Antik Kapı Sanatı

  • Kullanıcı aRMiNa
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Kültür ve Sanat Etkinlikleri
Konu sahibi son olarak 2616 gün önce görüldü
Antik Kapı Sanatı

Kapılara İşlenmiş Gizemli Sanat
Olanca gücüyle zorluyordu ama nafileydi. Kapı açılmak şöyle dursun, yek parmak bile yerinden kımıldamıyordu. Kıvrım kıvrım granit kayalardan oluşmuş iki dağın arasında kocaman bir demir kapıydı. Kapının kanatlarının her biri üç adam boyundaydı. Her yanı demir düğmeler, çelik zincirler, başları yumruk büyüklüğünde çivilerle kaplıydı. Günlerdir aç susuz kapıyı itip duran, açabilirse aman vermez granit dağların arkasındaki Leyla’sına kavuşacak olan Mecnun’un perişan hali herkesi üzüyordu. “Bırak artık şu kapıyı itmeyi, Leyla’ya kavuşamayacaksın” diye dil döküyorlardı. Mecnun onları dinlemiyordu bile. Uzak dağlardan mersin kokulu, harnup ağacı kokulu boz rüzgarlar esiyordu. Kaderin bir amansız demir kapıyı açmaya mecbur ettiği Mecnun, durmadan kapıyı itiyordu. Son gücüyle itmeyi sürdürüyor ve kendi kendine fısıldıyordu: “Kader Mecnun etti, Leyla bahane”...
Binlerce yıllık kapılar
kapi5.jpg
kapi6.jpg
Doğrudur. Kaderin hepimiz için farklı farklı biçtiği bu hayat, bitip tükenmek bilmeyen kapılarla doludur. Bir kapıyı açar, hemen önümüze dikilen bir başkasını aralamak için uğraşırız. “Açılıp kapanır, kapalı bir yerin dışına çıkmaya veya içine girmeye imkan veren bir kapama düzeneğiyle donatılmış açıt” diye tarif edilir kapı. Kapılar insanoğlunun hayatında önemli bir yer tutar. Kimilerine göre dünya iki kapılı bir handır. Doğarız ve dünyanın bir kapısından içeri gireriz. Son kapıdan ne zaman çıkacağımız ise hiçbir insan tarafından bilinemez. İşte kapıların böyle gizemli ve mistik bir yanının da bulunması sebebiyle insanlar kapıları sadece bir lüzumlu eşya olarak görmemişler, ona sanatsal bir görünüş de vermişlerdir. Büyük sarayların, köşklerin, parkların, bahçelerin, camilerin, kiliselerin, sinagogların kapıları sadece bir kapı değil, önemli birer sanat eseridir. Anadolu’da yapılan kazılarda örneğin Hacılar’da, milattan önce altıncı bin yılın ortalarına tarihlenen, tahta eşikli, yuvarlatılmış söveli ve çift kanatlı ahşap kapılar bulunmuş. Babil’de ise, kapıların kanatlarını taşıyan millerin yerleştirildiği yataklara, kendi inandıkları dinin duaları yazılmış. İnsanlar kapılara o kadar önem vermişler ki, Anadolu’da bulunan bazı Hitit tabletlerinde, bir evin kapısının yapılmasından sonra büyük törenlerle bunun kutlandığı yazılı.
Gözyaşlarıyla yıkanan kapılar
kapi4.jpg
Türkler, kapıya hiçbir zaman bir yapının basit bir parçası gözüyle bakmamışlar, onu bir çeşit sevgi sembolü olarak görmüşler. Allah’a, Hazreti Peygamber’e, din ve tarikat ulularına, padişaha, devlet büyüklerine, sevgiliye ulaşacağı, bağlılığını, sevgisini belirteceği bir yer olarak bakmışlar. Kapıda sevgilinin kokusu, ayak izleri, ayak tozunun bulunduğunu düşünmüşler. Aşık, sevgilinin kapısında kul olmak, bekçilik yapmak için yalvarmış, canını vermiş. Gözyaşları ile kirpikleri, bu kapıyı durmadan yıkamış, silmiş, süpürmüş. Aşık dışında güneş, ay ve yıldızlar da sevgilinin kapısına kul olmuş. Kapıyı yüceltmek için kapı ve devlet kavramları bir arada düşünülmüş. Kapı ve eşikten sevgilinin kendisi de kastedilmiş. Sevgilinin kapısı Kabe, Beytullah, Kıble, Secdegah, Penah diye adlandırılmış.
<
Taç gibi kapılar

