Sevdiğin insanın gidişini izlemek zordur. Önce boğazına hafif bir acı yüklenir sonra nefessiz kalırsın. Kelimeler boğazına dizilir. Bir daha mutlu olamayacakmış gibi hissedersin. Küçük çocuğun oyuncağının elinden alınması gibi elinden alınırdı mutluluğun. O çocuk gibi ağlardın sende kimseyi umursamadan.
Onun gidişinden günler, haftalar geçerdi. O saymadı ama sen günleri tek tek sayardın. Zaman içinde doldurulamayan bir boşluk açtı giderek. O boşluğu tek başına doldurmaya gücün yetmedi. Etrafındaki kimse bu duruma çare olamadı. Onun gidişini unutmak için şarkılar dinledin, filmler izledin ama bir türlü aklından silip atamadın.
Sonra bir gün hiç beklemediğin bir anda gördün onu. İlk başta elin ayağın birbirine dolandı. Kalbin ağzına gelecekti sanki. Ona daha da yakın olmak istedin. Koşup sarılmak, hala onu sevdiğini haykırmak istedin caddeye. Ama sustun. Koşmadın, adımların hızlandı sadece. Kalabalığın içinde ona yetişmek için nefes nefese kaldın.
Ayakkabın ayağına vurmuştu. Ayaklarının altı su toplamıştı. Acı çekiyordun ama bunu önemseyecek durumda değildin. Tek derdin ona yetişebilmekti. Yanından geçince belki sana gülümseyecekti. Bu umutla adımlarını sıklaştırdın işte.
Sevdiğin insan ara sokakların birinde izini kaybetti ama sen bunu kalabalığın yoğunluğundan fark edemedin. Yürümeye devam ettin. Bıkmadan, ağlaya ağlaya, soluk soluğa yürüdün. Ama o yoktu. Ara sokakların birinde bir cafede birinin elini tutmuş gülüyordu, ona sarılıyordu. Sen bunları bilmiyordun. Sen sadece yürüyordun.
’Belki yine görürüm onu orada” diyerek her gün yürüdün o yolda. Ayakkabıların yine ayağına vurdu. Çok şey istemiyordun aslında.Sadece konuşmak istiyordun onunla. Sesini duymak istiyordun. Seni hala sevdiğini söylemesini istiyordun ondan. Sen yürümeye devam ettin. Yürürken yine ağlıyordun. Ağlaya ağlaya onu sevdiğini fısıldıyordun. Ama o yoktu. Ve hiçbir zaman gelmeyecekti..