Arkeolojide Cinsel Devrim Ve Cinsiyet Tartışmaları

Konu sahibi son olarak 2 gün önce görüldü
Okumayacaksiniz belki ama,yine de paylasacagim cok degerli forum azalari ve digerleri.

Eski çağ mezarlarındaki kemiklerin cinsiyetini belirlemenin yeni yolları; cinsiyet ve aşk hakkında uzun süredir devam eden, önyargılı inançları yıkarken, binlerce yıl öncesine dayanan mezarların sırlarını aydınlatmaya da katkı sağlıyor.

Bir arkeologlar ekibi, 2009 yazının başlarında, İtalya'nın Modena kentinde bir yerleşim bölgesindeki bir inşaat sahasına geldi. Yeni bir bina için kazılar başlamış ve bu temel kazısı sırasında işçiler 1500 yıllık bir mezarlık ortaya çıkarmıştı. Alanda 11 mezar vardı, ancak kısa süre sonra birinin diğerlerinden farklı olduğu anlaşıldı.

Mezar 16'da yanyana yatan iki tane iskelet vardı ve el ele tutuşmuşlardı. Mezardaki iskeletlerin bir çifte ait olduğu varsayıldı ve Modena Aşıkları olarak adlandırıldı.

İskeletleri anında “Aşıklar” olarak adlandırılan Gazzetta di Modena; haberinde “İşte bir erkek ve bir kadın arasındaki aşkın gerçekten nasıl sonsuz olabileceğinin kanıtı” ifadesini kullandı.

Ancak orijinal antropolojik rapora göre, kemiklerinden 'Aşıklar'ın cinsiyetini belirlemek mümkün değildi.DNA'ları analiz edilerek cinsiyet araştırması yapıldı amaBologna Üniversitesi'nden Federico Lugli'nin açıklamasına göre; kemikler bilgi elde edilemeyecek kadar bozulmuştu ve"cinsiyet konusu sadece söylentiden ibaretti".

Modena Aşıkları'nın cinsiyeti konusundaki varsayım, on yıl boyuncatartışmasız kabul gördü.


1645274753759.png

Federico Lugli ve meslektaşları, 2019 yılında diş minesindeki proteinleri kullanarak insan kalıntılarının cinsiyetini belirlemek için yeni bir teknik denemeye karar verdiler. Ortaya çıkan sonuç süprizdi. 'Aşıklar'ın her ikisi de erkekti.

Doğal olarak, çift birdenbire M.S. beşinci yüzyılda aynı cinsiyetten bir ilişkinin potansiyel kanıtı haline geldi.

"Aşıklar hikayesi", arkeolojide yıllardır süren bir cinsel tartışmanın parçasıdır.

Arkeologlar, onlarca yıldır, bir iskeletin bir erkeğe mi yoksa bir kadına mı ait olduğunu belirlemek için mezar eşyalarına ve kemiklerin şekline güvenmişlerdi. Ama son beş yılda, cinsiyet belirlemedeyeni ve sofistike yöntemlerin kullanılması; bir dizi iskeletin varsayılan cinsiyetleriyle ilgili varsayımların alt üst olmasına neden oldu.

Cinsellik konusunda sonradan edindiğimiz fikirler;geçmiş toplumlarda cinsiyet ve aşkı sorgulamamızı zorlaştırıyor ve bazı varsayımları tartışmamasız kabullenmeyi tercih ettiriyordu.

Arkeolojide cinsiyet üzerine alevlenen daha hararetli bir tartışma, 2017 tarihli bir makaleyle gündeme oturan İsveç'in Birka kentinde silahlarla dolu bir mezarda bulunan bir Viking savaşçısının cisiyetiyle ilgiliydi.

Aslında mezarın varlığı 19. yüzyılın sonlarından beri biliniyordu ama içinde gömülü iskeletin bir adam olduğu tahmin ediliyordu. Ancak İsveç Uppsala Üniversitesi'nden Charlotte Hedenstierna - Jonson ve ekibinin, iskeletin DNA örneğini analiz etmesiyle tahminin yanlış olduğu anlaşılmıştı.

