Aşk-ı HayaLim ~ Nur-u Ayn'ım

  • Kullanıcı BoO
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Üye Günlüğü
Konu sahibi son olarak 4162 gün önce görüldü
weather160bo9.gif




Bulutlar da ağlar
bazen sağnak sağnak ve gürültülü
bazen inceden, incitmeden..
bir şehre yetecek kadar hüzün taşır bazen onlar
ve bir şehri ağlatana kadar ağlar.
 



Ey Gönül.
Hakk’a Aşık Olmayanın,
Aşk’a Hakkı Olur Mu?
 
Özür dilerim, ben yine tutamadım kendimi.
Yine nefret edemedim senden, yine bitiremedim seni.
Ne kadar denesemde, silemedim içimdeki sevgini. Öyle çok özlüyorum ki seni, hayır senin yerinde olsam daha fazla kıyamazdım bana. Ama nasılda mutlusundur şuan, ahım kaldı sanıyorum ama, yok herhalde çok iyisin diye duydum. Öyle dediler işte. Eh biraz da üzüldüm ama merak etme, bende iyiyim. İyi olmaya çalışıyorum, senden sonra ne kadar olabilirsem. Zor oldu ama yinede mutluyum. Hemde o kadar mutluyum ki, seninle olduğum zamandan az acı çekmeye başladım artık. Nasıl diyebilirim, alıştım sanki biraz. Ee tabi hayli zaman geçti, böyle olması lazım, böyle olmalı. Ama bazen aklıma geliyorsun, ve işte o zaman herşey yine eskiye dönüyor , bir an o kadar kötü hissediyorum ki, ama merak etme biraz sonra geçiyor. İnsanı en çok üzen unutulmayan anılar derler, gerçekten öyle, ben seni unuttum da, onları unutamadım ki zaten. Bakarsın zamanla onlarda unutulur, ne dersin ? Bende isterim senden geriye hiçbir şey kalmasın ama, zor çok zor. Bana sorarsan bu noktaya geleceğimiz aklımın ucundan bile geçmezdi, ama olsun alışıyorum ben. Sonra neyin ne olduğunu da öğrendim mesela, saf değilim artık. Kimseye inanmıyorum, güvenmiyorumda. Sevmek dersen zaten asla olmayacak bir şey. Ben bunları neden anlatıyorum ki, bak yine geldin aklıma. Hiç yoktun oysa, hiç yoktun ama , var olman asıl zor olan. Zor, çok zor ama olsun, dedim ya alıştım ben. Uzatmak istemem, mutlusun diye duydum ya zaten, bende mutluyum çok. Hiç olmadığım kadar, hiç olmadığın kadar. Çok mutluyum, iyiyim, huzurluyum, gülüyorum, eğleniyorum ve en önemlisi de sen yoksun.
Daha ne olsun...
 
Züleyha Yusuf'a bir mektup yazmaya başlayınca;

"Yusuf..." diye başladı.
Durdu.
......
"Yusuf..." diye bitirdi
Gördü ki hitaptan öteye geçemedi
Anladı ki aşkın namesinde sernameden öte kelam yok

Ve Züleyha'nın lugatında Yusuf'tan öte sözcük yok...!

Nazan Bekiroğlu


994023_529841623768194_1952013456_n.jpg
 
Ebu İdris el-Havlani, Muaz İbnu Cebel (ra)'den naklediyor:

Resulullah (sav) buyurdular ki:

“ ALLAH Teâla Hazretleri şöyle hükmetti: ...

“Benim rızam için birbirlerini sevenlere, benim için bir araya gelenlere, benim için birbirlerini ziyaret edenlere ve benim için birbirlerine harcayanlara sevgim vacip olmuştur.” [24]

|Hadisi Şerif Muvatta, Şi'r 16
 
Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki:

“Allah Teâla, ümmetim, içinden geçen fena şeylerle amel etmedikçe veya onu konuşmadıkça, o şey yüzünden ümmetimi hesaba çekmeyecektir.” [24]

|Hadisi Şerif Buhari, Eyman Ve'n-Nüzûr 15
 
Biz Arabız, Türküz, Kürdüz diyerek parçalanan ümmet, “Biz Sadece
Müslümanız” deyince kurtulacak
 
Bir grup filozof Mevlana Celaleddin Rumi’ye gelerek birkaç sual sormak istediklerini bildirdiler. Niyetleri, bir şeyler öğrenmek değil, Müslümanları dinleri hakkında şüpheye ve fitneye düşürmekti. Mevlana, adamların halini hiç beğenmedi, onları üstadı Şems-i Tebrizi’ye gönderdi. Bunun üzerine gruptakiler onun yanına gitti.

