Askerler ne/kimin için ölüyor?

  • Kullanıcı Eru
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Toplum ve Gündem
Konu sahibi son olarak 58 gün önce görüldü
“Suriye’nin kuzeyinde oluşan otorite boşluğu nedeniyle uluslararası hukukun ve Adana Anlaşması’nın verdiği haklarla, terör ve benzeri tehditler gerekçeleri ile” Suriye’de bulunduğumuz söyleniyor. Bu açıklama ne kadar doğru?

Kamuoyu çok hızlı gelişmeler nedeniyle bilginin ucunu kaçırıyor ve meseleyi son gelişme(ler)den ibaret/itibaren görüyor.

İdlib özeline sıkıştırılan bu sürecin daha iyi anlaşılabilmesi ve klişe deyişle “büyük resmin görülebilmesi” için, Suriye’de örtülü amaçlarla hareket edenlere ve bunların propagandalarını yapanlara bir kez daha hatırlatmak lazım:

– İdlib’te çeşitli zamanlarda çeşitli yerlerden nakledilen konsantre cihatçılar var. Konsantre diyoruz çünkü ılımlı olanların büyük çoğunluğu Suriye yönetimi ile anlaşma yapmayı kabul ederek bu gruplardan ayrıldı. Kalanların büyük bir kısmı ise dini ideolojileri gereği cihat yapmak isteyenlerden oluşuyor. Bu gruplar, demokrasi gibi bir amaçlarının olmadığını bizatihi kendileri vurguluyor. Toplum adına siyasi bir ideolojileri yok. Amaçları Farabi, İbn-i Sina, El Kındi, Harezmi, Maarratul Numan’da heykelinin kafasını kopardıkları şair ve felsefeci Ebu Ala El Maarri gibi filozof, şair, matematikçi, müzik adamı, astronomlar ve benzerlerinin izlerini yeryüzünden silmek ve kendi İslami anlayışları içinde bir düzeni hakim kılmak. İnsan, emekçi, kadın, çocuk, hayvan hakları umurlarında değil. Teknoloji ve bilimle ilişkileri sadece kendi cihatlarını yürütebilecekleri silah ve iletişim araçları ile sınırlı. Üretim, sanayi, gelişim gibi kavramlardan haberleri bile yok.



– Bu gruplar cihat anlayışıyla hareket ettikleri için kendi amaçlarına engel olarak gördükleri herkesi katletmekten zerre kadar çekinmiyorlar. Bu nedenle hukuku önemsemiyorlar ve bu açıdan toplum için büyük tehlike oluşturuyorlar.

– Dini açıdan kendileri gibi olmayan/düşünmeyen Sünnileri, Alevileri, Hıristyanları, Ezidileri, Ermenileri, Arapları, Türkleri, laikleri, solcuları, sosyalistleri düşman ve yok edilmesi gereken olarak görüyorlar.

– Bu silahlı grupların bazıları Türkiye ve Rusya ile birçok devlet tarafından “terör örgütü” olarak kabul ediliyor. Aslında İdlib’te silah gücü ve alan hakimiyeti olan grupların hepsi terör örgütü.

– Bu grupların bazıları Türkiye ile Rusya arasında yapılan gerilimi azaltma anlaşmasını en baştan reddetti, silahlı grupların hepsi ateşkes anlaşmasına bir saat bile uymadı ve saldırılarına devam etti.

– İdlib’te bulunan sivillerin çoğunluğu bu grupları onaylamıyor. Ancak kaçabilenlerin dışında imkanı olmayanlar bu örgütlere mahkumlar. Bir kısmı bu cihatçıların aileleri ve başka şansları da yok.

– Suriye’de artık siyasal sürecin başlatılması için şartlar oluşmaya başladı. Ancak siyasal süreç de bu örgütlere kurban edilmiş durumda. Bu nedenle Kürtlerin dışında hükümet ile masaya oturabilecek tek bir siyasal grup ya da parti yok. Suriye sürecine müdahil olan ülkeler sanki Sünniler siyaset yapamazmış gibi ya da bu cihatçılara mahkummuş gibi hareket ediyor ve Sünni Müslümanlara “şeriat” dayatılıyor.