Geleneksel olarak DNA analizinde; X kromozomundaki AMELX geni ve Y kromozomundaki karşılığı AMELY gibi bir cinsiyet kromozomuna bağlı bir gen aranır. Dişiler genellikle XX kromozomlarına ve erkekler genellikle XY'ye sahip olduğundan, mantıken örnekte önemli miktarda AMELY varsa, bunun bir erkeğe ait olduğu belirtiler. Günümüzde, analiz genomun çok daha fazlasını dikkate almaktadır, ancak prensip büyük ölçüde aynı kalmaktadır. Uzatmayalım, Birka Vikingi'nin DNA'sı açıkça kadındı.


1645274789561.png

Ancak o yıllarda kadın savaşçı kavramı, Vikingler hakkındaki mevcut fikirlere uymuyordu. arkeologlar arasındaki yazılı olmayan sözleşmeye göre silahlar, özellikle de kılıçlar erkeklere, mücevherler ise kadınlara aitti.

Bazıları "bu iskelet bir kadınsa, silahların ve savaşçı statüsünün yeniden değerlendirilmesi gerekir" görüşünü savundu. Ancak Hedenstierna-Jonson bunu şaşırtıcı buldu ve herkesin üzerinde uzlaştığı savaşçı yorumunun doğru olduğunu savunarak, "İskeletin bir erkek olduğu düşünüldüğünde savaşçı olduğu düşünülüyorsa, onun kadın olduğunu öğrendiğimizde de savaşçı olduğu tartışılmaz" dedi.

Viking Dünyasında Kadınlar ve Silahlar kitabının yazarı Danimarka Ulusal Müzesi arkeoloğu Leszek Gardeła ise bu konuda temkinli konuşuyor: “Savaşçı olabilirdi diye düşünüyorum ancak silah bulunan mezarların % 90'ında biyolojik olarak erkek bireyler bulunduğuna da dikkat çekerim. Kadınların mezarlarındaki silahlar onların savaşçı olduklarının garantisi değildir; örneğin bir balta, genellikle kadınlarla ilişkilendirilen çeşitli İskandinav büyü ritüelleri de dahil olmak üzere birçok şey için kullanılabilir. Vikinglerin zihinsel evreninde kadın savaşçılar için yer vardı ama bunun norm olduğunu sanmıyorum.”

Her halükârda, çoğu insan,"erkek" ve "kadın" mezar eşyalarının cinsiyet konusunda yorum ürettiği konusunda hemfikirdir. Ancak bu yorumlar; en iyi ihtimalle geleneksel, en kötü ihtimalle önyargılıdır.

Özellikle Norfolk'taki Santon Downham'da 1867'de keşfedilen Viking mezarında, efemine bir birey yerine bir çiftin bulunması gerektiğine dair varsayım buna iyi bir örnektir:

British Müzesi küratörlerinden Gareth Williams, bu konuda;“Literatüre göre çoğu diyor ki buçifte mezardır ve iskeletlerden biri kayıptır. Ama gerçekte bunu destekleyecek hiçbir kanıt yok. Mezarın bulunduğu ilk andan beri sadece bir iskelet olduğu rapor edildi. Çifte bir mezar yerine, daha net açıklama, bunun mevcut cinsiyet normlarına kesinlikle uymayan bir kişinin mezarı olduğudur." diyor.

Mezarın muhtemelen kılıç kullanan bir kadına ait olduğunu düşünen GarethWilliams, "Viking erkekleri arasında efemine görülebilecek herhangi bir şeyi giymeye karşı katı tabular vardı" diyor.

Eksik olduğu varsayılan iskelet bulunmadan tartışma bitmeyecek gibi görünüyor, ancak diğerleri benzer vakaları yeni yöntemlerle ele alıyor.

1645274846428.png


Turku Üniversitesi'nden Ulla Moilanen, Finlandiya'da geçen yılın Ağustos ayında, erken ortaçağ Finlandiya'sına ait olduğu önerilen kılıçlı kadın elbiseli tek bir iskelet içeren ama bir "çifte" mezar sanılan gömünün yeniden değerlendirilmesine öncülük etti ve DNA analizi ile mezarın XXY kromozomlu bir bireye ait olduğunu ortaya çıkardı. DNA analizi, mezarın XXY kromozomlu bir kişiye veya muhtemelen bir XY erkeğinden farklı görünmeyen Klinefelter sendromuna sahip bireye ait olduğunu gösteriyordu. Moilanen'e göre mezarı bu kadar ilginç kılan da buydu: "Erkek görünümlü bir kişi genellikle kadınlarla ilişkilendirilen giysiler giymiş ve mücevherlerle donatılmıştı".

