Bir Fransız yazar 15. yüzyılda yazdığı bir romanında aşk diye bir beyni uyuşturan gizemli duygudan bahs etmişti. Roman çok başarılı olunca daha sonraki tüm yazarlar bu duyguyu kendi romanlarında da kulanmaya başlayınca, insanlar birden bunun bir gerçeklik olduğuna inanmaya başladılar. Günümüzde bu terim sinemaya da uyarlanınca ve bazı şarkı sözleri için de konu olunca, gençlerimiz aşk diye bu duyguyu mutlaka yaşamak zorunda olduklarına inanmaya başladılar ve herkes o aşkı arar oldu. Tıpkı Kurt adam, Mobidik, Örümcek adam gibi, bu hikaye de insanların gerçeklik algısına etki yapmaya başladı. Genelde 40-50 yaşlarına gelindikten sonra bununda Pinokya gibi bir masal olduğu kanısına varılıyor.