Şems-i Tebrizi mescitte talebelere ders veriyo...rdu. Konu teyemmüm abdestiydi; talebelere bir kerpiçle teyemmüm abdestinin nasıl alınacağını gösteriyordu. Gelen grup üç sual sormak istediğini belirtti. Şems-i Tebrizi,

“Sorun” dedi. Adamlar içlerinden birini sözcü seçtiler. Adam ilk olarak şunu sordu:

“Siz Müslümanlar Allah var dersiniz, ama Allah'ı göstermezsiniz; varsa gösterin, görelim ki inanalım” dedi. Şems-i Tebrizi,

“Öbür sorunu da sor!” dedi. Filozof,

“Sizler şeytanın ateşten yaratıldığını söylüyor, sonra da onun ahirete cehenneme atılıp ateşle azap edileceğine inanıyorsunuz. Hiç ateş ateşe azap eder, acı verir mi?” diye sordu. Şems-i Tebrizi,

“Peki, diğer sorunu da sor!” dedi. Filozof,

“Sizler ‘Herkes dünyada yaptıklarının cezasını ahirette çekecek, orada mahkeme kurulacak, hesap sorulacak’ diyorsunuz. Bırakın insanları, nasıl isterlerse öyle yaşasınlar, ne istiyorlarsa yapsınlar. Ayrıca mahkemeye ne gerek var?” dedi.

Adam sorularını tamamlamıştı. Şimdi bunların cevabını istiyordu. Kendine göre cevap verilmeyecek sorular sormuştu. Herkes Şems-i Tebrizi'ye bakıyordu. O ise gayet sakindi. Yerinden kalktı, filozofun yanına geldi ve elindeki kerpici adamın başına vurdu. Filozof “Vah başım” diyerek başına sarıldı. Şems-i Tebrizi çok şiddetli vurmamış olsa da adamın canı yanmış ve başı biraz şişmişti. Adam bir sağa bir sola baktı, bu kadar insana birkaç kişi ile yapacağı bir şey yoktu. Hemen dışarı çıktı, başını tutarak o bölgedeki mahkemeye gitti. Şems-i Tebrizi’yi hâkime şikâyet etti.

Hâkim, “Bu nasıl olur” diyerek Şems-i Tebrizi’yi mahkemeye çağırttı. Durumu sordu. Şems-i Tebrizi,

“Ben ona kötülük etmedim, sadece sorduğu sorulara cevap verdim” dedi. Hâkim,

“Bu nasıl cevap vermektir. Adam acı içinde kıvranıyor, senden şikâyetçidir, işin aslı nedir?" diye sordu.

Şems-i Tebrizi şöyle anlattı:

“Efendim, bu adam bana ‘Allah varsa göster, göreyim ki inanayım’ dedi. Ben de buna, ‘Olan her şey baş gözü ile gözükmez, işte misali’ dedim; başına darbe vurup acıttım. Şimdi bu felsefeci, başındaki acıyı göstersin de görelim. Eğer başında bir acı yoksa niçin beni şikâyete geldi? Varsa göstersin!” dedi. Filozof, şaşırarak,

“Başımda acı var ama gösteremem” dedi. Şems-i Tebrizi de, ‘İşte bu acı gibi, Allah Teala da vardır, fakat kafa gözüyle görülmez, O ancak akılla bilinir, kalple tanınır, ruhla sevilir, ahirette nurla görülür” dedi.

Şems-i Tebrizi ikinci soruya verdiği yanıtı şöyle açıkladı:

“Bu adam, sizler ‘Şeytan ateşten yaratıldı, ahirette ateşe atılacak ve ateşle azap görecek’ diyorsunuz; ateş ateşe ne zarar verir ki?’ dedi. Ben de topraktan yaratılan bu insana topraktan yapılmış bir kerpiçle vurdum. Ona, ‘Bak toprak toprağa nasıl acı veriyor, biraz daha hızlı vursaydım öldürürdü, demek ki ateş ateşe azap eder demek istedim’ dedi.

Şems-i Tebrizi üçüncü sorunun cevabını şöyle açıkladı:

“Bu adam bana, ‘Bırakın insanları dünyada herkes istediğini yapsın, niçin ahirette mahkeme, hesap ve ceza var?’ dedi. Ben de onun başını vurmak istedim ve vurdum. O niçin hemen mahkemeye koştu? Ben ona şunu demek istedim:

“Bu dünya da herkes istediğini yaparsa âlemi zulüm kaplar. Kendisine zulüm yapılan çok insan var ki zayıftır, zalimden hakkını alamaz. Herkes mahkeme bulamaz. İşte Allah ahirette mahkeme kurup herkese yaptığının hesabını soracak, zalimden mazlumun hakkını alacak, gereken cezayı verecek ve adalet yerini bulacak” dedim.

