Aslında Amerikanın asıl hedefi Türkiyedir.
İran’a petrol ambargosunu ağırlaştıran, sekiz ülkeye (Türkiye dâhil) getirdiği muafiyeti kaldıran, hemen ardından uçak gemilerini, füze gemilerini, saldırı gemilerini, F-35 filoları dâhil uçak filolarını, bin kişilik hastane gemisini bölgeye sevk eden ABD, İran’la savaş hazırlıkları yapıyor gözükürken aslında bütün hareketlilik Türkiye’nin etrafını daraltır şekilde gelişiyor.
Bugün Kuzey Afrika’dan Sudan’a, Suriye’den Basra Körfezi’ne uzanan bu hareketliliğin merkezinde Türkiye vardır. Türkiye’ye bu kadar vurmalarının, onu kuşatmalarının, ekonomik baskı altına almalarının, dışarıdan ve içeriden koalisyonlar oluşturarak dize getirme çabalarının nedeni de işte o büyük dizayn projesidir. Çünkü Türkiye’nin ‘hayır’ dediği bir harita asla gerçekleşmeyecek. Bu yüzden de bütün bu hazırlıkların asıl hedefi İran değil büyük hedef Türkiyedir.
Çağdaş silah teknolojilerine bir bakmak lazım. Bildiğiniz gibi artık tüm uçaklar, füzeler, bilgisayar yazılımlarıyla kontrol ediliyor. Diyelim ki Bir Türk F-16’sı ile bir Amerikan uçağına ateş açmak istediniz. Açamazsınız. Çünkü dost düşman tanıma-tanıtma sistemi olarak bilinen IFF (Identification Friend and Foe) izin vermez.
Amerika, savaş uçaklarını bazı ülkelere kaynak kodları açık olarak verir. İsrail gibi. İsrail kaynak kodlarını istediği gibi değiştirir. Yani isterse İsrail uçakları bizi düşman olarak görür. Ama bizimkiler göremez.
İşte hava savunma sistemlerinde de aynı durum geçerlidir. Amerika’dan aldığınız bir füze, Amerika’nın dost kabul ettiği hiçbir silahlı gücü vurmaz, vuramaz.
Amerika Türkiye'ye hangi işlemci, hangi windos yazılımı satıldığını biliyorlar. Ayrıca bu işlemci ve yazılımları hangi devlet kurumunun kullandığını da biliyorlar. Genelkurmay da aynı sistemleri kullanıyor. Bu adamlar Genelkurmay, Deniz Kuvvetleri, Kara kuvvetleri, Hava Kuvvetleri aklına gelen bütün stratejik kurumları bu yolla izliyorlar. En gizli dosyaları bile görebiliyorlar. Kaç tane asker var, kaç tane hangi türden silah var, kaç tane uçak uçabiliyor. Bunların hangi parçaları eksik, kaç tane denizaltı var, bunların hangileri çalışır durumda ve gücü ne, kaç tanesi göstermelik, hangi sınırda kaç tane asker var, askeri birliklerin harekat planları, savaş stratejileri nelerdir hepsini biliyor.
Türkiye, içerdeki sorunlara gömülmeye çalışılıyor… İçerde birbirine düşürülüyor… Farklı toplum kesimleri, hatta aynı toplum kesimleri fitne-fesat tohumları ekilerek boğuşturulmaya çalışılıyor.
Oysa dışarda, güney sınırlarımızda, ülkemizin ve bölgemizin kaderini şekillendirecek tehlikeli gelişmeler yaşanıyor, Amerikan yönetimi, gözümüzün içine baka baka yüzlerce TIR silahı, tankı PKK’nın uzantısı YPG’ye akıtıyor.
Körfez’den Akdeniz’e kadar bir koridor oluşturulmaya ve PKK devleti kurdurulmaya çalışılıyor.
Artık ABD, PYD/PKK’ya “kara gücüm” demektedir ve an itibarıyla PKK/PYD’yi aşırı bir şekilde silahlandırmaktadır.
Demokrasiyle yönetilseniz, size müdahale eden bunu dünyaya anlatmakta zorlanır. Ama sizin demokratik olmayan bir sistemle yönetildiğiniz algısı güçlenirse, müdahale kolaylaşır. Sadece şartların oluşturulması yeterlidir. İşte Irak, Libya hatta Suriye.
Türkiyede müdahele için gereken şartlar oluşturulmuş durumdadır, Başkanlık sistemi ile başlayan süreçte halkımız tarihte görülmedik biçimde ayrışmış, ordunuz tarihinde olmadığı kadar moral değerleri açısından çökertilmiş, etnik, dinsel, mezhepsel, daha tehlikelisi yaşam tarzları üzerinden bölünmüştür.
Boşuna mıydı 2008’den beri ordu üzerinde sürdürülen operasyonlar?
“Bin yılın meydan okuyucuları” başkanlık seçimini beklediler.
31 aralık İstanbul Büyükşehir belediye başkanlığı seçiminin iptalindeki hukuksuzluklar ile amaçlarına ulaştılar.