Bu ahval ve şerait içinde birçok ülke Suriye’den elini çekmişken Türkiye ısrarcı olmaya devam ederek hatalar zincirini devam ettiriyor.

– Türkiye’nin içinde bulunduğu topraklar Suriye’nin, yani bir başka ülkenin toprağı.

– Cumhurbaşkanı Erdoğan Adana Mutabakatı’nın böyle bir hak verdiğini söylüyor ancak bu doğru değil. Adana Mutabakatı’nın muhatabı kim? Suriye. Suriye yönetimini tanıyor muyuz? Hayır. “Teröre karşı” yapılmış olan mutabakatı kimin yararına ve kime karşı kullanıyoruz? Bizim de terör örgütü olarak kabul ettiğimiz (daha doğrusu etmek zorunda kaldığımız) El Nusra ve benzerlerinin yanında anlaşmanın altında imzası olan Suriye’nin ordusuna karşı.



TSK unsurlarının İdlib ve diğer bölgelerde tutulmasının, savaştırılmasının faydası ne? Bu bölgelerden gelebilecek terör tehdidi var mı gerçekten? Fırat’ın doğusundan yok. Batısında ise bu omurgasız ve kendilerine üç kuruş fazla verenin yanında savaşacak cihatçılar var. O halde tehlike asıl nereden kaynaklanıyor? Bizatihi uğruna asker feda edilen bu gruplardan.

Neresinden bakarsanız bakın iktidarın o bölgede asker bulundurması/savaştırması yukarıdaki gerçekler ışığında akla, mantığa, uluslararası hukuka, komşuluğa aykırı.

Hükümet, halkla ilişkilercilerinin bütün çalışmalarına rağmen sokağı askerlerin orada bulunması konusunda ikna edebilmiş değil. Sokakta vatandaşla biraz sohbet edince “Ne işimiz var orada” demeye başlıyor. Ortada biz gafillerin anlayamadığı, olağanüstü zeka gerektirecek bir durum da yok.

Memleketi yönetenlerin cevaplaması gereken iki soru ile bitirelim:

1- Askerler ne için ölüyor?

2- Amaç İdlib’i ilhak mı?
Alıntı
 
kaynak belirttiğin sürece sorun yok bro.

Kaynak göstermek yetmeyebilir. Belki izin gerekir. Bunu bilemeyiz... Ayrıca, Önemli olan anlatılmak istenendir. Kimin yazdığı çok da önemli değildir. Bir başkasının yazısının olduğunu belirtmek için ‘alıntıdır’ dersin, olur biter sevgili kardeşim.
 
Türkiye Cumhuriyeti Devleti işgalci değildir. Mustafa Kemal Atatürk'ün dediği gibi; yurtta sulh olabilmesi için cihanda sulh şart. Senin toprak bütünlüğünü tehdit eden, sınırların içerisinde yüzlerce kanlı eylem gerçekleştirip Suriye'ye irak'a tuneyen terör unsurlarına karşı elbette önlem alacaktir. Gerekirse Türkiye Cumhuriyeti Devleti Mozambik'e bile asker gönderebilir. Uluslararası camiada terör örgütü olarak tanımlanan PKK, bugun yine aynı camiada terör örgütü listesinden çıkarılmaya calisilmaktadir. Türkiye artık kendi göbeğini kendisi kesmek zorunda kalmıştır.

Türkiye'de kendini siyasi bir parti olarak tanimlayan bir partinin başkanı, "YPG Fırat'ın batısına geçecek siz de mal mal izleyeceksiniz" demiştir. Türkiye de "mal mal izlememe" hakkını kullanmıştır.

Bugün PKK silah bırakmadan Türkiye ne Suriye'den ne başka bir yerden çekilecektir.
 
Son düzenleme:
İdlib’in pkk ya da ypg ile alakası yoktur.
 
