayrılışının 69. yılındayız. Ne büyük bir devrimci olduğunu
öğrendikçe, her geçen gün onu daha çok özlüyoruz. O günkü şartlarda
bugünleri görebilmesi, olabilecekler konusunda toplumuna uyarı niteliği
taşıyan düşünceler aktannası, aradan 70 yıl geçmesine karşın düşüncelerinin
hala güncelliğini koruması bizi onun dehasına bir kez daha hayran
bırakıyor.
Atatürk, 29 Ekim 1923'te Cumhuriyeti ilan ettikten sonra bir dizi
devrimi sırasıyla gerçekleştirmiştir. Evet, sırasıyla, hiçbir devrimi
gelişigüzel yapmamıştır. Eğitimin birleştirilmesi,tekkelerin kapatılması,
yazı devrimi ardından dil devrimi, kılık kıyafet devrimi, din ve devlet
işlerinin ayrılması, pek çok Avrupa ülkesinden önce kadınlara seçme
ve seçilme hakkı ...
Bugüne geldiğimizde, eğitim birliğinin sözde kaldığını, cemaat
okullarının ülkeye egemen olduğunu görüyoruz. Bir ülkede dine dayalı
eğitim yoğunlaştığında bütün düşüncelere din gözlüğü ile bakılır, siyasette
din kullanılır, ülke rejimi tehlikeye düşer, laiklik tartışmaları başlar. Din,
toplumların en hassas oldukları konudur. Konuşmalarınızda dini birkaç
kavram ya da sözcük kullanıp bir de ne kadar dindar olduğunuzu belirli
kılık ve kıyafetlerle de simgeleştirirserıiz, eğitimden yoksun bırakılmış halkı kolaylıkla etkiniz altına alabilirsiniz.
Cumhuriyet daha ilan edilmeden 1 Mart 1923 'te Meclisi açış konuşmasında milletvekillerine şöyle
seslenmiştir: ' ... Şimdi Milli Eğitim işimize geliyorum. Değerli Milletvekilleri! Gelecekte ameli ve kapsamlı bir
milli eğitim için, ülkemizin ulusal sınırları içindeki önemli merkezlerinde çağcıl kitaplıklar, bitki ve hayvanat
bahçeleri, konservatuvarlar, iş-etkinlik merkezleri, müzeler ve güzel sanatlar sergileriyle, kasabalardan kentlere
basımevleriyle ülke donatılmalıdır... ' (Atatürk 'ün Söylev ve Demeçieri l.cilt, s.298 )
1
Bu sözleri okuduktan sonra utanmamak elde değiL. O bize nasıl bir ülke bıraktı. Ne umutlarla bu Cumhuriyeti
kurdu. Biz şimdi neredeyiz. Bırakın yeni kültür~ye sanat merkezleri açmayı, açılmış olanları birbiri ardı sıra
kapatıyoruz. Yerine yüksek binalar iş merkezleri yapılsın diye. Her şeyin eğitimle başladığını ne güzel anlatmış
Gazi Mustafa KemaL. Halkına iyi eğitim verirsen toplumun gelişir, ama eğitimi ezber haline getirir, insanların
düşünmelerini. soru sormalarını engellersen, oluşan boşluk başka şeylerle dolar. Tıpkı tarikat ve cemaatlerin bu
boşluğu doldurması gibi.
Atamız, gerçekleştirdiği ilke ve devrimlerle aydınlanmayı başlatmıştı. Onun aramızdan ayrılışından sonra,
ona ve devrimlerine inanmış aydınlardan Hasan Ali Yücel ile İsmail Hakkı Tonguç özverili çalışmalarla 1939
yılından 1950 yılına kadar, art arda olmak üzere Anadolu 'nun 22 yerinde Köy Enstitüleri açarak büyük bir
aydınlanma ışığr yaktılar. Köylerden toplanan başarılı gençler bu okullarda devrim ilkeleriyle yetiştirildiler.
Mezun olduklarında-hatta daha okurken- gittikleri köylerde, köylüleri ve köy çocuklarını eğittiler, köylerin
kalkınmasına katkıda bulundular. Cumhuriyet Devrimlerinin yerleşmesinde, her türlü zorluğa karşın büyük
emekler verdiler. Ancak, bu kalkınmadan rahatsız olan gözleri karanlığa alışmış olanlar ve aydınlığın parlaklığından
korkanlar. bu okullara çeşitli iftiralarla kara çaldılar. yaklaşan seçimlerle birlikte oy kaygısı güden siyasetçiler
de bu aydınlanma yuvalarını kapattılar.
