Aşkın Biyolojisi / Genetiği

🕒 Konu sahibi 9 saat önce aktifti
Aşk; basit tarifi ile sadece hormonların yarattığı bir yanılsamadır ve aşkta tek söz sahibi yine bazı hormonlar ve onların seviyesidir. Seviye düştükçe aşk sahneden çekilmeye başlar ve gün gelir ki aşktan artık eser kalmamıştır ancak bu durum da elbette yeni bir aşka yelken açana kadar geçerlidir. İnsan, ne yazık ki aynı kişiye tekrar aşık olamaz fakat bağlılık ya da sevgi hissedebilir.

Aşkın süresini, sürekliliğini ve şiddetini belirleyen iki başlıca hormon vardır. ( Vazopressin + Oksitosin ) İlave olarak başka hormonlar da sayabiliriz fakat asıl etkili olan bu iki hormondur.

***
Aşkın Genetiği

Yaşama dair hiçbir şey yoktur ki, genlerimizin kontrolünde olmasın. Örneğin; sevinçler, üzüntüler, öfkeler, hastalıklar, boy, göz rengi, deri rengi, ilgiler, ilgisizlikler, dindarlık, ateistlik, yetenekler, arkadaş seçimi, eş seçimi gibi daha binlerce yaşama dair özellik genlerimizin kodladığı hormonlar tarafından şekillenir. Aşk da genlerimizin kontrolünde gelişen biyokimyasal bir olaydır.

Aşk insanı neden bu derece derinden etkiler ve aşık olan kişi neden gerçeklerden uzaklaşarak, hayal dünyasında gezer. Bütün bu soruların cevabı beynin biyokimyasında yatmaktadır. Yani aşk, kişinin beyninde adeta hormonal bir fırtına başlatır.

Aşk, beyinde ne gibi değişikliklere sebep oluyor?
Bu sorunun cevabı, yeni aşık olmuş kişilere aşık olduğu kişinin fotoğrafları gösterilerek ve bu esnada beyin tomografisi çekilerek arandı. Tomografi çekimleri sonunda beynin ödüllendirme mekanizmasının bulunduğu, korkuların algılandığı ve kişinin kendi dışındaki insanları değerlendirildiği Hippocampus, Nucleus caudatus, Putamen ve Nucleus accumbens bölgelerinin aktif hale geldiği tespit edildi.

Kokain bağımlılarında da aynı reaksiyon görülüyor
Aşık olan kişinin beynindeki bu değişiklikler hiç kuşkusuz hormonal bir değişimin sonucu ortaya çıkıyor ve bu değişikliklerde başrolü mutluluk hormonu olarak adlandırılan Dopamin* oynuyor. Dopamin, kişiye coşku ve sevinç veren bir hormondur. Bu hormon kişiyi coşku ve sevince bağımlı hale getirerek beyinde adeta hormonal bir fırtınanın kopmasına sebep olur. İlginç bir durum: Bir aşığın terk edildiğinde gösterdiği reaksiyon ile bir kokain bağımlısının kokain bulamadığı zaman gösterdiği reaksiyon benzerlik göstermektedir. Her ikisinde de depresyon hali görülüyor. Depresyonun sebebi ise beynin dopaminsiz kalmasıdır. Gerek terkedilen aşığın beyni, gerekse kokainsiz kalan bağımlının beyninin ödüllendirme mekanizması halâ aktiftir ve dopamin ile ödüllendirilmeye devam etmek ister.

Aşık bağımlısı olduğu dopamini tekrar bulabilmek için kaybedilen sevgiliyi tekrar kazanmak ister. Aşkın bu melankolik hali aslında beynin ödüllendirme mekanizmasının dopaminsiz kalmasının sonucunda ortaya çıkar. (1)

Vasopressin ve Oxytocin
Aşık olan kişinin beyninde dopaminin yanı sıra Vasopressin ve Oxytocin hormonları da önemli rol oynamaktadır. Bu konuda hayvanlar ile yapılan çalışmalar, AVP geni tarafından sentezlenen Vasopressin hormonunun erkek farelerin dişi farelere bağlanmasında etkili rol oynadığını gösteriyor. Açıklama: AVP geni insanda 12. kromozom üzerinde 1257 bp uzunluğunda bir gendir ve bu genin bilinen 334 değişik formu bulunmaktadır. Kişinin eşine ne kadar bağlı olacağı bu formların nükleotid dizilimi ile doğrudan ilintilidir. Kimi zaman genin dizilimindeki tek bir harflik değişiklik sentezlenecek olan Hormonun/ Proteinin yapısını ve etkisini büyük ölçüde değiştirilmektedir. Bu fonksiyonel etki aşkın şiddetini belirlemede büyük bir öneme sahiptir. Hiç evlenmeyen, daha doğrusu evlenmeyi tercih etmeyen erkeklerde AVP geninin belirli bir formunun bulunduğu ve bu forma sahip erkeklerin evlenseler bile mutlu olmadıkları biliniyor. (2)

Oxytocin Hormonu
Oxytocin hormonu korkuyu ve stresi azaltarak diğer insanlarla ilişki kurmayı kolaylaştırır. Bu hormon bebek emziren kadınlarda oldukça fazla salgılanarak çocukla anne arasında yakınlaşmayı sağlar. Orgazm sırasında, karşı cinsle tensel ve göz temasında Oxytocin hormonu oldukça fazla salgılanır. Bu hormona aynı zamanda Eşe bağlılık hormonu denmektedir.

Sonuç
Dopamin, vasopressin ve oxytocin aşkın kimyasını belirleyen en önemli hormonlardır. Bu hormonların vücuttaki yapısı ve miktarı aşkın şiddetini belirlemektedir. Dopamin*: İnsanda 9. kromozomda bulunan DBH geni tarafından sentezlenen bir nörotranmitteldir.

Mehmet Saltürk
Dipl. Biologe Mehmet Saltürk
Institute for Genetics
University of Cologne

Kaynaklar
  1. Reward, Addiction, and Emotion Regulation Systems Associated With Rejection in Love
  2. Genetic variation in the vasopressin receptor 1a gene (AVPR1A) associates with pair-bonding behavior in humans

Aşkın genetiği
 
bazı şeyleri yaşaman gerek
güzel anılarınız olsun
 
Sadakatsizlik Genlerimizde mi? / Dr. Kıvılcım Kayabalı

Bugüne kadar kadın erkek ilişkileri üzerine öğrendiklerimiz ve gerçekleştirilen çok sayıda çalışma birbirine aşık olan iki insanın, üç yıla varan bir süre boyunca heyecan ve coşkunun zirvede olduğu bir dönem yaşadığını gösteriyor. Bu dönem boyunca vücut ve beyindeki değişikleri, sinyalleri yani aşk iksirini ortaya çıkaran ise hormonlarımız. Bu duygu sonra inişe geçiyor.

Uzmanlar evrimsel olarak bir çocuk yetiştirmek için gereken süreyi aştıktan sonra (ortalama üç, dört yıl), seçtiğimiz eşe duyduğumuz ilginin azalmasına programlandığımızı söylüyor. Neredeyse altmış ülkede boşanma olgusunu araştıran Fisher, boşanma girişimlerinin evliliğin yaklaşık dördüncü yılında zirveye ulaştığını görüyor. Araştırmacıya göre vücutta üretilen “aşk iksirleri “ erkek ile kadını yavruların sağkalım olasılığını yükseltmeye yetecek kadar bir arada tutmaya yarayan mekanizmanın bir parçası. İki ebeveyn, sağkalım açısından tek bir ebeveynden daha avantajlıdır ve bunu garantilemenin en kolay yolu ise, onların bir arada kalmalarını sağlayacak hormonlar.

Peki bu hormonlar ilk olarak erkeklerde mi azalmaya başlıyor ya da bazı erkekler doğuştan aldatmaya eğilimli mi?
David Eagalmen Incognito kitabında birçok davranışımız gibi aldatmanın da kişinin özgür iradesinin dışında faktörlerle ortaya çıkabileceğini vurguluyor ve şunu sorguluyor ‘Sağduyumuz bize tekeşliliğin ahlaki bir karar olduğunu söyler. Ama gerçekte öyle mi?’

Öncelikle vücuttaki temel işlevi rolü su tutulumunu düzenlemek olan Vazopressin hormonunun etkilerine bakalım. Bu hormon memelilerin büyük çoğunluğunda bulunuyor. Kitapta bununla ilgili ilginç bir örnek var.

‘’Tarla fareleri yeraltı geçitleri kazarak bütün yıl boyunca hareketli kalırlar. Ama diğer birçok fare ve memeliden farklı olarak tek eşli yaşar, ömür boyu süren eş bağları sayesinde birlikte yuva kurar, birbirlerine sokulur, birbirlerini tımar eder ve bir ekip olarak yuvalara bakarlar. Yakın kuzenleri sefahat alemine dalmışken, bu hayvanlar neden böylesi bir adanmışlıkla bağlanır eşlerine? Yanıtı hormonlarda aramak gerek.’’

Erkek tarla faresi belirli bir dişiyle yinelemeli biçimde çiftleştiğinde, beyninde “vazopresin“ adı verilen bir hormon salgılanır. Vazopresinin beynin “accumbens çekirdeği“ olarak bilinen bölgesindeki reseptörlere bağlanması ise “o“ dişiyle ilişkili olan bir haz duygusunun ortaya çıkmasını sağlar. Tek eşliliği kilit altına alan bu süreç, çift bağlanması (pair-bonding) olarak bilinir. İlginçtir ki araştırmacılar genetik tekniklerle vazopresin düzeylerini yükselterek, çok eşli türleri tek eşli davranışlarına yönlendirebilmektedirler.

Bu konuda yapılmış bazı araştırmalara bakacak olursak;

‘’2008’de İsveç’teki Karolinska Enstitüsü’nden bir araştırma ekibi, uzun süreli heteroseksüel ilişkiler kurmuş 552 erkekte vazopresin reseptörünü kodlayan geni inceledi. Bulgular, RS 334 adı verilen genin bir bölgesinin değişken sayılarla ortaya çıkabildiğini gösteriyordu: Bir erkekte genin bu bölgesi hiç bulunmayabilir veya tek ya da çift kopya halinde görülebilirdi. Kopya sayısı arttıkça, dolaşımdaki vazopresinin beyin üzerindeki etkileri de o ölçüde azalıyordu. Sonuçların böylesine basit oluşu şaşırtıcıydı: Kopya sayısı, erkeklerin eşine bağlı olması ile ilişkilendirilebilmekteydi. Daha fazla sayıda RS 334 kopyası taşıyan erkekler çeşitli bağlanma ölçeklerine (ilişkinin güçlülük derecesi, evlilikle ilgili olarak algılanan sorunlar, eşlerin evliliğin niteliğine ilişkin değerlendirmeleri) göre yapılan ölçümlerde daha düşük puanlar almışlardı. Çift kopya taşıyanların bekar olma eğilimi daha fazlaydı; bunlar arasında evli olanların ise evlilikle ilgili sorun yaşama olasılığı diğerlerine göre daha yüksekti.

Ayrıca bir hormonun daha kadın erkek ilişkilerinde ve bağlılıkta önemli bir yer tuttuğunu biliyoruz. Dr. Zak’ında uzun süre üzerine çalıştığı bu hormonun adı ‘oksitosin‘.

Oksitosin düzeyi yüksek erkekler daha uzun süre bir ilişkiyi yürütebiliyor ve eşlerini çekici buluyorlar. Oksitosin kadınlarda doğumdan hemen sonra salgılanan bir hormon ve yakın zaman kadar erkeklerdeki işlevi bilinmiyordu. Oksitosin doğum ve süt verme işlevi sırasındaki rolü dışında sosyal ilişkilerimizde de önemli bir yer tutuyor, sevdiğimiz insanlarla beraberken ve yakın ilişki içerisindeyken düzeyleri artıyor. Arka hipofiz bezi tarafından salgılanan bu hormon beyinde bir nörotransmitter olarak görev yapıyor ve amigdala üzerinde etki gösteriyor. Romantik yakınlaşmalar, sarılma, öpüşme oksitosin düzeylerini artıran durumlar. Oksitosin etkisiyle hem kadın, hem de erkeklerde yakınlaşma ortaya çıktığında karşı tarafın yüzü çok daha fazla şey ifade etmeye başlıyor. Kişinin sevdiği insanın resmini görmesi bile oksitosin düzeylerinde artışa neden oluyor. Bu duygusal cevapalar ise ilişkide etkileşimi, çekiciliği ve monogamiyi artırıyor.

Bütün bu çalışmalar rasyonel seçimlerimizin ve çevrenin önemli olmadığı anlamına gelmemeli; çünkü önemli olduğunu biliyoruz.

Ayrıca bazı ilişkilerde oksitosin ve ikili ilişkilerde bizi iyi hissettiren diğer hormonların düzeyi daha uzun süre yüksek kalmaya devam edebilir hiç kuşkusuz. Sonuçların bize gösterdiği dünyaya farklı yatkınlıklarla geldiğimiz gerçeğidir.

Bazı erkekler tek bir eşle yaşayıp ona bağlı kalmaya genetik bakımdan yatkınken diğerleri böyle olmayabilir. Yakın gelecekte, bilimsel literatürü takip eden genç kızlar, erkek arkadaşlarının sadık birer koca olma olasılığını anlamak için onlardan genetik test yaptırmalarını isterlerse şaşmamak lazım.

Bu arada neden kadınların bağlılık düzeyini ölçmek için bu tür çalışmaların yapılmadığını da sorgulamak gerekir.

Sadakatsizlik Genlerimizde mi? - Kıvılcım Kayabalı
 
Prof. Dr. Sinan Canan: Aşk Bilinci Devre Dışı Bırakır

 
Zihni çöpe atamazsınız; atabiliyor olsaydık psikolojiye gerek kalmaz, psikiyatrinin de yükü epey hafiflerdi.
Bahsedilen hormon ve neurotransmitterlerin aşk ile bağlantısı da primler değil; seconder. Hiçbir biyokimya kaynağında aşk hormonu vb. olarak tanimlanmazlar. Aşk ve ilişkiler üzerindeki seconder etkilerinden üstünkörü bi tanımlama yaparlar, onu bile yapmayan kaynaklar var. Çünkü zihin, bilişsel faaliyetler biyokimyanin konusu değil.
 
Zihni çöpe atamazsınız; atabiliyor olsaydık psikolojiye gerek kalmaz, psikiyatrinin de yükü epey hafiflerdi.
Bahsedilen hormon ve neurotransmitterlerin aşk ile bağlantısı da primler değil; seconder. Hiçbir biyokimya kaynağında aşk hormonu vb. olarak tanimlanmazlar. Aşk ve ilişkiler üzerindeki seconder etkilerinden üstünkörü bi tanımlama yaparlar, onu bile yapmayan kaynaklar var. Çünkü zihin, bilişsel faaliyetler biyokimyanin konusu değil.
@HosgeldinHarunAbi
Yabancı bilmediğim kelimelerdeki bahsediyor nyc <3
 
Geri