Elif aşktır Nun sabırdır !!!!
Hürriyet yudumlamış rüzgârların, şevk ile dokunduğu o tellere, tüller yakışmaz mı ey yâr?
Bir çift kuğunun nazeninliğini anlatan o serencâmın bir kenarına güller yakışmaz mı? İki âsude umman, sevdâ akıntılarının ısıttığı demlerde ceylan edâlı bakışmaz mı?
Her esaslı buklenin perişanıma nazire ettiği seher vakitlerinde, malum zaman aralıklarında cereyan edecek firâkın iç yakan sesi; “Ağlama!” diyerek çıkışmaz mı?
Rengiyle müsemmâ bir mevzu bu… Tan vaktinin alaca aydınlığını süzerken rüya imbiğinden, bağrıma savruluşlarının şahididir taş duvarlar… Bileklerime kelepçe, yüreğime zincir olurken tel tel…
Ne olur gel! Gitmelere tevessül etme yine… Sevdâ sıradağlarının kucakladığı sabır vadisine kara bulutlar birikmesin artık…
Vuslatın rahmet olup dökülsün, niyaz ile yeşeren hasret çınarının yapraklarından…
Alnına dökülüşlerini mi yazsam, naz edip bükülüşlerini mi? Bilemiyorum…
Yasemin, hanımeli, mine ve gülibrişim kıskanır oldu bu hususu…
Artık eskisi gibi kokmuyorlar sultânım…
Çiçekleri ağlatan zülüflerine takılıp kalmış aklımı sakın âzâd eyleme emi!
Akdeniz, yaz kıyafetine bürünmüş, o turkuaz şalını omzuna atmış salınmakta yine bu sabah… İber esintilerini taşıyan rüzgârın Türkçe konuştuğu bir mevsime sürüklenir takvimler…
Kleopatra’nın sevdâ uğruna tacını ayaklar altına bırakmayı düşünerek seyahat ettiği bu denizde, görmek arzusunda olanların görebildiği bir muamma saklı şüphesiz…
Mehtâbın karanlık kuytulardan başkaldırdığı, yakamoz yangınlarının gözbebeklerime saldırdığı gecelerde daha bir tutuşur özüm…
Âh iki gözüm…
Kaşlarınla rekabete giren perçemlerinin ettiği nedir bu gönüle? Bir ömür kâkülüne adanmış bir kalem olmak mıdır, şairane duyuşların titrettiği kalbin âkıbeti?
Ayın ondördünü gözleyen akşamların, mor ötesi hülyalarına demirleyen aşkımın fışkırdığı, yalnızlıkla örselenmiş nikotin nöbetlerinde; özlemenin özlemekten de öte bir fiil olduğunu keşfettim ey peri!
Belki bu yüzden her gece yarısı, göz göz olmuş kalbim pervâsız bir yangın yeri…
Sükut-u hayale uğramaktan korkan çiçeklerin derdiyle hem derd olmuşum nicedir…
Nicedir dizginsiz binerim sevdâ atına! Yoksa ne mümkün ermek…
Mecnunların, Keremlerin, Yusufların katına!
Süflî melekelerden sıyrılarak kanat çırpmaktayım, kendimin dahi fark eylemediği kesif bir bâtına…
Ve kaderin kûfî yazan kalemi usulca iliştirmekte hayatımı, hayatına…
Elif aşktır, şark penceresinden bakarsan… Nun sabırdır, bu fikrin gölgesinde cân tütsüsünü yakarsan…
Vav rast geliştir çok defa… Kef gülümser aşk deyince… Kef gülünce aklıma sen gelirsin…
Hayal sarhoşu gözümden göklere yükselirsin… İşte o ân, denizleri sarmalar ıtır kokan zülüflerin…
Belki… Evet… Muhakkak her dalgada senin tellerinin kıvrımlarına ait bir çizgi var… İşte bu sebepten nazlı yâr…
Alem sensizken gönlüme dar…
Ben seninle deniz olurum…
Tuz kokar bakışlarım… Ben seninle dalga olurum… Kavuşmak derdiyle yorgundur çırpınışlarım… Ben seninle balık olurum… Sana varmak iddiasındadır derinlere dalışlarım… Ben seninle ben olurum…
Beni bana yâr edersin… Âh birde son bulsa şu bir başıma kalışlarım!
Gökyüzünün mavisi mi denizleri maviye boyar, yoksa denizlerinki mi gökyüzünü?
Çözemedim sultânım… Her halükârda mavi bir şarkıdır rüzgârların söylediği…
Dinle… Benden bahsederken esintiler, ne vakit hasretlere vurulacak kesintiler?
Buklelerin…
İlle de gönül esir eden perçemin… Yazamadığım bir mevzu olmak inadındalar ey peri! Lâkin neylesem kırılmaz bu inat…
Çünkü güdük kalmakta, sanat şaheseri çehreni süsleyen o sarmaşıkların tarifine yeltenen sanat…
Suçlama; tasvirime efkâr karıştı, kelimeler ifadesizliklerle yarıştı diye… Kolay mı cânânım…? Anlatmak istediğim öyle böyle bir mevzu değil…
Beş duyu kifâyet etmiyor işte…
Koridorda bir ayak sesi… Mâverâlardan devrilip gelen adımlara ait…
O sensin değil mi?
Beklenensin…
Değil mi?
ALINTI . . .