aşk insanı olup da yalnızlığa hapsolmak en kötüsü olsa gerek.
aşk insanından da kasıt, sevgi işte. herhangi bir sevgi olabilir.
ama yalnızlığa hapsolunca insan, kullanılmayan organların zamanla körelmesi gibi, sevginiz de köreliyor sanırım.
ve katlanılmaz, çekilmez, nalet bir insana dönüşebiliyorsunuz.
sevgi gösterileriniz ender gelişen osasuna atakları gibi oluveriyor.
anlık mutluluklar ve çokça karamsarlık içeren bir yalnızlık.
sevdiğiniz bir şarkıyı dinlerken mesela dünyanın en mutlu insanı oluveriyorsunuz;
ama şarkı bitince her yer yine karamsarlık.
aynı şey gibi ımmm külkedisi masalındaki gibi.
gece saat 12'yi geçince her şey eskiye döner ve siz yine o eski mutsuz olduğunuz hayatınıza dönersiniz.
ta ki beyaz atlı prensin gelip de sizi bulması ve ondan sonra gerçek mutluluğa sahip olmanız.
böyle bir şey var mıdır bilemem; ama bu kısma kadar anlattıklarımı bizatihi yaşıyorum.
bir prenses kısmı eksik. bakalım masalım sonu öyle bitecek mi?