Atatürk ve devrimleri

Konu sahibi son olarak 2625 gün önce görüldü
Atatürk ve devrimleri

1 – hayatı

2- devrimleri
 
HAYATI (KRONOLOJİK SIRALAMA)

1881 - Atatürk’ün doğumu

1893 - Askeri rüştiyeye öğrenci oluşu

1899 - Harbiye’ye geçişi

1902 - Erkan-ı Harbiye’ye girişi

1906 - Üç dört arkadaşıyla Şam’da gizli olarak “Vatan ve Hürriyet” adındaki cemiyeti kurması ve aynı yılda Selanik’e geçerek aynı cemiyetin şubesini açması

1907 - Askeri rütbesi kolağası oluşu ve yine aynı yıl içinde görevinin Makedonya’daki 3. Orduya nakli, Cemiyetinin Merkezi Selanik’te İttihat ve Terakki Cemiyeti ile birleşmesi

23 Temmuz 1908 - Yukarıdaki gizli ve siyasi faaliyetlerinin sonucu 2. Meşrutiyetin, padişah Abdulhamit’e kabul ve ilan ettirilmesi

13 Nisan 1909 - İstibdat taraftarlarının yeni rejime karşı ayaklanmaları Rumeli’den bunları bastırmak için yola çıkan Hareket Ordusunun Kurmay Yüzbaşkanlığına deruhte etmesi ve bu ayaklanma da önemli bastırıcı rol oynaması1911 - Trablusgarb savaşına iştirak etmesi ve oradaki kuvvetlerimizin Kurmaylığını üzerine alması. Bu arada rütbesinin binbaşılığa yükseltilmesi

24 Ekim 1912 - Balkan Savaşının başlaması üzerine İstanbul’a dönmesi ve Bolayır’da toplanmış olan kuvvetlerimizin hareket şubesi müdürlüğüne tayin edilmesi

27 Ekim 1913 - Sofya Ataşelikleri görevlerinin uhdesinde toplanması bu arada rütbesinin yarbaylığa yükselmesi

2 Şubat 1915 - Tekirdağ’da kurulması kararlaştırılan yeni bir tümenin komutanlığına tayini. Onun teşkil ettiği ve 19. Tümen adını alan bu tümen Çanakkale savaşlarında parlak başarılar göstermiştir

1 Haziran 1915 - Çanakkale savaşlarında gösterdiği büyük başarılardan dolayı rütbesi albaylığa yükseld
1 Nisan 1916 - Çanakkale savaşları zaferlerimizle bittiğinden Diyarbakır’daki kolordunun komutanlığına tayin edilmiştir. Oraya giderken de rütbesi generalliğe yükseltildi

6-7 Ağustos 1916 - Rusların Diyarbakır istikametindeki taarruzlarını kırarak Bitlis ve Muş’u düşman işgalinden kurtardı. Bu başarısı üzerine 2. Ordu komutanlığına atandı.

31 Ekim 1918 - Mondros Mütarekesini müteakip Yıldırım Orduları Grubu Başkomutanlığını devir alması.

16 Mayıs 1919 - Acı mütareke günlerinin bir kısmını çok üzgün olarak geçirdiği İstanbul’dan 3. Ordu Müfettişliği göreviyle Bandırma vapuruyla geçti.

19 Mayıs 1919 - Kurtuluş Savaşının başlangıç noktası olan Samsun’a çıkmaları.

21 Mayıs 1919 - Erzurum’daki 15.Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa ile temas etmesi

23 Mayıs 1919 - Ankara’daki 20. Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa ile temas etmesi

28 Mayıs 1919 - Türk Milletini işgallere protesto için mitingler yapmaya davet etmesi

3 Haziran 1919 - Doğu vilayetlerinde bir Ermeni Hükümetinin kurulması ve İngiliz himayesi fikirlerine muarız olduğunu beyan etmesi

21 Haziran 1919 - Yurdun bağımsızlığını kurmak için Türk Milletini kendisiyle birlikte çalışmaya davet eden tarihi beyannameyi yayınlaması

8-9 Temmuz 1919 - Erzurum’dan askeri görev ve askerlik mesleğinden istifa ettiğini İstanbul Hükümetine bildirmesi

23 Temmuz 1919 - Başkanlığını yaptığı Erzurum Kongresinde millet iradesine dayanan bir millet meclisiyle kuvvetini, gene millet iradesiyle oluşan bir hükümetin kurulması lüzumunu ilk hedef olarak ilan etmesi.

4 Eylül 1919 - Sivas Kongresinde yurdun muhtelif bölgelerinde kurulmuş olan müdafaa cemiyetlerini Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında birleştirip bütün millet kuvvetlerini bir elde idare etmek imkanını sağlaması

11 Eylül 1919 - Çalışmalarını bitiren Sivas Kongresi delegeleri tarafından seçilen Temsil Heyeti Başkanlığına getirilmesi

15 Eylül 1919 - Temsil Heyeti, Türk Milletinin yetkili makamı olarak ilan edildi

7 Aralık 1920 - Temsil Heyeti ile birlikte Ankara’ya yerleşmesi ve bu şehri milli harekatın merkezi yapması

23 Nisan 1920 - Ankara’da Büyük Millet Meclisinin törenle açılması ve bu meclise başkan seçilmesi

20 Ocak 1920 - “Egemenlik Kayıtsız, Şartsız Milletindir” idare usulü halkın mukadderatını bilfiil elinde tutulması esasına dayanır, kayıtlarını taşıyan ilk demokratik Anayasayı Meclise kabul ettirmesi.

5 Ağustos 1921 - İlerleyen Yunan Taarruzu karşısında T.B.M.M. O’na Başkumandanlık görevini verdi.

19 Eylül 1921 - Sakarya Zaferinden altı gün sonra T.B.M. Meclisinin çıkardığı bir kanunla Mareşallik rütbesi ve Gazilik unvanı verildi.

27-28 Eylül 1922 - Gecesi büyük taarruz savaşının planlarını hazırladı.

26 Ağustos 1922 - Cumartesi sabahı Kocatepe’den büyük taarruz emrini verdi.

30 Ağustos 1922 - Dumlupınar’da ateş hatları arasında idare ettiği Başkomutanlık Meydan Muharebesini kazandı.

1 Eylül 1922 - Muzaffer Türk Ordularına “İLK HEDEFİNİZ AKDENİZDİR İLERİ” emrini verdi

10 Eylül 1922 - Halkın çılgınca alkışları arasında İzmir’e girdi

2 Ekim 1922 - Ankara’ya dönüşlerinde eşsiz merasimle karşılanmışlardır

1 Kasım 1922 - Saltanatın kaldırılmasını temin eden Kanunu Meclis karşısında müdafaa kabul ettirmiştir

29 Ekim 1923 - 20:30 da “CUMHURİYET” ilan edilmiş ve Türkiye’nin ilk Cumhurbaşkanı seçilmiştir

3 Mart 1924 - Cumhuriyet rejiminin Türkiye’de kökleşip yerleşmesi için şart olan hilafetin kaldırılmasını sağlamıştır. Aynı yıl içerisinde medreseleri kapattırarak milli eğitim alanındaki birliği sağlama yolunu açmıştı. Gene bu suretle laik ve modern esaslara göre eğitim ve öğretim yapan müesseselerin kurulmasına zemin hazırlamıştır.

1 Mayıs 1924 - Orta Çağın dini hukuk geleneklerine göre çalışan Şer’iye mahkemelerini kaldırdı

26 Ağustos 1924 - Milli sermayeyi çoğaltmak özel teşebbüsleri teşvik ederek kurmak ve Türk bankacılığını geliştirmek amacıyla İş Bankasını kurdu.

5 Mayıs 1925 - Memlekette modern çiftçiliği geliştirmek maksadıyla yapılacak teşebbüslere bir örnek olmak üzere kendi parasıyla bir Orman Çiftliğini kurdurdu

1925 - Tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması ile ilgili kanun kabul edilerek batıl inanç ve taassup yatakları ortadan kaldırıldı

25 Aralık 1925 - Medeni kıyafeti getirdi

26 Aralık 1925 - Miladi takvim ve modern saat ölçüsünü değiştiren kanun kabul edildi

17 Şubat 1926 - Türk Medeni Kanununun kabul edilmesiyle Türk milleti ümmet devrinden çağdaş medeniyete geçirildi

1 Kasım 1928 - Çıkarılan bir kanunla Türk Milletinin kolayca okuyup yazmasını temin edecek olan yeni Türk alfabesi kabul edildi.

12 Temmuz 1932 - Yüzyıllardan beri ihmal edilmiş olan Türk dilini geliştirmek ve bu gelişmeyi kolaylaştırmak için lüzumlu gördüğü Türk Dil Kurumunu meydana getirdi

1934 - Yılının kasım ayında Türk kadınına siyasi hakları tanıyan yasa çıkarıldı.

24 Kasım 1934 - Hayatı boyunca Türk Milletine yaptığı eşsiz hizmetler göz önüne alınarak her Türk vatandaşının bir soyadı aldığı sırada T.B.M.M. O’na ATATÜRK soyadını verdi.

1934 - Avrupa’da baş gösteren siyasi buhran karşısında Balkan Antantının kurulmasında en önemli rolü oynadı.

1936 - Montrö Antlaşması ile boğazların tahkiminin sağlanmasını temin etti.

1936 - Sadabat Paktıyla memleketimiz için gerekli güvenlik tedbirlerinin alınmasında nazım rol oynadı.

4 Temmuz 1938 - Türkiye’nin ayrılmaz bir parçası olan Hatay’ın bağımsız bir Türk devleti olmasını sağlamıştı ki bu vatan parçası ölümlerinden sonra Anavatan’a katılmak imkanını bu sayede buldu.

1938 - Yurt içinde her zaman yaptığı inceleme gezilerinin birinde hastalanmış bu rahatsızlığı Mayıs ayına kadar sürmüştü.

5 Eylül 1938 - Saraya gizlice çağırttığı bir notere vasiyetnamesini yazıp vermişti.

16 Ekim 1938 - Gittikçe ağırlaşan hastalığı karşısında günlük raporlar neşredilmesine başlanmıştı.

8 Kasım 1938 - Günü durumu çok ağırlaşmış ve neşredilen rapor üzerine bütün yurdu ağır bir acı kaplamıştı.

10 Kasım 1938 - Günü nihayet korkunç sonuç bütün acılığıyla gerçekleşmiş, Atatürk perşembe sabahı saat 9.05′te hayata gözlerini yummuştu. (RUHU ŞADOLSUN)​
 
DEVRİMLERİ

1 – Siyasal Devrimler…………………………………………
a - Saltanatın Kaldırılması…………………………. Saltanatın ilgasına dair olan l Kasım 1922 tarihli kanunun metni şudur:
l - Teşkilâtı Esasiye kanunu ile Türkiye halkı, hukuku hâkimiyet ve hükümranisini, mümessili hakikisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin şahsiyet maneviyesinde, gayri kabili terk ve tecezzi ve ferağ olmak üzere temsile ve bilfiil istimale ve iradei milliyeye istinat etmeyen hiçbir kuvvet ve heyeti tanımamaya karar verdiği cihetle misak-ı millî hudutlun dahilinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinden başka şekli hükümet tanımaz. Binaenaleyh Türkiye halkı, hükümeti şahsiyeye müstenit olan İstanbul’daki şeklî hükümeti 16 Mart 1920 tarihinden itibaren ve ebediyen tarihe müntakil addetmiştir.
2 - Hilafet, Hanedan-ı Âli Osman’a ait olup, halifeliğe Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından bu hanedanın ilmen ve ahlaken erşed ve eslah olanı intihap olunur. Türkiye devleti, makamı hilafetin istinatgahıdır.”
b - Cumhuriyetin İlanı………………………. 25 Ekim 1923 günü gelişen bir kabine bunalımı, Büyük Millet Meclisi’nde çalışma güçlüğünü ortaya çıkardı. 28 Ekim 1923 günü akşamına kadar kabine kurulamaması üzerine, Gazi Mustafa Kemal Paşa, Çankaya köşkünde yemek sırasında arkadaşlarına; “Yarın Cumhuriyet ilan edeceğiz” diyerek görüşünü açıkladı. 29 Ekim günü Halk Fırkası Meclis Grubunda, Bakanlar Kurulunun oluşturulması konusunda tartışıldı. Sorun çözülemeyince, Gazi Mustafa Kemal Paşa’dan düşüncelerini açıklaması istendi. Mustafa Kemal Paşa, bunalımdan çıkış yolunu Anayasanın değiştirilmesi zorunluluğu ile açıkladı. Cumhuriyetin ilanını hedefleyen tasarıyı da grubun bilgisine sundu. Grupta cereyan eden uzun müzakereler sonunda, Cumhuriyetin ilanı kabul edildi. Parti Grubu’ndan sonra, Meclis toplanarak hazırlanan kanun tasarısını aynen kabul etti. “Yaşasın Cumhuriyet” sesleri arasında gece saat 20.30’da Cumhuriyet ilan edildi. Cumhuriyetin ilanı 1921 tarihli Anayasanın bazı maddelerinin değiştirilmesine dair 364 No.’lu Kanunun kabulü ile olmuştur. Bu kanunla, Anayasanın 1, 2 , 4, 10, 11 ve 12’nci maddeleri önemli ölçüde değiştirilmiştir. Bu önemli değişiklikler, 29 Ekim günü yapılmış ve aynı gün, Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılarak, Gazi Mustafa Kemal Paşa oybirliğiyle yeni Türk Devletinin ilk Cumhurbaşkanı seçilmiştir.
c - Halifeliğin Kaldırılması……………………. Kanun No : 431

Madde1- Halifenin görevine son verilmiştir.Halifelik Hükümet ve Cumhuriyetin anlam ve kavramı içinde esasen mevcut olduğundan, Hilafet Makamı kaldırılmıştır.

Madde 2- Görevinden alınan Halife ve Osmanlı Saltanatı kökeninden gelen erkek ve kadın tüm kişiler ve damatlar, Türkiye Cumhuriyeti içinde oturmak hakkından sonsuza dek yasaklıdırlar. Bu soya bağlı kadınlardan doğmuş kimseler de Osmanlı soyundan sayılırlar.

Madde 3- İkinci maddede belirtilen kişiler, bu yasanın yayımı tarihinden başlayarak en geç on gün içinde Türkiye Cumhuriyeti ülkesini terk etmek zorundadırlar.

Madde 4- İkinci maddede belirtilen kişilerin Türk Vatandaşlık sıfatı ve hukuku kaldırılmıştır.

Madde 5- Bundan böyle, ikinci maddede anılan kimseler, Türkiye Cumhuriyeti’nde taşınmaz mal elde edinemezler.

Madde 6- İkinci maddede anılan kimselere, yol giderlerine karşılık bir kerelik ve kazanımlarının değeri ile orantılı olmak üzere hükümetçe uygun bir miktar (para) ödenecektir.

Madde 7- İkinci maddede anılan kişiler, Türkiye Cumhuriyeti içindeki tüm taşınmaz mallarını bir yıl içinde Hükümetin bilgisi ve onayı ile, elden çıkarmaya mecburdurlar. Bu taşınmaz malları elden çıkarmadıklarında bunlar, Hükümet tarafından satılarak bedelleri kendilerine verilecektir.

Madde 8- Osmanlı İmpatorluğu’nda Padişahlık etmiş kimselerin Türkiye Cumhuriyeti içindeki tapulu taşınmaz malları ulusa geçmiştir. (millileştirilmiştir)

Madde 9- Kaldırılan padişahlık sarayları ve kasırları ile bunların bağlantıları içinde bulunan eşyalar,takımlar,tablolar,sanatsal yapıtlar ve diğer taşınır mallar ulusa geçmiştir.

Madde 10- Padişah malları adı altında olup evvelce ulusa devredilen mallar ile birlikte, kaldırılan padişahlığa ait tüm taşınmaz mallar ve eski hazine mevcutları ile birlikte saray ve kasırlar ve bağlantıları ve arazileri ulusa geçmiştir.

Madde 11- Ulusa geçen taşınır ve taşınmaz malların saptanması ve korunması için bir yönetmelik yapılacaktır.

Madde 12- Bu yasa yayımı tarihinden geçerlidir.

Madde 13- Bu yasa bakanlar kurulu tarafından yürütülür.

2 – Toplumsal Devrimler…………………………………….
a – Kadın-Erkek Eşitliği………………………………
b – Şapka ve Kıyafet Devrimi………………………… Atatürk, 23 Ağustos 1925’te Kastamonu ve İnebolu’ya yaptığı seyahatlerde şapkayı halka göstererek giysi devriminin ilk işaretini verdi. “Biz her nokta-i nazardan medeni insan olmalıyız. Fikrimiz, zihniyetimiz, tepeden tırnağa kadar medeni olacaktır. Medeni ve beynelmilel kıyafet milletimiz için layık bir kıyafettir onu giyeceğiz.” diyen Atatürk, 27 Ağustos 1925’te de İnebolu’da “Turan kıyafetini araştırıp ihya eylemeye mahal yoktur. Medeni ve beynelmilel kıyafet bizim için, çok cevherli milletimiz için layık bir kıyafettir.” diyerek, medeni yaşayışa uyan kıyafetin kabulü gerekliliğini belirtmiştir.
Atatürk’ün uyarması üzerine daha 25 Kasım 1925 tarih ve 671 Sayılı Şapka Kanunu çıkmadan önce vatandaşlar şapkayı giymiş ve bu yenilik, medeni kıyafet değişimi olarak halk arasında iyi karşılanmıştı. Bundan sonra, cüppe ve sarık giymek yasaklanmış, bu kıyafetleri giyme hakkı yalnız din adamlarına tanınmıştı.
c - Tekke Zâviye ve Türbelerin Kapatılması………. Osmanlı toplum ve eğitim hayatında önemli bir yere sahip olan tekke ve zaviyeler zamanla yozlaşmış ve toplumsal alanda bölünme ve gruplaşmalara sebep olmuştu. Uygar ve ileri bir millet olma amacını güden toplumumuz için tekke, zaviye, türbe ve tarikat gibi engeller kaldırılması zorunlu kurumlardı. Atatürk, Kastamonu’da 30 Ağustos 1925’te söylediği bir nutukta türbelerin, tekkelerin ve zaviyelerin kapatılmasının ve tarikatların kaldırılmasının işaretini vermiştir; “Ölülerden medet ummak, medeni bir cemiyet için, şindir(lekedir). Efendiler ve ey millet, biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve meczuplar memleketi olamaz. En doğru en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.”
30 Kasım 1925 tarih ve 677 sayılı kanunla tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması kabul edilmiş ve birtakım unvanların kullanılması yasaklanmıştır. Kanun, bütün tarikatlarla birlikte, şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik,seyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük, gaipten haber vermek ve murada kavuşturmak amacıyla muskacılık gibi, eylem, unvan ve sıfatların kullanılmasını, bunlara ait hizmetlerin yapılmasını ve bu unvanlarla ilgili elbise giyilmesini de yasaklamıştır.

d - Soyadı Kanunu……………………………………… 21 Haziran 1934’te çıkarılan 2525 sayılı Soyadı Kanunu ile her vatandaşın öz adından başka bir de, soyadı taşıması zorunlu kılındı. Soyadları Türkçe olacaktı. Rütbe, memurluk, yabancı ırk ve millet adları ile ahlaka aykırı ve gülünç kelimeler soyadı olarak kullanılmayacaktı. Soyadı kanununun kabulünden sonra 24 Kasım 1934 yılında 2258 Sayılı Kanunla, TBMM Türk milletinin bir şükran ifadesi olarak, Gazi Mustafa Kemal Paşaya Atatürk soyadını verdi. 1934 yılında çıkarılan diğer bir kanunla da; “Ağa, Hacı, Hafız, Hoca, Molla, Efendi, Paşa” gibi, eski toplum zümrelerini belirten unvanlar kaldırıldı. Aynı kanunla yurt savunmasında, Milli Mücadelede gösterilen başarılar karşılığı verilen madalyalar dışında, eski Osmanlı idarecilerinin verdiği tüm nişan ve rütbeleri taşımak da yasaklandı
e - Lâkap ve Unvanların Kaldırılması…………………. Kanun No : 2590

Madde 1- Ağa, Hacı, Hafız, Hoca, Molla, Efendi, Bey, Beyefendi, Paşa, Hanım, Hanımefendi, ve Hazretleri gibi lakap ve unvanlar kaldırılmıştır. Erkek ve kadın vatandaşlar, kanunun karşısında ve resmi belgelerde yalnız adlarıyla anılırlar.

Madde 2- Sivil rütbe ve nişanlar ve madalyalar kaldırılmıştır ve bu nişan ve madalyaların kullanılması yasaktır. Harp madalyaları bundan müstesnadır. Türkler, yabancı devlet nişanları da taşıyamazlar.

Madde 3- Askeri rütbelerden adın başına gelmek üzere, kara ve havacılarda müşirlere mareşal, birinci ferik, ferik ve livalara general, denizcilerde, birinci ferik, ferik ve livalara amiral denir. General ve amirallerin derecelerini gösteren unvanlarla, deniz müşirleri unvanlarının ve diğer askeri rütbelerin karşılıkları Yüksek Askeri Şura kararı ve İcra Vekilleri Heyetinin tasdiki ile konulur.

Madde 4- Bu kanun neşri tarihinden muteberdir.

Madde 5- Bu kanunun icrasına İcra Vekilleri Heyeti memurdur.
f – Uluslararası Ölçülerin Kabulü………………………. Osmanlı Devleti’nde kullanılan saat, takvim ve ölçüler, Avrupa devletlerinde kullanılanlardan farklıydı. Bu durum, sosyal, ticarî ve resmî ilişkileri zorlaştırıyor, bazı karışıklıklara sebep oluyordu. Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde bu farklılığı gidermek için bazı çalışmalar yapıldı. Fakat yeterli değildi. Cumhuriyetin ilânından sonra bu zorluklan ortadan kaldırmak için çalışmalara başlandı. Önce 26 Aralık 1925′te çıkarılan bir kanunla, o zamana kadar kullanılmakta olan, Hicrî ve Rumî takvimlerin yerine Milâdî takvim kabul edildi, 1 Ocak 1926′dan itibaren de kullanılmaya başlandı. Böylece devlet işlerinde karışıklık önlendi. Takvimdeki bu değişikliğin yanında, alaturka denilen, güneşin batışına göre ayarlanan saat yerine, çağdaş dünyanın kullandığı saat sistemi kabul edildi. Batıdan alınan zaman ölçüsü ile bir gün 24 saate bölünüp, günlük hayat düzene sokuldu. 1928 yılında yapılan bir değişiklikle milletlerarası rakamlar kabul edildi. 1931′de kabul edilen bir kanunla eski ağırlık ve uzunluk ölçüleri değiştirildi. Eskiden kullanılan arşın, endaze, okka gibi ölçü birimleri kaldırıldı. Bunların yerine uzunluk ölçüsü olarak metre, ağırlık ölçüsü olarak kilo kabul edildi. Uzunluk ve ağırlık ölçülerinde yapılan bu değişikliklerle ülkede ölçü birliği sağlandı. Bu yeniliklerin yanında millî bayramlar ve tatil günleri de yeniden düzenlendi. 1935′te çıkarılan bir kanunla, cuma günü olan hafta tatili değiştirilip, cumartesi öğleden sonra ve pazar günü hafta tatili olarak kabul edildi.

3 – Eğitim ve Kültür Alanındaki Devrimler………..
a - Öğretimin Birleştirilmesi……………………
b - Yeni Türk Harflerinin Kabulü……………… 1Kasım 1928’de Latin esasından alınan harfler, (Türk dilinin özelliklerini belirten işaretlere de yer vererek) “Türk harfleri” adıyla 1353 Sayılı Kanunla kabul edilmiştir. Yazı dilinde kullanılan Arap harflerinin yerine Türk harflerinin alınmasını ifade eden Harf Devrimi yapılmıştır.

Aslında Atatürk, 9 Ağustos 1928 gecesi İstanbul’da Sarayburnu Parkı’nda düzenlenmiş bir şenlik sırasında, Harf Devrimini halka şöyle duyurmuştur; “Arkadaşlar, güzel dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz.(…) Bu yeni harflerle behemehal pek çabuk bir zamanda mükemmel bir surette anlaşacağız ki, Milletimizin yazısıyla kafasıyla bütün medeniyet aleminin yanında olduğunu gösterecektir.”

1897 tarihli Osmanlı İstatistik Yıllığı’na göre okuryazarlık oranı %10.5′tir. 1927 nüfus sayımında değişmeyen bu oran harf devriminden yedi sene sonra yapılan 1935 yılı nüfus sayımında %19.25, 2000 yılı nüfus sayımında ise %87.32 olarak belirlenmiştir.
c – Türk Dil ve Tarih Kurumlarının Kurulması……
d – Üniversite Öğreniminin Düzenlenmesi………..
e – Güzel Sanatlarda Yenilikler……………………… Sanat, kültürü meydana getiren unsurlardan biridir. Atatürk, Türk sanatının araştırılmasını, Türk toplumuna ve dünyaya tanıtılmasını istiyordu. Bunun için imkânlar sağladı, yol gösterdi, teşvik etti. Sanatı ve sanatçıyı övücü sözler söyledi. Bu sözlerinden bazıları şunlardır: “Hepiniz mebus olabilirsiniz, vekil olabilirsiniz, hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz, fakat bir sanatkâr olamazsınız.” “Yüksek bir insan cemiyeti olan Türk milletinin tarihî bir vasfı da güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir.” Güzel sanatlar, bir milletin duygu, düşünce, görgü ve zevkinin bir yansımasıdır. Bu nedenle güzel sanatlar, bir milletin tanınmasında önemli rol oynar. Sanat, milletleri birbirine yaklaştıran önemli bir kültürel etkinliktir. Bir milletin güzel sanatlarda ileri gitmesi, o milletin diğer milletler tarafından kolayca tanınmasını sağlar. Bir milletin kültür seviyesi, meydana getirdiği sanat eserleri ile ölçülür. Güzel sanatlara önem veren milletlerin dünya görüşleri de değişir. Güzel sanatlar alanında eserler veren milletler, diğer milletler karşısında saygınlık kazanırlar. Bu nedenle sanat alanındaki başarılar, millî kültürün yükselmesinde önemli rol oynar. Sanatkârlarına önem veren toplumlar her zaman gelişmişler ve yükselmişlerdir. Sanat ve sanatçıya çok önem veren Atatürk, “Hayatlarını büyük bir sanata vakfeden bu çocukları sevelim.” diyerek toplumların sanata ve sanatkârlara önem vermeleri gerektiğini vurgulamıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren güzel sanatların bütün dallarında gelişmeye önem verildi. İstanbul’da Güzel Sanatlar Akademisi ile Devlet Resim ve Heykel Müzesi açıldı. Avrupa’ya resim, heykel ve müzik öğrenimi için öğrenci gönderildi. 1936′da Ankara Devlet Konservatuvarı kuruldu. Tiyatro için yurt dışından uzmanlar getirildi. Böylece çağdaş Türk sanatının oluşması sağlandı.

4 – Ekonomik Devrimler…………………………………….
a – Aşarın Kaldırılması………………………………………
b – Çiftçinin Özendirilmesi…………………………………
c – Örnek Çiftliklerin Kurulması…………………………
d - Sanayi Teşvik Kanunu………………………………..
e – I. ve II. Kalkınma Planları……………………………..

5 – Hukuk Devrimi…………………………………………….
a – Mecellenin Kaldırılması……………………………….
b - Medeni Kanun…………………………………………
 
Atatürk' ün devrimleri

Atatürk askeri bir dahi ve karizmatik bir lider olduğu gibi, aynı zamanda büyük bir devrimciydi. O dönemlerde, Türkiye Cumhuriyetinin çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşabilmesi ve kültürel açıdan gelişmiş toplumların aktif bir üyesi olabilmesi için, modernize edilmesi çok önemli idi. Mustafa Kemal ülkesindeki yaşamı modernize etmiştir.

Atatürk 1924 ile 1938 yılları arasında, insanlarının kurtuluşları ve hayatta kalabilmeleri için yaşamsal öneme sahip olan devrimleri hayata geçirmiştir. Tüm bu devrimler, Türk halkı tarafından büyük bir coşku ile karşılanmıştı.

Harf Devrimi

Atatürk'ün gerçekleştirmiş olduğu en önemli devrimlerden birisi, Arap alfabesinin kaldırılması ve Latin alfabesinin kabul edilmesi olmuştur. 3 Kasım 1928 tarihinde, yeni Türk Alfabesi kabul edilmiştir.

Kıyafet Devrimi

Kıyafet devrimi ile birlikte, kadınlar çarşaf giymekten vazgeçerek, modern kadın elbiseleri giymeye başladılar. Erkekler ise fes yerine şapka giymeye başladılar.

Hukuk Sisteminin Laikleştirilmesi

1920 yılında kurulmuş olan yeni Türkiye Devletinin yeni bir hukuk sistemine ihtiyacı vardı. Atatürk, Şeriat Kanununun yerine İsviçre Medeni Kanununu getirmiş, o dönemde geçerli olan ceza yasasının yerine ise İtalyan Ceza Yasasını getirmiştir. Türk Hukuk Sistemi ise tüm çağdaş gereksinimler Çerçevesinde modernize edilmiştir.

Öğrenimin Laikleştirilmesi

19. Yüzyıl başlarına dek, Osmanlı İmparatorluğu bünyesinde çeşitli eğitim sistemleri uygulanmaktaydı. Atatürk İslami eğitim veren medrese sisteminin yeni toplumun ihtiyaçlarına cevap veremeyeceğini gördü. Bu nedenle, batı modellerine benzeyen yeni bir eğitim sisteminin oluşturulması gerekliydi. Böylece, mevcut sistem değiştirilerek 1933 yılında bir üniversite reformu gerçekleştirilmiştir.

Kadınlara Sağlanan Medeni Haklar

Atatürk Devrimleri ile birlikte, yüzyıllar boyunca ihmal edilmiş olan Türk kadınına yeni haklar tanınmıştır. Böylece kabul edilmiş olan medeni kanun gereğince bundan böyle kadınlar da erkeklere tanınan haklara sahip olacaklar, resmi görevlere atanabilecekler, oy verme ve Millet Meclisine seçilebilme hakkına sahip olabileceklerdir. Tek eşlilik ilkesi ve kadınlara tanınan eşit haklar, Türk toplumuna bir canlılık kazandırmıştır.

Atatürk'ün Türk Tarihi ile ilgili Çalışmaları

Kültürel alanda bir tür milliyetçilik anlamındaki yazı devrimi sonrasında, Atatürk tarih konusuna ağırlık verdi ve 1931 yılında Türk Tarih Kurumunu kurdu. Burada, Türkiye Tarihi kapsamlı bir şekilde incelenmekte ve değerlendirilmektedir. Bunların dışında, Yeni Takvim, Ağırlıklar ve Ölçüler, Tatiller ve Soyadı Kanunu gibi diğer birçok devrimler de gerçekleştirilmiştir. Bu konudaki bazı örnekler arasında 1924 Hafta sonu Yasası, 1925 Uluslararası Zaman ve Takvim Sistemi, 1926 Borçlar Kanunu ve Ticaret Kanunu, 1933 Ölçü Sistemleri ve 1934 Soyadı Yasası sayılabilir. 1932 yılında Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilen yasa gereğince Türkler soyadı aldılar ve Milletin liderine de "Türklerin Babası" anlamına gelen Atatürk soyadı verildi
 
1. TURKIYE CUMHURIYETININ BIR UYGARLIK PROJESI NITELIGI

Yetmis(ucuncu) kurulus yildonumunu kutladigimiz Turkiye Cumhuriyeti, 20. yuzyilin genis kapsamli bircok devrimsel atilimlari icinde tek basarili olanidir. Bu devrimin oncusu, mimari, uygulayicisi olan Mustafa Kemal Ataturk de, baska devrimcilerle hic karsilastirilamayacak bir bicim ve olcude, yalniz kendi ulusunun degil, tum uygar insanligin kalici sevgi ve saygisini kazanan tek buyuk kisilik olarak belirmistir. Evet, 20. yuzyila damgasini vuran devlet ve siyaset adami, hic kuskusuz Mustafa Kemal Ataturk'tur.

Nicin? Cunku Ataturk, onderliginin en gorkemli urunu olan ve bugun 70.li yildonumlerini kutladigimiz Turkiye Cumhuriyetini, oyle ilkelere dayandirmistir ki, bu ilkeler tum uygar insanligin ozlemini cekegeldigi demokratik toplumsal duzenin hem ulusal, hem de uluslararasi duzeydeki gereklerini, tutarli ve ictenlikli bir bicimde karsilayabilecek niteliktedir.

Ataturk, bu ilkelere dayanarak ve yine tum insanliga ornek bir ulusal kurtulus savasiyla ic ice, tam anlamiyla bir "uygarlik tasarimi" (projesi) degerinde bir "demokratik toplum muhendisligi" sergilemistir.

Insanlik bugun hala, ic ve dis somuruden arinmis bir toplumsal yasamin ozlemi icindedir. Somurgeciligin insan yasamindan, uluslararasi yasamdan kazinmasinin ozlemini cekmektedir.

Insanlik hala insan ve yurttas hak ve ozgurluklerini, hem siyasal ve dusunsel, hem de ekonomik ve toplumsal icerigi ile gerceklestirmenin ozlemi icinde bulunuyor. Ne kapitalizmin, ne de Marksizm ya da sosyalizmin bunu gerceklestirebilecek nitelikte olmadigini gordu. Ayni zamanda bu hak ve ozgurluklerin, ozgurluk dusmanlarinca kotuye kullanilarak islemez kilinmasina olanak birakmayacak bir duzenlemeye duyulan ozlem de suregidiyor.

Uluslararasi iliskilerin, Ataturk'un belirttigi gibi, baska uluslarin haklarina saygili ve kiskancliktan, acgozlulukten, kinden arinmis, cifte olcululukten, baska deyisle ikiyuzlulukten temizlenmis bir yapiya kavusturulmasi; uluslarin yasami tehdit edilmedikce savasin cinayet sayilmasi ve boylece silahlanma yarisinin sona ermesi yine uygar insanligin karsilanamamis bir ozlemi olmakta suregelmektedir.

Etkinligi surekli olarak artmakta olan cagdas bilim ve teknolojinin de insan hak ve ozgurluklerine, uluslararasinda adaletli bir barisa uygun bicimde kullanilmasinin saglanmasi cagimiz insanliginin yine basta gelen ozlemlerinden biridir.

Tum bu yasamsal onemdeki ozlemlerin karsilanabilmesi, ancak ve ancak bir uygarlik projesi niteliginde yaklasim ve programla olanaklidir.

Uygarlik projesi demek, insan yasami icin zorunlu olan temel islevleri, bilimin ve teknolojinin ulastigi gelisim asamasina uygun bicimde ve kurumlasmis olarak gerceklestirebilecek bir toplumsal yapi kurma ve isletme projesi demektir.

Iste Ataturk'un onderliginde gerceklestirilen Turk Devriminin ve onun urunu olan Turkiye Cumhuriyeti'nin uzerinde kuruldugu ilkeler, tumuyle boyle bir uygarlik projesi olusturacak degerdedir.

20. yuzyilda iktidarda olduklari surece, yuzmilyonlarca insanin onderi gibi gorunen nice siyaset adami ardinda dus kirikliklari, yikimlar ve tiksinti biraktigi halde, yalniz Mustafa Kemal Ataturk'tur ki, hem ulusunun hem de tum uygar insanligin eksilmeyen degerbilirlik, saygi ve sevgi duygularini elde etmeyi basarabilmistir.

Cunku en gorkemli yapiti olan Turkiye Cumhuriyeti, bir yandan engin bir ozgurluk ve bagimsizlik askiyla yurt sevgisinin, ote yandan bilimsel kafa yapisinin bilesimi uzerine dayalidir.

Bugun de Turkiye Cumhuriyeti'nin tum gucu, onuru ve uygar insanlik ailesi icindeki sayginligi bu ozelliklerinden kaynaklanmaktadir. Tum guclukleri ve sorunlari ise, ic ve dis somuruculer tarafindan bu ilkelerden uzaklastirilmak istenmesinden ileri gelmektedir.

Her yil donumunu kutlarken, Cumhuriyetimizin bu gercek temellerini tum yurttaslarin bilincinde tazelemek, uygar insanliga bu ozelligini her olanakta sergilemek, icerde de disarda da gucumuzu, onurumuzu, sayginligimizi arttiracak cok yerinde ve yararli bir davranis olacaktir.

Cumhuriyet kurumlarinin degerini bilmek de, insanlik tarihinin bugune degin kaydettigi 2-3 buyuk dahiden birisi olan Ataturk'un degerini bilmek de, Turk ulusunun uygar insanlik gozunde sayginligini arttirmaktadir. Bu degerleri anlamamis olmak, bir insan icin de, bir ulus icin de yalnizca yuz karasi olurdu.
 
2. AYNI DEGERLENDIRMEYI YAPAN DUSUNURLER

Turkiye Cumhuriyeti'nin ve ona dayanak olan Ataturk ilke ve devrimlerinin boylesine bir uygarlik atilimi degerinde oldugunu goren ve belirten yabanci bilim, sanat ve siyaset adamlari da coktur.

Bunlara birkac ornek verelim:

Unlu Fransiz insanlik-sever (humaniste) dusunuru Georges Duhamel, La Turquie: nouvelle puissance de l'Occident (Turkiye: Batinin yeni Gucu) adli kitabinda Turk Devrimi ve onun onderi icin sunlari yazmistir:

"Ne Cromwell, ne Robespierre, ne Lenin ve ardindan gelenler, onderlik ettigi ulusu bilim felsefesi, dusunme yontemi, kisacasi gelecegini degistirme yoluna goturmege kalkmamislardir....

Turkiye, Mustafa kemal'in itmesiyle kendisine yalniz becerikli isciler, teknisyenler ve muhendislerin yeterli olmadigini, tersine, islere asil yon veren bilim filozoflarina, yontem kurucularina gereksinimi bulundugunu kavradi.

Mustafa Kemal, boylece, butun insanligin icinde cirpindigi uygarlik bunaliminin temel sorununa, yani cagdas bilimin sagladigi guclu teknolojinin nasil kullanilacagi sorununa en gecerli yaklasimi getirdi."


Gelismis sanayi devletlerinin bilimsel ve teknolojik ustunluklerini, nasil hala kendi bencil cikarlari icin kullandiklari tum insanligin uzgun bakislari onunde duruyor.

Bunlar, uluslararasi yasami kaba guce dayali somuru iliskilerine dayandirmak amacinda diretegelmektedirler; bu amacla tam bir ikiyuzluluk sergiliyorlar.

Geri biraktirdiklari ulkeleri kendileriyle yarisabilecek her turlu gelismenin disinda tutmak uzere onlarin ic islerine karismaktadirlar; toplumsal bilimlerin urunlerini, ornegin insanbilim (antropoloji) ve budunbilimi (etnoloji), tarihi, hem uluslar arasinda savaslar; hem de uluslarin icinde bolunmeler ve ic kavgalar cikartmak uzere kullanmaktadirlar; teknik bilimlerin urunlerini silah biciminde satmakta, gerek gordukleri yerlere de dogrudan kendileri fuzelerini yagdirmaktadirlar.

Uluslararasi andlasmalarla sozde yasaklanmis kimyasal silahlari satanlar, ayni gelismis toplumlardir. Ikiyuzluluk ve cifte olcululuk, uygar gecinen sanayi devletlerinin pek --- kendini gosteren ozellikleri olmakta devam ediyor.

Iste Georges Duhamel'in gozlemi bu doku icinde gercek onemine kavusmakta, Ataturk onderligindeki Turk Devriminin ve Cumhuriyeti'nin "cagdas bilim ve teknolojiyi ozgurluk, adalet, baris ozlemlerine uygun bicimde kullanma" konusunda uygar insanliga orneklik edecek bir uygarlik projesi degerinde oldugunu anlatmaktadir.

Yine taninmis bir Alman filozofu Herbert Melzig, Kemal Ataturk: Untergang und Aufstieg der Turkei (Kemal Ataturk: Turkiye'nin Cokusu ve Yukselisi) adli kitabinda aynen su degerlendirmeyi yapmistir:

"Eski cagin buyuk filozofu Eflatun'un 'Ya yoneticiler filozof (yani bilge kisi), ya da filozoflar yonetici olsalar!' yolundaki iki bin yillik dilegi, ilk kez 20. yuzyilda Ataturk'un kisiliginde tam olarak gerceklesmis bulunuyor.

Ataturk bir dahi, bir dusunur olarak ulusunun yazgisini eline almis, bu ulusla atildigi bagimsizlik savasi ile ve baska uluslarin haklarini koruyan bir barisla insanliga gorkemli bir ornek vermistir.

Yeni Turkiye, Ataturk'le yalniz islam anlayis ve goruslerini degil, ayni zamanda Avrupa'nin dusunme bicimini de asmistir. Turkiye bir durustluk, ictenlilik ve gercekcilik politikasi gutmekte ve bu yuzden tepkilere, basarisizliklara ugramamaktadir."

Bu nitelikleriyle Turk Devrimi ve Ataturk ilkeleri yalniz Turk ulusu icin degil, ayni zamanda yeni bagimsizliklarina kavusur gibi olan Turk devletlerinin bu olanagi gercekten kullanabilmeleri ve gercek bir ulusal bagimsizlik, ozgurluk ve gonence kavusabilmeleri icin de en guvenli ve gecerli yolu temsil etmektedir; genellikle geri birakilan ulkelerin ayni gelismeyi elde edebilmeleri icin de orneklik edecek degerdedir.

Ama bunlarin da otesinde Turk Devrimi ve onun urunu olan Turkiye Cumhuriyeti, Ataturk'un kendi deyisiyle, "tum uygar insanligin dikkatle uzerinde durmasina deger" bir hareketin adidir.
 
3. TURKIYE CUMHURIYETINE BU DEGERI KAZANDIRAN OGE VE OZELLIKLERI

Turk Devrimine ve Turkiye Cumhuriyeti'ne bu degeri kazandiran oge ve ozellikleri nelerdir?

Cagdas bir toplum olarak yasayabilmek icin, temel onlem tasiyan kimi islevler vardir ki, bunlarin uygarligin isterlerine uygun olarak ve kurumlasmis, yani etkin bicimde yerine getirilmesi zorunludur.

Toplumda soyun surmesini saglamak temel islevini ustlenen aile kurumudur. Toplum icinde ozgurluk, adalet ve guvenligi, baska toplumlara karsi bagimsizligi saglamak islevi devlet ve hukumet kurumunundur.

Yeni kusaklari ve genellikle toplum uyelerini toplumun kulturune, bu kulturdeki ilerleme ve degismeleri de icerecek bicimde hazirlama islevini asil olarak egitim kurumu yerine getirir.

Toplumda gerek duyulan turlu mal ve hizmetlerin uretilmesi ve dagitilmasi islevi asil olarak ekonomi kurumunundur. Insanlarin yasama bir anlam vererek baglanmalarini ve icinde bulunduklari toplum kosullarini ictenlikle yasanmaya deger sayabilmelerini saglamak islevi, toplumda "ustun degerleri" anlatima kavusturan "ozgur ve orgutlu komuoyu" kurumunca yerine getirilir.

Ve tum bu kurumlarin birbiriyle uyum ve esgudum icinde bulunmalari gerekir ki, saglam bir toplumsal yapinin varligindan soz edilebilsin.

Iste Turk Devrimi, bu temel toplumsal kurumlara yani devlete, aileye, egitime, ekonomiye ve ustun degerler alanina temel yaptigi olculer acisindan bir uygarlik projesi degerindedir.

19. yuzyildan beri insanlik, bu alanlari duzenlemek uzere birbirine karsit iki uygarlik tasarimi deneyegeldi.

Bunlardan birincisi, derebeylik, kirallik, hanedan duzenine karsi tepki sonucu ortaya cikan kapitalist uygarlik tasarimidir; ikincisi ise kapitalizma karsi duyulan tepkilerin urunu olan sosyalist ya da marksist tasarimdir.

Iste Ataturk ilkeleri ve Turk Devrimi, temel toplumsal islevleri demokrasinin belirgin niteliklerine uygun olarak yerine getirme konusunda kapitalizmi de, marksizmi de asan olculer getirmesi ve tutarli olarak bu olculere bagli kalmanin onlemlerini icermesi bakimindan uygar insanligin ozlemlerine uygun bir uygarlik tasarimi ozelligindedir, diyoruz.

Nitekim Kurtulus Savasinin daha baslarinda Mustafa Kemal, kendisini "Adimizi koyalim, adimizi bilelim; kapitalist miyiz, sosyalist miyiz, bolsevik miyiz, adimizi bilelim" diye sikistiranlara karsi, bir yeni uygarlik tasariminin gereginin bilinciyle su yaniti veriyordu:

"Efendiler; degismelerin durgun ve degismez kurallari olmaz; onun icin biz benzememekle ve benzetmemekle ovunmeliyiz; kendimiz olmaliyiz."

Mayasi ve hamuru bu bilincle yogrulan Turkiye Cumhuriyeti, temel aldigi devlet, yurt, ve ulus kavramlariyla bir uygarlik projesi degerindedir.

Aile, egitim, ekonomi kurumlarina verdigi icerikle bir uygarlik projesi degerindedir.

Ulku olarak onerdigi ustun degerler disgesiyle bir uygarlik tasarimi degerindedir.

Ve tum bu temel alanlardaki devrimleri yaparken izledigi devrim muhendisligindeki ustaligi ile bir uygarlik projesi degerindedir.

Bunlari kitabimiz boyunca birer birer ele alip aciklayacagiz. Simdilik sonuncu nokta, yani Ataturk'un sergiledigi demokratik devrim muhendisligi ve ustaligi uzerinde duracagiz.

Fransiz Devriminin, bolsevik devrimin ve daha bircok sosyalist devrimlerin ic savaslardan gecen kipkizil kanliyollari animsanacak olursa, Turk Devriminin insan sevgisini, demokratik mesrulugu tutarli olarak temel alan yonetimiyle de yepyeni bir yaklasim oldugu anlasilir.

Bu yaklasimin ozu, Turk Devriminin baska devrimlerden farkli olarak "amac icin her turlu arac mesrudur" dememesi, tam tersine, amac ile aracin birbirini etkilediginin bilinciyle davranmis olmasidir.

Turk Devriminin amaci demokrasi oldugu icin, basvurdugu yol ve yontemlerin de, asil amac olan demokrasiye ulasilmasini guclestirecek, geciktirecek, olanaksizlastiracak nitelikte olmamasina en buyuk ozeni gostermistir.

Ornegin Rusya'daki Bolsevik Devriminde "demokratik mesruluk" kavrami bulunmadigindan, bir ic savastan halki sakinmak kaygisi bulunmamis, kimi tarihcilere gore 5 milyon, kimilerine gore onbes milyon insanin olumune yol acan Beyaz-Kizil savasi yasanmistir.

Ayrica Komunist Parti icindeki gorus ayriliklari da hep kanli bastirma ve aritma (tasfiye) yollariyla susturulmustur.

Demokrasi de Rusya'ya gelememistir. Turk Devriminin ise demokratik mesruluk ilkesinden sapmayan ozelliginin toplumu ne buyuk yikimlardan sakindigini ve demokrasi duzenine gecmeyi nasil basardigini biliyoruz. Bu onemli ozelligi gozlemleyen bilim ve dusun adamlari vardir. Ornegin Ismail Habib Sevuk bu konuda sunlari yazmistir:

"Ataturk, devrim karsiti eski guclerle doguserek devrim yapmadi. Devrime karsi dogusecek olanlara dogusme firsati birakmayan devrim ustaligiyla ulusunun aziz kanini esirgemesini de bildi. Bunun icin O'na minnettariz."

Bunun gibi Fransa Basbakani Prof. Edouard Herriot, hem de laiklik devrimiyle ilgili olarak Ataturk'e sunlari soylemisti:

"-Pasa, size nasil hayran olmayayim? Ben Fransa'da laik bir hukumet kurmustum. Bu hukumeti, Papa'nin Fransa'daki temsilcisinin yardimiyla papazlar devirdi. Siz ise bir halifeyi kovdunuz ve gercek anlaminda laik bir devlet kurdunuz. Siz bu bagnazlik icinde laikligi bu topluma nasil kabul ettirdiniz?"

Herriot'un bu gozlemi, Turk devriminin laiklik anlayisi ile de Bati'yi asan bir deger tasidigini ortaya koymakta ve Prof. Melzig'in "Turkiyee yanlniz islami anlayisi degil, Avrupa'nin dusunme bicimini de asmistir" gozlemini dogrulamaktadir.

Turk Devriminin yapilis bicimiyle de bir uygarlik tasarimi degerinde oldugunu gozlemleyen bir baska kaynak da Birlesmis Milletler Egitim, Bilim ve Kultur Kurulusu olan UNESCO'dur.

UNESCO, Ataturk'un yuzuncu dogum yildonumunu tum uye ulkelerde kutlama karari alirken gerekce olarak O'nun Devrimciligini soyle nitelemistir:

"Uluslararasi anlayis, isbirligi ve baris yolunda caba gostermis, gelecek kusaklar icin ornek olacak; egitim, bilim ve kultur alanlarinda olaganustu bir devrimci."

Gercekten de Ataturk'un yaklasimi kendisinin de vurguladigi gibi soyledir: "Insanlari mutlu edecegim diye onlari birbirinin bogazina saldirtmak, insanlik disi ve son derece uzuntu verici bir sistemdir.

Insanlari mutlu edecek tek amac, onlari birbirine yaklastirarak, onlara birbirlerini sevdirerek, akrsilikli maddi ve manevi gereksinimlerini gidermege yarayan davranis ve guctur. Dunya barisi icinde insanligin gercek mutlulugu, ancak bu yuksek ulku yolcularinin cogalmasina ve basarili olmasina baglidir."
 
4. TURKIYE CUMHURIYETI'NIN IKI TEMEL ILKESI

Turkiye Cumhuriyeti'nin temsil ettigi bu uygarlik projesi, gercekte ozleri ayni olan iki temel ilkeye ve bunlarin gereklerini tutarli ve ictenlikli olarak yerine getirmesine dayalidir.

Bu ilkelerden biri "bilimsel dusunce yapisi", oburu ise "demokratik yonetim"dir.

Gercekten de Turkiye Cumhuriyeti ve cagdas Turk toplumunun tum kurumlari, bir yandan "Yasamda en dogru yol gosterici bilimdir!" ilkesine, ote yandan "Egemenlik kisitlamasiz, kosulsuz olarak ulusundur" ilkesine dayalidir.

Bu iki ilke tum cagdas Turk kulturunun eksenini olusturagelmistir. Her iki ilkeyi, birer slogan olmaktan cikarmak, gerekceleriyle ogrenilmesini ve benimsenmesini saglamak, Turkiye Cumhuriyeti'nin basarisinin geregidir.

Turkiye Cumhuriyeti, ayni zamanda, demokratik yonetim ile bilimsel dusunus biciminin ozlerinin ayni oldugu bilinci uzerinde yukselmistir.

Baska deyisle, Turkiye Cumhuriyeti, bilimsel dusuncenin gecerlilik ilkeleri ile demokratik duzenin mesruluk ilkelerinin ayni nitelikte oldugu bilincine dayalidir ve ona tum uygar insanliga orneklik edebilecek niteligini kazandiran da bu bilincidir.

Bir ulkenin ancak bilimle yonetilebilecegi gozleminin temelindeki gerekcelere bakalim:

bilimi insanligin bunca bastaci etmesi, izledigi yontemin gecerli olmasindan dolayidir.

Gercekten de bilim demek, dogru yontem demektir; dogru arastirma ve gozlem yapma, dogru akil yurutme ve sonuc cikarma yontemi demektir.

Hic bir arastirma bulgusu, ne denli goz kamastirici olursa olsun, onu elde etmegi olanakli kilan yonteminden daha degerli olamaz. Oyleyse "Yasamda en dogru yol gosterici bilimdir!" derken gercekte "Bilim yontemidir" demis oluyor Turk Devrimi.

Neden? Bilimsel yontemin gecerliligini saglayan olcutleri nelerdir? Bunlarin demokratik yonetimin mesruluk olculeriyle ayni nitelikte oldugu gorusu neye dayaniyor?

A) Bilimsel yontemin gecerlilik ilkelerinden biri "nesnellik"tir.

Bu, olgulari ve olaylari, olduklari gibi, yani eksiksiz, artiksiz, carpitmaksizin, saklamaksizin goz onunde bulundurmayi anlatir.

Cikarlarimiza, inanc ve kanilarimiza, aliskanliklarimiza uygun dusmese de gercek ne ise oldugu gibi gozonunde bulundurmak demektir. Gunumuzun gelismis toplumlari, bu temel ilke sayesinde bu duzeylerine gelmislerdir.

Yalniz toplum bilimleri icin degil, fizik, kimya, tip, muhendislik gibi doga bilimlerinin gelisebilmesi icin de nesnellik vazgecilmez temel olmustur.

Ornegin daha 19. yuzyilda Fransiz kimyacisi Claude Bernard, "Deney odasina girerken yalniz pardosumu degil, inanclarimi da kapinin disinda birakirim!" diyordu.

Cunku gozlemleyecegi gercek, inanclarina uygun dusmediginde gercege gozunu kapamak degil, inanclarinda gerekli duzeltmeyi yapmak gerektigini goruyordu.

Insanlik daha onceki yuzyillarda, yerlesik inanclara aykiri gozlemleri bagnazca yadsimanin, arastirmalari yasaklamanin cok aci yikimlarini, baskilarini yasamisti.

Ornegin kilisenin inandiginin tersine olarak, dunyanin duz degil yuvarlak oldugunu, gunesin dunya cevresinde degil, asil dunyanin gunesin cevresinde donen bir uydu oldugunu gozlemleyen Gelile, kilise mahkemesince olum cezasina carptirilmis, ancak bu gercegi inkar ederek ve bir daha arastirma yapmamaya soz vererek canini kurtarabilmisti. Ama kisiligi alcaltilmisti.

Islam dunyasinda basim makinesinin ucyuz yildan daha uzun sure din adina yasaklanmasi, bugun tum musluman halklarin icinde bulunduklari geriligin temel nnedeni olmustur ve bunun etkisi hala tam olarak giderilmemistir.

Insan kisiligine saygi, insan hak ve ozgurluklerinin guvence altinda bulunmasi demek olan demokratik duzen de gercege saygiyi, yani nesnelligi mesruluk ilkesi olarak alir.

Ataturk'un Turkiye Cumhuriyetine temel olan anlatimiyla soyleyelim: "Ulusa ait isler, ulustan gizli edilemez!" Ne bir inanc adina, ne bir siyasal gorus adina, ne bir cikar adina, ne su ya da bu kisi oyle istiyor diye gerceklerin arastirilmasi ve kamuya duyurulmasi engellenemez. Boyle bir tutum demokratik duzende mesrulugunu yitirmek demektir.

Ornegin bir ulkede issizlik ya da pahalilik oraninin ne oldugunu, gelir dagiliminin nasil oldugunu, hukumetin uluslararasi iliskilerde ne gibi yukumlulukler ustlendigini...arastirmanin engellenmesi, ya da kamu makamlarinca bu konularda gercege aykiri bildirimlerde bulunulmasi demokratik duzenin mesruluk olculerine aykiridir.

Gercege baglilik, yani nesnellik, ayni zamanda demokrasinin vazgecilmez geregi olan uzlasmalarin guzelligini de ortaya kor ve toplumsal barisa temel olur.

Turkiye Cumhuriyeti bilimsel arastirma ve incelemeleri de, kamu yararinin arastirilip tartisilmasini da ozgur kilma temeli uzerine kurulmustur.

B) Gercegin hep somut olarak belirdi, yani yere ve zamana bagli olarak az ya da cok degisik bicimlerde ortaya ciktigi olgusundan, bilimsel yontemin bir baska gecerlilik ilkesi olan arastiricilik ilkesi dogar. Ne denli yetkin olursa olsun, hicbir bilimsel aciklama, konusunu olusturan olaylari her yer ve zamandaki belirisiyle aciklamaya yetmez.

Bilim insanlarin hizmetinde uygulanmak icindir. Uygulama ise, kitaplarin anlatmaya yetmeyecegi olcude yerden yere, zamandan zamana degisiklikler gosterir.

O nedenle yalnizca kuramsal kitap bilgisiyle insan hizmetinde basarili isler yapmaya olanak yoktur.

Hizmet nerede ve ne zaman yapilacaksa, o yerin ve o zamanin ozel kosullarini gozlemleyerek kitaplardaki genel kuramsal bilgiler tamamlanmalidir.

Bilim nasil her zaman ve her yer icin gecerli aciklama olamayacagi ilkesine dayali ise, demokratik yonetim de kamu yararini surgit aciklayacak herhangi bir doktrin ya da inanc sistemi olabilecegini kabul etmez. Demokrasinin ayni zamanda laikligi zorunlu kilmasi bundan dolayidir. Cunku demokratik duzende degismez yasa konulamaz.

Turkiye Cumhuriyetinde insanlar arasi iliskileri duzenlemek uzere yasa yapmak yetkisinin yalnizca Turkiye Buyuk Millet Meclisinde bulunmasinin gerekcesi budur. Bu meclisin belli araliklarla yapilacak secimlerle yenilenmesii zorunlugunun gerekcesi budur.

Cunku her secim, egemenligin asil sahibi olan ulus bireylerinin bir onceki secimde yapmis olabilecegi gozlem eksikliklerini, degerlendirme yanlislarini duzeltme hakkinin kabulu demektir; ayrica o secimden sonra ortaya cikabilecek yeni kosullar nedeniyle oyunu degistirme hakkinin da guvencesi demektir.

Bundan baska meclis, -olmaz ya- secmenlerin tumunun oyunu alan tek bir partinin uyelerinden bile kurulu olsa, degismez yasa koymaya kalkisamaz, kalkistigi anda mesrulugunu yitirir.

Cunku bu, egemenligin asil sahibinin iradesini kisitlamak olur; vekil, asilin yerine gecemez. Asil de kosullarin gerektirdigi yonde gorusunu gelistirmek, degistirmek, yani "ictihat etmek" hakkina sahiptir. Bilim de, demokrasi de ayni seyi gerektirmektedir.

Turkiye Cumhuriyeti nasil bilimin, gercekleri surekli degisimleri icinde ozgurce gozlemleyebilmesi icin medresenin yerine cagdas universiteyi gecirdiyse, demokrasinin bu mesruluk ilkesini isletmek uzere devleti de laik kilmis, boylece devlet ve toplum yonetimi icin herhangi bir tartisilmaz, dokunulmaz, kutsal doktrin ya da inanc koymaya kalkisilmasini bile onlemistir.

C) Bilimsel yontemi gecerli kilan bir baska ilke "sorgulayicilik" ilkesi oldugu gibi, demokratik duzenin buna uyan mesruluk olcusu, Ataturk'un deyisiyle, "Kamu yararinin her gun, yeniden yeniye ozgurce tartisilabilmesi" ilkesidir.

Bilimsel yontem, en iyi bildigimizi sandigimiz bir konuda bile zaman zaman bilgilerimizi sorgulamayi gerektirir: "acaba arastirmami, gozlemimi, sonuc-cikarma islemimi dogru yaptim mi?" diye sorup o konuyu bir daha gozden gecirmemizi gerektirir.

"Bakalim ayni konuyu benden bagimsiz olarak arastirip dusunenler, benimkine benzer sonuclara variyorlar mi?" diye sormamizi zorunlu kilar.

Ne bir din adina, ne bir doktrin adina, ne bir kisi adina bu sorgulamanin engellenememesi geregini anlatir. Bize bilgi, kani ve goruslerimizdeki eksik ve yanlislari gosterenlere kizmak soyle dursun, tesekkur duymamizi gerektirir.

Eksigini, yanlisini gosterene yalnizca tesekkur etmek geregini kabul eden, yalniz bilimsel dusuncedir; ne dinsel, ne de baska turden "tek-dogrucu" goruslerde bu bilinc yoktur.

Gunumuzun ileri ve guclu toplumlari, "Cok bilen cok yanilir" diyen bu sorgulayicilik ilkesini yasamlarina temel yapabildikleri icin bu duzeye gelebilmislerdir.

Unlu Ingiliz dusunuru Francis Bacon, daha 17. yuzyilda "Kati goruslerle yola cikanlar, cok gecmeden kuskularin en koyu karanligi icine duserler" uyarisinda bulunmustu.

Alman filozofu Lessing, "Kanit sormadan inanmanin ne degeri var?" demis, onu izleyen Kant da her birey icin bizzat denemenin, yoklamanin, sorgulamanin zorunlulugunu vurgulamisti.

Turkiye ise Osmanli yonetimi altinda Bati'nin uyanisi demek olan bu Ronesans, Reform, Kesifler ve Aydinlanma devinimlerinin tumunun disinda, bunlardan habersiz birakilmisti.

Iste Cumhuriyet, Turk insanini okullarda "Ne, nerde, nicin, nasil, ne zaman?" diye sormaya alistirmayi amacladi; "kitaplar yaziyor diye, falanca buyuk kisi buyurmus diye, atalardan kalmis diye bir seyi dogru saymamak gerektigini" anlatti. "Ben de arastiracagim" demeyi ve kimsenin agizdan dolma tufegi olmamayi bilmemizi istedi.

Bunun gibi toplum ve devlet yasaminda da, kamu yararinin hergun yeniden yeniye ozgurce tartisilmasinin kurumsal ve egitsel guvencelerini olusturdu; farkli goruste olan yurttaslari birbirleriyle baris icinde gorus alis-verisinde bulunmaya yonlendirdi.

Ve butun bunlari 1930'lu yillarda bir yandan fasizm ve nazizmin, ote yandan komunizmin estirdigi firtinalar altinda Bati Avrupa toplumlarinin bile demokrasiye olan guvenleri sarsiliyorken, inancli ve kararli bir bicimde yapti.

C) Bilimsel yontemi gecerli kilan ilkelerden biri de "kullandigi kavramlari aciklikla tanimlama" ilkesidir. Bilindigi gibi her dilde onbinlerce sozcuk vardir.

Ama toplum yasaminda, insanlar arasi iliskilerde irmaklar gibi akan bu sozcukler icinde az sayida kimi kilit sozcukler vardir ki, butun obur binlerce sozcuk bunlarin cevresinde donup dolasirlar; bu kilit sozcuklere verilen anlama gore kendi anlamlarina kavusurlar.

Iste bu kilit sozcuklere kavram denir ve ilgili olduklari konunun ozunu temsil ederler.

Bilimsel aciklamanin gecerli olabilmesi kullandigi kavramlarin aciklikla tanimlanmasina ve tutarli olarak kullanilmasina baglidir. Demokratik duzende de ayni aciklik ve soze baglilik temel bir mesruluk ilkesidir. Demokraside yonetime gelenler, verdikleri soze baglidirlar.

"Ben onu demek istememistim" ya da "O gun oyle soylemem secimi kazanmam icin gerekliydi" gibi tutumlarin demokratik mesruluk olculerine sigar bir yani yoktur. Siyasal partiler ve siyaset adamlari ulusa verdikleri sozlerden de, yaptiklari islerden de ulusa karsi sorumludurlar.

Bunun icin programlarinin ve aciklamalarinin her turlu belirsizlikten, degisik yonlere cekilebilir nitelikten arinmis olmasi zorunludur. Ataturk, Cumhuriyetin Onuncu yildonumunde Turk ulusuna sunu soyleyebilmisti:

"Turk ulusu! Onbes yildan beri basari sozu veren bircok sozlerimi isittin. Mutluyum ki, bu verdigim sozlerin hicbirinde ulusumun hakkimdaki guvenini sarsacak bir isabetsizlige ugramadim!"

Iste demokrasilerde her yonetici her zaman ayni seyi soyleyebilecek durumda olmali, degilse gorevini birakmayi bilmelidir. Ataturk, Turkiye Cumhuriyetinin temel kavramlarina hem acik, hem de bilimsel tanimlar getirmistir.

Osmanli Devletinin yikilis doneminde yonetici ve aydinlarin kurtulus yollari ararken icine dustukleri ve toplumu da icine dusurdukleri kavram kargasasini, Ataturk, ozellikle ulus, yurt, kultur, uygarlik, ozgurluk, laiklik, demokrasi gibi temel kavramlara cagdas ve acik tanimlar getirerek asmamizi saglamistir.

Bu kavramlara getirdigi tanimlarin, tumuyle "demokrasinin belirgin nitelikleri"ne uygun, bu bakimdan uygar insanliga yol gosterici tanimlar oldugu da gorulmektedir.
 
5.DEMOKRATIK TOPLUMSAL KURUMLAR

Bu kitapta birer birer sergilenecegi uzere Turk Devrimi bu anlayis ve ilkeler uzerinde devleti, aile kurumunu, egitim kurumunu, ekonomi kurumunu ve ustun degerler alanini demokratiklestiren bir devrimdir. Bunu da tutarlilik, durustluk ve ictenlikle yapmayi basarabildigi icin, bir uygarlik projesi degerindedir.

A) Devletin demokratiklesmesi alaninda yapilan sunlar olmustur: laiklik ilkesinin devlete temel yapilmasi ve ulusal egemenligin geregi olmak uzere saltanatin ve halifeligin kaldirilmasi, ulus ve yurt kavramlarinin demokratik icerikli tanima kavusturulmasi, hukuk devleti ilkesinin kurumlastirilmasi, insanlarin uyruk olmaktan kurtarilip, dil, din, mezhep, irk ve cinsiyet ayirimi gozetmeksizin devleti kuran ve egemenligin asil sahibi olan esit yurttas konumuna yukseltilmesi; uluslararasi iliskilerde bagimsizligi kisitlayici her turlu bagin sokulup atilmasi, baska uluslarla haklara karsilikli saygi uzerine kurulu uygar iliskiler gelistirilmesi.

B) Cumhuriyetin getirdigi aile kurumu, kadinin butun degerlerin asil yaraticisi oldugunu temel alan ilkeler uzerine kurulmustur.

Demokratiklesme icin laiklesmanin vazgecilmez oldugunun bilinci icinde, tum yasalar gibi aile kurumunu duzenleyen yasa da dinsel kaynaktan bagimsizlastirilmis ve Turk Medeni yasasi kabul edilmistir; aile icinde kari ile koca, erkek cocukla kiz cocuk esit haklara sahip kilinmistir; kadin da kocasina karsi bosanma davasi acmak hakkina kavusmustur; aile disinda da kadin, esit yurttas konumunun gerektirdigi tum haklara sahip kilinmis, ozellikle toplum yasaminda her meslege girme hakki cagdas devletin guvencesi altinda gerceklesmistir.

Kadinin calisma yasaminda esitlik usere yerini, payini ve sayginligini elde etmesi olcusunde aile icinde de saygin bir yer tutabilecegi, aile kurumunun ancak bu yolla gercek anlaminda saglamlasabilecegi kavrayisi, Cumhuriyet'in uygar insanliga ornek yonlerinden biridir.

Kiz cocugu olmanin bir eksikligi oldugu yolundaki cagdisi anlayisin ortadan kaldirilmasi, kadinin da her meslegin en unluleri, dahileri arasina girememesi icin hicbir gecerli neden bulunmadiginin temel alinmasi, aile kurumundaki bu demokratiklesmenin ozunu olusturmustur. Turkiye Cumhuiryeti bu alanda Isvicre gibi Bati Avrupa toplumlarina bile onculuk etmistir.

C) Turk Devrimi, insanligin tanik oldugu tek basarili egitim ve kultur devrimi oldu.

Bu basarisinin nedeni, "demokratik egitim"i amaclamasi ve bunun gereklerini de tutarli ve etkin bicimde yerine getirmesidir. Demokratik egitimin zorunlu geregi egitimde laikliktir.

Bu saglanmadikca ne egitimin icerigini bilimsel ve demokratik kilmaya, ne de egitimde firsat esitligi saglamaya olanak vardir.

Laik olmayan egitim duzeninde her seyden once ulusun en onemli yarisini olusturan kadin nufusun egitimden, bilimden, demokratik kulturden pay almasina olanak bulunamaz.

Ote yandan ancak laik egitim, Ataturk'un belirttigi gibi "ulusal kulturu uygar ilkelerle ve ozgur dusuncelerle donatip guclendirebilir; korkutma temeline dayali bir ahlakin ne bir erdem, ne de guvenilebilir bir ahlak olamayacagini ancak laik egitim kavrayabilir."

Cumhuriyetin getirdigi bu demokratik egitim kurumu sayesinde, 1930'larda Nazi Almanyasindan kacan cok sayida bilim adamlari da Ataturk Turkiye'sine gelerek cagdas Turk universitesinin ve biliminin olusmasina cok degerli katkilarda bulundular.

Laik devlet ve laik egitim, Turk egitiminin dilini de ulusal dil yapmayi, boylece Turkcenin, Arapca, Farsca ve baska yabanci dillerin boyundurugundan kurtulmasini saglamistir.

Boylece bir bilim, sanat ve teknoloji dili duzeyine ulasabilen Turk dili, ulusal birligin ve toplumsal dayanismanin da basta gelen saglam dayanaklarindan birisi olabilmistir.

D) Turk Devriminin ekonomi kurumuna getirdigi icerik, Ataturk'un deyimiyle "demokrasinin belirgin niteliklerine" dayali oldugu halde, 2. Dunya Savasindan, ozellikle de 1950'den sonra pek az animsatilmak istenmistir.

Cunku dunya o gunden beri biri kapitalizmi, oburu de marksizmi kendi bencil cikarlarina kilif yapan iki super gucun yarattigi, nukleer dehset uzerine kurulu soguk savas ortaminda iki kampa bolunmus, kapitalizm de, marksizm de birer dogma, yani elestiri kabul etmez inanc gibi insanliga dayatilmistir.

Turk Devrimi ise "devletcilik" olarak adlandirdigi kendi ekonomik duzen anlayisini, hem kapitalizmin hem de marksizm ya da sosyalizmin demokrasinin temel olcutleri acisindan ozgur dusunceli ve tutarli elestirisi uzerine kurmustur.

Her iki duzenin birer "dus-kurgu"ya (fiction) dayali oldugunu, kapitalizmin "yalniz basina yasayan birey", marksizmin ise "nireylerden soyutlanmis devlet" dus-kurgusuna dayali oldugunu gozler onune koymus, tek gercegin ise "toplu halde yasamak zorunda olan bireysel insan" oldugunu vurgulamistir.

Iste bu toplu halde yasamak zorunlugunda olan bireysel insanin hem kendi bireysel kisiligini ilgilendiren cikarlarini, hem de toplu halde yasamaktan kaynaklanan toplumsal yararlarini bir arada gerceklestirebilecek bir ekonomi anlayisi ortaya koymakla ve kisa omru icinde bunun cok basarili uygulamasini yapmakla uygar insanliga yine gorkemli bir ornek vermistir.

Bu ekonomi anlayisi bir yandan, hem kapitalizmin hem de marksizmin 19. yuzyilin "mutlak yasa" yanilgisina dustugunu vurgulamis, kendisi ise bilimin "goreli dusunme" ilkesini temel almistir. Bu tutum, demokrasiye de cok degerli bir katkidir; cunku cagdas bilim ve teknolojinin nasil kullanilmasi gerektigi sorunuyla yakindan iliskilidir.

Ote yandan demokrasinin ekonomik gereklerini goz ardi etmemekle demokratik duzene cok degerli bir katkidir.

Nitekim Turkiye 1950 yilinda oy yoluyla, tam bir baris icinde iktidar degisimini gerceklestirebildiyse, bunda Ataturk'un ekonomik duzen gorusunun, henuz cok kisa bir sure uygulanabilmis olmasina karsin toplumsal adalet, firsat esitligi, emek harcayanlarin gonenci gibi toplumsal barisin temel gereklerini yerine getirecek nitelikte olmasinin cok buyuk payi vardir.

1950'den bu yana secim yoluyla iktidar degisimini 1950'deki kadar baris icinde yapamamis olmamizda ve demokrasimizi uc kez silahli guclerimizin mudahale etmesine yol acacak olcude yolundan saptirmis olmamizda, 1950'den beri ilenegelen kapitalizme dayali ekonomik politikanin hic payi olmadigini soyleyebilir miyiz?

Ataturkcu ekonomi politikasi ayrica tum az gelismis ulkelere hem somurulmekten kurtulmanin hem de "tam bagimsizligin" altin anahtarini da saglayacak degerdedir.

Kitabimizin ilgili bolumunde gorulecegi gibi, %0 enflasyonla %5 buyume hizi gerceklestirebilen ve Turk ekonomisinin disa bagimliligini kisa zamanda onemli olcude azaltabilen bir ekonomi duzenidir.

E) Turk Devrimi, yazi, dil, takvim, giyim, sanat gibi ustun degerler alanini da demokratiklestiren bir devrimdir.

Turk dili yabanci diller boyundurugundan kurtarilarak bir bilim, sanat ve teknoloji dili olma olanagina kavusturulmus, boylece ulusal birligimizin saglam harci olmustur.

Yeni Turk yazisi Turkce'yi dogru yazip dogru okumayi ve boylece okur-yazarligin, dolayisiyla aydinligin hizla artmasini saglamistir.

Ayrica bu yazi, uluslararasi iliskilerde uygar dunyayla iliskilerimizi ve uygar insanlik ailesinin saygin bir uyesi olmamizi cok kolaylastirmistir.

Takvim ve olcum birimlerinin de uluslararasinda kullanilan birimlere donusturulmesi ayni etkiyi yapmis, ekonomik gelismemizin onundeki yerellik engellerinin asilmasini olanakli kilmistir.

Sapka ve giyim devrimleri de, guzel sanatlar alanindaki devrimler de, biryandan uluslararasi uygar insanligin giyim kusamini alarak, guzel sanatlar alanindaki basarilarina katilmamizi olanakli kilarak bu uygar insanligin bir parcasi olmamizi saglamis, ama oteyandan da Turk erkegine "sapka giyemezsin!", Turk kadinina "Sacinin telini, yaa da elini, kolunu, gozunu gosteremezsin!", Turk insanina "Tiyatro yapamazsin; muzik, resim, heykel, gunahtir..." diyen, Arapcayi ve Arap yazisini kutsalmis gibi gosteren zorba ve orta-cagcil kafa yapisini yikmayi olanakli kilmistir.

Turk halkinin kafasini, yazida, dilde, bez parcasinda, resimde, yontuda...buyulu bir etki olabilirmis diyen ilkel anlayistan kurtarip ozgurlestirmistir.
 
SONUC

Sonuc olarak, Turk Devriminin ve onun urunu olan Turkiye Cumhuriyetinin yalnizca ve yalnizca insan hak ve ozgurluklerine, demek ki demokrasi ilkelerine dayali, bu yolda tum uygar insanliga orneklik edecek bir basyapit degerinde oldugu gorulmektedir.

Bu basyapitin, her turlu somurgeci engellemelerinden kurtarilarak hem Turk ulusuna, hem tum insanliga demokrasi, insan hak ve ozgurlukleri, bilimsel, sanatsal, ekonomik gelisme alanlarinda yapabilecegini zaten kanitlamis oldugu katkilari daha buyuk olcude yapabilmesine calismak, hem Turk ulusunun hem de tum uygar uluslarin devletiyle, universiteleriyle, bilim, dusun ve sanat cevreleriyle...uzerlerine dusen bir insanlik odevidir, kanisindayiz.
 
Gerçek Sonuç: Adalet 1938 yılında öldü :) ATAM İZİNDEYİZ !
 
Ölü bir adamdan (suraya bir yatık sekiz çizelim) devrimlerinden, ilkelerinden, hatta heykelinden dahi bu kadar korkulduğunu da görmemistik. Gösterdiler. Nurlar içinde yat ATAM. Seni bize gönderen Rabbime şükürler olsun.
 
"De ki: "Ey Kitap ehli! Ancak Allah'a kulluk etmek, O'na bir şeyi eş koşmamak, Allah'ı bırakıp birbirimizi rab olarak benimsememek üzere, bizimle sizin aranızda müşterek bir söze gelin". Eğer yüz çevirirlerse: "Bizim müslüman olduğumuza şahid olun" deyin.
Kur'an ifadesi Rab kavramını inceleyip üzerinde düşünmenizi tavsiye ederim, ahiretinizi eğer düşünüyorsanız.
Tevbe/ 31 de.
 
Geri