Aşk Celladına Son Tebessüm

Konu sahibi son olarak 2618 gün önce görüldü
Aşk Celladına Son Tebessüm


Kursağıma kaçtın
Vur ayrılığın sırtına, aşk boğuldu…

İçinin idamına ver hükmümü
Ölümsüyorum
Cellâdımsan
Son kez gülümsüyorum

Doludizgin koşarken asi bir küheylan gibi
Vuslata ramak kala
Hercai bir elvedaya takıldı ayaklarım.
Gülüşlerim yara aldı…
Kana kana, aşka kandırırken kendimi
Kanadı sevinçlerim.
Sen kaybından can çekişiyorum…
Çek dilinin tetiğini
Son cümleni sık yüreğime.
Bir çoban gibi vurmalısın şimdi beni.
(Amerikan usulü…)
Zaten artık şahlanamam…
Çok yaşamaz yaralı aşklar.
Sona düşmeliyim galiba
Kurşunla beni…

Yanan bir aşkın ortasında tutuşurken gençliğim
Tarık Bin Ziyad yeminleriyle bakma gözlerime.
(Gözlerin ki kırık yılların hatırsızlığı…)

Çok yemin bozdum acıya.
Bir kez olsun hıçkırmam adını.
Dile düşse de adım
Çocuksu düşlerime konan masallardan akıp giderim.
Kimse bilmez düşüşlerimin ahengini…
Unutulmuş şarkıların efkârında kalır gülüşlerim
Söylemez kimse…
Son bir la sesinde biterim sessizce…

Aylara ve yıllara…
Velemma
Leyl-ü nehara…
Kaç baharlık sevda yeşerttim, bilmiyorum.
Soldurulmuş güllerimin ıslak yanaklarına dayadım yüreğimi.
Ölümbaz gidişlerle süslerken zamanı
Nadasa bıraktığım geçmişimin hasadını
Hiçbir yarına kaldıramadım…
Topladığım kendimi ne kadar çıkarsam da hayattan
Aşkla çarpsam da, bölsem de ayrılığa
Tutmadı hesabım…
Sahi, ben ömre nerden başlamıştım?
Anımsayamıyorum…
Aşk değince hafızama, dalgınlığıma gelmiş hayat…
Başını kaçırmışım öykümün.
Şimdi iki yakası bir araya gelmiyor ömrün.
Hadi sen çık işin içinden
Ya da içimin nehirlerinden çık.
Ya da en iyisi
Kurşuni bir gecenin lacivert koyusunda
Beni çık hesaptan…
Kendi ömrümden düş/ür/ beni…

Bulanıklaşan görüşümde sallanıyor hayat.
Bir kalp sektesinde canhıraş sessizlik…
Göz kırpıyor şimal yıldızı, omzuma ay düşerken.
Kafası güzel bir nara kopuyor tenha bir sokakta…
Eski bir hatıra
Yıkık umutlar…
Şehrin vitrinlerinden kayıyor, hayalimsi bir güzellik…
Mideye inen acı…
Çok değil, birazdan bitecek kriz.
Yürek kanamasından şiir geçiriyor içim…
Aşk işte
Kelamda durduğu gibi durmuyor ki yürekte.
Yakışıklı sallıyor adamı.
Adam, yakışıklı ölüyor aşkta
Kadın, endamınca giderken
Ve ölüm bu kadar fotojenik gülümserken…

Bir zamanlar eti de kemiği de bizim olan bu aşkın
Yaşaması senin artık
Ölmesi benim payım…
Yeni bir bahara düşecek umuduyla sırtıma asıp gittiğin aşk
Bende mezar sessizliği…
Ya da…
Öyle işte…
Konuşsam kıyamet
Sussam ölüme alamet…
Heybemde ki yıkık alfabemin devrik cümlelerinden dökülen bir hazan enkazı sözlerim…
Hangi cümleye vursam kendimi
Bir uçurumun dibi işte…
Cehennemin kökü…
Tutuştursan donacağım
Öyle dilemma işte…

Adının hecesinde adımlarken aşkı
Bir varmış bir yokmuş masallarından aşırdım yokluğu.
Var olmanın adıyla
“İncire ve zeytine ant olsun ki”
Namahrem kaldım aşka.
Anladım! Aşk bana haram lokma…
Müphem sevdaların koynunda
Harcanmış gençliğimi aşkın yaşamsallığında tükettim
Bir ölüm sonrası mahşer nakaratında söylenir türküm
Ödenir hesap nasıl olsa

Vasiyetimdir;
Kulağıma ezanla okunan adımı
Son salada sus cümle âleme…
Bir Cuma mübarekliğinde
Cami avlusunda musallaya yatırıldığında ruhum
Saf tutsun bütün sevdalılar
Mecnun’lar ve Ferhat’lar etsin son duamı
“Merhumu nasıl bilirdiniz” diye sorulduğunda
“Biz onu aşktan bilirdik, iyi ölürdü” desinler

Ve geriye
Yüzümde cellâdıma son gülümseyişim kalsın…
 
Geri