Türk mimarlığının önemli parçalarından biri olan kapıların bir bölümü küçük, sade aralıklar biçiminde. Bir bölümü ise anıtsal yapıların cephelerini süsleyen taçkapılar. Özellikle Selçuklu ve Osmanlı cami, medrese, kervansaray gibi yapılarında taçkapılar büyüklükleri ve zengin süslemeleri ile ihtişamlı bir görünüm kazanmış. Görkemli görünüşlerinin yanısıra, sağlamlıklarıyla da bilinen bu kapılar aslında birer sanat eseri. Havadan etkilenmeyecek biçimde hazırlanan ahşap kanatlar, “kündekari” tekniğiyle meydana getirilmiş ince marangozluk örnekleri. Genel olarak kapıların üstü kemerli olmakla birlikte, kanatların üstü düz atkılı ve üstü yuvarlak kanatlardan kaçınılmış. Günümüze kadar gelen ve müzelerde korunan bu taçkapı örnekleri içinde Ankara Etnografya Müzesi’ndeki Kayseri Ulucami, Ankara Hacıhasan Camisi ve Konya Alaattin Camisi’nin kapıları var.
kapi3.jpg
Kastamonu’daki İbnineccar, Niğde’deki Sungurbey ve yine Kastamonu’daki Kasaba köyü camisinin kapıları da zengin ahşap işlemecilikleriyle dikkati çeken başka örnekler. Osmanlı döneminin zengin süslemeli ilk kapıları arasında Ankara Karacabey, Amasya Bayezitpaşa, Bursa Yeşil, Ulu ve Edirne Üçşerefeli camilerinin kapıları var. Ondört ve Onbeş’inci yüzyılın ilk yarısına tarihlenen bu kapılarda tek renk ağaç kullanılmış. Daha sonraki yapılardaysa yeni teknikler ve yeni gereçlerle karşılaşılıyor. Mesela Ankara Hacıbayram Camisi’nin ahşap kakmalı kapısı kemik ve yeşim taşlarıyla süslü. Üsküdar’daki Mihrimah Sultan Camisi’nin kapısıysa, dönemin kapıları içinde değişik tekniği ve bezemeleriyle bambaşka bir örnek. Kapı kanatlarının ayna bölümleri kündekari tekniğinde, bini, başlık ve kuşak bölümleriyse farklı renkteki ağaçlarla kakma tekniğinde bezenmiş. Daha sonraları kapılarda ahşabın yanı sıra, kakma tekniğinde sedef, bağa, fildişi ve kemik de kullanılmış. İstanbul Yenivalde ve Sultanahmet Camisi ile Topkapı Sarayı’nın kapıları bu dönemin en güzel örnekleri
Çifte tokmaklı kapılar
kapi2.jpg
Ahşap oymalı ve süslemeli kapıların bazılarında bulunan çift tokmaklardan büyük olanını eve gelen beyler, küçük olanını hanımlar kullanırmış. Böylece örneğin evde, avluda, başı açık hanımlar topluca sohbet ediyorlarsa, çalınan büyük tokmak sesi dışardan gelenin bir erkek olduğunu içerdekilere belli edermiş. İçerde oturan beylere bir uyarı da küçük tokmak sesiyle gelir ve bir hanımın eve geldiğini bildirip, kapı açılana dek beylerin toparlanmalarını sağlıyormuş. Tokmaklar arasında iki kanada bağlı ip veya bezler ise ev sahibinin dışarda olduğunu belirtiyor, yani bir çeşit "evde yokum" mesajı veriyormuş. Bazen tek tokmağa bir ip bağlanıyor ve bu ip aşağı sarkıtılıyormuş. Bunun anlamı da "kapıyı çalabilirsiniz evdeyim" demekmiş. Ayrıca çocukların kapıyı çalabilmeleri için boylarına uygun yerlere tokmaklar konulması da ihmal edilmemiş. Osmanlılardaki bu adetler, günümüz Türkiyesi’nde de yer yer yaşıyor. Mesela Kemaliye ilçesindeki kimi evlerin dövme demirden yapılmış kapı tokmakları da iki tane. Bunlardan kalın ve tok bir ses verenini erkekler, ince ve tiz bir ses çıkaranı da kadınlar kullanıyor.
Gizemli kapılar
kapi1.jpg
Kısacası, herhangi bir yapının basit bir parçası olarak gördüğümüz kapılar, aslında bir sır kapısı. Belki bir kaçışın ya da bir sığınmanın öyküsünü kapatıyor, gizliyor. Ünlü şair Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın dediği gibi, “Kapılar açılır ardına kadar/Kuşlar uçar anılar içinden”. Kapı, kapalı bir kutunun doğayla, toprakla bağlantısı. Ama aynı zamanda başka ve bilmediğimiz alemlere de açılan bir geçit kapı. Tıpkı şarkıdaki gibi, günü geldiğinde hepimiz “geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan ve arkasında güneş doğmayan” bir büyük kapıdan geçeriz. Hepsi de bize göre biçilmiş o bütün eski kapılar arkamızda kalır. İşte ancak o zaman, anıtsal kapılarda gördüğümüz ve hepsi de birer sanat eseri olan arabesk ve rumi kıvrımların, gül ve lale motiflerinin, sonsuzluğa bayrak açmış geometrik desenlerin, beşik kemerlerin, kenetlerin, tablaların, aynaların ve o yıldız yıldız desenlerin aslında insanoğluna hangi gerçeği söylediğini anlarız.
 
Geri