anne sütü bankasından alınıp bebeğe içirilen sütle hısımlık doğar mı?
Çeşitli batı ülkelerinde ve bizim ülkemizde kimi tıp fakülteleri çevresinde kan merkezi gibi “anne sütü bankası” oluşturulduğunu duyuyoruz. Böyle bir yerden alınıp bebeğe içirilen sütle hısımlık doğar mı?
Anne sütünün önemini anlayan kimi ülkeler yeni doğmuş olup da öz annesinin sütünü çeşitli nedenlerle alamayan bebeklere taze anne sütü sağlamak gayesiyle “anne sütü bankası” adı ile müesseseler kurmuşlardır. Örneğin; Finlandiya’da 1937′den bu yana kurulmuş ve geliştirilmiş olan anne sütü bankaları vardır. Türkiye’de de Hacettepe Çocuk Hastanesinde 1982 yılında bir süt bankası kurulmuştur.( Şinasi Özsoylu, Pediatri’de Yenilikler, Ankara 1983, s. 31)
İslâm, anne sütüne üstün değer verdiği için yeni doğan çocuk herhangi bir sebeple öz annesini ememezse, süt anneyi alternatif olarak devreye sokmuştur. Süt bankası bir çeşit süt anne yerine düşünülen bir kuruluştur. Anneyi hazır bulundurmak yerine bu anneden alınan sütü, özelliklerini kaybetmeyecek şekilde koruma altına aldıktan sonra bebeğe içirmek arasında hısımlık doğurması bakımından bir fark bulunmaz. Bu yüzden kan naklinde olduğu gibi, verilen sütün kimden alındığı bilinir ve daha sonra sütü veren kadına da, sütünün kime içirildiği bildirilirse, böyle bir organizenin yapılmasında İslâmî açıdan bir sakıca olmaz.
Ancak çeşitli anne sütleri karıştırılarak çocuğa içirilirse Ebû Hanîfe ve Ebû Yusuf’a göre çok olan esas alınır, az olana itibar edilmez. Sütlerin miktarı eşit olursa, her iki süt verici kadınla hısımlık doğar. İmam Muhammed’e, Züfer’e ve Mâlikîlere göre ise sütlerin miktarına bakılmaksızın, sütü karışan bütün kadınlarla sütü emen çocuklar arasında hısımlık meydana gelir. Fakihlerce tercih edilen görüş budur. Çünkü aynı türden olan şeyler arasında galip oluşun hükmü bulunmaz.( bk. el-Kâsânî, a.g.e., IV., 135 vd.; İbn Kudâme, el-Muğnî, VII, 537 vd.; İbn Rüşd, el-Bidâye, II)
Sonuç olarak kanaatimizce, kan vermelerde olduğu gibi, çocuk hastanesi veya doğum evi yönetimi kendi çevresinde gerektiğinde süte ihtiyaç olan çocuğu emzirmek üzere “süt anne” dosyası oluşturabilir. Çevreden kendi bebeğinin ölümü yüzünden çocuk sevgi ve özlemi içinde olan nice varlıklı hanımlardan çocuk emziren çıkabileceği gibi, yoksul olup kendi bebeğinin ve ailesinin masraflarına katkıda bulunmak üzere bunu bir ücret karşılığında yapanlar da olacaktır. Yabancı bir kadının emzirme karşılığında ücret alabileceği, hatta bundan bir gelir kaynağı olarak yararlanabileceği konusunda görüş birliği vardır. Âyette şöyle buyurulur: “Boşadığınız eşleriniz sizin için çocuğunuzu emzirirlerse onlara ücretlerini verin ve aranızda güzellikle konuşup anlaşın. Eğer anlaşmakta güçlük çekerseniz (o zaman) çocuğu, başka bir kadın emzirecektir.”
(el-Talâk, 65/6. Ayrıntı için bk. “Süt Hısımlığı” konusu)
Ancak gerek evde ve gerekse hastanede ya da kreş gibi yerlerde çocuğu emziren süt annenin kim olduğu çocuğun velilerince bilinmeli ve süt anne de emzirdiği çocuğun kimliğini unutulmayacak bir yere yazıp aile fertlerine bildirmelidir. Taze ve sürekli anne sütü için en güvenli yol bu olsa gerektir. Bir İslâm toplumunda süt emzirmenin meydana getireceği hısımlığı ve bunun doğuracağı sonuçları her mü’minin bilme hakkı vardır. Yöneticilerin de bu inanma hürriyetine saygı duyması ve gerekli titizliği göstermesi gerekir.