Amerika'nın sınırlarında böyle şeyler gerçekleşseydi pireyle birlikte yorgan da yakılırdı ve bugün "Suriye'de ne işimiz var" diyenler -Amerika haklı, sınırları zorlandı- der geçerdi. Bundan niyeyse adım kadar eminim. Bugün bizim sınırlarımıza konuçlanmış terör örgütlerini savuşturmak için başlattığımız sınır ötesi operasyonlarını eleştiriyoruz.
Bu operasyonun sağlıklı yürütülmemesini konuşalım,
İçeriye Suriyelileri hangi koşullarla aldığımızı,
Niye güvenli bölgelere yerleştirmeyip içeri aldığımızı,
Suriyelilerle içeri gelen suçluları tespit edemediğimizi,
Hatta onlarla terör örgütlerinin de giriş yapabileceği konusunu tartışıp eleştiriler yağdıralım ama operasyonu eleştirmek dalla birlikte ağacı da katletmektir bence. Biz zaten terör örgütlerinden çok canı yanmış bir milletiz, bekleyip ülkemizin daha farklı senaryolara dahil edilmesini seyretmek şaşkınlık değil de nedir?
 
Askerlerimizi şehit eden rejim ordusu, yani Suriye resmi askerleri. Kalkan olup koruduğumuz, heyet tahrir el şam liderliğindeki muhalifler. Heyet tahrir şam eski adıyla el- nusra. İlk çıktığında IŞİD’in Suriye koluydu. Türkiyenin terör örgütü listesindedir...
 
Türkiye Cumhuriyeti Devleti işgalci değildir. Mustafa Kemal Atatürk'ün dediği gibi; yurtta sulh olabilmesi için cihanda sulh şart. Senin toprak bütünlüğünü tehdit eden, sınırların içerisinde yüzlerce kanlı eylem gerçekleştirip Suriye'ye irak'a tuneyen terör unsurlarına karşı elbette önlem alacaktir. Gerekirse Türkiye Cumhuriyeti Devleti Mozambik'e bile asker gönderebilir. Uluslararası camiada terör örgütü olarak tanımlanan PKK, bugun yine aynı camiada terör örgütü listesinden çıkarılmaya calisilmaktadir. Türkiye artık kendi göbeğini kendisi kesmek zorunda kalmıştır.

Türkiye'de kendini siyasi bir parti olarak tanimlayan bir partinin başkanı, "YPG Fırat'ın batısına geçecek sizde mal mal izleyeceksiniz" demiştir. Türkiye de "mal mal izlememe" hakkını kullanmıştır.

Bugün PKK silah bırakmadan Türkiye ne Suriye'den ne başka bir yerden çekilecektir.

Dediklerine katılıyorumda azizim bu iş ön kısmı, bunun birde arka kısmı var.
Terör örgütüne sahada cevap vermek elbette gerekiyor. Fakat bunun bir de siyasi ayağı var, askeri olarak tüm kazanımlar siyasi olarak çöpe gidiyor. AKP iktidarı bürokrasi olarak çok başarısız ve bu gerçek değişmiyor.
Dünya devletleri Türkiye Cumhuriyeti'ne karşın bir terör örgütünü destekliyorsa; burada şapkayı önümüze koyup düşünmemiz gerekiyor.
 
Dediklerine katılıyorumda azizim bu iş ön kısmı, bunun birde arka kısmı var.
Terör örgütüne sahada cevap vermek elbette gerekiyor. Fakat bunun bir de siyasi ayağı var, askeri olarak tüm kazanımlar siyasi olarak çöpe gidiyor. AKP iktidarı bürokrasi olarak çok başarısız ve bu gerçek değişmiyor.
Dünya devletleri Türkiye Cumhuriyeti'ne karşın bir terör örgütünü destekliyorsa; burada şapkayı önümüze koyup düşünmemiz gerekiyor.

AKP'yi eleştiri. Kürt açılımını eleştir. Tabii ki eleştireceksin. Ama dünya devletlerinin terör örgütünü desteklemesi hükümete karşı bir hamle değil, devlete karşı bir hamledir. Bunun neresini düşüneyim? Hükümetler geçicidir devlet kalıcı. Biz NATO ile hükümet bazında değil devlet bazında muttefikiz. Terör örgütünü destekleyen müttefik mi olur?
 
Bugun okyanusyanin diger yanindan bizim yanibasimiza getirilen "demokrasi" yuzunden ortadogu kan golu icinde. Taliban, isid, pkk, asala ya da bilmem ne olusumlari durduk yere olusmuyor. Sen bugun yanibasinda yanan atese sessiz kalirsan,yarin senin evin yanar. Zamaninda Kibris ta, Kore de, Bizans eteklerinde, Bursa ve Edirne de ne yapiyorsa Turk askeri, bugun de suriye de, libya da ve dunyanin 62 ulkesinde ayni seyi yapiyor. Bunlari yaparken de ölüyor. Askerler olarak bakmayin, insanlar oluyor. Kimse olsun istemiyor ama pollyanna olmaya gerek yok, tum ulkelerin insanlari ulke cikarlari dogrultusunda oluyor ya da olduruyor. Fazlasi olmamasi icin duaciyiz.
 
Son düzenleme:
AKP'yi eleştiri. Kürt açılımını eleştir. Tabii ki eleştireceksin. Ama dünya devletlerinin terör örgütünü desteklemesi hükümete karşı bir hamle değil, devlete karşı bir hamledir. Bunun neresini düşüneyim? Hükümetler geçicidir devlet kalıcı. Biz NATO ile hükümet bazında değil devlet bazında muttefikiz. Terör örgütünü destekleyen müttefik mi olur?

Direksiyon sol tarafta ve sağ taraftan arabayı kullanmaya çalışanı elbette eleştiririm. Bürokrasi zaten bu noktada devreye giriyor.
Eğer devletine bir saldırı varsa tepkini iktidar bazında değil devlet bazında göstereceksin. Çıkıp her gün "eyy ABD sen kimsin, eyy merkel sen kimsin" külhan beyi gibi cevaplar vereni kimse seni ciddiye almaz.
ABD PKK'yi destekliyorsa tepki vermek gerekiyor, iktidar çıkıyor "kınıyoruz, kararlılığımız tam, sabrımızı sınamayın" diye cevap verilmez. Örneğin ABD İran'dan gaz almak yasak demiyor, eğer irandan gaz alırsan yaptırım uygularım diyor. Bürokrasi dediğimiz olay budur.
 
Yorumlarin tamamini okudum, Hatem suanki olayin PYD ile bir alakasi yok yalniz. Burada Rejimin cihatcilari tam manasiyla sürme egiliminden kaynakli bir savas var suan. Bizimkilerde istemiyor bunu kabul etmesi Turkiye’nin mumkun degil.

Suriye ‘de maalesef yanlis ata oynandigini dusunuyorum, bunun bize dönüşü iste yüzlerce genc milyar dolarlarca masraf yaklasik 5 milyonda multedi oldu.
 
  • Beğen
Tepkiler: Eru
Yorumlarin tamamini okudum, Hatem suanki olayin PYD ile bir alakasi yok yalniz. Burada Rejimin cihatcilari tam manasiyla sürme egiliminden kaynakli bir savas var suan. Bizimkilerde istemiyor bunu kabul etmesi Turkiye’nin mumkun degil.

Suriye ‘de maalesef yanlis ata oynandigini dusunuyorum, bunun bize dönüşü iste yüzlerce genc milyar dolarlarca masraf yaklasik 5 milyonda multedi oldu.

Türkiye orada YPG karşıtı olarak bulunuyor. Bunun için gözlem noktaları var. Rejim askeri de bu gözlem noktalarını hedef alıyor. Konu başlığı türk askeri orada neden ölüyor? Konu içeriği Türkiye idlibi ilhak mi etmek istiyor? Türkiye'nin orada bulunma sebebi YPG. Türkiye'nin ne Suriye'nin toprağında ne de yer altı kaynaklarında gözü var.

Yanlış at? ABD ypg yi kullanıyor. Türkiye öso yu destekliyor.
 
Türkiye'nin yaptırım gücü var mı?

Burada iki soru var?
Yaptırım gücü varsa ve yapmıyorsa yabancı devletlerin pkk desteğine göz yumuluyor demektir.
Yaptırım gücü yoksa başka ülkede işgalci pozisyonda kalmak zorundayız demektir.

Uluslararası arenada haklı veya haksız yoktur. Sadece çıkarlar vardır.
 
Geri