Anti'depresyon

  • Kullanıcı eliz
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Üye Günlüğü
Konu sahibi son olarak 4720 gün önce görüldü
Bekliyorum seni
Mavilikler içinde
Buket buket çiçekle
Saklayamadığım sevgimle
Acaba gelecek misin?

Yokluğunun gücü ile
Beni ayaklar altında ezme
Dillere düşürme
Baharımı kışa döndürme
Affedelim birbirimizi
Bekliyorum seni
Acaba gelecek misin?

Dışarıda yağmur yağıyor
İnsanlar bir yerlere koşuşturuyor
Kalbim yokluğunun ezgisini söylüyor
Gözlerim bekliyor seni
Acaba gelecek misin?

Bir hasret rüzgarı savurdu bizi
Her doğan, her batan günde ayrı
Dengeleri düzeltmeli
Çağırırsan gelirim
İstersen beklerim
Acaba gelecek misin?
 
Diyelim yağmura tutuldun bir gün
Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek
Öbür yanda güneş kendi keyfinde
Ne de olsa yaz yağmuru
Pırıl pırıl düşüyor damlalar
Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın
Dar attın kendini karşı evin sundurmasına
İşte o evin kapısında bulacaksın beni
Diyelim için çekti bir sabah vakti
Erkenceden denize gireyim dedin
Kulaç attıkça sen
Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan
Ege denizi bu efendi deniz
Seslenmiyor
Derken bi de dibe dalayım diyorsun
İçine doğdu belki de
İşte çil çil koşuşan balıklar
Lapinalar gümüşler var ya
Eylim eylim salınan yosunlar
Onların arasında bulacaksın beni
Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya
Çakmak çakmak gözleri
Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı
Herkes orda sen de ordasın
Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından
Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim
Özgürlüğe mutluluğa doğru
Her işin başında sevgi diyor
Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili
Bi de başını çeviriyorsun ki
Yanında ben varım

can yücel
 
başka biri olacaksın istemesen de.
tenine başka bir ten dokunduğunda,
gövden buluştuğunda başka bir gövdeyle,
başka bir nefesle karıştığında nefesin...

başka biri olacaksın istemesen de.
gece uykunda ya da gün oratasında
irkileceksin apansız bir duyguyla,
bir uçurum kıyısında sendelemiş gibi.

başka biri olacaksın istemesen de.
bakışlarımın izini taşıyan giysilerin,
tüketicek ömürlerini birer birer.
değişecek yeri bir dolabın, pencere de bir çiçeğin...

başka biri olacaksın istemesen de.
dudaklarında benden sonraki bir çizgi,
tanımadığın bir ton gülüşünde
ve artık beni unutmaya başlayan gözlerin...

sonra, sonra başka birisi.

Ataol Behramoğlu
 
Patlamış bir nefes borusu,
tavandaki örümceğin aklıma doğru ördüğü intihar ağı,
Ve hastalıklı bedenimin çıplak hanesine
tecavüz eden ölgün ay ışığı;
Nihayet beni hatırlayabildin sevgilim!

Yaralarıma yama yaptığın öpücükler sökülüyor kumaşımdan;
Bana, benden daha yabancısın artık.
Gece yapışkan bir sıvı şimdilerde;
Günlerin ince sabahlığından çıkmıyor hiç lekesi.
Ne gündüzü geceden ayırt edebiliyorum
ne de gündüzden geceyi!
Sensizlik ve öldüren yalnızlıkların aynı şey olduğunu
hiç anlayamayacağım gibi.
Gidiyorsun;
Giderken vücudumda sana dair tüm izleri kendinle götürmek istiyorsun; ama,
Dokunma,
İzlerin bir zamanlar yaşadığıma dair tek delilim!
Dokunma; göğsümün sol yanağında kalsın ki;
Bir zemheri günü kaybolursam şayet,
Kar üstünde kendi izini sürersin.