İşte ne olduysa bundan sonra oldu. Dini siyasete alet ederek iktidar elde edenler, İmam hatip Okullarını
açmaya başladılar. Ondan sonra gelen iktidarlar da yeni yeni İmam Hatip Liseleri açmak için birbirleriyle
yarıştılar. Hatta Çağdaşlığın İngilizce bilmekten geçtiğini sananlar 'Bir ülkede imamlar İngilizce bilmezse
çağdaşlık olmaz!l!' düşüncesiyleokullara İngilizce hazırlık sınıfı da ekleyerek Anadolu Lisesi yaptılar, pek
çok lisede bulunmayan olanakları bu liselere sundular.
Daha önce Atatürk devrimleriyle aydınlatılarak .eğitim gören gençlerin yerini bu kez Arap dili ve
kültürüyle eğitim gören gençler almaya başladı. Bunlar gittikleri köylerde ve kasabalarda Arap kültürünü
öğrettiler. İlahiyat Fakültelerine öğrenci yetiştirmekiçin açılan bu meslek liselerinden çıkanlar, İlahiyat
Fakültelerine gitmek yerine; Siyasal Bilgiler fakültesine, Hukuk Fakültesine, Eğitim Fakültesine gitmeyi
tercih ettiler. Böylece ülke İmam Hatip Lisesi çıkışlı kaymakamlar, valiler, savcılar, avukatlar ve
öğretmenlerle doldu. ,.
Cumhuriyet ~evrimleriyle yetişen kuşaklar, Atatürk'ün ilke ve devrimlerine sımsıkı sarıldıkları için,
karşı devrimcilerin her türlü engellemelerine karşın ülkeyi aydırlığa sürüklemek için var güçleriyle çalıştılar.
Peki bu yeterli oldu mu? Ne yazık ki hayır. Küreselleşmenin egemen olduğu, ulusaıcılığın 'modası
geçmiş bir kavram' olarak insanlara öğretildiği bir dünyada, emperyalizm bugün tek dişi kalmış bir canavar ...Geri
kalmış (gelişmekte olan???) ülkelerin ekonomilerini elinde tutarak kıskacına alan bu canavar, basiretsiz
iktidarlar sayesinde ülkeleri işgal etmeye başladı. Eskiden olduğu gibi artık, işgaller sadece topla tüfekle
yapılmıyor. Önce dil ve kültürlerini aşılıyorlar, sonra dininizi nasıl yaşamanız gerektiği, dine göre nasıl
giyinmeniz gerektiği öğretiliyor (sanki Türkler yeni Müslüman olmuş gibi ... ), Bir ülke ki insanları yoksul,
eğitimsiz bırakılmış. Seçim öncesi dağıtılan yiyecek torbaları, kömürler, telefon kontörleri, Ramazanda kurulan
iftar çadırlarıyla avutulmuş insanlar, emeğinin karşılığını alamayan çalışanlar... Diğer tarafta ekonomisi
IMF'ye teslim edilmiş bir toplum, her gün teröre kurban giden insanlarımız, yabancılara satılan fabrikalar,
bankalar, basın yayın organları vb. Yabancılara satılan topraklar... Türktelekom gibi adında Türk kelimesi
olan ve ülkenin haberleşme ağında stratejik önemi olan karlı işletmeler ...
Ülkemizin Amerika ile sıkı ilişkiler içine girmesi 2.Dünya savaşından sonra başladı (Marshall yardımı
vb ...). Böylece, sanki 'Bağımsızlıkbenim karakterimdir.' diyen Mustafa Kemal Atatürk'e inat bir bağımlılık
ilişkisi başladı. Hiçbir bağımsız ülkede olmayacak şekilde, okullarımızdaİngilizce hazırlık sınıfları açıldı.
