BirDevrinSonu
Üye
-
- Katılım
- Ocak 10, 2010
-
- Mesajlar
- 38,600
-
- Tepkime puanı
- 3,180
-
- Puanları
- 354
-
- Konum
- Napıcan ?
Son zamanlarda Müslümanlar arasında geçen tefekkür(!) muhaverelerinde Müslümanların adeta diline pelesenk ettiği şu cümleye şahit oluruz; “Müslümanların ………. doldurması gerekir; çünkü o sahada da Müslümanlara ihtiyaç var!” Boşluk bıraktığımız yeri yani doldurulması gereken sahayı “sinema televizyon(ya da programları) tiyatro üniversiteler devlet kadrosu ilh.” filan gibi kelime yahut kelime öbekleriyle tamamlamamız imkân dâhilindedir. Müslümanlar derken yalnızca genelleme yapmak ve -elbette- kendimizi de dâhil ederek bir özeleştiri yapmak niyetindeyiz.
Genel kanaat bu alanların birer hizmet vesilesi/yeri olması cihetinde temerküz eder. Fakat Müslümanlar bu doldurmak istedikleri yerleri neye göre tayin ederler? Yani şunu sormak istiyoruz; bu müzakerelerdeki Müslümanlar olarak bizlerin salahiyeti nedir ki İslami hizmet alanlarını tayin etmekte bu kadar müsterih bir tavırla hareket edebilelim? Elimizde ‘Müslümanlık-ölçer’ gibi bir alet bulunmadığına göre herkesi kendi vicdanıyla baş başa bıraksak iyi olacaktır herhalde. Ancak mühim bir nokta var ki belirtilmesi gereken o bu hususta keyfiliğe pek mahal bırakacak gibi değildir; Müslümanların hizmet edebilmesi için bile-dikkat edilirse hizmet sahası tayin edebilmesi için demiyorum- belirli bir salahiyete ulaşması belirli bir manevi tekâmül seviyesine haiz olması gerekir.[1] Bunu merhum Nurettin Topçu bir eserinde “Bu iş (yani cemiyete hizmet) şahsiyet sahibi olmuş fertlerin işidir.”[2] söylemiyle dile getirir.
İkinci olarak şu mülahaza yerinde olur kanaatindeyim; Müslümanların aslî(asal) meseleleri fikir teatileri ne/neler olmalıdır? Acaba bu şekilde (modern) zamanların Müslümanlara gündem diye ihdas ettiği suni(yapay) meselelerle mi uğraşmalıdırlar? Yoksa yapılacak aslî vazifeleleri bir kenarda dururken kendilerini (modernitenin) göz boyayıcı sahte meseleleriyle mi meşgul ederek kandırmaktadırlar? Bu hususta da Rasim Özdenören der ki; “Müslümanların arasında kaç kişi büyük işlerini bırakıp küçümsemeden ilmihal okumaya talip acaba?”[3] Öyle ki henüz dinin nasslarını kıldığımız namazların tuttuğumuz oruçların farzlarını ikmal etmiş de temel ibadetlerimizin- en azından zahirde- tamam olduğundan emin miyiz acaba?
Hülasa şunu söylemek istiyorum; Müslümanlar ne zaman bu suni meselelerinden sıyrılıp yakasını kurtarıp da aslî meselelerine dönebilecekler? Namazların cemaatle kılınmasına dair(yani camide kılınması) o kadar ayet ve hadis olmasına rağmen-Eyüp Sultan gibi meşhur İstanbul camileri hariç- camilerde vakit namazlarında neden tek saf doldurulamıyor? Yahut şu şekilde dile getirelim meramımızı; Müslümanlar “sinemayı tiyatroyu televizyonu ilh.” doldurmak için o kadar tefekkür(!) etmek yerine Müslümanlar için bir toplanma yeri tayin edilmiş olan fakat boş kalan camilerini doldursalar ya! Ve yahut baştaki söylemi şu şekilde değiştirmek daha uygun olur kanaatindeyiz: Müslümanların camileri doldurması gerekir. Zira o sahada da Müslümanlara ihtiyaç var(!)
[1] Bu seviye hangi kıstaslara göre kim tarafından belirlenir; tasavvufun mürşid-mürid ilişkisi dahilinde olup ayrı bir bahis mevzuudur.
[2] Bkz. Nurettin Topçu Yarınki Türkiye s.72
[3] Bkz. Rasim Özdenören Müslümanca Yaşamak s. 138