Kimi zaman bir yabancının diline varmaya çalışan,
şişenin dibindeki son damla;
Kimi zaman üzerine spermle ölü ceninler çizilen bir tuvalim.
Bana, senden daha yabancıyım artık.
Ruh bedeni terk edince ölüm koyarlar ismini;
Sen beni terk ettiğinde, koyamadılar bile bunun ismini!
Ve daha az umrumda artık çıkarsız tebessümleriyle çocuklar,
Hayatlarına devam ediyor onlar, senin gidişinden bihaber.
Ben intiharlarıma başladım, senin gelmeyeceğinden haberdar!

Bir zaman önce dudaklarım dudaklarından hamile kalmıştı;
Şimdi hakkında konuştuğum her şey senin adın;
Üflediğim her mızıka sevişmelerimizi taşırıyor deliklerinden.
Durmaksızın akıyor hatıraların suyu;
Bir deniz ülkesi kurabilirim şimdi seni anımsatan her şeyden!
Cankurtaran filikalar senin olsun,
Boğulabilirim buracıkta, sende aslında, düşerek yine senden.

Ben peri masallarına inanırdım, sen ise hayata;
Mutlu son, sana göre birbirinden farklı kadınların yatağındaydı oysa!
Beni öpüp uyandırmanla bitecek masal
Nihayet son buldu gidişinle, sonsuz bir uykuda kalışımla.
Ben sana gerçekten âşıktım;
Sen ise yalnızca, peri masallarında.

Harika bir şiir olmuş.
 
Hayatta idare edilecek 3 şey :
Dilimiz, huyumuz, haraketlerimiz.

Hayatta sevilecek 3 şey :
Cesaret, nezaket, yardım.

Hayatta nefret edilecek 3 şey :
Kin, kibir, nankörlük.

Hayatta istenen 3 şey :
Sağlık, dostluk, huzur.

Hayatta uğrunda savaşılacak 3 şey :
Şerefimiz, evimiz, memleketimiz.

Hayatta düşünülecek 3 şey :
Hayat, ölüm, sonsuzluk.

Hayatta bir kez gittiğinde asla geri dönmeyen 3 şey :
Zaman, sözcükler, fırsatlar.

Hayatta hiç bir zaman kaybedilmemesi gereken 3 şey :

Barış, umut , dürüstlük.

Hayatta en değerli 3 şey :
Sevgi, kendine güven, arkadaşlar.

Hayatta derin yara açan 3 şey :
İhanet, yalan, sadakatsizlik,

Hayatta hiç emin olunamayacak 3 şey :

Düşler, başarı, zenginlik.

Hayatta insanı geliştiren 3 şey :

Çok çalışma, samimiyet, başarı.

Hayatta insanı mahveden 3 şey :
Cesaretsizlik, gurur, öfke.

Hayatta en hürmete Layık Kişi :

Anne

Hayatta en Kötü Şey :
Yalnızlık

Hayatta en Feci Şey :
Ölüm

Hayatta en Güzel Şey :
Aşk

Hayatta en Zalim Şey :
İntikam

Hayatta en Soğuk Kelime :
Hayır

Hayatta en Sıcak Şey :
Arkadaşlık

Hayatta en Acı Şey :
Unutulmak....
 
:) Ülkemizdeki bazı haller böyledirler.

1233835752karikatur_39_.jpg
 
Gül Bahçesi..

Delikanli yillar sonra dogdugu kasabaya döner.Sabah uyandiginda aklina yillar önce evlenmek istedigi,kasabanin güzel kizi gelir.Kizin güzelligi cevre kasaba ve sehirlerde bile dillerdedir ve kimler istediyse kiz bir türlü olumlu yanit vermemistir.Otelden cikar ve gördügü yasli adama kizi sorar.Yasli adam az ilerde güzel bahce icinde bir ev gösterir, kizin orada oturdugunu söyler.Delikanli merak eder,kizin nasil biriyle evlendigini.Bir kösede beklemeye baslar,bir müddet sonra yaslica kel pek te hos görünmeyen bir adami yolcu eder kiz kapidan...Üstelik zengin bir adam da degildir....

Adam gittikten sonra delikanli calar kapiyi,kendini tanitir.Sorar niye bu adamla evlendigini kiza...

Kiz söylerim der ama bir kosulla....