Bu noktada sorulması gereken bariz soru şudur: Hangi uzun vadeli analiz düşüşe geçecek?

Lugli, Modena Aşıklarından sonra ekibinin İtalya'da gömülü olan diğer "aşıkları" test etmeyi planladığını söylüyor. Listedeki ilk iskeletler; Modena'ya sadece bir saatlik mesafedeki Mantua Ulusal Arkeoloji Müzesi'nde bulunan Valdaro Aşıkları:

1645274880190.png

Valdaro Aşıkları: aynı mezara burun buruna ve kolları göğüslerinin arasına sıkıştırılarak gömülmüş 6 bin yaşındaki çiftti.

İskeletlerin cinsiyetini belirlemede bugüne kadar kullanılan yaygın yöntem osteoloji idi ve "Aşıklar" da kemiklerin görsel yoldan incelemesine dayalı olan bu yöntemle cinsiyetlendirildi.

Erkek ve dişiler arasında farklılık gösteren bazı kemikler vasıtası ile Osteoloji sayesinde kalıntıların cinsiyetini belirlemek, hâlen en yaygın yöntem olmakla birlikte, teknik açıdan mükemmellikten uzaktır ve tespitleri tartışmaya açıktır.

Durham Üniversitesi'nde biyoarkeolog Rebecca Gowland, kemiklerdeki değişikliklerin hormon kaynaklı olduğunu söylüyor ve "iskeletlerin cinsiyetini kesin olarak söylemek için ergenlik dönemini geçirmiş olması gerekir. Bu yüzden genç iskeletlerin cinsiyetini söylemek mümkün değildir"diyor.

Öte yandan, gerek arkeoloji kazılarında gerekse kazı dışı tesadüfen bulunan iskeletler nadiren eksiksizdir ve pelvis gibi temel kemikler olmadan osteoloji yöntemi yetişkinler için bile güvenilir değildir.

Valdaro Aşıkları, öldüklerinde gençtiler. Biri muhtemelen 16 yaşındaydı, bu yüzden onları "kadın" ve "muhtemelen erkek" olarak tanımlayan osteolojik muayene modern bir destek kullanılmadan güvenilir değildir.

Yeni yılda, Roma Tor Vergata Üniversitesi'nden bir ekip, DNA inceleme ile Aşıklar'ın cinsiyeti ve olası aile ilişkileri konusundaki sonuçlarını ortaya çıkarmaya hazırlanıyor.

Dünya çapında sadece bir avuç olan Aşıklar Mezarları dışında, muhtemelen gelecekte daha fazla “cinsiyet ifşası” gerektiren iki grup daha olacak:

Bunlardan biri, insanların atası olduğu varsayılan, soyu tükenmiş hominidlerdir. Biyoarkeolog Rebecca Gowland, “Hominidlerle birlikte, cinsel dimorfizm aralığının ne olduğunu bilmediğiniz bir türün kötü korunmuş iskeletlerine sahibiz ve bunlardan sadece bir veya iki tanesinin cinsiyetini belirleyebiliriz. Örneğin, Lucy olarak bilinen çok ünlü bir hominid, yarım pelvis tarafından cinsiyetlendirildi. 'Ya Lucy Larry ise?'"

Diş minesi analizi, geleneksel DNA yaklaşımıyla aynı genetik yöntemi yani X ve Y farklılığı kullanır.AMELX ve AMELY genleri, diş minesinin bir bileşeni olan amelogenin adlı bir protein üretir. Peptid olarak bilinen protein parçaları, yumuşak bir asit kullanılarak dişten kaldırılabilir ve bunların yine cinsiyete bağlı olan kimyasal yapıları saptanabilir.

“Devrim niteliğinde biyoantropoloji” diyorLugli bu yöntem için, "Çünkü artık insanların cinsiyetini hızlı ve ucuz bir şekilde belirlemek için bir aracımız var" diyor.