Çeşitli batı ülkelerinde ve bizim ülkemizde kimi tıp fakülteleri çevresinde kan merkezi gibi “anne sütü bankası” oluşturulduğunu duyuyoruz. Böyle bir yerden alınıp bebeğe içirilen sütle hısımlık doğar mı?
Anne sütünün önemini anlayan kimi ülkeler yeni doğmuş olup da öz annesinin sütünü çeşitli nedenlerle alamayan bebeklere taze anne sütü sağlamak gayesiyle “anne sütü bankası” adı ile müesseseler kurmuşlardır. Örneğin; Finlandiya’da 1937′den bu yana kurulmuş ve geliştirilmiş olan anne sütü bankaları vardır. Türkiye’de de Hacettepe Çocuk Hastanesinde 1982 yılında bir süt bankası kurulmuştur.( Şinasi Özsoylu, Pediatri’de Yenilikler, Ankara 1983, s. 31)
İslâm, anne sütüne üstün değer verdiği için yeni doğan çocuk herhangi bir sebeple öz annesini ememezse, süt anneyi alternatif olarak devreye sokmuştur. Süt bankası bir çeşit süt anne yerine düşünülen bir kuruluştur. Anneyi hazır bulundurmak yerine bu anneden alınan sütü, özelliklerini kaybetmeyecek şekilde koruma altına aldıktan sonra bebeğe içirmek arasında hısımlık doğurması bakımından bir fark bulunmaz. Bu yüzden kan naklinde olduğu gibi, verilen sütün kimden alındığı bilinir ve daha sonra sütü veren kadına da, sütünün kime içirildiği bildirilirse, böyle bir organizenin yapılmasında İslâmî açıdan bir sakıca olmaz.
Ancak çeşitli anne sütleri karıştırılarak çocuğa içirilirse Ebû Hanîfe ve Ebû Yusuf’a göre çok olan esas alınır, az olana itibar edilmez. Sütlerin miktarı eşit olursa, her iki süt verici kadınla hısımlık doğar. İmam Muhammed’e, Züfer’e ve Mâlikîlere göre ise sütlerin miktarına bakılmaksızın, sütü karışan bütün kadınlarla sütü emen çocuklar arasında hısımlık meydana gelir. Fakihlerce tercih edilen görüş budur. Çünkü aynı türden olan şeyler arasında galip oluşun hükmü bulunmaz.( bk. el-Kâsânî, a.g.e., IV., 135 vd.; İbn Kudâme, el-Muğnî, VII, 537 vd.; İbn Rüşd, el-Bidâye, II)
Sonuç olarak kanaatimizce, kan vermelerde olduğu gibi, çocuk hastanesi veya doğum evi yönetimi kendi çevresinde gerektiğinde süte ihtiyaç olan çocuğu emzirmek üzere “süt anne” dosyası oluşturabilir. Çevreden kendi bebeğinin ölümü yüzünden çocuk sevgi ve özlemi içinde olan nice varlıklı hanımlardan çocuk emziren çıkabileceği gibi, yoksul olup kendi bebeğinin ve ailesinin masraflarına katkıda bulunmak üzere bunu bir ücret karşılığında yapanlar da olacaktır. Yabancı bir kadının emzirme karşılığında ücret alabileceği, hatta bundan bir gelir kaynağı olarak yararlanabileceği konusunda görüş birliği vardır. Âyette şöyle buyurulur: “Boşadığınız eşleriniz sizin için çocuğunuzu emzirirlerse onlara ücretlerini verin ve aranızda güzellikle konuşup anlaşın. Eğer anlaşmakta güçlük çekerseniz (o zaman) çocuğu, başka bir kadın emzirecektir.”
(el-Talâk, 65/6. Ayrıntı için bk. “Süt Hısımlığı” konusu)
Ancak gerek evde ve gerekse hastanede ya da kreş gibi yerlerde çocuğu emziren süt annenin kim olduğu çocuğun velilerince bilinmeli ve süt anne de emzirdiği çocuğun kimliğini unutulmayacak bir yere yazıp aile fertlerine bildirmelidir. Taze ve sürekli anne sütü için en güvenli yol bu olsa gerektir. Bir İslâm toplumunda süt emzirmenin meydana getireceği hısımlığı ve bunun doğuracağı sonuçları her mü’minin bilme hakkı vardır. Yöneticilerin de bu inanma hürriyetine saygı duyması ve gerekli titizliği göstermesi gerekir.