BirDevrinSonu
Üye
-
- Katılım
- Ocak 10, 2010
-
- Mesajlar
- 38,600
-
- Tepkime puanı
- 3,180
-
- Puanları
- 354
-
- Konum
- Napıcan ?
İnsan, maddi ve manevî yapısı bakımından oldukça farklı yetenek ve niteliklere sahip bir varlık olarak yaratılmış1; toplumsal bir varlık olarak da insanlar birbirlerinden oldukça farklı özelliklere sahiptirler. Hatta her bir insanın parmak izinin bile birbirinden farklı olması gerçeği2 de buna işaret etmektedir.
Yeryüzünde bu kadar anlaşmazlıklar, savaşlar, partiler, akımlar ve ideolojilerin mevcut olması, acaba bu nitelik, özellik ve farklılıklar, insanların akıl ve ruh yapısında ki farklılıktan mı kaynaklanmaktadır. Bir insanın ak dediğine, diğeri kara; birinin hak dediğine diğeri batıl, birinin iman dediğine diğeri küfür diyebiliyor. Hayat bu kadar çelişki, paradoks ve tenakuzu nasıl bir arada ve iç içe barındırabilmektedir? Bu zıtlıklar, bir anlık öfkenin sonucu olsa, anlaşılabilir ama eğer bu kökleşmiş anlayış ve ideolojiler, bir hayat felsefesi olarak devam ediyorsa, bu işin analizini yapmak gerekir.
Tarihten günümüze iman ekseninde yaşanan bu tür çelişkilere birkaç örnek verilebilir. Mesela bazı Yahudiler, içinden çıktığı Yahudi toplumunu hidayete döndürmek ve Hz. Musa’nın tebliğ ettiği Hak Din’in esaslarını yeniden ikame etmek göreviyle kendilerine gönderilmiş olan Hz. İsa’ya düşmanlıkta o kadar ileri gitmişler ki, O’nu çarmıha gererek öldürmek istemişlerdir. Buna karşılık Hz. İsa’ya inananlar da, Hz. İsa sevgisinde o kadar ileri gitmişler ki, O’nu Tanrılaştırarak beşeriyet vasfından sıyırmaya çalışmışlardır. Hatta, çarmıha gerilerek öldürüldüğü gerekçesiyle, onun kutsal kanının bulaşmasından dolayı çarmıhı (haç’ı) bile kutsallaştırabilmişlerdir. Bu iki grup da, Allah’a inandıklarını söylemektedirler. Bir diğer örnek olarak da Hz. Ali gösterilebilir. İnsanlar, Hz. Ali konusunda da Hz. İsa’nınkine benzer bir tenakuza düşmüşlerdir. Bir grup Müslüman (Hariciler), Hz. Ali’nin dinden çıktığını, mürtet olduğunu söyleyerek öldürülmesi gerektiğini ileri sürmüşler ve O’nu öldürerek cennete gideceklerine inanmışlardır. Diğer taraftan O’nu sevenler (Şi’a), bu sevgilerinde o kadar aşırı gitmişlerdir ki, Şia’nın bazı kolları, O’nu masum imam, kimileri peygamber, kimileri de Tanrı olduğunu iddia etmişlerdir. Hz Ali düşmanları da ve O’nu sevenler de, aynı şekilde Allah’a inandıklarını ve mümin olduklarını söyleyebilmektedirler.
Yeryüzünde bu kadar anlaşmazlıklar, savaşlar, partiler, akımlar ve ideolojilerin mevcut olması, acaba bu nitelik, özellik ve farklılıklar, insanların akıl ve ruh yapısında ki farklılıktan mı kaynaklanmaktadır. Bir insanın ak dediğine, diğeri kara; birinin hak dediğine diğeri batıl, birinin iman dediğine diğeri küfür diyebiliyor. Hayat bu kadar çelişki, paradoks ve tenakuzu nasıl bir arada ve iç içe barındırabilmektedir? Bu zıtlıklar, bir anlık öfkenin sonucu olsa, anlaşılabilir ama eğer bu kökleşmiş anlayış ve ideolojiler, bir hayat felsefesi olarak devam ediyorsa, bu işin analizini yapmak gerekir.
Tarihten günümüze iman ekseninde yaşanan bu tür çelişkilere birkaç örnek verilebilir. Mesela bazı Yahudiler, içinden çıktığı Yahudi toplumunu hidayete döndürmek ve Hz. Musa’nın tebliğ ettiği Hak Din’in esaslarını yeniden ikame etmek göreviyle kendilerine gönderilmiş olan Hz. İsa’ya düşmanlıkta o kadar ileri gitmişler ki, O’nu çarmıha gererek öldürmek istemişlerdir. Buna karşılık Hz. İsa’ya inananlar da, Hz. İsa sevgisinde o kadar ileri gitmişler ki, O’nu Tanrılaştırarak beşeriyet vasfından sıyırmaya çalışmışlardır. Hatta, çarmıha gerilerek öldürüldüğü gerekçesiyle, onun kutsal kanının bulaşmasından dolayı çarmıhı (haç’ı) bile kutsallaştırabilmişlerdir. Bu iki grup da, Allah’a inandıklarını söylemektedirler. Bir diğer örnek olarak da Hz. Ali gösterilebilir. İnsanlar, Hz. Ali konusunda da Hz. İsa’nınkine benzer bir tenakuza düşmüşlerdir. Bir grup Müslüman (Hariciler), Hz. Ali’nin dinden çıktığını, mürtet olduğunu söyleyerek öldürülmesi gerektiğini ileri sürmüşler ve O’nu öldürerek cennete gideceklerine inanmışlardır. Diğer taraftan O’nu sevenler (Şi’a), bu sevgilerinde o kadar aşırı gitmişlerdir ki, Şia’nın bazı kolları, O’nu masum imam, kimileri peygamber, kimileri de Tanrı olduğunu iddia etmişlerdir. Hz Ali düşmanları da ve O’nu sevenler de, aynı şekilde Allah’a inandıklarını ve mümin olduklarını söyleyebilmektedirler.