İngilizceye verilen önem anadil Türkçeye verilmedi. Bazı üniversitelerimiz İngilizce hazırlık sınıfları yanı
sıra eğitimlerini de İngilizce ile yapmaya başladılar. Her yıl Diyanete verilen bütçeden daha az bir bütçe alan
Mili Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve ortaöğretim okullarda yetişen bu gençler, ulusal dilinin bağımsızlık
sembolü olduğumr-bayrağınınasıl koruyorsa dilini de öyle koruması ve geliştirmesi gerektiği kendilerine
öğretilmediği için, bir türlü doğru düzgün öğrenemedikleri İngilizce ile Türkçe konuştular. Ortalama eğitim
süreci 3,5 yılolan ülkemiz insanları eğitimsiz, bilgisiz bırakıldılar. Bilgisizliğin getirdiği öykünmecilikle
ürettikleri ürünlere İngilizce adlar koyarak, açtıkları iş yerlerine İngilizce adlar vererek 250 yıllık geçmişi
olan bir ülkenin kültürünü 2500 yıllık geçmişi olan Türk kültürüne tercih etmeye başladılar.
Sözün özü, verdiği bağımsızlık savaşı ve kurduğu Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti ile pek çok ülke
liderine örnek olan büyük önder Mustafa Kemal'in ilke ve devrimler armağan ettiği Atatürk Türkiye 'sinin
bugün her zamankinden daha çok birlikteliğe ve ulusalcılığa ihtiyacı var. Atatürk' ü ve devrimlerini iyice
kavrayıp bugüne kadar öğrenernemiş, kavrayamamışolanlara öğretmeniri tam da zamanı. Eğitilmernişleri
eğitmeli, bilgisizleri bilgilendirmeliyiz. Önce en yakınımızdakilerden başlayalım. Dünyada olup bitenleri,
ülkemizde olup bitenleri onlara anlatalım. Kendini ya futbola, ya televizyonlardaki abuk-sabuk programlara
kaptırmış olan halkımızı ülke sorunlarıyla ilgilenmeye çağıralım. Onlara öğrenmeyi öğretelim. Ülkemizin
bağımsızlığı için, gelişmesi, zenginleşmesi, sosyal demokrat hukuk devleti olması için, bir şeyler yapabilmeyi
öğretelim. Atatürk'ün bağımsızlıkve Cumhuriyeti armağan ettiği gençler iş başına. Onun en sıkıntılı zamanlarda
bile nasıl sağduyulu kararlar alabildiğini öğrenmek için 'NUTUK' u defalarca altını çizerek okuyalım, okutalım.
Ayşe BAŞÇETİNÇELİK
Ç.ü. Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi
aramızdan ayrılışının 69. yılındayız. Ne büyük bir devrimci olduğunu
öğrendikçe, her geçen gün onu daha çok özlüyoruz. O günkü şartlarda
bugünleri görebilmesi, olabilecekler konusunda toplumuna uyarı niteliği
taşıyan düşünceler aktannası, aradan 70 yıl geçmesine karşın düşüncelerinin
hala güncelliğini koruması bizi onun dehasına bir kez daha hayran
bırakıyor.
Atatürk, 29 Ekim 1923'te Cumhuriyeti ilan ettikten sonra bir dizi
devrimi sırasıyla gerçekleştirmiştir. Evet, sırasıyla, hiçbir devrimi
gelişigüzel yapmamıştır. Eğitimin birleştirilmesi,tekkelerin kapatılması,
yazı devrimi ardından dil devrimi, kılık kıyafet devrimi, din ve devlet
işlerinin ayrılması, pek çok Avrupa ülkesinden önce kadınlara seçme
ve seçilme hakkı ...
Bugüne geldiğimizde, eğitim birliğinin sözde kaldığını, cemaat
okullarının ülkeye egemen olduğunu görüyoruz. Bir ülkede dine dayalı
eğitim yoğunlaştığında bütün düşüncelere din gözlüğü ile bakılır, siyasette
din kullanılır, ülke rejimi tehlikeye düşer, laiklik tartışmaları başlar. Din,
toplumların en hassas oldukları konudur. Konuşmalarınızda dini birkaç
kavram ya da sözcük kullanıp bir de ne kadar dindar olduğunuzu belirli
kılık ve kıyafetlerle de simgeleştirirserıiz, eğitimden yoksun bırakılmış halkı kolaylıkla etkiniz altına alabilirsiniz.
Cumhuriyet daha ilan edilmeden 1 Mart 1923 'te Meclisi açış konuşmasında milletvekillerine şöyle
seslenmiştir: ' ... Şimdi Milli Eğitim işimize geliyorum. Değerli Milletvekilleri! Gelecekte ameli ve kapsamlı bir
milli eğitim için, ülkemizin ulusal sınırları içindeki önemli merkezlerinde çağcıl kitaplıklar, bitki ve hayvanat
bahçeleri, konservatuvarlar, iş-etkinlik merkezleri, müzeler ve güzel sanatlar sergileriyle, kasabalardan kentlere
basımevleriyle ülke donatılmalıdır... ' (Atatürk 'ün Söylev ve Demeçieri l.cilt, s.298 )
1
Bu sözleri okuduktan sonra utanmamak elde değiL. O bize nasıl bir ülke bıraktı. Ne umutlarla bu Cumhuriyeti
kurdu. Biz şimdi neredeyiz. Bırakın yeni kültür~ye sanat merkezleri açmayı, açılmış olanları birbiri ardı sıra
kapatıyoruz. Yerine yüksek binalar iş merkezleri yapılsın diye. Her şeyin eğitimle başladığını ne güzel anlatmış
Gazi Mustafa KemaL. Halkına iyi eğitim verirsen toplumun gelişir, ama eğitimi ezber haline getirir, insanların
düşünmelerini. soru sormalarını engellersen, oluşan boşluk başka şeylerle dolar. Tıpkı tarikat ve cemaatlerin bu
boşluğu doldurması gibi.
Atamız, gerçekleştirdiği ilke ve devrimlerle aydınlanmayı başlatmıştı. Onun aramızdan ayrılışından sonra,
ona ve devrimlerine inanmış aydınlardan Hasan Ali Yücel ile İsmail Hakkı Tonguç özverili çalışmalarla 1939
yılından 1950 yılına kadar, art arda olmak üzere Anadolu 'nun 22 yerinde Köy Enstitüleri açarak büyük bir
aydınlanma ışığr yaktılar. Köylerden toplanan başarılı gençler bu okullarda devrim ilkeleriyle yetiştirildiler.
Mezun olduklarında-hatta daha okurken- gittikleri köylerde, köylüleri ve köy çocuklarını eğittiler, köylerin
kalkınmasına katkıda bulundular. Cumhuriyet Devrimlerinin yerleşmesinde, her türlü zorluğa karşın büyük
emekler verdiler. Ancak, bu kalkınmadan rahatsız olan gözleri karanlığa alışmış olanlar ve aydınlığın parlaklığından
korkanlar. bu okullara çeşitli iftiralarla kara çaldılar. yaklaşan seçimlerle birlikte oy kaygısı güden siyasetçiler
de bu aydınlanma yuvalarını kapattılar.
İşte ne olduysa bundan sonra oldu. Dini siyasete alet ederek iktidar elde edenler, İmam hatip Okullarını
açmaya başladılar. Ondan sonra gelen iktidarlar da yeni yeni İmam Hatip Liseleri açmak için birbirleriyle
yarıştılar. Hatta Çağdaşlığın İngilizce bilmekten geçtiğini sananlar 'Bir ülkede imamlar İngilizce bilmezse
çağdaşlık olmaz!l!' düşüncesiyleokullara İngilizce hazırlık sınıfı da ekleyerek Anadolu Lisesi yaptılar, pek
çok lisede bulunmayan olanakları bu liselere sundular.
Daha önce Atatürk devrimleriyle aydınlatılarak .eğitim gören gençlerin yerini bu kez Arap dili ve
kültürüyle eğitim gören gençler almaya başladı. Bunlar gittikleri köylerde ve kasabalarda Arap kültürünü
öğrettiler. İlahiyat Fakültelerine öğrenci yetiştirmekiçin açılan bu meslek liselerinden çıkanlar, İlahiyat
Fakültelerine gitmek yerine; Siyasal Bilgiler fakültesine, Hukuk Fakültesine, Eğitim Fakültesine gitmeyi
tercih ettiler. Böylece ülke İmam Hatip Lisesi çıkışlı kaymakamlar, valiler, savcılar, avukatlar ve
öğretmenlerle doldu. ,.
Cumhuriyet ~evrimleriyle yetişen kuşaklar, Atatürk'ün ilke ve devrimlerine sımsıkı sarıldıkları için,
karşı devrimcilerin her türlü engellemelerine karşın ülkeyi aydırlığa sürüklemek için var güçleriyle çalıştılar.
