ÇENGELLİİĞNE
Üye
-
- Katılım
- Ağustos 3, 2013
-
- Mesajlar
- 787
-
- Tepkime puanı
- 0
-
- Puanları
- 266
-
- Yaş
- 53
Hep birlikte, 1920 - 1933 -1946 -
1953 - 1954 - 1955 - 1961 yıllarında bir gezintiye çıkacağız.
Her talebe (öğrenci)
gibi, bizim de gözlerimiz hep takvimin üzerinde olurdu;
tatiller ne zaman, sömestre ne zaman, bayramlar hafta sonu ile birleşiyor mu,
okulun bitmesine, sömestre tatilinin gelmesine kaç gün kaldı, yaz tatili
yaklaştı mı ......nefes almadan izlerdik.
gibi, bizim de gözlerimiz hep takvimin üzerinde olurdu;
tatiller ne zaman, sömestre ne zaman, bayramlar hafta sonu ile birleşiyor mu,
okulun bitmesine, sömestre tatilinin gelmesine kaç gün kaldı, yaz tatili
yaklaştı mı ......nefes almadan izlerdik.
Takvim yaprakları bir, bir koptuğu zaman sevinirdik. Oysa, her takvim
yaprağının ömrümüzden bir günü daha götürdüğünü bilmezdik. Cumartesi yaprakları,
en sevdiğimiz yapraklardı; tatil kokardı, özlem kokardı, aile kokardı, özgürlük
kokardı. Hele aylardan Mayıs ise, belki, Yıldız parkında ya da bir koruda gezi
kokardı !
yaprağının ömrümüzden bir günü daha götürdüğünü bilmezdik. Cumartesi yaprakları,
en sevdiğimiz yapraklardı; tatil kokardı, özlem kokardı, aile kokardı, özgürlük
kokardı. Hele aylardan Mayıs ise, belki, Yıldız parkında ya da bir koruda gezi
kokardı !
İlk okulda, hatta orta okulda, hepimizin "sarı defterleri" vardı.
Onlara "müsvedde defteri" derdik. Nedendir bilinmez, derslerde, sarı deftere not
alınır, akşamları etüt'te,o notlar, itina ile temize çekilirdi. Bugünün
verimlilik anlayışı ile pek ilgisi yok ama, öyle yapmak
adettendi
Onlara "müsvedde defteri" derdik. Nedendir bilinmez, derslerde, sarı deftere not
alınır, akşamları etüt'te,o notlar, itina ile temize çekilirdi. Bugünün
verimlilik anlayışı ile pek ilgisi yok ama, öyle yapmak
adettendi
Şimdiki gençlik,
kırtasiye açısından ne kadar şanslı. Bir mağazaya girmeye görün, renk, renk
silgiler, cicili, bicili defterler, hatta Spiderman gibi kahramanların olduğu
kalemlikler dizi, dizi. Eski günlerde ise, pek de kolaylıkla bulamadığımız
çizgili defterleri, resim-iş defterlerini, özenle korurduk. Mavi ve kırmızı
kaplama kağıtlarıyla kaplardık. Kocaman etiketler yapıştırırdık. Sıralarımıza
itina ile yerleştirirdik.
kırtasiye açısından ne kadar şanslı. Bir mağazaya girmeye görün, renk, renk
silgiler, cicili, bicili defterler, hatta Spiderman gibi kahramanların olduğu
kalemlikler dizi, dizi. Eski günlerde ise, pek de kolaylıkla bulamadığımız
çizgili defterleri, resim-iş defterlerini, özenle korurduk. Mavi ve kırmızı
kaplama kağıtlarıyla kaplardık. Kocaman etiketler yapıştırırdık. Sıralarımıza
itina ile yerleştirirdik.
BIC kalemler, lise yıllarına doğru piyasaya çıktı.
Pırıltılı renkleri göz alıcıydı. Yanılmıyorsam 125 kuruştu. Çarşamba günleri
çıkınca, Beyoğlu'ndaki kırtasiyecilerde bulursak alırdık. Bu arada, bir konuyu
daha belirtmeden geçemeyeceğim; Fransız hocalarımızın (daha başka bir deyimle
Fransa'dan gelen hocalarımızın) çok albenili tükenmez kalemleri olurdu. İmtahan
kağıtlarımızı onlarla düzeltir, not defterlerine onlarla yazarlardı. Bizim, o
kalemlere o kadar dikkatli baktığımızı hissedemezlerdi. Onlar için, o kalemler
normaldi.
