Ara Sıra Bazen ..!

Konu sahibi son olarak 2619 gün önce görüldü
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
.
üzgünüm, çünkü; pazar günü için cumartesi gecesinden "ne giysem,ne yapsam"provası yapmıyorum.
mutsuzum, çünkü; sensiz yalnızım.
beterim, çünkü; fakirlik nedir? dendiğinde adınla cevap veriyorum.

sen yoksun ve pazar kahvaltıları beni mutlu etmiyor.
masaya gelen soğuk çay ve bayat simit beni daha da üzmüyor.
telefonumun çalmama hali beni beklenti sürekliliğine itmiyor.
makyaj yapmıyorum, güzel giyinmiyorum, başını yere dikip yürüdüğün yolları selamlıyorum.

mutlu değilim, çünkü;beni unuttuğunu biliyorum.
sana aldığım her şeyi çöpe attığını biliyorum.
beni neden süreklilikle sevemedin bilmiyorum.
iyi değilim çünkü; mutlusun, bensiz de gülebiliyorsun, bir başkasını öpebiliyorsun.
ses tonun ve hitap şeklin değişmeden bir başkasına seslenebiliyorsun.
bunları yaparken,nerede olduğumu düşünmüyorsun,beni merak etmiyorsun, iyi değilim biliyorsun,buna rağmen aramıyorsun.

iyi değilim çünkü;kiminle olduğunu önemseyemiyorum, çünkü; biriyle olabilme ihtimaline alışamıyorum.
ben bu kadar iki kişiyken tek başıma, seni biriyle birlikte "iki" edemiyorum
 
.
"önce insanlara güvenmeyi öğrendim. sonra bunu bir daha yapmamam gerektiğini..."

ezel roz manaz
 
cinsiyet,din,dil,irk ayrimi yapmiyorum. hepiniz insansiniz ve ne dostum ne sevgilim ne anam ne de babam olabilirsiniz. olamadiginiz kadar insansiniz ve siz birbirinizin sirtinda hummali çalismalar yaparken, ben kendime sariliyorum.

Ezel roz manaz
 
Şişenin dibine varınca, şarap muhakkak affedecek birini bulur.
Kılıcını kınından çıkarmadan, öteki ne düşünür, bu beni anlar mı diye sorgulamadan ya da anlamasını ummadan taşan bir nehir gibi başlarsın anlatmaya.
Gülümserken ağlatmasa, ayık kafayla hatırlamadığını kafayı dağıtınca hatırlatmasa güzel yapıyor insanı aslında.
Nerede ''benden bu kadar'' dediğini bilmezsin, ''bende daha fazlası da var'' olursun.
Adını sorsalar Leyla dersin, inanırlar.
Zeki Müren ''kimseye etmem şikayet'' söyler.
Ben o sırada rica ederim, ant içerim, tutarım, düzeltmeyi severim bozulan şeyleri, kırılanı tamir etmek niyetim ekseriyetle hayal kırıklığına dönüşmese bir kez daha denerdim, fakat benim gücüm bu defa buna yetmiyor.
Yaraya ne kadar mukayyet olmazsan, ne kadar cömertçe açarsan o kadar deva bulacakmışsın gibi, ne kadar hızlı konuşursan, ne kadar karmaşık konuşursan anlaşılacakmışsın gibi, anlaşılmasan da, evren seni eksiksiz anlamış gibi yaparsın.
Sanki büyük bir yangından kaçabilmişsin gibi.
''Biliyor musun ben bir keresinde ölmüştüm kederden, bu duvarları neden yıktım biliyor musun, sen hiç duvar ördün mü, bin kere yıktın mı bir kere ördüğünü, duvar örmek çok saçma değil mi sence de, sence de hiç geyik görmemiş olmamız biraz üzücü değil mi, neden gülüyorsun, komik mi, sana bir sır vereceğim ama şu kadeh bitsin, belki iki, belki 3 olur o, belki göğsümde ikamet eden pirelerle tanıştırırım seni, dizimde benim çocukluktan kalma izlerim var biliyor musun, izler seni de üzmüyor mu, insanın üzerinde, zihninde, yaşamında, askısında öylece duran izlerden kurtulamaması çok acı değil mi, sen üzülmüyor musun mesela hiç, beni esasında şu dünyada üzmeyen tek şey yok desem, bana ''anlatsana biraz'' dememeni rica edebilir miyim, bu konu dudağımı sarkıtmayan ehemmiyetsiz bir konuya varabilecek mi, ben samimi bir istekle af dilemiş birini affedebilecek miyim, peki bana af dileyebilmek için, bozulanı düzeltebilmek için kaç boş şişe gerekir, kaç zeki müren, kaç uykusuz sabah lazım gelir sence, geçecek mi dersin, inanırım ama, sıkılıyorum çünkü.'' dersin.
Sağlam saçmalarsın, feleğin sillesine, kaderin cilvesine, hayatın çelmesine şaşırmazsın, ''ben zaten kin tutmayı beceremem'' dersin, yayvan gülüşleri dahi seversin, yersiz gülüşleri de seversin, en derin imaları şıp diye anlarsın, sonra döner iki önceki cümlenin üzerinde gezinip durusun.

