Mayıs ayının son günleri hala yağmurlar yağıyor buralarda...
İşte bak gök gürlüyor havayı kara bulutlar sardı.
Yağmur tüm ihtişamıyla kapladı her yeri ,yağıyor da yağıyor...
Kulağımda “Leman Sam –Rüzgar” şarkısı karşımda yağmur yağıyor...
Terasın küçük penceresinden yağmuru seyrediyorum karşımda da okul çocukları coşku içerisinde bağırıyorlar.
Yağmur ne onlara ne de bana etki ediyor.
Onlar oynadıkları maçı kazanmanın sevinci içerisindeler ben ise yağmuru seyretmenin hevesi içindeyim...
İşte işte burnuma geliyor o muhteşem koku...Mis gibi toprak kokusu,ıslak çimenlerin kokusu...
İçimi kaplıyor bu şahane koku rahatlıyorum...Biraz soğuk ,rüzgar var ürperiyorum ama izin veriyorum içime girmesine...
Her şeyi bıraktım sadece yağmurun ninnisini dinliyorum.Beni uzaklara çok uzaklara götürüyor...
Birden kendimi yağmurun tam ortasında buluyorum.Sahra gibi kurak gönlüme sicim sicim yağıyor yağmur...
İçimde çağlayan olup bütün karamsarlıklarımı alıp götürüyor işte...
Onun hiç durulmaya niyeti yok benimde ondan kurtulmaya niyetim yok.
Nasıl çölde kalan insan bir damla suya hasretse bende sana hasretim yağmurum...Bir yudum su gibi özlüyorum seni...
Sen vefasız değilsin zamanı geldiğinde yağmasını,bütün kırgınlıkları alıp götürmesini biliyorsun.
Ve yağmur içimi ter’ü taze bırakıp usul usul uzaklaşıyor..Hoşça kal Ey Yağmur yine gel özletme kendini...
Bizleri bu kadar kırgınlıkla baş başa bırakma.
Vaveylâ.
Aslında bir köşe yazısı değil,sadece deneme niteliğinde yazmıştım,yanlış yerdeyse taşınabilir.
İşte bak gök gürlüyor havayı kara bulutlar sardı.
Yağmur tüm ihtişamıyla kapladı her yeri ,yağıyor da yağıyor...
Kulağımda “Leman Sam –Rüzgar” şarkısı karşımda yağmur yağıyor...
Terasın küçük penceresinden yağmuru seyrediyorum karşımda da okul çocukları coşku içerisinde bağırıyorlar.
Yağmur ne onlara ne de bana etki ediyor.
Onlar oynadıkları maçı kazanmanın sevinci içerisindeler ben ise yağmuru seyretmenin hevesi içindeyim...
İşte işte burnuma geliyor o muhteşem koku...Mis gibi toprak kokusu,ıslak çimenlerin kokusu...
İçimi kaplıyor bu şahane koku rahatlıyorum...Biraz soğuk ,rüzgar var ürperiyorum ama izin veriyorum içime girmesine...
Her şeyi bıraktım sadece yağmurun ninnisini dinliyorum.Beni uzaklara çok uzaklara götürüyor...
Birden kendimi yağmurun tam ortasında buluyorum.Sahra gibi kurak gönlüme sicim sicim yağıyor yağmur...
İçimde çağlayan olup bütün karamsarlıklarımı alıp götürüyor işte...
Onun hiç durulmaya niyeti yok benimde ondan kurtulmaya niyetim yok.
Nasıl çölde kalan insan bir damla suya hasretse bende sana hasretim yağmurum...Bir yudum su gibi özlüyorum seni...
Sen vefasız değilsin zamanı geldiğinde yağmasını,bütün kırgınlıkları alıp götürmesini biliyorsun.
Ve yağmur içimi ter’ü taze bırakıp usul usul uzaklaşıyor..Hoşça kal Ey Yağmur yine gel özletme kendini...
Bizleri bu kadar kırgınlıkla baş başa bırakma.
Vaveylâ.
Aslında bir köşe yazısı değil,sadece deneme niteliğinde yazmıştım,yanlış yerdeyse taşınabilir.