Şimdi Türkiye’ye müdahale etmek için Türkiyeyi anti demokratik bir ülke ilan etmeye hazırlanıyorlar, bütün dünya devletlerini "Türkiyenin anti demokratik bir devlet" olduğuna ikna ettikten sonra Türkiye'ye yapılacak müdahale meşrulaştırılmlş olacaktır.
İran’a petrol ambargosunu ağırlaştıran, sekiz ülkeye (Türkiye dâhil) getirdiği muafiyeti kaldıran, hemen ardından uçak gemilerini, füze gemilerini, saldırı gemilerini, F-35 filoları dâhil uçak filolarını, bin kişilik hastane gemisini bölgeye sevk eden ABD, İran’la savaş hazırlıkları yapıyor gözükürken, bütün hareketlilik Türkiye’nin etrafını daraltır şekilde gelişiyor, Asıl hedef İran gibi gözükmesine rağmen aslında hedef Türkiyedir.
Bu konuda Amerikanın tek endişesi Rusyanın Suriyede olduğu gibi Amerika karşısında Türkiyenin tarafını tutarak Amerikan müdahelesini etkisiz hale getirmesidir.
Rusya, coğrafi olarak kuzeyindeki buzlarla kaplı denizler ile güneyinde boğazlara ve Karadeniz’e sahip Türkiye arasında sıkışmış kalmış, sıcak denizlere çıkışı olmayan bir ülke konumundadır. Bu nedenle deniz ticareti gelişmemiştir.18. yüzyılın başlarında tahta çıkan Çar I. Petro’dan itibaren sıcak denizlere çıkmak ve dünya hakimiyetini eline geçirmek politikasını prensip edinen Rusya, Boğazları ele geçirerek Karadeniz’e hakim olmak için çaba sarfetmektedir. Rusya, yaklaşık iki asır boyunca bu amacını gerçekleştirememiştir. Rusya siyasi ve ekonomik açıdan son derece önem verdiği bu amacını gerçekleştirmek için Boğazların ve İstanbulun kendi hakimiyetine verilmesi şartı ile Amerikan müdahalesine izin verebilir ve bu konuda ABD ile bir antlaşma yapabilir.
Bu durumda Türkiyenin tek şansı Başkanlık sisteminin kaldırılarak yeniden demokratik, parlementer sisteme geçmesi, ve ülkenin demokrasi ile yönetildiğini bütün dünyaya göstermesidir.
Ancak bu durumda olası herhangi bir dış müdahalede dünya devletlerinin müdahaleye karşı çıkarak Türkiye Cumhuriyetinin yanında yer aldıkları görülebilir.
İran’a petrol ambargosunu ağırlaştıran, sekiz ülkeye (Türkiye dâhil) getirdiği muafiyeti kaldıran, hemen ardından uçak gemilerini, füze gemilerini, saldırı gemilerini, F-35 filoları dâhil uçak filolarını, bin kişilik hastane gemisini bölgeye sevk eden ABD, İran’la savaş hazırlıkları yapıyor gözükürken aslında bütün hareketlilik Türkiye’nin etrafını daraltır şekilde gelişiyor.
Bugün Kuzey Afrika’dan Sudan’a, Suriye’den Basra Körfezi’ne uzanan bu hareketliliğin merkezinde Türkiye vardır. Türkiye’ye bu kadar vurmalarının, onu kuşatmalarının, ekonomik baskı altına almalarının, dışarıdan ve içeriden koalisyonlar oluşturarak dize getirme çabalarının nedeni de işte o büyük dizayn projesidir. Çünkü Türkiye’nin ‘hayır’ dediği bir harita asla gerçekleşmeyecek. Bu yüzden de bütün bu hazırlıkların asıl hedefi İran değil büyük hedef Türkiyedir.
Çağdaş silah teknolojilerine bir bakmak lazım. Bildiğiniz gibi artık tüm uçaklar, füzeler, bilgisayar yazılımlarıyla kontrol ediliyor. Diyelim ki Bir Türk F-16’sı ile bir Amerikan uçağına ateş açmak istediniz. Açamazsınız. Çünkü dost düşman tanıma-tanıtma sistemi olarak bilinen IFF (Identification Friend and Foe) izin vermez.
Amerika, savaş uçaklarını bazı ülkelere kaynak kodları açık olarak verir. İsrail gibi. İsrail kaynak kodlarını istediği gibi değiştirir. Yani isterse İsrail uçakları bizi düşman olarak görür. Ama bizimkiler göremez.
İşte hava savunma sistemlerinde de aynı durum geçerlidir. Amerika’dan aldığınız bir füze, Amerika’nın dost kabul ettiği hiçbir silahlı gücü vurmaz, vuramaz.
