Aşk Dağı
Küçük bir kasabanın sessiz, sakin, insanları varmış. Kasabanın yakınında da sarp yamaçları olan, karlı bir dağ yükselirmiş. “Aşk Dağı” derlermiş. Efsaneye göre o dağın tepesinde bir ev varmış.
Bu evde dillere destan güzelliği olan bir aşk perisi yaşarmış.
Oraya giden bir daha geri dönmek istemezmiş. Perinin bir sürü hizmetçisi varmış. Ama oraya gitmek çok zormuş.
Yollar binbir tehlikeyle dolu ve neredeyse patika bile yokmuş.
Yamaçlara tırmanmaya başlayınca sanki rüzgar periyi kıskanır da daha bir şiddetlenir, kar ve fırtına nefes aldırmazmış. Niceleri yollarda perişan olmuş.
Kasabada genç bir delikanlı varmış, babası öldüğünden çalışarak annesi ve kardeşlerine o bakarmış. Küçük bedeninde kocaman bir sevgi taşırmış.
Sabah erkenden kalkar, akşam karanlığa kadar çalışırmış.
Aşk dağının hikayesini dinledikçe içi daralır, durduğu yerde duramaz, geceleri uyku uyuyamazmış.
Kasabanın kızlarına hiç bakmazmış. Hoş zaten baksa da kızlar onu fakir ve çelimsiz diye dikkate almazlar, hatta bazıları alay edermiş.
Büyüdükçe yüreğindeki sevgi de büyümüş ve aşk dağının perisine aşık olmuş. Olmuş ama ne kimseye söyleyebilir, ne de yol iz sorabilirmiş.
Günler geçtikçe aşkı öyle büyümüş ki, aşk dağına bakar, derin ve sessiz ‘ah’ çekermiş. Çok geçmeden peri de bu genç delikanlıyı fark etmiş.
Önce üzülmüş bu duruma, sonra delikanlının aşkını gördükçe hayranlık duymaya başlamış.
Çünkü o güne kadar böyle bir sevgi hiç görmemiş. Çok geçmeden peri de delikanlıyı düşünmeden edemez olmuş.
Peri de bu delikanlıya aşık olmuş. Elinden gelse dağı terk edip gidecekmiş. Sonunda dayanamamış ve delikanlı dağa doğru bakıp ‘ah’ çekerken iki kez ışık yakmış.
Delikanlı önce inanamamış. Sonra fark etmiş ki ne zaman oraya baksa yanıyormuş ışık. Sevinci katlanmış, kuşlar gibi hissetmiş kendisini. Neredeyse uçup gidecekmiş dağa doğru. Ama nasıl gitsin, çalışıp ailesine bakmak zorunda.
Zaten zor karınlarını doyuruyorlar, kazancı yol azığı bile almasına yetmezmiş. Aradan birkaç yıl geçmiş, periyle karşılıklı yanmışlar hasretten. Sonra karar vermiş gitmeye.
Annesine söylemiş, zaten kardeşleri de yeteri kadar büyüdüklerinden sorun olmaz diye düşünmüş. Annesi ne git diyebilmiş, ne de gitme.
Gözyaşlarına boğulmuş. “Görürüm ne zamandır halini, perişan olmaktasın. Ben de kasabanın kızlarından birine tutuldum sanmıştım. Kötü kaderim demek seni de elimden alacak. Nasıl bilirsen öyle yap.” demiş.
Haberi duyunca kasaba çalkalanmış. Kimisi alay etmiş, kimisi de acımış delikanlıya. Ama hepsi de kıskanmış içten içe. Aslında kasabanın tüm erkekleri aşıkmış periye, tüm kadınları da kıskanırlarmış.
Delikanlının artık gözü hiçbir şey görmüyor, kulağı hiçbir şey duymuyormuş. Yemek, silah, giyecek, aklına ne gelirse almış yanına.
Zaten parası yokmuş ki çok bir şey hazırlayabilsin, birkaç peksimet ve kurutulmuş et, babasından kalma bir bıçak, yırtık bir palto ve eski bir kuzu postu.
Ailesiyle vedalaşıp yola koyulmuş. Kırlarda uzun bir yürüyüşten sonra büyük bir nehir gelmiş karşısına.
Hem derin, hem de genişmiş. Uzun süren uğraşlar sonucu dar bir halat köprü bulmuş. Köprünün ortasındayken kopmuş köprünün halatı. Karşı kıyıda kalan uca son anda tutunarak geçmeyi başarmış.
Karşıya geçince anlamış ki artık geriye dönüş yok. Sık ormanlarda günlerce yürümüş. Güneşten yüzü yanmış, dudakları çatlamış. Elleri yara olmuş ağaçlardan, dikenlerden. Açlık ve susuzluk da başka dertmiş.