Cinsiyet belirlemelerinde artış görmesi muhtemel diğer grup ise çocuklar, çünkü kemik yapıları gelişmediğinden onlararın güvenilir bir şekilde cinsiyetini belirlemek çok zor.

Geçen Aralık ayında, Colorado Denver Üniversitesi'nden bir ekibe mensup araştırmacılar, diş minesinden 10.000 yaşındaki bir kız çocuğunun cinsiyetini belirledi. Dil minesi, deniz kabuğu boncukları ve taş kolyelerle dolu zengin gömü eşyaları yer alan bir mezarda bulunmuştu.Bu mezar, mezolitik çağda sadece bebeklere çok değer verildiğini değil, özellikle kızların çok değerli olduğunu gösteriyordu.

Peki Modena Aşıkları 1500 yıl önce aynı cinsiyetten bir ilişkinin kanıtı mı? Birka Vikingi'nin savaşçı kimliğinin, cinsiyeti yayınlandığında tartışma konusu haline gelmesine benzer şekilde, "Aşıkların aşkı" şimdi sorgulanıyor.

Onların kardeş olabileceği olasılığı başarısız bir DNA analizi nedeniyle göz ardı edilmiş olabilir.

2019 yılındaki makalenin yazarları, onların silah arkadaşı olabileceklerini öne sürüyorlar. Ancak, Lugli, meslektaşlarının önceki çalışmalarının aksine onların askeri bir mezarlığa gömüldükleri fikrini kabul etmiyor. "Çünkü mezarlıktaki diğer iskeletlerde tekrarlanan dövüş izleri bulunmamıştı ve erkekler ile kadınların yanı sıra altı yaşında bir çocuk iskeleti de vardı. Öyleyse neden asker hipotezini kabul edelim? Arkeolojik ve antropolojikaraştırmalarda, bazı şeyler değişti. Yaraların derinlemesine analizi yapıldı ve genç bir kadın olduğunu düşünülen bir iskeletin aslında erkek olduğu ortaya çıktı. Önceden yorumumuz çoğunlukla tarihsel perspektiftendi. O zaman, ebeveynlerinin sevgilerini göstermek için çifti el ele vermelerinin pek olası olmadığını düşünüyorduk ama her şey mümkün."

Başka bir deyişle, ölüler kendilerini gömmezler. Ama açıkçası onlar kendi mezarlarının kazılarını yapamıyorlar.

"Diğer insanların hayatlarını nasıl yaşadıkları konusunda gerçek bir yaratıcılık eksikliği var" diyo. Tuhaflık ve feminist araştırmalar konusunda eğitimler veren Miami Üniversitesi'nden uzmanlaşmış biyoarkeolog Pamela L Geller ve ekliyor: "Çünkü şu anda sahip olduğumuz kriterlere çok bağlıyız. Aynı zamanda,bilimsel yöntemler varsayımların bir kısmını ortadan kaldırabilse de geçmiş hakkında bilmeyeceğimiz bazı şeyler var. Kimin kimi sevdiği o şeylerden biri, tıpkı insanların kimlik duygusu gibi.

Arkeologlar, ellerinden geldiğince, mevcut verilere dayanarak geçmiş insanların hayatlarını yeniden yapılandırmaya çalışabilirler. Gardeła, bunun geçmişin insanlarına saygı meselesi olduğunu söylüyor. “Her mezar farklı bir hikaye anlatır. Çünkü hepsi gerçek insanlardı. Kendine has hayatları vardı.” diyor.

Kaynak : Emilie Steinmark - The Guardian Çeviri: arkeolojisanat.com
 
teşekkürler süreyya. çok uzun. giriş kısmını okudum. geri kalana üstünkörü baktım. yeter bence.
 
okuyanlar var, boyle paylasimlara devam pls :p ayrica benim aklim (evet, olmadik yerlere takiliyo) balta orneginde kaldi, iskandinav buyu rituelleri, vikings konulu dizilerde gosteriyordular arada, ama balta?
 
böyle paylaşımları ben de baştan sona okuyorum. burada anlatılmak istenen arkeolojideki cinsiyet belirleme metotlarının yanlış olabileceği mi yoksa eşcinselliğin tarihçesiyle alakalı bir olay mı? çünkü eşcinsellik zaten tek tanrılı dinlerin ortaya çıkması ve yaygınlaşmasıyla tamamen dışlanır hale gelen bir şey. antik yunan'da, roma'da falan izlerine rastlanıyor. ki buralarda "görüldüğünün" söylenmesi, bu medeniyetlerin yazıtlarına ulaşılabilmesi. diğer toplumlarda da illa ki vardır ama kaydı kuydu yoktur. o yüzden 1500 yıl evvel yaşamış insanların arasında hemcinsiyle muhtemelen aşk yaşayan fosillerin bulunması anormal değil.
 
Ben tamamini okudum. Cok severim arkeolojiye iliskin konulari da. Daha cok paylasim yapsan keske surikcim<3
 
sürekli burç konuları açıldığından başlığı ''astrolojide'' diye okuyup bambaşka bir şeyle karşılaştım. süri de okumazsınız ama dediği için daha çok okuyasım geldi. lugli ve ekibi merak etmesin, bir gün gömülürsem kocamı da yanımda götürüp erkeğim diye not yazdırırım. pamela geller ''kimin kimi sevdiğini bilemiyoruz'' demiş ya, o kadar geçmişe gitmeden de bunu şu anda da bilemiyoruz. paylaşımına sağlık, her yazının başına okumazsınız ibaresi eklenirse okuruz.
 
Teşekkürler Süreyya hocam. Keyifle okudum.:*
Bilimsel devrimler ile bilinmedik şeylerdeki anlamlandırmalar bilindik olmaya aday.

Lajia6.jpg

Doğu'nun Pompeii'si olarak bilinen Lajia Köyü'nde de bir yetişkin bir çocuk bulunmuş. İlk etapta anne ve çocuğu olarak düşünülmüş. Fakat değilmiş.
Yaşanan dünyadaki yargılarımızla, zihinsel şemamıza göre yorumluyoruz çoğusu. Oysa ki hayat hep sandığımız gibi değil.
Bazı nüanslar sıra dışılığı gerçek kılabilir.
 
Teşekkürler Süreyya hocam. Keyifle okudum.:*
Bilimsel devrimler ile bilinmedik şeylerdeki anlamlandırmalar bilindik olmaya aday.

Lajia6.jpg

Doğu'nun Pompeii'si olarak bilinen Lajia Köyü'nde de bir yetişkin bir çocuk bulunmuş. İlk etapta anne ve çocuğu olarak düşünülmüş. Fakat değilmiş.
Yaşanan dünyadaki yargılarımızla, zihinsel şemamıza göre yorumluyoruz çoğusu. Oysa ki hayat hep sandığımız gibi değil.
Bazı nüanslar sıra dışılığı gerçek kılabilir.
Neymiş hocam?
Bu hikayeden bi haberim.
Aydinlatsaniz?
 
Yazının başında “biliyorum hepsini okumayacaksınız” diyerek ben dahil bi çok kişiyi okumaya teşvik etmişsiniz =)
Okudum.
Haddime değil ama pelvis bölgesinden cinsiyet anlaşılıyor diye biliyorum ben.
kadınların doğurganlık özelliği yüzünden bu bölgedeki kemik yapıları farklı olması lazım.
 
2000 yılında arkeologlar, Çin’in Pompeii’si olarak bilinen Lajia’yı keşfettiler. Çin’in Lajia kentindeki arkeolojik sit alanı, ülkenin kuzeybatı bölgesindeki Qinghai eyaletinde yer almaktadır.

Doğu’nun Pompeii’si olarak da anılan keşifte, MS 79’da Vezüv Yanardağı’nın patlamasının ardından Roma kentinde ölenlerin kalıntılarını anımsatan iskeletler ortaya çıktı. Bilim insanları, köyün doğal bir afetle yok olduğuna inanıyor. Bir düzineden fazla insan, bir toprak kayması sırasında evlerine sığınmak istedi. Hayatta kalamadılar, ancak kalıntıları tam olarak öldükleri yerde korunmuş bir halde bulundu. Arkeologlar, iskeletlere ek olarak, Lajia’da 4.000 yıllık korunmuş erişteler de dahil olmak üzere çeşitli kalıntılar ortaya çıkardılar. İşte Çin’in Pompeii’si olarak anılan Lajia hakkında bilmeniz gerekenler.