Pırıltılı renkleri göz alıcıydı. Yanılmıyorsam 125 kuruştu. Çarşamba günleri
çıkınca, Beyoğlu'ndaki kırtasiyecilerde bulursak alırdık. Bu arada, bir konuyu
daha belirtmeden geçemeyeceğim; Fransız hocalarımızın (daha başka bir deyimle
Fransa'dan gelen hocalarımızın) çok albenili tükenmez kalemleri olurdu. İmtahan
kağıtlarımızı onlarla düzeltir, not defterlerine onlarla yazarlardı. Bizim, o
kalemlere o kadar dikkatli baktığımızı hissedemezlerdi. Onlar için, o kalemler
normaldi.
Sonraları, basmalı tükenmez kalemler, hatta
roller'ler çıktı. Kırtasiye almak, daha doğrusu çok çeşit arasından seçmek
isterseniz, Sirkeci'ye gitmeniz gerekirdi. Hem Babıali yokuşunda, hem de Büyük
Postahane'nin yakınlarında, çeşitleri çok olan kırtasiye dükkanları olurdu.
roller'ler çıktı. Kırtasiye almak, daha doğrusu çok çeşit arasından seçmek
isterseniz, Sirkeci'ye gitmeniz gerekirdi. Hem Babıali yokuşunda, hem de Büyük
Postahane'nin yakınlarında, çeşitleri çok olan kırtasiye dükkanları olurdu.
İşte, günümüzde unutulan gereçlerden biri. Oysa bizim her birimizin
çantasında ya da sırasında, en az 1 tane vardı: Kurutma kağıdı. Şimdi gençler
soracak. O da ne diyecekler. Dolmakalemle bir deftere yazdığınızda, kurutma
kağıdı ile fazla mürekkepleri almazsanız, sayfayı ya da defteri kapadığınızda,
bütün yazı karşı sayfaya iz çıkarırdı. Kurutma kağıtlarının (fransızcası papier
buvard) bir tarafı işlev göreceğine göre, diğer yüzüne reklam koymak için bir
sakınca yoktu.
çantasında ya da sırasında, en az 1 tane vardı: Kurutma kağıdı. Şimdi gençler
soracak. O da ne diyecekler. Dolmakalemle bir deftere yazdığınızda, kurutma
kağıdı ile fazla mürekkepleri almazsanız, sayfayı ya da defteri kapadığınızda,
bütün yazı karşı sayfaya iz çıkarırdı. Kurutma kağıtlarının (fransızcası papier
buvard) bir tarafı işlev göreceğine göre, diğer yüzüne reklam koymak için bir
sakınca yoktu.
Gerek gazetelerde, gerek, dergi basım evlerinde,
günümüzün rotatifleri ya da ofset baskı makinaları yoktu. Kurşun harfler ve bu
harfleri dizdiğiniz kumpaslar vardı. Buralara "mürettiphane" denirdi. Karşınızda
bulunan kutunun her bir gözünde, değişik puntolu harfler dururdu. Ben lise
yıllarımda, bir süre Edebiyat kollarında çalıştım. "Galatasaray" dergilerinin
yayınına katkıda bulundum. Cağaloğlu'ndaki mürettiphanelere, arkadaşlarımla
birlikte, çok girip, çıktım. Kumpas da kullanmak istedim. Bu işi bilenlerin,
elleri arı gibi çalışıyordu; benim kumpasımda ise, bir satırın yazılması saatler
sürüyordu.
günümüzün rotatifleri ya da ofset baskı makinaları yoktu. Kurşun harfler ve bu
harfleri dizdiğiniz kumpaslar vardı. Buralara "mürettiphane" denirdi. Karşınızda
bulunan kutunun her bir gözünde, değişik puntolu harfler dururdu. Ben lise
yıllarımda, bir süre Edebiyat kollarında çalıştım. "Galatasaray" dergilerinin
yayınına katkıda bulundum. Cağaloğlu'ndaki mürettiphanelere, arkadaşlarımla
birlikte, çok girip, çıktım. Kumpas da kullanmak istedim. Bu işi bilenlerin,
elleri arı gibi çalışıyordu; benim kumpasımda ise, bir satırın yazılması saatler
sürüyordu.