Kimseye ''güzel gülümsüyorsun'' demezsin.
''sana gülümsüyorum çünkü''yü bu defa duymazsın.
İşte o an ''eksilmek'' kelimesinin karşılığının tam olarak kendin olduğunu anlarsın, buna ne şarap deva gelir, ne de bin özür kapatır göğsünde açılan o uzay boşluğunu.

Ezel Roz Manaz
 
Ben çok müzeyyen ablalı bir gecede bardağı masaya vurup da içerken rakıyı, sen beni arayıp, müzeyyen ablanın o malum şarkısını dinletiyordun, o sırada ben zaten müzeyyen ablanın o malum şarkısını dinliyordum, malumdu çünkü, malum olmuştu, şaşırmadık.
Dert ortaksa dinlenecek şarkılar bellidir, içiyorsa insan efendi efendi ya zeki dinler ya da müzeyyen, rakı içmenin de bir adabı var çünkü.
Sevmenin de, bir yere kadar.
Ayrılığın da.
Birlikteyken olmuyorsa yaşamak, gidelim, dünyanın en uç köşelerinde kendimizi hizaya getirmeye gidelim.
Ayrıyken olmuyorsa getir boynundan bir nefes çekeyim, vuslatın adabı olur mu?
Birbirini insan ayaküstü affedemez mi, illa oturup temize çekmek mi lazım gelir olanı biteni.
''sen bende bu yarayı açtın, ben sende şunumu unuttum, ben böyle olsun istemedim ama oldu işte'' filanlı çokta lazım olmayan istişareler mi yapalım.
Ben seni ayaküstü de affederim, beşiktaştan ortaköye kadar yürürüz yine, sen beni bir pazar akşamı da affedebilirsin, ben seni yıldız parkında da öpebilirim, sen beni göklere aman, sen beni nerelere de çıkarabilirsin tek bir güzel kelamınla da..
Olmuyor dedik işte, bilmem kaç ellinci kez.
Gururdan yaptığımız taçların başımızda duruşunu sevdik esasında, ağırlığı altında ezilmeyi kabul gördükte, ayakucunda kolayca kırılsın istemedik..

Ben senden sonra rakıya başladım, gramofon aldım, plaktan dinledim Zeki'yi.
Sen öylece eskidin, ben seninle, eskiyen her şeyi sevdim.
Sen acıdın genzimde, içimde, beynimde, yastığımda, aynada, parmak ucumda, yürüdüğüm yolda, cumartesi sabahımda, ben istikrarla acıyışını da sevdim.
Her hücreme sızınla yakıştın da..

Esasında sen en çok;
''elbet bir gün buluşacağız''lı bir şarkıya yakıştın.
Benim sesimle..