Dağın yamaçlarına ulaşınca orman bitmiş. Artık her yer kayalıkmış. Havada bozulmaya başlamış.
Delikanlı tırmandıkça, rüzgar yanına fırtına ve yağmuru da alarak hücum etmeye başlamış.
Kasaba halkı bu bahar gününde dağın yamaçlarını fırtınadan sarsılırken görünce anlamışlar ki delikanlı fırtına, yağmur, kar, rüzgar ve tipiyle savaşmaktadır.
Kasaba halkı meydana toplanmış, kıskançlık ve alaylarını bırakıp, delikanlının galip gelmesi için gözyaşları içinde dua etmeye başlamışlar.
İçlerinden biri büyük bir ateş yakıp yanında olduklarını anlatmaya çalışmalarını tavsiye etmiş. Hemen kasaba meydanına odunları yığmışlar ve büyük bir ateş yakmışlar.
Delikanlı fırtına ve tipinin şiddetinden yürüyemez hale gelmiş. Gücü tükenmiş, ne zaman yorulsa dağa bakar ve aşkının verdiği güçle devam edermiş yoluna ama artık dağın tepesini göremiyor, bu da onu iyice güçten düşürüyormuş.
Yorgunluktan nefes bile alamayacak hale gelince daha fazla devam edememiş, bir kayaya yaslanıp oturmuş.
Durmaması gerektiğini, yoksa donup kalacağını biliyormuş ama çaresi de kalmamış. “Ne yapalım, buraya kadarmış.
Aşkımıza ulaşamasak da uğruna ölürüz” demiş. Tam oturduğu yerden kafasını doğrultmuş geriye doğru bakmış ki, tam da kasabanın olduğu civarda bir ışık görmüş hayal meyal.
Aşkının kendisine mesaj gönderdiğini sanmış. İçinde büyük bir güç, enerji toplanmış. Hızla ayağa kalkıp tırmanmaya devam etmiş.
Delikanlının birden beklenmedik bir güçle yoluna devam etmesi, fırtınanın direncini kırmış, periyi ise çocuklar gibi sevindirmiş.
Fırtına da, peri de, kasabalı da artık delikanlının hedefine ulaşacağına kanaat getirmiş.
Kasabalı ateşi daha da büyütmüş, fırtına son bir gayretle, umutsuzca bütün hıncını boşaltmış.
Aşk evinde ise şenlik havası varmış, her yer temizleniyor, boyanıyor, yıkanıyor, süsleniyormuş.
Peri de büyük bir heyecanla en güzel giysilerini giymiş, saçlarını taramış. Ömründe ilk defa tattığı aşk şerbetini içmeye hazırlanıyormuş.
Delikanlı tepeye varınca duraklamış. Etrafına bakınmış, yıllardır hasretle, özlemle aradığı yerin ne tarafta olduğunu anlamaya çalışıyormuş. Birkaç adım kalmış ama fırtına öyle şiddetlenmiş ki, ayaklarını göremez haldeymiş.
Gayri ihtiyarî geriye doğru bakınca kasabadaki ışığın daha da arttığını görmüş. Birden aklı karışmış “Yoksa, peri de beni görmeye kasabaya mı gitti?” diye, düşünmüş.
O şaşkınlık halinden yararlanan fırtına delikanlıyı yakaladığı gibi fırlatmış uçuruma. Peri de o sırada olacakları fark etmiş hızla kapıya doğru geliyormuş.
Delikanlının uçuruma düşüşünü görünce kapıdan fırlamış ama yakalayamamış. Uzattığı elinde delikanlının bıçağı kalmış. Fırtınaya lanet etmiş. Bir kez aşkı tattıktan sonra onsuz yaşamanın anlamı kalmamış.
Bıçağı kalbine saplamış, oracıkta ölmüş. Perinin öldüğünü gören fırtına olduğu yerde donmuş kalmış. Yaptığı hatayı anlamış ve uzaklara çekmiş gitmiş.
Dağ sarsılmış, titremiş ve ağlamaya başlamış. Kasaba halkı fırtınanın dindiğini, havanın açıldığını, dağdan suların aktığını görünce delikanlının aşkına kavuştuğunu sanmış ve şenlik yapmaya başlamış.
İşte her yıl nevruz günü, bizler, evlerde bahar temizliği yapar, sokaklarda ateşler yakar, üzerinden atlar, eğlenceler düzenleriz.
Fırtına o günden sonra gelmez, dağlarda karlar erimeye başlar. Bir de kardelenler açar yüksek yamaçların düzlüklerinde.
Osman Kutlu
Küçük bir kasabanın sessiz, sakin, insanları varmış. Kasabanın yakınında da sarp yamaçları olan, karlı bir dağ yükselirmiş. “Aşk Dağı” derlermiş. Efsaneye göre o dağın tepesinde bir ev varmış.
Bu evde dillere destan güzelliği olan bir aşk perisi yaşarmış.
Oraya giden bir daha geri dönmek istemezmiş. Perinin bir sürü hizmetçisi varmış. Ama oraya gitmek çok zormuş.
Yollar binbir tehlikeyle dolu ve neredeyse patika bile yokmuş.
Yamaçlara tırmanmaya başlayınca sanki rüzgar periyi kıskanır da daha bir şiddetlenir, kar ve fırtına nefes aldırmazmış. Niceleri yollarda perişan olmuş.
Kasabada genç bir delikanlı varmış, babası öldüğünden çalışarak annesi ve kardeşlerine o bakarmış. Küçük bedeninde kocaman bir sevgi taşırmış.
Sabah erkenden kalkar, akşam karanlığa kadar çalışırmış.
Aşk dağının hikayesini dinledikçe içi daralır, durduğu yerde duramaz, geceleri uyku uyuyamazmış.
Kasabanın kızlarına hiç bakmazmış. Hoş zaten baksa da kızlar onu fakir ve çelimsiz diye dikkate almazlar, hatta bazıları alay edermiş.
Büyüdükçe yüreğindeki sevgi de büyümüş ve aşk dağının perisine aşık olmuş. Olmuş ama ne kimseye söyleyebilir, ne de yol iz sorabilirmiş.
Günler geçtikçe aşkı öyle büyümüş ki, aşk dağına bakar, derin ve sessiz ‘ah’ çekermiş. Çok geçmeden peri de bu genç delikanlıyı fark etmiş.
Önce üzülmüş bu duruma, sonra delikanlının aşkını gördükçe hayranlık duymaya başlamış.
Çünkü o güne kadar böyle bir sevgi hiç görmemiş. Çok geçmeden peri de delikanlıyı düşünmeden edemez olmuş.
Peri de bu delikanlıya aşık olmuş. Elinden gelse dağı terk edip gidecekmiş. Sonunda dayanamamış ve delikanlı dağa doğru bakıp ‘ah’ çekerken iki kez ışık yakmış.
Delikanlı önce inanamamış. Sonra fark etmiş ki ne zaman oraya baksa yanıyormuş ışık. Sevinci katlanmış, kuşlar gibi hissetmiş kendisini. Neredeyse uçup gidecekmiş dağa doğru. Ama nasıl gitsin, çalışıp ailesine bakmak zorunda.
Zaten zor karınlarını doyuruyorlar, kazancı yol azığı bile almasına yetmezmiş. Aradan birkaç yıl geçmiş, periyle karşılıklı yanmışlar hasretten. Sonra karar vermiş gitmeye.
Annesine söylemiş, zaten kardeşleri de yeteri kadar büyüdüklerinden sorun olmaz diye düşünmüş. Annesi ne git diyebilmiş, ne de gitme.
Gözyaşlarına boğulmuş. “Görürüm ne zamandır halini, perişan olmaktasın. Ben de kasabanın kızlarından birine tutuldum sanmıştım. Kötü kaderim demek seni de elimden alacak. Nasıl bilirsen öyle yap.” demiş.
Haberi duyunca kasaba çalkalanmış. Kimisi alay etmiş, kimisi de acımış delikanlıya. Ama hepsi de kıskanmış içten içe. Aslında kasabanın tüm erkekleri aşıkmış periye, tüm kadınları da kıskanırlarmış.
Delikanlının artık gözü hiçbir şey görmüyor, kulağı hiçbir şey duymuyormuş. Yemek, silah, giyecek, aklına ne gelirse almış yanına.
Zaten parası yokmuş ki çok bir şey hazırlayabilsin, birkaç peksimet ve kurutulmuş et, babasından kalma bir bıçak, yırtık bir palto ve eski bir kuzu postu.
Ailesiyle vedalaşıp yola koyulmuş. Kırlarda uzun bir yürüyüşten sonra büyük bir nehir gelmiş karşısına.
Hem derin, hem de genişmiş. Uzun süren uğraşlar sonucu dar bir halat köprü bulmuş. Köprünün ortasındayken kopmuş köprünün halatı. Karşı kıyıda kalan uca son anda tutunarak geçmeyi başarmış.
Karşıya geçince anlamış ki artık geriye dönüş yok. Sık ormanlarda günlerce yürümüş. Güneşten yüzü yanmış, dudakları çatlamış. Elleri yara olmuş ağaçlardan, dikenlerden. Açlık ve susuzluk da başka dertmiş.
Dağın yamaçlarına ulaşınca orman bitmiş. Artık her yer kayalıkmış. Havada bozulmaya başlamış.
Delikanlı tırmandıkça, rüzgar yanına fırtına ve yağmuru da alarak hücum etmeye başlamış.
Kasaba halkı bu bahar gününde dağın yamaçlarını fırtınadan sarsılırken görünce anlamışlar ki delikanlı fırtına, yağmur, kar, rüzgar ve tipiyle savaşmaktadır.
Kasaba halkı meydana toplanmış, kıskançlık ve alaylarını bırakıp, delikanlının galip gelmesi için gözyaşları içinde dua etmeye başlamışlar.
İçlerinden biri büyük bir ateş yakıp yanında olduklarını anlatmaya çalışmalarını tavsiye etmiş. Hemen kasaba meydanına odunları yığmışlar ve büyük bir ateş yakmışlar.
Delikanlı fırtına ve tipinin şiddetinden yürüyemez hale gelmiş. Gücü tükenmiş, ne zaman yorulsa dağa bakar ve aşkının verdiği güçle devam edermiş yoluna ama artık dağın tepesini göremiyor, bu da onu iyice güçten düşürüyormuş.
Yorgunluktan nefes bile alamayacak hale gelince daha fazla devam edememiş, bir kayaya yaslanıp oturmuş.
Durmaması gerektiğini, yoksa donup kalacağını biliyormuş ama çaresi de kalmamış. “Ne yapalım, buraya kadarmış.
Aşkımıza ulaşamasak da uğruna ölürüz” demiş. Tam oturduğu yerden kafasını doğrultmuş geriye doğru bakmış ki, tam da kasabanın olduğu civarda bir ışık görmüş hayal meyal.
Aşkının kendisine mesaj gönderdiğini sanmış. İçinde büyük bir güç, enerji toplanmış. Hızla ayağa kalkıp tırmanmaya devam etmiş.
Delikanlının birden beklenmedik bir güçle yoluna devam etmesi, fırtınanın direncini kırmış, periyi ise çocuklar gibi sevindirmiş.
Fırtına da, peri de, kasabalı da artık delikanlının hedefine ulaşacağına kanaat getirmiş.
Kasabalı ateşi daha da büyütmüş, fırtına son bir gayretle, umutsuzca bütün hıncını boşaltmış.
Aşk evinde ise şenlik havası varmış, her yer temizleniyor, boyanıyor, yıkanıyor, süsleniyormuş.
Peri de büyük bir heyecanla en güzel giysilerini giymiş, saçlarını taramış. Ömründe ilk defa tattığı aşk şerbetini içmeye hazırlanıyormuş.
Delikanlı tepeye varınca duraklamış. Etrafına bakınmış, yıllardır hasretle, özlemle aradığı yerin ne tarafta olduğunu anlamaya çalışıyormuş. Birkaç adım kalmış ama fırtına öyle şiddetlenmiş ki, ayaklarını göremez haldeymiş.
Gayri ihtiyarî geriye doğru bakınca kasabadaki ışığın daha da arttığını görmüş. Birden aklı karışmış “Yoksa, peri de beni görmeye kasabaya mı gitti?” diye, düşünmüş.
O şaşkınlık halinden yararlanan fırtına delikanlıyı yakaladığı gibi fırlatmış uçuruma. Peri de o sırada olacakları fark etmiş hızla kapıya doğru geliyormuş.
Delikanlının uçuruma düşüşünü görünce kapıdan fırlamış ama yakalayamamış. Uzattığı elinde delikanlının bıçağı kalmış. Fırtınaya lanet etmiş. Bir kez aşkı tattıktan sonra onsuz yaşamanın anlamı kalmamış.
Bıçağı kalbine saplamış, oracıkta ölmüş. Perinin öldüğünü gören fırtına olduğu yerde donmuş kalmış. Yaptığı hatayı anlamış ve uzaklara çekmiş gitmiş.
Dağ sarsılmış, titremiş ve ağlamaya başlamış. Kasaba halkı fırtınanın dindiğini, havanın açıldığını, dağdan suların aktığını görünce delikanlının aşkına kavuştuğunu sanmış ve şenlik yapmaya başlamış.
İşte her yıl nevruz günü, bizler, evlerde bahar temizliği yapar, sokaklarda ateşler yakar, üzerinden atlar, eğlenceler düzenleriz.
Fırtına o günden sonra gelmez, dağlarda karlar erimeye başlar. Bir de kardelenler açar yüksek yamaçların düzlüklerinde.
Osman Kutlu