Felsefeci bu güzel cevaplar karşısında hayret etti, mahcup oldu söz söyleyemez hale düştü. Hâkime dönüp,

“Ben sorduğum soruların cevaplarını şimdi anladım” dedi.
 
1005398_10200743801211045_327688140_n.jpg


Bir şehirde namuslu bir aile varmış. Koca kuyumcu, kadın ise ev hanımıymış. Bir gün kadın her gün süt getiren erkek satıcıdan süt almak için kapı aralığından tenceresini uzatmış. Ama sütçü önceden yapmadığı bir şeyi yapmış. O gün kadının elini şehvetle tutuvermiş. Kadın tencereyi hemen bırakıvermiş. Sütçünün yaptığına çok üzülmüş. Kocası evine geldiği... zaman ağlayarak, söyle bugün ne yaptın ki benim başıma şöyle bir iş geldi” diyerek olanı anlatmış.
Bunun üzerine adam şöyle bir itirafta bulunmuş: “Evet, hanım özür dilerim. Bugün hiç yapmadığım bir işi yaptım ve bilezik almak isteyen bir kadın, takamıyorum bana yardım et, deyince, bileziği koluna takarken, bunu sanki zor oluyormuş gibi geciktirerek yaptım ki, kolu bir iki saniye daha çok elimde kalsın, diye düşündüm. İşte senin başına gelenin sebebi budur.” demiş.


-----

Sevgili Peygamberimizin (sallallahu aleyhi vesellem) şu uyarısının iyi anlanması gerekir:

“Başkalarının hanımlarına iffetli davranın ki sizin hanımlarınız da iffetli ve namuslu olsunlar.”

| Hakim, Müstedrek, 4/
 
Bir gece bir genç kör kütük sarhoş olur.
Yola koyulur.
Hz. Mevlana'nın hayır duasını almak için.

Geceymiş geç saatmiş dinlemez....
Evin kapısına gelir ve kapıyı çalar.
Hz. Mevlana'nın talebeleri kapıyı açarlar.
Gence ne istediğini sorarlar.

Genç:
"Mevlana'nın hayır duasını almak için geldim" der.

Talebeleri:
"Şuanda hocamız istirahat halinde ve saat çok geç.
Daha sonra gel"derler.
Bir gece bir genç kör kütük sarhoş olur.
Yola koyulur.
Hz. Mevlana'nın hayır duasını almak için.

Geceymiş geç saatmiş dinlemez....
Evin kapısına gelir ve kapıyı çalar.
Hz. Mevlana'nın talebeleri kapıyı açarlar.
Gence ne istediğini sorarlar.

Genç:
"Mevlana'nın hayır duasını almak için geldim" der.

Talebeleri:
"Şuanda hocamız istirahat halinde ve saat çok geç.
Daha sonra gel"derler.


Genç ısrar eder ve illa onun hayır duasını şimdi alıcam gitmem der.
İnat eder ve gitmez.
Hz. Mevlana gürültüleri duyar ve uyanır.

Gelir kapıya ve "Ne oluyor, nedir bu gürültü" der.

Talebeleri cevap verir:
"Efendim sizin hayır duanızı almak için gelmiş bu sarhoş bizde istirahatte olduğunuzu ve daha sonra gelmesini söyledik" derler.

Mevlana şu cevabı verir talebelerine:
O gecenin bu vaktinde bizim yolumuzu bulmuş gelmişken, hem de kör kütük sarhoşken, siz hangi ayık kafayla onu geri göndermek istersiniz!...

Genç ısrar eder ve illa onun hayır duasını şimdi alıcam gitmem der.
İnat eder ve gitmez.
Hz. Mevlana gürültüleri duyar ve uyanır.

Gelir kapıya ve "Ne oluyor, nedir bu gürültü" der.

Talebeleri cevap verir:
"Efendim sizin hayır duanızı almak için gelmiş bu sarhoş bizde istirahatte olduğunuzu ve daha sonra gelmesini söyledik" derler.

Mevlana şu cevabı verir talebelerine:
O gecenin bu vaktinde bizim yolumuzu bulmuş gelmişken, hem de kör kütük sarhoşken, siz hangi ayık kafayla onu geri göndermek istersiniz!...
 
Geri