Ezel Roz Manaz
 
Birbirimizden ne zaman uzaklaştık biz hatırlıyor musun?
Sen arabayı sağa çektin, ben inerken "senden nefret ediyorum" dedim ve geceyi ezip evime doğru yürüdüm,sen artistik patinaj çekip muhtemelen içmeye gittin.
Kırdığım, kırıldığım meseleleri düşünmedim yürürken.
Bir daha seni görmek istemediğimi mırıldandım, senden nefret ettiğimi tekrarladım titreyen sesimle.
Eve girdiğimde mesajını gördüm "benden bu kadar" yazmıştın.
"Al benden de o kadar" dedim.
Bitti.
Aramadım.
Sormadın.
Hiç özlememiş gibi yaptık.
Ortak arkadaşlarımız hep laf taşıdı aramızda.
O hâlen yalnız,o halen senin, dediler.
Benden bu kadar dedik yine.
Bu kadar acı, öfke, nefret, kalp kırığı vs..
Zamanla yaralarımız kapandı,unuttuk dedik.
En çokta "ama bir daha bu kadar çok sevip bu kadar çok nefret edemem" dedik.
Ağzımız hep bir.
Acımız hep bir.
Bir daha böyle sevmem dedim kimseyi.
Kimse için uykusuz kalmam,erken uyanmam pazar günleri birlikte yapılacak kahvaltı sevdasına.
Bir daha bu kadar çok ölemem dedim.
Hem insan bir kez ölür dedim.
Bir kez olsun özledim diyemem sandım kimseye.
Güvenemem.
Sevemem sandım.
Sarılmak birine mümkün değil sandım.
Dünyayı ardıma alıp yürüyemem sandım herhangi biriyle.
Evlenemem sandım.
Çoluğum, çocuğum olmaz sandım.
Senin gibi kokmaz kimse sandım.
Kimse benzemez sandım sana.
Seni unutamam sandım.
Vazgeçemem sandım.
Yemin ederim hiç..
Hiç ama hiç yanılmadım.


Ezel Roz Manaz
 
59Od5A.jpg
 
Depresyonda olup olmadığımdan emin değilim.
Yani, mutsuz değilim. Ama mutlu da değilim.
Gün içinde espriler yapıp gülebiliyorum.
Fakat bazı geceler yalnız kaldığımda, nasıl hissedildiğini unutuyorum...

-alıntı-
 
Sen uyuyordun, bilemezsin..
Kaç sigara içiyorum üst üste, kaç eski gazete okuyorum ilanlarına kadar. Her sabah kaç bin güçlükle alışıyorum önümdeki güne, getireceklerine..
 
Yahu, iç sigaranı.
Benim kadar çok içmek de iyi değil tabii.Ama başka keyif maddesi kalmadı hayatımda.
İçki de içemiyorum artık.
Belki bir yere kadar az içebilirim, ama öyle yapacağıma, hiç içmem daha iyi. Her şeyim öyledir.İçkiyi içtim mi çok içerdim.
Sevgim de öyledir.
 
Orada, iskelede yüzümü güneşe kaldırıp öylece oturdum. İyi geldi. Savsakladıklarım, ertelediklerim, eksik bıraktıklarım yüzeye vurdu; hepsini bir an önce tamamlamaya karar verdim. Kalktım, seni aradım.
 
“Sevmek, sevdiğin kişiyle birlikte olmak değildir unutma.
Çünkü aşk; ‘onunla yaşamak değil,
onu yaşamaktır aslında..”
 
Günün berbat geçiyor değil mi?

Çünkü yaşadığın hayatla,
yaşamak istediğin hayatın alâkası yok...

Olcay Derecik
 
Senin yüzün asılmasın diye,
Ben ne kelimeler astım içimde,
Söyleyemedim...

10253849_1668963296661279_356682706909005551_n.jpg
 
İçimden geçenleri bilse koşup boynuma sarılır.
Oysa sadece anlatabildiğim kadarınıbiliyor.
Anlatabildiğim kadarını.
Anlatabildiğim kadarıyla ne yapılabilir?
Birer çay içilebilir belki ..
 
Değerini bilmeli insan..
Bir avuç sevginin,
gülümseyerek bakan bir çift gözün..
Bilmeli değerini yaşama bağlanan anların,
Sorgusuz sualsiz hediye edilen kalplerin..
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri