RüzGaR'
Üye
-
- Katılım
- Haziran 16, 2011
-
- Mesajlar
- 801
-
- Tepkime puanı
- 1
-
- Puanları
- 268
-
- Yaş
- 32
-
- Web sitesi
- www.forumbahane.net
Osmanlı'nın şeyhülislam ile dini devlet işlerine sokması ile kadın eski çağlardan gelen Türk kadınına tanınan pek çok haktan mahrum bırakıldı...
Örneğin şeriatte (ki bu kavram aslında Kuran demek değildir, yorumdur şeriat, çoğu kuralı Kuran'dan değildir) kadının her yeri hamahremdir ve gizli tutulmalıdır, dayatması kabul ettirildi... Ve kadınlar çarşaflara sokuldu...
Osmanlı'da hilafetten önce erkekler tek eşli iken dinin kendilerine tanıdığı haklar ile 4'e kadar eş ile evlenmeye başladılar...
Osmanlı'da kadının tek başına şahitliği geçerli sayılmamaya başlandı...
Şeriat kurallarınca mirastan hak alabilirdi.
Ancak zengin ve aristokrat kesimin kızları eğitim alabiliyorlardı çoğuda Avrupa'da okuyordu...
Boşanma isteme hakkı kadına tanınmamıştı ama erkek söz ile kadını boşayabiliyordu, kadının mağduriyetini gidermek erkeğin insafına kalmıştı... Tıpkı evlenme isteği sorulmadığı gibi...
Ve bütün bu etkenlerin ardınan Osmanlı sosyal hayatan kadını çıkarttı ardından devlette çökme başladı...
Atatürk Türk kadınına geçmiş atalarımızın yaklaşımıyla baktı, Türk kültüründe kadın çok değerli bir varlıktı, doğurganlığı dahi kutsanırdı, regl görmeye başlayan genç kızlar için kutlama törenleri yapılırmış eski Türklerde... Ana olmanın ilk adımı olduğu için... Oysa dine göre yaklaşanlar regl gören kadının Kuran'a el süremeyeceğini, ibadet edemeyeceğini salık vermişlerdi... Yani bu bir ayıpmış gibi kadını bir anlamda geri plana atmıştı...
eksik etek, yarım akıl, saçı uzun aklı kısa... kadına nasıl bakıldığına dair ara sözleri...
Atatürk'ün devrimleri ile Türk kadını yeniden sosyal hayatta yer buldu...
Eğitim hakkı, seçme ve seçilme hakkı, hukuksal haklar elde etti...
Boşanma ve evlenmelerde fikri sorulmak zorundalığı kazandı...
Mirastan eşit pay alma hakkı kazandı...
Bir günah unsuru olmadığını bir insan olduğunu, modern giysileri giyme hakkı kazanarak ifade etti...
Şahitliği Türk mahkemelerinde birey olarak geçerlilik kazandı...
Boşanmak isterse mahkemeye başvurma hakkı kazandı...
Bütün bunları elde edememiş din baskısı altında ezilen kadınları görünce kendi ellerindeki imkanlardan nasıl bu kadar kolay vazgeçebildiklerini anlamak imkansız... Belkide çoğu ne kaybedeceğini bilmiyor, ya da inanmıyor, belkide kandırılıyor...
Ama bir gerçek var ki, hiç bir din kadına bu kadar özgürlük tanımamıştır, bu kadar hak kazandırmamıştır... Laik ve demokratik hukuk devleti en çok kadınlar için önemli, çünkü biliniyor ki dinle yönetmek isteyenler kadınlara bu hakları vermeyecek... Dinde her zaman daha fazlası ve derini var... Kimin yorumuna göre inanacağını ve yaşayacağını sen belirleyemiyorsun o zaman şeriati belirleyenler seçiyor...
Örneğin şeriatte (ki bu kavram aslında Kuran demek değildir, yorumdur şeriat, çoğu kuralı Kuran'dan değildir) kadının her yeri hamahremdir ve gizli tutulmalıdır, dayatması kabul ettirildi... Ve kadınlar çarşaflara sokuldu...
Osmanlı'da hilafetten önce erkekler tek eşli iken dinin kendilerine tanıdığı haklar ile 4'e kadar eş ile evlenmeye başladılar...
Osmanlı'da kadının tek başına şahitliği geçerli sayılmamaya başlandı...
Şeriat kurallarınca mirastan hak alabilirdi.
Ancak zengin ve aristokrat kesimin kızları eğitim alabiliyorlardı çoğuda Avrupa'da okuyordu...
Boşanma isteme hakkı kadına tanınmamıştı ama erkek söz ile kadını boşayabiliyordu, kadının mağduriyetini gidermek erkeğin insafına kalmıştı... Tıpkı evlenme isteği sorulmadığı gibi...
Ve bütün bu etkenlerin ardınan Osmanlı sosyal hayatan kadını çıkarttı ardından devlette çökme başladı...
Atatürk Türk kadınına geçmiş atalarımızın yaklaşımıyla baktı, Türk kültüründe kadın çok değerli bir varlıktı, doğurganlığı dahi kutsanırdı, regl görmeye başlayan genç kızlar için kutlama törenleri yapılırmış eski Türklerde... Ana olmanın ilk adımı olduğu için... Oysa dine göre yaklaşanlar regl gören kadının Kuran'a el süremeyeceğini, ibadet edemeyeceğini salık vermişlerdi... Yani bu bir ayıpmış gibi kadını bir anlamda geri plana atmıştı...
eksik etek, yarım akıl, saçı uzun aklı kısa... kadına nasıl bakıldığına dair ara sözleri...
Atatürk'ün devrimleri ile Türk kadını yeniden sosyal hayatta yer buldu...
Eğitim hakkı, seçme ve seçilme hakkı, hukuksal haklar elde etti...
Boşanma ve evlenmelerde fikri sorulmak zorundalığı kazandı...
Mirastan eşit pay alma hakkı kazandı...
Bir günah unsuru olmadığını bir insan olduğunu, modern giysileri giyme hakkı kazanarak ifade etti...
Şahitliği Türk mahkemelerinde birey olarak geçerlilik kazandı...
Boşanmak isterse mahkemeye başvurma hakkı kazandı...
Bütün bunları elde edememiş din baskısı altında ezilen kadınları görünce kendi ellerindeki imkanlardan nasıl bu kadar kolay vazgeçebildiklerini anlamak imkansız... Belkide çoğu ne kaybedeceğini bilmiyor, ya da inanmıyor, belkide kandırılıyor...
Ama bir gerçek var ki, hiç bir din kadına bu kadar özgürlük tanımamıştır, bu kadar hak kazandırmamıştır... Laik ve demokratik hukuk devleti en çok kadınlar için önemli, çünkü biliniyor ki dinle yönetmek isteyenler kadınlara bu hakları vermeyecek... Dinde her zaman daha fazlası ve derini var... Kimin yorumuna göre inanacağını ve yaşayacağını sen belirleyemiyorsun o zaman şeriati belirleyenler seçiyor...