Evin arkasinda büyük bir gül bahcesine götürür delikanliyi ve der ki:

Bu bahcenin en güzel gülünü bana getirirsen söyleyecegim sana niye bu adamla evlendigimi...Ama asla geri yürümek yok bahcede,arkana bakmak yok en güzel gülü istiyorum sadece...

Memnuniyetle der delikanli ve girer bahceye....

Cok güzel sari bir gül durmaktadir karsisinda tam elini güle uzatmisken pembe bir gonca görür az ötede,ilerler...

Ona uzanirken kadife kirmizi bir gül ilisir gözüne ilerde...

Derken.....Birde bakar bahcenin sonuna gelmis...

Kiza verdigi söz gelir aklina..Geri dönmek yok...

Ne yapsin..Mecburen buldugu alelade,hatta solmaya yüz tutmus bir gülü mahcup bir sekilde götürür kiza....

Kiz gülümser gülü görünce..

''Bilmem aldin mi cevabini''der delikanliya.....

Hayat bu bahcede yürümeye benzer....
 
Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun?
Elin elime değmeden avuçları...mı terleten sıcaklığını taa içimde hissetmek.

Seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun?
''Seni seviyorum'' sözcüğü dilimin ucunu ısırırken her konuşmamızda boş yere saatlerce havadan sudan söz etmek.

Seninle olmanın en heyecanlı yanı ne biliyor musun?
Aynı şeyleri seninle aynı anda düşünmek birlikte ağlamak gülmek. Ve buradayken bile seni çılgınca özlemek...

Seninle olmanın en acı yanı ne biliyor musun?
Seni hiç tanımadığım bir sürü insanlarla paylaşmak. Senin yanında olan, seninle konuşan herkesi çocukça kıskanmak.

Seninle olmanın en mutlu yanı ne biliyor musun?

Tanıdık birileriyle karşılaşma tedirginliği ile yollarda yürümek yan yana... Elimdeki şemsiyeye inat yağmurda ıslanmak birlikte. Elimde kır çiçeğiyle seni beklemek... Aynı mekanlarda aynı yiyecekleri yemek.

Seninle olmanın en romantik yanı ne biliyor musun?
Sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yıldızlara aya anlatmak... Okuduğum kitabın sayfalarında dinlediğim şarkıların türkülerin şiirlerin her mısrasında seni bulmak.

Seninle olmanın en zor yanı ne biliyor musun?
Seni kaybetme korkusuyla hayatta ilk kez tattığım o tarifsiz duygularımı umut denizinin ortasında küreksiz bir sandala hapsetmek. Sevgili yerine yıllarca dost kalmayı başarmak. Yalın ayak yürümek bıçağın en keskin yerinde. Kanadıkça tuz yerine gözyaşlarımı basmak yüreğime.

Seninle olmanın tek yan etkisi ne biliyor musun?
Nereden bileceksin?

Sen benimle hiç olmadın ki. Olsaydın avuçlarım terlemezdi... Isırmazdım dilimin ucunu... Özlemezdim seni yanımdayken.Kıskanmazdım.
Korkmazdım yollarda yürümekten. Islanmazdım yağmurlarda... Yıldızlara aya dert yanmaz, böyle her şarkıda serhoş olmazdım.
Korkmazdım seni kaybetmekten ayaklarım kan revan atlardım sandaldan denize... Ve her kulaçta haykırırdım seni..
Ama sen hiç benimle olmadın ki...

YA AKLIN BAŞKA YERLERDEYDİ YA YÜREGİN
CAN YÜCEL
 
Beni mi Seviyorsun..?

Kadın adamı çok seviyordu...
Yemyeşil ovalarını verdi adama
Yaşam fışkıran.
Beni seviyor musun?
Evet, dedi adam...
Güneşini, ayını verdi kadın
Yıldızları taktı bir bir adamın omuzlarına...
Beni seviyor musun?
Tabii, dedi adam...
Kadın çağladı
Gürül gürül akan pınarını verdi adama.
Beni seviyor musun?
Elbette, dedi adam...
Kadın bağlandı
Yaşam ipini adama verdi.
Bir oldular tek oldular adamla.
Beni seviyor musun?
Biliyorsun, dedi adam...
Kadın dağlarını verdi adama
Tırmandılar doruklara.
Beni seviyor musun?
Aşağılara baktı adam zirveden
Başkalarını gördü
Sustu adam...
Ağladı kadın...
Gözyaşını verdi adama
Almadı adam...
Kadın onurunu verdi adama
Şaşırdı adam...
Sordu yine usulca kadın
Beni mi seviyorsun?
Onu da seviyorum seni de, dedi adam...
Sustu kadın, sustu
Verecek bir şeyi kalmadığında...
Senin yüreğine ihtiyacım var, dedi adam
Başkasını sevebilmek için...
Çıkarıp yüreğini verdi kadın.
Korktu adam...
Beni sevmiyor musun, dedi adam.
Sesi yoktu kadının söyleyemezdi.
Gözleri yoktu kadının ağlayamazdı.
Kalbi yoktu kadının sevemezdi.
Onuru yoktu kadının yaşayamazdı...
 
İnandırabilecekmisin kalbimi? Sevda dediğin vurgunları önceden çok yedim ben,şimdi derin sularda yüzmüyorum,bir okyanusun ortasında huzurlu maviliği izlemek gibi hayallerim de kalmadı. Kandırabilecek misin?

Duvara nasıl tosladığını bilirim,ayak sesi dinlemenin hazin yalnızlığına da batıp çıkmışlığım vardır.Senden önce geçtiğim bir ömürden kalma anılarım var aklımda, birazı karanlık ve acı. Silebilecek misin ?

Şimdi olduğumdan farklı biri yapmaya çalışmadan sevebilecek misin? Bu halime gelebilmem için çok bedeller ödedim,lefta kolay gelir de ,yaşaması ağırdı. Gördüğünden başka bir ben var içimde, onu bulup çıkarabilecekmisin?

Dilimin suskunluğuyla, aslında ne ağır konuştuğumu duyabilecek misin ? Cümlelerim içinden ışık hızıyla geçecek mi,yoksa gerçekten dinleyecek misin? Bağırsam herkes duyar elbette, önemli olan sessizliğime bakıp , ne dediğimi anlayabilecek misin?

Sıradanlaşmayı ben de bilirim , hatta kolay bile olurdu anlatmak derdimi ama ruhum yaşlıdır benim , görüntüme bakma.

Kafam bozulsa bir gün, basıp gitsem uzaklara gizlice; peşime düşüp gelebilecek misin? Aşk uğruna yollara düşmek ne demek, en iyi ben bilirim. Öyle büyük bir yürek lazımdır ki,gidenin ardından, aynı hayale koşabilmek için. Kendinden , düzeninden,alışkanlıklarından vazgeçip , bir sevda uğruna kalkıp gidebilecek misin ?

Biraz zor gelmiş olmalı isteklerim. Tok misafir ağırlamak gibidir benim AŞKım...Biraz pazarlık edelim istersen. Sen inandır ve kandır beni, kimsenin sevemeyeceği kadar büyük bir KALP vereyim karşılığında,başkalarından sakladığım, sonsuz güveni,sadakati ,neşeyi ve mutluluğu vereyim sana.İçinde hiç siyah barındırmayan bir kadın teslim edeyim .

Öyle ya, hafızası olmazsa insanın, kötülüğü bilir mi? Sen değiştirmeden sevmeyi becer, ben farketmeden sana dönüşürüm zaten. Cümlelerimin altını doldur sen,bende en güzel aşk şiirlerini yazayım adına ve bir sözüne canımı vereyim...

Adın aşk demiştin galiba, peki soyadın ne ? Ayrılık mı?...
 
HERŞEY SENDE GİZLİ


Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,

Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...
 
Gülebildiğin kadar mutlusun

Üzülme, bil ki...

Ağladığın kadar güleceksin

Sakın bitti sanma her şeyi...

*

Sakın bitti sanma...

Her şey sende gizli.

Boyun eğme asla.

Cumhuriyet’e sahip çık.
 
Hani hep derler ya, "Aşkın gözü kördür" diye... Ama hiç kimse nedenini bilmez... İşte bunun hikayesi;
Uzun zaman önce, dünya yaratılmadan, insanlar dünyaya ayak basmadan önce, iyi huylar ve kötü huylar
ne yapacaklarını bilmez halde dolanıyorlarmış. Bir gün, toplanmışlar ve her zaman ki gibi
oturuyorlarken Saflık ortaya bir fikir atmış:

"Neden saklambaç oynamıyoruz?" Hepsi bu fikri beğenmiş ve hemen Çılgınlık bağırmış: "Ben ebe olmak
istiyorum." Başka kimse Çılgınlığı arayacak kadar çıldırmadığı için Çılgınlık bir ağaca yaslanmış ve
saymaya başlamış: 1, 2, 3... çılgınlık saydıkça iyi huylar kötü huylar saklanacak yer aramışlar.
Şefkat, ayın boynuzuna asılmış; İhanet çöp yığınının içine girmiş; Sevgi bulutların arasına
kıvrılmış; Yalan bir taşın altına saklanacağını söylemiş ama yalanmış, çünkü gölün dibine saklanmış;
Tutku, dünyanın merkezine girmiş, Para Hırsı bir çuvalın içine girerken çuvalı yırtmış... Ve
Çılgınlık saymaya devam etmiş: "79, 80, 81..." Aşk'ın dışında bütün iyi huylar zaten o ana kadar
saklanmış. Aşk, kararsız olduğu gibi, nereye saklanacağını da bilmiyormuş. Bu bizi şaşırtmamalı,
çünkü hepimiz Aşk'ı saklamanın ne kadar zor olduğunu biliriz. Çılgınlık 95, 96, 97...'ye gelmiş ve
100'e vardığı anda Aşk sıçrayıp güllerin arasına girmiş ve saklanmış. Çılgınlık bağırmış: "Sağım,
solum sobe..!" Ve arkasını döndüğünde ilk önce Tembelliği görmüş; o ayaktaymış. Çünkü saklanacak
enerjisi yokmuş. Sonra Şefkat'i ayın boynuzunda görmüş ve İhanet'i çöplerin arasında... Sevgi'yi
bulutların arasında; Yalan'ı gölün dibinde ve Tutku'yu dünyanın merkezinde... Hepsini birer birer
bulmuş. Sadece biri hariç. Ve Çılgınlık umutsuzluğa kapılmış, en son saklanan kişiyi bulamamış.
Derken Haset, bulunamadığı için haset duyarak Çılgınlığın kulağına fısıldamış:

"Aşk'ı bulamıyorsun, o güllerin arasında saklanıyor." Çılgınlık çatal bir sopa almış ve güllerin
arasına çılgınca saplamış, saplamış, saplamış... Taa ki, yürek burkan bir haykırma onu durdurana
kadar. Haykırıştan sonra, Aşk elleriyle yüzünü kapayarak ortaya çıkmış ve parmaklarının arasından
iki sicim gibi kan akıyormuş. Çılgınlık, Aşk'ı bulmak için heyecandan Aşk'ın gözlerini çatal sopa
ile kör etmiş. "Ne yaptım ben? Ne yaptım ben?" diye bağırmış Çılgınlık. "Seni kör ettim, nasıl
onarabilirim?" Ve Aşk cevap vermiş: ''Gözlerimi geri veremezsin ama benim için bir şey yapmak
istersen benim kılavuzum olabilirsin...''

İşte o günden beri AŞK'ın gözü kördür ve her zaman ÇILGINLIK yanındadır... ***


s.gif
 
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.

Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer

Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.

Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.

Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de...
 
Bugünlerde herkes gitmek istiyor. Küçük bir sahil kasabasına, Bir başka ülkeye,... dağlara, uzaklara...

Hayatından memnun olan yok. Kiminle konuşsam aynı şey. Her şeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.

Öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok. Bir kendisi. Bu yeter zaten. Her şeyi, herkesi götürdün demektir. Keşke kendini bırakıp gidebilse insan. Ama olmuyor.

Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor. Yani her şeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.

Böyle gidiyoruz işte. Bir yanımız "kalk gidelim", öbür yanımız "otur" diyor.

"Otur" diyen kazanıyor. O yan kalabalık zira. İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile, Güvende olma duygusu. En kötüsü alışkanlık. Alışkanlığın verdiği rahatlık. Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor. Kalıyoruz. Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.