SES gazetesinin, 29 Ekim 1946'daki ilk sayısı. Yeni Sabah, Cumhuriyet
gibi, büyük İstanbul gazeteleri değil ama, küçük kasaba gazeteleri, mürettiphane
ile çalışıyordu. Gazetenin sahibi, çoğu zaman, hem muhabiri, hem mürettibi, hem
de dağıtıcısı olurdu.
gibi, büyük İstanbul gazeteleri değil ama, küçük kasaba gazeteleri, mürettiphane
ile çalışıyordu. Gazetenin sahibi, çoğu zaman, hem muhabiri, hem mürettibi, hem
de dağıtıcısı olurdu.
Ben, ne yazık ki, Atatürk'lü günlere yetişemedim. Ama, 1950'lere
kadar, "şefimiz" İnönü idi. Hepimiz onu çok severdik. Bizim, korkunç savaşlara
girmemizi engellemişti. Sempatikti. Karizmatikti. Çok zekiydi. İşine geleni
duyar, gelmeyeni duymazdı.
kadar, "şefimiz" İnönü idi. Hepimiz onu çok severdik. Bizim, korkunç savaşlara
girmemizi engellemişti. Sempatikti. Karizmatikti. Çok zekiydi. İşine geleni
duyar, gelmeyeni duymazdı.
O
yıllarda, Cumhuriyet Bayramları çok büyük coşkuyla kutlanırdı. Tamvayların,
otobüslerin, ilk sıraları hep "Harp Malulleri"ne ayrılmış olurdu. Şimdi, artık
bunu belirten duyurular kaldırıldı. Oysa, yaşattığı ruh bakımından, durmasında
yarar vardı. Savaş gazilerimiz ise "İstiklal madalyaları"nı, sivil elbiselerinin
de göğüslerine gururla asar, Cumhuriyet Bayramının ön sıralarında yer alırlardı,
tüfek patlatırlardı.
yıllarda, Cumhuriyet Bayramları çok büyük coşkuyla kutlanırdı. Tamvayların,
otobüslerin, ilk sıraları hep "Harp Malulleri"ne ayrılmış olurdu. Şimdi, artık
bunu belirten duyurular kaldırıldı. Oysa, yaşattığı ruh bakımından, durmasında
yarar vardı. Savaş gazilerimiz ise "İstiklal madalyaları"nı, sivil elbiselerinin
de göğüslerine gururla asar, Cumhuriyet Bayramının ön sıralarında yer alırlardı,
tüfek patlatırlardı.
1955 yılının 6-7
Eylül'ünde, ben 8 yaşında bir çocuktum. Neler olduğunu pek anlayamamıştım ama,
kötü şeyler olduğu belliydi. O sıralada İstanbul'da olan rahmetli amcamla
birlikte, Karaköy'e gittik. Kumaş parçalarının üzerinde yürüdüğümü, birçok
kepengin kırık olduğunu, her yerin ana baba günü olduğunu, bir kargaşanın
sürdüğünü çok iyi hatırlıyorum. Sessizce izliyordum. Anlamaya çalışıyordum.
Yukarıdaki resim, İstiklal caddesini gösteriyor.
Eylül'ünde, ben 8 yaşında bir çocuktum. Neler olduğunu pek anlayamamıştım ama,
kötü şeyler olduğu belliydi. O sıralada İstanbul'da olan rahmetli amcamla
birlikte, Karaköy'e gittik. Kumaş parçalarının üzerinde yürüdüğümü, birçok
kepengin kırık olduğunu, her yerin ana baba günü olduğunu, bir kargaşanın
sürdüğünü çok iyi hatırlıyorum. Sessizce izliyordum. Anlamaya çalışıyordum.
Yukarıdaki resim, İstiklal caddesini gösteriyor.