Peki bu yeterli oldu mu? Ne yazık ki hayır. Küreselleşmenin egemen olduğu, ulusaıcılığın 'modası
geçmiş bir kavram' olarak insanlara öğretildiği bir dünyada, emperyalizm bugün tek dişi kalmış bir canavar ...Geri
kalmış (gelişmekte olan???) ülkelerin ekonomilerini elinde tutarak kıskacına alan bu canavar, basiretsiz
iktidarlar sayesinde ülkeleri işgal etmeye başladı. Eskiden olduğu gibi artık, işgaller sadece topla tüfekle
yapılmıyor. Önce dil ve kültürlerini aşılıyorlar, sonra dininizi nasıl yaşamanız gerektiği, dine göre nasıl
giyinmeniz gerektiği öğretiliyor (sanki Türkler yeni Müslüman olmuş gibi ... ), Bir ülke ki insanları yoksul,
eğitimsiz bırakılmış. Seçim öncesi dağıtılan yiyecek torbaları, kömürler, telefon kontörleri, Ramazanda kurulan
iftar çadırlarıyla avutulmuş insanlar, emeğinin karşılığını alamayan çalışanlar... Diğer tarafta ekonomisi
IMF'ye teslim edilmiş bir toplum, her gün teröre kurban giden insanlarımız, yabancılara satılan fabrikalar,
bankalar, basın yayın organları vb. Yabancılara satılan topraklar... Türktelekom gibi adında Türk kelimesi
olan ve ülkenin haberleşme ağında stratejik önemi olan karlı işletmeler ...
Ülkemizin Amerika ile sıkı ilişkiler içine girmesi 2.Dünya savaşından sonra başladı (Marshall yardımı
vb ...). Böylece, sanki 'Bağımsızlıkbenim karakterimdir.' diyen Mustafa Kemal Atatürk'e inat bir bağımlılık
ilişkisi başladı. Hiçbir bağımsız ülkede olmayacak şekilde, okullarımızdaİngilizce hazırlık sınıfları açıldı.
İngilizceye verilen önem anadil Türkçeye verilmedi. Bazı üniversitelerimiz İngilizce hazırlık sınıfları yanı
sıra eğitimlerini de İngilizce ile yapmaya başladılar. Her yıl Diyanete verilen bütçeden daha az bir bütçe alan
Mili Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve ortaöğretim okullarda yetişen bu gençler, ulusal dilinin bağımsızlık
sembolü olduğumr-bayrağınınasıl koruyorsa dilini de öyle koruması ve geliştirmesi gerektiği kendilerine
öğretilmediği için, bir türlü doğru düzgün öğrenemedikleri İngilizce ile Türkçe konuştular. Ortalama eğitim
süreci 3,5 yılolan ülkemiz insanları eğitimsiz, bilgisiz bırakıldılar. Bilgisizliğin getirdiği öykünmecilikle
ürettikleri ürünlere İngilizce adlar koyarak, açtıkları iş yerlerine İngilizce adlar vererek 250 yıllık geçmişi
olan bir ülkenin kültürünü 2500 yıllık geçmişi olan Türk kültürüne tercih etmeye başladılar.
Sözün özü, verdiği bağımsızlık savaşı ve kurduğu Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti ile pek çok ülke
liderine örnek olan büyük önder Mustafa Kemal'in ilke ve devrimler armağan ettiği Atatürk Türkiye 'sinin
bugün her zamankinden daha çok birlikteliğe ve ulusalcılığa ihtiyacı var. Atatürk' ü ve devrimlerini iyice
kavrayıp bugüne kadar öğrenernemiş, kavrayamamışolanlara öğretmeniri tam da zamanı. Eğitilmernişleri
eğitmeli, bilgisizleri bilgilendirmeliyiz. Önce en yakınımızdakilerden başlayalım. Dünyada olup bitenleri,
ülkemizde olup bitenleri onlara anlatalım. Kendini ya futbola, ya televizyonlardaki abuk-sabuk programlara
kaptırmış olan halkımızı ülke sorunlarıyla ilgilenmeye çağıralım. Onlara öğrenmeyi öğretelim. Ülkemizin
bağımsızlığı için, gelişmesi, zenginleşmesi, sosyal demokrat hukuk devleti olması için, bir şeyler yapabilmeyi
öğretelim. Atatürk'ün bağımsızlıkve Cumhuriyeti armağan ettiği gençler iş başına. Onun en sıkıntılı zamanlarda
bile nasıl sağduyulu kararlar alabildiğini öğrenmek için 'NUTUK' u defalarca altını çizerek okuyalım, okutalım.
Ayşe BAŞÇETİNÇELİK
Ç.ü. Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi