BirDevrinSonu
Üye
-
- Katılım
- Ocak 10, 2010
-
- Mesajlar
- 38,605
-
- Tepkime puanı
- 3,185
-
- Puanları
- 354
-
- Konum
- Napıcan ?
Atatürk İlkerleri ve İnkılap Tarihi ( Tüm Üniteler ) 15
ÜNİTE- 15 CUMHURİYET'İN KURULMASINA DEĞİN TÜRK DEVLETİNİN DIŞ SİYASETİ
Yeni Türk Devleti kurulunca, Mustafa Kemal Paşa hemen bir dış siyaset oluşturma yoluna gitti, bu siyaset, üç amacı Gizli içeriği görüntülüyorsunuzgerçekleştirmeye yönelmişti.
Osmanlı devleti'nin uluslararası varlığını silinmesi ve onun yerine Türk varlığı olarak yeni devletin geçmesi, yurdun düşmandan kurtulması için yürütülen savaşa mümkün olduğunca oranda dış destek bulunması ve, zafere bir barış ortamı kurulmasıdır.
1920 yılında ilk resmi ilişkiler Sovyet Rusya ile başlamıştır.
MUSUL SORUNU
Lozan barışı ile açık bırakılan Musul sorunu dilediğimiz biçimde çözülememiş ancak 5 Haziran 1926 tarihli Türkiye-İngiltere-Irak Antlaşması ile Musul ve çevresinin Irak'a bırakılmasını kabul ediyorduk. Böylece bugünkü Irak sının çizilmiş oldu.
TÜRK-YUNAN ANLAŞMAZLIĞI VE ÇÖZÜMÜ
Yüzlerce yıl, önce Selçuklu, sonra da Osmanlı yönetimi altında büyükbir hoşgörü içinde son derece rahat, özellikle ticaret etkinliklerini ellerinde tuttukları için refah düzeyi çok yüksek olan bu Osmanlı vatandaşları, Kurtuluş Savaşı sırasında Yunanlılar'ı desteklemişlerdi.
Bu nedenle yüzlerce yıllık Türk-Rum ortak yaşayışı artık süremezdi. Ayrıca Yunanistan ileride bu Rumları tekrar kışkırtabilirdi. Yunanistan'da da oldukça yoğun bir Türk azınlığı vardı.
Bu Türklerle, Doğu Trakya'daki ve Anadolu'daki Rumlar değiş-tokuş edilmeliydi. Ancak Yunanistan, iki sebeple bu isteğin gerçekleşmesine karşıydı.
Herşeyden önce Türkiye'de Rum varlığının kalkması uzun sürede Yunan siyaseti için olumlu sonuçlar verebilirdi. Öte yandan, çok sayıda Rum'un Yunanistan'a gönderilmesi orada önemli ekonomik ve toplumsal sorunlara yol açacaktı. Çünkü Türkiye'ye gönderilecek Türklerin sayısı, Türkiye'den gidecek Rumlara göre daha azdı.
30 Ekim 1930'da imzalanan Türk-Yunan dostluk Antlaşması ile oldukça sağlam bir barış orntamı kuruldu ve değiş tokuş sorunları çözüldü.
Türk-Yunan dostluğu İkinci Dünya Savaşı sonuna kadar sürdü. 1950 yılından sonra, özellikle Kıbrıs sorunu nedeniyle, anlaşmazlık havası tekrar geri geldi.
BOĞAZLAR SORUNUNUN ÇÖZÜMÜ
(MONTRÖ SÖZLEŞMESİ - 20 TEMMUZ 1936)
Karadeniz'i Ege Denizine, dolayısıyla bütün dünyaya İstanbul ve Çanakkale Boğazlan bağlar. Bu nedenle Karadeniz'de kıyısı olan devletler için Boğazlar çok önemlidir.
Türkler XIV. yüzyıldan başlayarak boğazlara e-gemen olmuşlardır. XVIII. yüzyılda Ruslar Osmanlıları zorlayarak Karadeniz'e çıkınca Boğazlar için XX. yüzyıla kadar Ruslarla savaşılmıştır.
Ruslar boğazlan ele geçirerek dünya denizlerine erişmek istemişlerdi, l. Dünya Savaşı sonuna kadar Türkler Boğazlardaki egemenliğini yitirmemişlerdi. 1918 yılı ybaşlarında Ruslar savaştan çekilmiş ve boğazlar üzerindeki iddialarından vazgeçmişlerdir.
Ancak Mondros Ateşkes Antlaşması uyarınca Anlaşma Devletleri Boğazları işgal ederek, ortak yönetimlerine almışlardır. Sevr Barışı ile Boğazlar üzerindeki egemenliklerini sürdürmüşlerdir.
Lozan'da Türk temsilcileri boğazlar üzerindeki egemenliğimizin sınırsız olmasını sağlamak için uğraştılar. Fakat tam birsonuç elde edemediler.
Sonuçta italya dışında Lozan Barış Antiaşması'nın imzacısı olan devletler Boğazlar sorununu tekrar görüşmeye başladı, isviçre'nin Montreaux kentinde açılan Boğazlar Konferansı 20 Temmuz 1936'da bir sözleşmenin imzası ile sonuçlandı.
Montrö sözleşmesi ile Lozan'da boğazlara konulan bütün sınırlamalar kaldırıldı. Boğazlardan geçiş şu şekilde düzenlendi. Savaşta Türkiye tarafsız ise, savaşanların savaş gemileri ve uçakları boğazlardan geçemeyecekti.
Türkiye bir savaşa girerse veya kendine yakın bir savaş tehlikesi karşısında bulunsa boğazları dilediğine açıp kapamada özgürdü. Savaşta ve barışta Karadeniz'de kıyısı olmayan devletlerin bu denizden geçirebilecekleri savaş gemileri çeşit, büyüklük ve ağırlık bakımından sınırlandırılıyordu.
Bu Karadeniz'de kıyısı olan devletlerin güvenliği açısından gerekliydi. Montrö sözleşmesinin süresi dolduğu halde, taraflardan hiçbiri değişiklik önerisinde bulunmamıştır. Bu sözleşme günümüzde de geçerlidir.
HATAY SORUNU VE ÇÖZÜMÜ
Hatay, Birinci Dünya Savaşı'nm sonlarında ingilizlerce işgal edilmiş daha sonra Suriye ile birlikte Fransızlara devredilmişti. İskenderun ile Hatay Suriye'nin bir parçası olarak Fransız mandası altına konulmuştu.
Fransızlar 20 Ekim 1921'de TBMM ile imzaladıkları Ankara Antlaşması ile savaşı bitirmişlerdir. Bu antlaşma ile Suriye sınırı, İskenderun, hatay dışında çizilmiştir.
Ancak 1936 yılında Fransa, Suriye ile bir antlaşma yapmıştır. Bu antlaşmanın yürürlüğe girmesi ile Hatay da Suriye'ye katılmış olacaktı.
Türk Hükümeti Hatay'ın bağımsızlık kazanması konusunda ısrar edip sorunu uluslararası kuruma götürmüştür, ingiltere'nin de arabuluculuğuyla 24 Ocak 1937'de imzalanan bir Türk-Fransız Antlaşmasına göre Hatay'ın Suriye'den ayrı bir siyasal varlık olduğu, yarı bağımsız bir niteliğe sahip bulunduğu kabul edildi.
Hatay'ın yarı bağımsızlığının gecikmesi ile burada büyük olaylar çıktı.
Atatürk'ün hayatının son günlerinde Hatay Parlamentosu oluşmuştur, parlamentonun başkanlığına Abdülgazi Türkmen ile devlet başkanlığını Tayfur Sökmen seçilmişlerdir.
23 Haziran 1939'da Fransa ile Türkiye arasında yapılan bir anlaşma ile Hatay'ın Türkiye'ye katılması kabuledilmiştir. Hatay parlamentosununda Türkiye ile birleşme kararı vermesi sorunu bütünüyle çözmüştür.
1938-1950 YILLARI ARASINDA TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN DIŞ SİYASETİ
Atatürk'ün ölümünden kısa bir süre sonra İkinci Dünya Savaşı patlak verdi. Cumhuriyet hükümetleri savaş dışında kalabilmek için bütün çabalarını harcamışlardır.
İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI
1938 yılında Almanya, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan Çekoslovakya'nın büyük bölümüne sahip çıkmış, bölgede kendine bağlı bir yönetim kurmuştur.
1939'a varıldığında, İtalya da fırsattan yararlanarak Arnavutluk'a saldırmıştı. Faşist diktatör Hitler ile Komünist diktatör Stalin, Polonya ve Ballık yöresini bir anlaşma ile paylaştılar (23 Aralık 1939). Polonya'ya güvence vermiş olan İngiltere ile Fransa 3 Eylül'de Almanya'ya savaş ilan ettiler.
Böylece birincisinden çok daha acılı İkinci Dünya Savaşı başlamış oldu. Hitler 1940 yılında Norveç ve Danimarka'yı işgal ettikten sonra Belçika'yı, Hollanda ve Lüksemburg'u da alarak Fransa üzerine yüklenmiştir.
22 Haziran 1949'da Hitler Fransa'yı aldı. Almanlar bundan sonra İngiltere ile savaşa tutuştular. Hitler. Yugoslavya'yı ve Yunanistan'ı da işgal etti (1941).
Polonya ve Saltık sorununu amacına uygun biçimde çözen Almanlar Sovyetler'e saldırmakta duraklamadılar (1941 Haziran ayı).
1940 sonlarında Almanya-İtalya bağlaşmasına Japonlar da katılmıştı. Almanlar'ın Sovyetler Birliği'ne savaş açması, bu devleti ingiliz-Amerikan ortaklığına itti.
1944 yılında İtalyanlar artık savaşın sonuna gelmişlerdi. Almanlar işgal ettiği yerlerden çıkarıldı. Sovyetler doğudan, ingilizler, Amerikalılar, Fransızlar batıdan Almanya içlerine ilerliyorlardı.
SAVAŞ SIRASINDA TÜRKİYE'NİN SİYASETİ
Türkiye ile İngiltere ve Fransa arasında 19 Ekim 1939'da "Karşılıklı Yardım Antlaşması" imzalandı. Bu antlaşmaya göre Akdeniz'de Balkanklar'da taraflardan biri savaşa girerse, diğerleri ona yardım edecekti.
Türkiye ile Sovyetler Birliği 1925 yılında saldırmazlık paktı imzalamışlar ve bunu 1929'da yenilemişlerdi, iki devletle yaptığı 1939 Antlaşmasına 'Karşılıklı Yardımın" Türkiye'yi Sovyetlerle bir savaşa sürükleyemeyeceğini öngören bir hüküm eklenerek kendisini o bakımdan güvenceye almıştı.
Büyük savaşlardan, felaketlerden yeni kurtuluş Türkiye, tekrar bir tehlike içine atılamazdı. Rusya üzerine saldıracağı sırada Türkiye bir tehlike gelmemesine özen gösteren Hitler de 18 Haziran 1941'de bizimle bir saldırmazlık paktı imzalayarak Balkanlar'daki konumunu güvence altına almıştır.
Almanlar'ın hızını kesmek ve muhtaç olduğu malzemeleri kısa yoldan elde etmek için Sovyetler, Türk-İngiliz-Fransız antlaşmasına dayanarak Türkiye'nin savaşa girmesini istemeye başlayınca ismet İnönü, bir yandan Türk-Alman saldırmazlık paktını ileri sürerek öte yandan modern savaş araç ve gereçlerinden yoksun bulunduğunu söyleyerek ülkeyi savaş felaketinin dışında tutmayı başarmıştır.
Türkiye'nin savaşa girmemesi, Sovyetler Bir-liği'nin işihi zorlaştırmıştı. Bu nedenle Sovyetler ilk önce 1925'ten beri yürürlükte olan saldırmazlık antlaşmasını tek yanlı olarak ortadan kaldırdılar (1945).
Bir süre sonra da Boğazlar rejiminin deiştirilmesini, kendisi ve Türkiye tarafından ortaklaşa savunulmasını öneren notayı gönderdi. Amerika'nın ve ingiltere'nin Sovyetler'in karşısına dikilmesi ile Türkiye bu son bunalımı da başarı ile atlattı.
1950-1995 ARASINDA TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NİN DIŞ SİYASETİ
1945-1946 yıllarındaki Sovyet bunalımı karşısında Türk hükümetleri güvenliğimizi Batılı devletlerle işbirliği yapmakta aramışlardır.
İkinci Dünya Savaşından sonra, Doğu Avrupa'yı adeta istila eden ve genişleme eğilimi gösteren Sovyetler Birliği'ne karşı, Batılı devletler bir savunma birliği kurmuşlardır (4 Nisan 1949). "Kuzey Atlantik Savunma Antlaşması" adı verilen bu kısaca NATO olarak adlandırılan bu birlik Sovyet genişlemesinin durmasını sağladı.
1950'den sonraki Demokrat Parti iktidarı bu antlaşmaya Yunanistan ile birlikte girmeyi başararak güvenlik konusunda önemli bir adım attı (10 Şubat 1952).
Batı Avrupa ülkeleri kendi aralarında işbirliği yaparak. Avrupa'yı demokratik değerlerin işlediği bir ülkeler topluluğu haline getirmek, insan haklarını, özgürlüklerini el birliği ile korumak için "Avrupa Konseyi'ni kurdular (5 Mayıs 1949).
Türkiye bu kuruluşa 17 Aralık 1949 tarhinde girdi. Avrupa Konseyi'nin kurucu devletleri aralarındaki işbir-iğini genişleterek ilk önce ekonomik alanda bu ülküyü gerçekleştirmişler ve Avrupa Ekonomik Topluluğu'nu kurmuşlardır (25 Mart 1957).
Bu topluluk pek çok alt kuruluş ile birlikte "Avrupa Topluluğu" üst kavramına erişti (AT). Avrupa Konseyi üyesi olan Türkiye, AT'ye tam üye olabilmek için çalışmaktadır.
Ünite 15 Degerlendirme Sorulari
1- 1930 yılında "değiş-tokuş sorununun çözümlenmesiyle başlayan Türk-Yunan dostluğu 1950 yılında ortaya çıkan hangi sorun nedeniyle yeniden bozulmuştur?
Ege Adaları
Karasuları
Batı Trakya
Kıbrıs
Patrikhane
2- Cumhuriyetin ilanından sonra imzalanan anlaşma hangisidir?
Balkan Antantı
Gümrü Barışı
Lozan Barış Anlaşması
Moskova Antlaşması
Kars Anlaşması
3- Balkan Antantı devletlerinden olmayan hangisidir?
Bulgaristan
Türkiye
Yugoslavya
Romanya
Yunanistan
4- Türkiye, NATO'ya hangi yıl girmiştir?
1955
1958
1955
1960
1952
5- Boğazlar sorunu hangi antlaşma ile çözüme varmıştır?
Lozan Antlaşması
Ankara Antlaşması
Sevr Antlaşması
Montrö Antlaşması
Mondros Ateşkes Antlaşması
6- Aşağıdaki yargılardan hangisi doğru değildir?
Almanya, İtalya ve Japonya ikinci Dünya Savaşı'nda birlikte hareket ettiler.
Türkiye Avrupa Konseyi üyesidir.
Türkiye NATO'ya Sovyetler'in isteği üzerine girdi.
İkinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye, Al manya ile bir saldırmazlık paktı imzaladı.
ikinci Dünya Savaşı, Mussolini'nin linç edilmesi sonucunu getirdi.
7- Aşağıdaki antlaşmalardan hangi ikisinde Boğazların yönetimi uluslararası bir komisyona bırakılmıştır?
Berlin - Bükreş
Sevr - Lozan
Berlin - Uşi
Hünkar İskelesi - Londra
Montreux - Paris
8- Lozan Barışı ile çözüme varmayan sorun hangisidir?
Azınlık hakları
Kapitülasyonların durumu
Demiryolları kullanımı
Musul'un durumu
Limanlardan yararlanma hakkı
ÜNİTE- 15 CUMHURİYET'İN KURULMASINA DEĞİN TÜRK DEVLETİNİN DIŞ SİYASETİ
Yeni Türk Devleti kurulunca, Mustafa Kemal Paşa hemen bir dış siyaset oluşturma yoluna gitti, bu siyaset, üç amacı Gizli içeriği görüntülüyorsunuzgerçekleştirmeye yönelmişti.
Osmanlı devleti'nin uluslararası varlığını silinmesi ve onun yerine Türk varlığı olarak yeni devletin geçmesi, yurdun düşmandan kurtulması için yürütülen savaşa mümkün olduğunca oranda dış destek bulunması ve, zafere bir barış ortamı kurulmasıdır.
1920 yılında ilk resmi ilişkiler Sovyet Rusya ile başlamıştır.
MUSUL SORUNU
Lozan barışı ile açık bırakılan Musul sorunu dilediğimiz biçimde çözülememiş ancak 5 Haziran 1926 tarihli Türkiye-İngiltere-Irak Antlaşması ile Musul ve çevresinin Irak'a bırakılmasını kabul ediyorduk. Böylece bugünkü Irak sının çizilmiş oldu.
TÜRK-YUNAN ANLAŞMAZLIĞI VE ÇÖZÜMÜ
Yüzlerce yıl, önce Selçuklu, sonra da Osmanlı yönetimi altında büyükbir hoşgörü içinde son derece rahat, özellikle ticaret etkinliklerini ellerinde tuttukları için refah düzeyi çok yüksek olan bu Osmanlı vatandaşları, Kurtuluş Savaşı sırasında Yunanlılar'ı desteklemişlerdi.
Bu nedenle yüzlerce yıllık Türk-Rum ortak yaşayışı artık süremezdi. Ayrıca Yunanistan ileride bu Rumları tekrar kışkırtabilirdi. Yunanistan'da da oldukça yoğun bir Türk azınlığı vardı.
Bu Türklerle, Doğu Trakya'daki ve Anadolu'daki Rumlar değiş-tokuş edilmeliydi. Ancak Yunanistan, iki sebeple bu isteğin gerçekleşmesine karşıydı.
Herşeyden önce Türkiye'de Rum varlığının kalkması uzun sürede Yunan siyaseti için olumlu sonuçlar verebilirdi. Öte yandan, çok sayıda Rum'un Yunanistan'a gönderilmesi orada önemli ekonomik ve toplumsal sorunlara yol açacaktı. Çünkü Türkiye'ye gönderilecek Türklerin sayısı, Türkiye'den gidecek Rumlara göre daha azdı.
30 Ekim 1930'da imzalanan Türk-Yunan dostluk Antlaşması ile oldukça sağlam bir barış orntamı kuruldu ve değiş tokuş sorunları çözüldü.
Türk-Yunan dostluğu İkinci Dünya Savaşı sonuna kadar sürdü. 1950 yılından sonra, özellikle Kıbrıs sorunu nedeniyle, anlaşmazlık havası tekrar geri geldi.
BOĞAZLAR SORUNUNUN ÇÖZÜMÜ
(MONTRÖ SÖZLEŞMESİ - 20 TEMMUZ 1936)
Karadeniz'i Ege Denizine, dolayısıyla bütün dünyaya İstanbul ve Çanakkale Boğazlan bağlar. Bu nedenle Karadeniz'de kıyısı olan devletler için Boğazlar çok önemlidir.
Türkler XIV. yüzyıldan başlayarak boğazlara e-gemen olmuşlardır. XVIII. yüzyılda Ruslar Osmanlıları zorlayarak Karadeniz'e çıkınca Boğazlar için XX. yüzyıla kadar Ruslarla savaşılmıştır.
Ruslar boğazlan ele geçirerek dünya denizlerine erişmek istemişlerdi, l. Dünya Savaşı sonuna kadar Türkler Boğazlardaki egemenliğini yitirmemişlerdi. 1918 yılı ybaşlarında Ruslar savaştan çekilmiş ve boğazlar üzerindeki iddialarından vazgeçmişlerdir.
Ancak Mondros Ateşkes Antlaşması uyarınca Anlaşma Devletleri Boğazları işgal ederek, ortak yönetimlerine almışlardır. Sevr Barışı ile Boğazlar üzerindeki egemenliklerini sürdürmüşlerdir.
Lozan'da Türk temsilcileri boğazlar üzerindeki egemenliğimizin sınırsız olmasını sağlamak için uğraştılar. Fakat tam birsonuç elde edemediler.
Sonuçta italya dışında Lozan Barış Antiaşması'nın imzacısı olan devletler Boğazlar sorununu tekrar görüşmeye başladı, isviçre'nin Montreaux kentinde açılan Boğazlar Konferansı 20 Temmuz 1936'da bir sözleşmenin imzası ile sonuçlandı.
Montrö sözleşmesi ile Lozan'da boğazlara konulan bütün sınırlamalar kaldırıldı. Boğazlardan geçiş şu şekilde düzenlendi. Savaşta Türkiye tarafsız ise, savaşanların savaş gemileri ve uçakları boğazlardan geçemeyecekti.
Türkiye bir savaşa girerse veya kendine yakın bir savaş tehlikesi karşısında bulunsa boğazları dilediğine açıp kapamada özgürdü. Savaşta ve barışta Karadeniz'de kıyısı olmayan devletlerin bu denizden geçirebilecekleri savaş gemileri çeşit, büyüklük ve ağırlık bakımından sınırlandırılıyordu.
Bu Karadeniz'de kıyısı olan devletlerin güvenliği açısından gerekliydi. Montrö sözleşmesinin süresi dolduğu halde, taraflardan hiçbiri değişiklik önerisinde bulunmamıştır. Bu sözleşme günümüzde de geçerlidir.
HATAY SORUNU VE ÇÖZÜMÜ
Hatay, Birinci Dünya Savaşı'nm sonlarında ingilizlerce işgal edilmiş daha sonra Suriye ile birlikte Fransızlara devredilmişti. İskenderun ile Hatay Suriye'nin bir parçası olarak Fransız mandası altına konulmuştu.
Fransızlar 20 Ekim 1921'de TBMM ile imzaladıkları Ankara Antlaşması ile savaşı bitirmişlerdir. Bu antlaşma ile Suriye sınırı, İskenderun, hatay dışında çizilmiştir.
Ancak 1936 yılında Fransa, Suriye ile bir antlaşma yapmıştır. Bu antlaşmanın yürürlüğe girmesi ile Hatay da Suriye'ye katılmış olacaktı.
Türk Hükümeti Hatay'ın bağımsızlık kazanması konusunda ısrar edip sorunu uluslararası kuruma götürmüştür, ingiltere'nin de arabuluculuğuyla 24 Ocak 1937'de imzalanan bir Türk-Fransız Antlaşmasına göre Hatay'ın Suriye'den ayrı bir siyasal varlık olduğu, yarı bağımsız bir niteliğe sahip bulunduğu kabul edildi.
Hatay'ın yarı bağımsızlığının gecikmesi ile burada büyük olaylar çıktı.
Atatürk'ün hayatının son günlerinde Hatay Parlamentosu oluşmuştur, parlamentonun başkanlığına Abdülgazi Türkmen ile devlet başkanlığını Tayfur Sökmen seçilmişlerdir.
23 Haziran 1939'da Fransa ile Türkiye arasında yapılan bir anlaşma ile Hatay'ın Türkiye'ye katılması kabuledilmiştir. Hatay parlamentosununda Türkiye ile birleşme kararı vermesi sorunu bütünüyle çözmüştür.
1938-1950 YILLARI ARASINDA TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN DIŞ SİYASETİ
Atatürk'ün ölümünden kısa bir süre sonra İkinci Dünya Savaşı patlak verdi. Cumhuriyet hükümetleri savaş dışında kalabilmek için bütün çabalarını harcamışlardır.
İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI
1938 yılında Almanya, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan Çekoslovakya'nın büyük bölümüne sahip çıkmış, bölgede kendine bağlı bir yönetim kurmuştur.
1939'a varıldığında, İtalya da fırsattan yararlanarak Arnavutluk'a saldırmıştı. Faşist diktatör Hitler ile Komünist diktatör Stalin, Polonya ve Ballık yöresini bir anlaşma ile paylaştılar (23 Aralık 1939). Polonya'ya güvence vermiş olan İngiltere ile Fransa 3 Eylül'de Almanya'ya savaş ilan ettiler.
Böylece birincisinden çok daha acılı İkinci Dünya Savaşı başlamış oldu. Hitler 1940 yılında Norveç ve Danimarka'yı işgal ettikten sonra Belçika'yı, Hollanda ve Lüksemburg'u da alarak Fransa üzerine yüklenmiştir.
22 Haziran 1949'da Hitler Fransa'yı aldı. Almanlar bundan sonra İngiltere ile savaşa tutuştular. Hitler. Yugoslavya'yı ve Yunanistan'ı da işgal etti (1941).
Polonya ve Saltık sorununu amacına uygun biçimde çözen Almanlar Sovyetler'e saldırmakta duraklamadılar (1941 Haziran ayı).
1940 sonlarında Almanya-İtalya bağlaşmasına Japonlar da katılmıştı. Almanlar'ın Sovyetler Birliği'ne savaş açması, bu devleti ingiliz-Amerikan ortaklığına itti.
1944 yılında İtalyanlar artık savaşın sonuna gelmişlerdi. Almanlar işgal ettiği yerlerden çıkarıldı. Sovyetler doğudan, ingilizler, Amerikalılar, Fransızlar batıdan Almanya içlerine ilerliyorlardı.
SAVAŞ SIRASINDA TÜRKİYE'NİN SİYASETİ
Türkiye ile İngiltere ve Fransa arasında 19 Ekim 1939'da "Karşılıklı Yardım Antlaşması" imzalandı. Bu antlaşmaya göre Akdeniz'de Balkanklar'da taraflardan biri savaşa girerse, diğerleri ona yardım edecekti.
Türkiye ile Sovyetler Birliği 1925 yılında saldırmazlık paktı imzalamışlar ve bunu 1929'da yenilemişlerdi, iki devletle yaptığı 1939 Antlaşmasına 'Karşılıklı Yardımın" Türkiye'yi Sovyetlerle bir savaşa sürükleyemeyeceğini öngören bir hüküm eklenerek kendisini o bakımdan güvenceye almıştı.
Büyük savaşlardan, felaketlerden yeni kurtuluş Türkiye, tekrar bir tehlike içine atılamazdı. Rusya üzerine saldıracağı sırada Türkiye bir tehlike gelmemesine özen gösteren Hitler de 18 Haziran 1941'de bizimle bir saldırmazlık paktı imzalayarak Balkanlar'daki konumunu güvence altına almıştır.
Almanlar'ın hızını kesmek ve muhtaç olduğu malzemeleri kısa yoldan elde etmek için Sovyetler, Türk-İngiliz-Fransız antlaşmasına dayanarak Türkiye'nin savaşa girmesini istemeye başlayınca ismet İnönü, bir yandan Türk-Alman saldırmazlık paktını ileri sürerek öte yandan modern savaş araç ve gereçlerinden yoksun bulunduğunu söyleyerek ülkeyi savaş felaketinin dışında tutmayı başarmıştır.
Türkiye'nin savaşa girmemesi, Sovyetler Bir-liği'nin işihi zorlaştırmıştı. Bu nedenle Sovyetler ilk önce 1925'ten beri yürürlükte olan saldırmazlık antlaşmasını tek yanlı olarak ortadan kaldırdılar (1945).
Bir süre sonra da Boğazlar rejiminin deiştirilmesini, kendisi ve Türkiye tarafından ortaklaşa savunulmasını öneren notayı gönderdi. Amerika'nın ve ingiltere'nin Sovyetler'in karşısına dikilmesi ile Türkiye bu son bunalımı da başarı ile atlattı.