Evlenmeler... Bir çocuk daha doğurmalar... Borçlara girmeler... İşi büyütmeler... Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.

Misal ben... Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum. Değil bu şehirden gitmek, iki sokak öteye taşınamıyorum. Alıp götürsem gelmez ki... Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında; herkes onu, o herkesi seviyor. Hangi birimizle gitsin?

"Sırtında yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardır; evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin, kendi imalatımız küfeler.

Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada. Ölüm var zira. Ölüme inat tutunmak lazım, inadına kök salmak lazım.

Bari ufak kaçışlar yapabilsek. Var tabii yapanlar, ama az. Sadece kaymak tabakası. Hepimiz kaçabilsek... Bütçe, zaman, keyif... Denk olsa. Gün içinde mesela... Küçücük gitmeler yapabilsek.

Ne mümkün. Sabah 9, akşam 18, Sonra başka mecburiyetler. Sıkışıp kaldık. Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli bu kadar ağır olmamalı.

Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz. Bir ömür karşılığı, bir ömür yani.
Ne saçma... Bahar mıdır bizi bu hale getiren? Galiba.

Ben her bahar aşık olmam ama her bahar gitmek isterim. Gittiğim olmadı hiç, Ama olsun... İstemek de güzel.

[ Can Yücel ]
 
DEĞİL

biraz değiştim,
her şey kadar, herkes kadar, sen kadar…
değiştim,
unutamadığım sözlerinin arasında sıkışıyorum,
bir yanım kendimi kolluyor bir yanım seni
ben benimle savaşıyorum,
seninle değil!
sonucu kılıcı kuşananından belli olan bir savaşın
ne kazanabileni ne de kaybedeniyim,
sorun değil!

elbet alışırım,
biraz alıştım,
her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
alıştım,
varlığını istemediğim tüm eksik yanlarıma,
ve çokluğunu da yokluğunu da istemediğim bu iki arada bir derede duyguya alışıyorum,
bir yanım bırak diyor bir yanım –ma,
kesin değil!

henüz tanıştım,
her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
tanıdığımı sandığım bana daha da yakınım artık,
duvarlara anlatırken öğrendiklerim kendi hakkımda,
ve aynalara ağlarken gördüklerim kendi tarafımda…
bir yanım memnun oldum diyor, bir yanım tanıyamadım daha,
samimi değil!

bir hayli kırıldım,
her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
canıma batan her halin felç gibi indi bedenime,
gözlerimden tut da ciğerime kadar kırgınım!
aslında ne sana, ne olanlara…
kendime kırgınım…
maziye hiç değil, an’a kırgınım.
anlatamadığım, anlayamadığım masalların bana yaptıklarına,
dinlediğim şarkılarda bana seni anlatan şarkıcılara,
beni anlamadığın kelimelerin bana her şeyi anlatıyor gibi geliyor oluşlarına…
bir hayli kırgınım…
beni ben kırdım oysa,
iyi değil!

galiba yoruldum,
her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
kendime kalbimi kanıtlamaktan,
ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan,
ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum...

Can YÜCEL
 
Öğrendim ki...
Kimseyi sizi sevmeye zorlayamazsınız.
Kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz,
Gerisini karşı tarafa bırakırsınız.

Öğrendim ki...
Güveni geliştirmek yıllar alıyor,
Yıkmak bir dakika.


Öğrendim ki...
Hayatında nelere sahip olduğun değil
Kiminle olduğun önemli.

Öğrendim ki...
Sevimlilik yaparak 15 dakika kazanmak mümkün
Ama sonrası için bir şeyler bilmek gerek.

Öğrendim ki...
Kendini en iyilerle kıyaslamak değil
Kendi en iyinle kıyaslamak sonuç getirir.

Öğrendim ki...
İnsanların başına ne geldiği değil
O durumda ne yaptıkları önemli.

Öğrendim ki...
Ne kadar küçük dilimlersen dilimle
Her işin iki yüzü var.

Öğrendim ki...
Olmak istediğim insan olabilmem
Çok vakit alıyor.

Öğrendim ki...
Karşılık vermek
Düşünmekten çok daha basit.

Öğrendim ki...
Bütün sevdiklerinle iyi ayrılman gerek
Hangisi son görüşme olacak bilemiyorsun.

Öğrendim ki...
'Bittim' dediğin andan itibaren
Pilinin bitmesine daha çok var.

Öğrendim ki...
Sen tepkilerini kontrol edemezsen
Tepkilerin hayatını kontrol eder.

Öğrendim ki...

Kahraman dediğimiz insanlar
Bir şey yapılması gerektiğinde
Yapılması gerekeni
Şartlar ne olursa olsun yapanlar.

Öğrendim ki...
Affetmeyi öğrenmek deneyerek oluyor.

Öğrendim ki...
Bazı insanlar sizi çok seviyor
Ama bunu nasıl göstereceğini bilemiyor.

Öğrendim ki...
Ne kadar ilgi ve ihtimam gösterseniz
Bazıları hiç karşılık vermiyor.

Öğrendim ki...
Para ucuz bir başarı.

Öğrendim ki...
En iyi arkadaşla sıkıcı an olmaz.

Öğrendim ki...
Düştüğün anda seni tekmeleyeceğini düşündüklerinden bazıları
Kaldırmak için elini uzatır.

Öğrendim ki...
İki insan aynı şeye bakıp
Tamamen farklı şeyler görebilir.

Öğrendim ki...
Aşık olmanın ve aşkı yaşamanın çok çeşidi vardır.

Öğrendim ki...
Her şartta kendisiyle dürüst kalanlar
Daha uzun yol yürüyor.


Öğrendim ki...
Hiç tanımadığın insanlar,
iki saat içinde,
senin hayatını değiştirir.

Öğrendim ki...
Anlatmak ve yazmak ruhu rahatlatır.

Öğrendim ki...
Duvarda asılı diplomalar
İnsanı insan yapmaya yetmez.

Öğrendim ki...
Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa, anlam yükü o kadar azalır.

Öğrendim ki...
Karşısındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında çizginin
nereden geçtiğini bulmak zor.

Öğrendim ki...
Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez.
Gerçek aşkların da!

Öğrendim ki...
Tecrübenin kaç yaşgünü partisi yaşadığınızla ilgisi yok,
Ne tür deneyimler yaşadığınızla var.

Öğrendim ki...
Aile hep insanın yanında olmuyor.
Akrabanız olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve güven öğrenebiliyorsunuz.
Aile her zaman biyolojik değil.

Öğrendim ki...
Ne kadar yakın olursa olsunlar
En iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir.
Onları affetmek gerekir.

Öğrendim ki...
Bazen başkalarını affetmek yetmiyor.
Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor.

Öğrendim ki...
Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın
Dünya sizin için dönmesini durdurmuyor.

Öğrendim ki...
Şartlar ve olaylar,
Kim olduğumuzu etkilemiş olabilir.
Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz.

Öğrendim ki...
İki kişi münakaşa ediyorsa,
Bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez.
Etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez.

Öğrendim ki...

Her problem kendi içinde bir fırsat saklar.
Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır.

Öğrendim ki...
Sevgiyi çabuk kaybediyorsun, pişmanlığın uzun yıllar sürüyor.

Ataol Behramoğlu
 
Buna nasıl ayrılık bu nasıl veda
Gözlerin kal diyor dudakların git
Bakışın anahtar gözlerin kilit
Ellerin aç diyor dudakların git

Ayrılık dönüşü olmayan nehir
Yalnızlık yıkılmış bomboş bir şehir
Kaç sevda kül oldu böyle kimbilir
Gözyaşın kal diyor dudakların git.
Gidersem bir daha dönmeyeceğim
Kalırsam kalbime yenileceğim
Çözemedim seni delireceğim
Gözlerin kal diyor dudakların git

Duvardan insin mi resimlerimiz
Yabancı olsun mu isimlerimiz
Ya o deli dolu gecelerimiz
Anılar kal diyor dudakların git

Bu romanda biter belki birazdan
Ne aşklar yıkıldı gururdan nazdan
Ağlıyor besteler yine hicazdan
Şarkılar kal diyor dudaklar git
 
Geri