Amerika Türkiye'ye hangi işlemci, hangi windos yazılımı satıldığını biliyorlar. Ayrıca bu işlemci ve yazılımları hangi devlet kurumunun kullandığını da biliyorlar. Genelkurmay da aynı sistemleri kullanıyor. Bu adamlar Genelkurmay, Deniz Kuvvetleri, Kara kuvvetleri, Hava Kuvvetleri aklına gelen bütün stratejik kurumları bu yolla izliyorlar. En gizli dosyaları bile görebiliyorlar. Kaç tane asker var, kaç tane hangi türden silah var, kaç tane uçak uçabiliyor. Bunların hangi parçaları eksik, kaç tane denizaltı var, bunların hangileri çalışır durumda ve gücü ne, kaç tanesi göstermelik, hangi sınırda kaç tane asker var, askeri birliklerin harekat planları, savaş stratejileri nelerdir hepsini biliyor.
Türkiye, içerdeki sorunlara gömülmeye çalışılıyor… İçerde birbirine düşürülüyor… Farklı toplum kesimleri, hatta aynı toplum kesimleri fitne-fesat tohumları ekilerek boğuşturulmaya çalışılıyor.
Oysa dışarda, güney sınırlarımızda, ülkemizin ve bölgemizin kaderini şekillendirecek tehlikeli gelişmeler yaşanıyor, Amerikan yönetimi, gözümüzün içine baka baka yüzlerce TIR silahı, tankı PKK’nın uzantısı YPG’ye akıtıyor.
Körfez’den Akdeniz’e kadar bir koridor oluşturulmaya ve PKK devleti kurdurulmaya çalışılıyor.
Artık ABD, PYD/PKK’ya “kara gücüm” demektedir ve an itibarıyla PKK/PYD’yi aşırı bir şekilde silahlandırmaktadır.
Demokrasiyle yönetilseniz, size müdahale eden bunu dünyaya anlatmakta zorlanır. Ama sizin demokratik olmayan bir sistemle yönetildiğiniz algısı güçlenirse, müdahale kolaylaşır. Sadece şartların oluşturulması yeterlidir. İşte Irak, Libya hatta Suriye.
Türkiyede müdahele için gereken şartlar oluşturulmuş durumdadır, Başkanlık sistemi ile başlayan süreçte halkımız tarihte görülmedik biçimde ayrışmış, ordunuz tarihinde olmadığı kadar moral değerleri açısından çökertilmiş, etnik, dinsel, mezhepsel, daha tehlikelisi yaşam tarzları üzerinden bölünmüştür.
Boşuna mıydı 2008’den beri ordu üzerinde sürdürülen operasyonlar?
“Bin yılın meydan okuyucuları” başkanlık seçimini beklediler.
31 aralık İstanbul Büyükşehir belediye başkanlığı seçiminin iptalindeki hukuksuzluklar ile amaçlarına ulaştılar.
Şimdi Türkiye’ye müdahale etmek için Türkiyeyi anti demokratik bir ülke ilan etmeye hazırlanıyorlar, bütün dünya devletlerini "Türkiyenin anti demokratik bir devlet" olduğuna ikna ettikten sonra Türkiye'ye yapılacak müdahale meşrulaştırılmlş olacaktır.
İran’a petrol ambargosunu ağırlaştıran, sekiz ülkeye (Türkiye dâhil) getirdiği muafiyeti kaldıran, hemen ardından uçak gemilerini, füze gemilerini, saldırı gemilerini, F-35 filoları dâhil uçak filolarını, bin kişilik hastane gemisini bölgeye sevk eden ABD, İran’la savaş hazırlıkları yapıyor gözükürken, bütün hareketlilik Türkiye’nin etrafını daraltır şekilde gelişiyor, Asıl hedef İran gibi gözükmesine rağmen aslında hedef Türkiyedir.
Bu konuda Amerikanın tek endişesi Rusyanın Suriyede olduğu gibi Amerika karşısında Türkiyenin tarafını tutarak Amerikan müdahelesini etkisiz hale getirmesidir.
Rusya, coğrafi olarak kuzeyindeki buzlarla kaplı denizler ile güneyinde boğazlara ve Karadeniz’e sahip Türkiye arasında sıkışmış kalmış, sıcak denizlere çıkışı olmayan bir ülke konumundadır. Bu nedenle deniz ticareti gelişmemiştir.18. yüzyılın başlarında tahta çıkan Çar I. Petro’dan itibaren sıcak denizlere çıkmak ve dünya hakimiyetini eline geçirmek politikasını prensip edinen Rusya, Boğazları ele geçirerek Karadeniz’e hakim olmak için çaba sarfetmektedir. Rusya, yaklaşık iki asır boyunca bu amacını gerçekleştirememiştir. Rusya siyasi ve ekonomik açıdan son derece önem verdiği bu amacını gerçekleştirmek için Boğazların ve İstanbulun kendi hakimiyetine verilmesi şartı ile Amerikan müdahalesine izin verebilir ve bu konuda ABD ile bir antlaşma yapabilir.
Bu durumda Türkiyenin tek şansı Başkanlık sisteminin kaldırılarak yeniden demokratik, parlementer sisteme geçmesi, ve ülkenin demokrasi ile yönetildiğini bütün dünyaya göstermesidir.
Ancak bu durumda olası herhangi bir dış müdahalede dünya devletlerinin müdahaleye karşı çıkarak Türkiye Cumhuriyetinin yanında yer aldıkları görülebilir.