Aşkı Bir de Bilimden Dinleyin..

Konu sahibi son olarak 3029 gün önce görüldü
Aşkı bilimsel olarak masaya yatıran nörologlar, aşık olan
kişinin beyninin 'saplantılı kişilik bozukluğu' hastaları ile aynı tepkileri
verdiğini kanıtladı. Üstelik bu 'hastalık' en fazla üç yıl sürüyor."Aşk bir
hastalık mı?" İnsanoğlunun var oluşundan bu yana uğruna dağlar delinen; deyim
yerindeyse, insanı 'hem rezil hem vezir' eden aşkın nörolojik temelleri
araştırıldı. Bilim adamları araştırmada aşk duygusunun yoğunluğunu ölçtü. Londra
Üniversitesi Nörobiyoloji Profesörlerinden Semir Zeki, fonksiyonel MRI kullarak
yaptığı araştırmada, 17 kişiye önce sevdiği kişinin, ardından da arkadaşlarının
fotoğrafları gösterilerek, serebral kan akışlarını izledi. Araştırmada insana
mutluluk ve haz veren aşkın, kişilerdeki 'muhakeme yeteneğini yitirme' ve
'saplantılı kişilik bozukluğuna' neden olma özellikleri ortaya çıktı. Buna göre
aşk, beyinde güven, inanç, haz duyma ve ödüllendirme fonksiyonlarını
etkinleştiriyor.

Aşık olanlarda oksitosin ve vazopressin maddeleri daha
fazla salgılanıyor ve bu da karşıdaki kişiye olan bağlılığı artırıyor. Tek eşli
kadın ya da erkeklerde daha çok oksitoksin salgılanıyor. Aşık olduğumuzda
depomin ve norepinefrin artıyor. Depomin motivasyon artışına, mutluluk, heyecan,
uykusuzluk, kalp çarpıntısı ve nefes darlığına neden oluyor. Norepinefrin ise
heyecan ve enerji düzeyini artırırken, uyku ve iştahı kaçırıyor.

Aşık
olan kişiler, sevdiklerine karşı muhakeme yeteneklerini kaybediyor. Başka bir
deyişle, aşık insanlar tamamen kör oluyor! Doğal olarak, aşık olunan kişinin
olumsuzlukları, beynin bu bölgelerinin çalışmaması nedeniyle görülemiyor.
Araştırma, aşkın, insanları nasıl saplantılı hale getirdiğini de açık şekilde
ortaya koyuyor. İnsanların beynindeki kimyasallardan serotonin seviyesi aşık
olan kişilerde, saplantılı kişilerinkiyle aynı seviyede bulunuyor.

Aşk,
bir yandan kişiye huzur ve güven verirken, diğer yandan ayaklarını yerden
kesiyor. Beyindeki 'medial insula' bölümü aşkla aktive oluyor. Agresif
davranışlarla ilgili bu bölüm aşık kişilerde çalışıyor ve anlaşmazlıkların
üstesinden gelmeye yarıyor. Aşk; duygulanım, dikkat, motivasyon ve hafıza ile
ilgili beyin alanlarını aktif hale getiriyor. Bu yapıların aktifleşmesi, stresin
azalmasına neden oluyor. Sinir hücreleri arasında bulunan uyarı maddelerinden
sinir büyüme faktörü de (NGF) aşkın süresini belirliyor. Ellerin terlemesine ve
heyecanın yükselmesine de neden olan NGF, tutkulu aşkın ilk zamanlarında
yükseliyor. Ancak, insanın doğası gereği bu tutkuyu sürdüremediği ortaya çıkıyor
ve arzunun şiddetiyle doğru orantılı artan NGF değeri en fazla üç yıl sonra
azalıyor.

Aşkın, beynin ortaya çıkardığı bir ürün olduğunu belirten Semir
Zeki, 'Aşık olan kişinin beyninin depomin içinde yüzdüğünü ve bunun beyindeki
motivasyon ve hedefe yönelik konsantrasyonu artırdığını' söylüyor. Aşık olan
kişilerde 'özgür iradenin' yok olduğunu vurgulayan Zeki, zengin kızın fakir
gence aşık olabildiğini belirterek, "Böylesi durumlarda anne-babalar, arkadaşlar
olarak biz rasyonel şekilde davranmaya çalışıyoruz. Ancak, bu durumda nasihat
vermek çok saçma ve vakit kaybı" diyor.

Kadınların psikolojik açıdan
erkeklere oranla çok güçlü olduğunu ifade eden Zeki, kadınların aşkının daha
uzun sürdüğünü, ancak vazgeçtikten sonra da daha kolay unuttuklarını
belirtiyor.

 
Geri