Lajia1.jpg

Felaket, bir deprem ve toprak kayması ile başladı

MÖ 1900’lü yıllarda Çin’in Qinghai eyaletindeki Lajia köyü bir depremle sarsıldı. Bu doğal afet, köylüleri ve evlerini gömen büyük toprak kaymalarına neden oldu. Binanın içindeki iskeletler, köylülerin felaketle karşı karşıya kaldıklarında çok savunmasız olduklarını gösteriyorlar.

Lajia2.jpg

Deprem ve toprak kaymasının yarattığı sel, son 10.000 yılın en büyük sel felaketlerinden biriydi

2016 yılında bilim insanları, Sarı Nehir’in taşmasına neden olan bir toprak kaymasından depremin sorumlu olduğunu gösteren kanıtlar buldular. Muazzam sel, MÖ 1920 civarında meydana geldi ve 10.000 yıl içinde meydana gelen en büyük sellerden biri olduğuna inanılıyor. Uzmanlar, Lajia sahasındaki iskeletlere radyokarbon tarihleme yöntemi uygulayarak selin yılını tespit edebildiler.

Lajia3.jpg

Lajia’da bulunan iskeletler, insanların son anlarında ölüme hazırlandıklarını gösteriyor

Köy halkının evleri deprem ve ardından gelen toprak kayması tarafından yıkıldı. İki evin içinde yaşamlarının son anlarında birbirine sarılan bir ailenin kalıntıları bulundu. Yıkıcı felaketle karşı karşıya kalan insanlar, evin farklı yerlerinde sonlarına hazırlanıyorlardı. Örneğin, bir duvarda iki çocuk bir yetişkine tutunuyordu ve görünüşe göre yaklaşan felaketi bekliyorlardı.

Lajia4.jpg

Toplam 16 tane iskelet bulundu

Arkeologlar, Lajia’daki iki evin içinde (bir evden 14 ve diğerinden iki) toplam 16 insan iskeleti ortaya çıkardılar. İskeletler çeşitli şekillerde konumlanmıştı. Uzmanlar, iskeletlerin bir kısmını bakışları yukarıya dönük ve çömelmiş bir pozisyonda buldular. Diğer iskeletler ise sürünüyor gibi görünüyordu. Birkaçı ise birbirine sarılmıştı.

Lajia5.jpg

Lajia’da bulunan iskeletler 4.000 yaşında. Bu, Pompeii kurbanlarının yaşının iki katından fazla

Lajia bölgesi, Çin’in afetle ilgili en büyük kazı alanıdır ve 40.000 metrekarelik bir alanı kapsıyor. Deprem meydana geldiğinde Lajia’daki herkesin öldüğü ve ardından gelen toprak kaymasının köyleri gömdüğüne inanılıyor. Bölgeye “Çin’in Pompeii’si” adı verildi, ancak iskeletler 4.000 yaşında. Yani, MS 79’da Vezüv Yanardağı’nın patlamasıyla ölen kurbanların yaşının iki katından fazla!

Lajia6.jpg

Medya, Lajia’da birbirine sarılmış halde bulunan bir çocuk ve kadın iskeletini anne ve çocuk olarak tanıttı. Ancak gerçek daha sonra anlaşıldı

Bu iki iskelet ortaya çıkarıldığında, medya, bu iskeletlerin yaklaşık üç ya da dört yaşında olan çocuğuna sarılan 30’lu yaşlarında bir kadını temsil ettiğini geniş bir şekilde duyurdu. Çocuk ve kadın birbirlerine sarılmıştı ve kadının yüzü yukarıya dönüktü.

Anne oldukları iddiasını doğrulamak için iskeletler üzerinde yapılan DNA testleri aksini kanıtladı. Çin’deki Jilin Üniversitesi’ndeki Shi-Zhu Gao ve meslektaşları, çiftin muhtemelen akraba olmasına rağmen anne ve çocuk olmadıklarını belirledi. Kadın, bir teyze ya da çocuğa derinden bağlı olan başka biri olabilir.

Lajia7.jpg

Heyelanın bu kadar ölümcül olmasında köylülerin yamaçları aşındırması etkili oldu

Toprak kayması deprem tarafından tetiklenmiş olabilir; ancak Çinli araştırmacılara göre, bölgedeki faaliyetleri nedeniyle köylüler de kısmen afetten sorumluydu. Konuyla ilgili şu sonuca varılmıştır:

4200-4000 yıllık iklim olayı sırasında, artan insan faaliyetleri ve doğal kaynakların aşırı kullanımı, toplulukların zararlı çevresel değişim ve felaketlere karşı savunmasızlığını artırdı. Bu, tarih öncesi toprak kaymalarının kısmen ilk yerleşimcilerin kendileri tarafından yaratıldığı anlamına geliyor.

Lajia8.jpg

Bölgede ayrıca 4.000 yıllık erişte bulundu

Lajia bölgesinde iskeletlerden başka şeyler de korunmuş bir halde bulundu. Arkeologlar taş bıçaklar, aynalar ve başka nesneler buldular. Lajia’nın ortasında, yakınlarda yeşim nesnelerle birlikte gömülü bir rahip keşfettiler. Bulunan en ilgi çekici şeylerden biri de, Çin’de şimdiye kadar keşfedilen en eski buğday unu eriştesiydi. Ters çevrilmiş bir kapta saklanmıştı. Bu keşif eriştelerin 4.000 yıl önce temel bir gıda olduğunu kanıtlıyor.

Lajia9.jpg

Köylüler mağara evlerinde yaşıyorlardı

Başlangıçta cesetlerin bulunduğu alanın bir yeraltı binası olduğuna inanılıyordu. Ancak Laijia bölgesi, kuzey Çin’deki Loess Platosu’nda yaygın bir konut türü olan mağara evlerden oluşuyordu. Mağaranın tepesi ya bir noktada aşınmış ya da bir şekilde insanlar tarafından harap edilmişti. Mağara evler bir kapı, oda ve avludan oluşuyordu. Ayrıca her evde farklı büyüklükte ve şekillerde odalar vardı.

Lajia10.jpg

Qijia halkı, çoğunlukla kadınları kurban ederlerdi ve kehanete inanırlardı

Lajia sitesi, Qijia kültürü hakkında da fikirler verdi. Qijialar, Neolitik ve Tunç Çağları arasındaki dönemde 3.500 ila 4.000 yıl önce vardı ve Sarı Nehir yakınlarındaki büyük kasabalarda yaşıyorlardı. Qijialar çoğunlukla balta gibi taş aletler kullandılar, ancak kültürle ilişkili bakır aletler de bulundu. Bilim adamları, Çin’in kuzeybatısındaki bir mezarlıkta Qijiaların insan kurban ettiğine dair kanıtlar buldular. Kurban edilenlerin çoğu kadındı. Arkeologlar ayrıca, ritüeller veya kehanet için kullanılmış olabileceğine inandıkları hayvan kemikleri de buldular.
Caner Cem Martı
Haberin tümü bu sevgili hocam.:emoji_rose:
 
4200-4000 yıllık iklim olayı sırasında, artan insan faaliyetleri ve doğal kaynakların aşırı kullanımı, toplulukların zararlı çevresel değişim ve felaketlere karşı savunmasızlığını artırdı. Bu, tarih öncesi toprak kaymalarının kısmen ilk yerleşimcilerin kendileri tarafından yaratıldığı anlamına geliyor.

Hic yabanci gelmiyor @Asrevya hocam.
 
Ben okumadım. Vikinglerin gay olduğu iddia edilmiş olabilir.
 
4200-4000 yıllık iklim olayı sırasında, artan insan faaliyetleri ve doğal kaynakların aşırı kullanımı, toplulukların zararlı çevresel değişim ve felaketlere karşı savunmasızlığını artırdı. Bu, tarih öncesi toprak kaymalarının kısmen ilk yerleşimcilerin kendileri tarafından yaratıldığı anlamına geliyor.

Hic yabanci gelmiyor @Asrevya hocam.
Ne kadar uzun olabilir bilemiyorum, lakin bir gün Dünya hâlâ var olursa arkeologlar bizi bulup, 2020'li yılların insanları diye hayıflanarak bahsedebilir.
Tüketme ve yok etme konusunda çılgınca ilerliyor insanlık.
Maalesef hiç yabancı gelmiyor hocam.
 
Son düzenleme:
Geri