1950-1995 ARASINDA TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NİN DIŞ SİYASETİ
1945-1946 yıllarındaki Sovyet bunalımı karşısında Türk hükümetleri güvenliğimizi Batılı devletlerle işbirliği yapmakta aramışlardır.
İkinci Dünya Savaşından sonra, Doğu Avrupa'yı adeta istila eden ve genişleme eğilimi gösteren Sovyetler Birliği'ne karşı, Batılı devletler bir savunma birliği kurmuşlardır (4 Nisan 1949). "Kuzey Atlantik Savunma Antlaşması" adı verilen bu kısaca NATO olarak adlandırılan bu birlik Sovyet genişlemesinin durmasını sağladı.
1950'den sonraki Demokrat Parti iktidarı bu antlaşmaya Yunanistan ile birlikte girmeyi başararak güvenlik konusunda önemli bir adım attı (10 Şubat 1952).
Batı Avrupa ülkeleri kendi aralarında işbirliği yaparak. Avrupa'yı demokratik değerlerin işlediği bir ülkeler topluluğu haline getirmek, insan haklarını, özgürlüklerini el birliği ile korumak için "Avrupa Konseyi'ni kurdular (5 Mayıs 1949).
Türkiye bu kuruluşa 17 Aralık 1949 tarhinde girdi. Avrupa Konseyi'nin kurucu devletleri aralarındaki işbir-iğini genişleterek ilk önce ekonomik alanda bu ülküyü gerçekleştirmişler ve Avrupa Ekonomik Topluluğu'nu kurmuşlardır (25 Mart 1957).
Bu topluluk pek çok alt kuruluş ile birlikte "Avrupa Topluluğu" üst kavramına erişti (AT). Avrupa Konseyi üyesi olan Türkiye, AT'ye tam üye olabilmek için çalışmaktadır.
Ünite 15 Degerlendirme Sorulari
1- 1930 yılında "değiş-tokuş sorununun çözümlenmesiyle başlayan Türk-Yunan dostluğu 1950 yılında ortaya çıkan hangi sorun nedeniyle yeniden bozulmuştur?
Ege Adaları
Karasuları
Batı Trakya
Kıbrıs
Patrikhane
2- Cumhuriyetin ilanından sonra imzalanan anlaşma hangisidir?
Balkan Antantı
Gümrü Barışı
Lozan Barış Anlaşması
Moskova Antlaşması
Kars Anlaşması
3- Balkan Antantı devletlerinden olmayan hangisidir?
Bulgaristan
Türkiye
Yugoslavya
Romanya
Yunanistan
4- Türkiye, NATO'ya hangi yıl girmiştir?
1955
1958
1955
1960
1952
5- Boğazlar sorunu hangi antlaşma ile çözüme varmıştır?
Lozan Antlaşması
Ankara Antlaşması
Sevr Antlaşması
Montrö Antlaşması
Mondros Ateşkes Antlaşması
6- Aşağıdaki yargılardan hangisi doğru değildir?
Almanya, İtalya ve Japonya ikinci Dünya Savaşı'nda birlikte hareket ettiler.
Türkiye Avrupa Konseyi üyesidir.
Türkiye NATO'ya Sovyetler'in isteği üzerine girdi.
İkinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye, Al manya ile bir saldırmazlık paktı imzaladı.
ikinci Dünya Savaşı, Mussolini'nin linç edilmesi sonucunu getirdi.
7- Aşağıdaki antlaşmalardan hangi ikisinde Boğazların yönetimi uluslararası bir komisyona bırakılmıştır?
Berlin - Bükreş
Sevr - Lozan
Berlin - Uşi
Hünkar İskelesi - Londra
Montreux - Paris
8- Lozan Barışı ile çözüme varmayan sorun hangisidir?
Azınlık hakları
Kapitülasyonların durumu
Demiryolları kullanımı
Musul'un durumu
Limanlardan yararlanma hakkı