Anılara Yolculuk

Konu sahibi son olarak 4569 gün önce görüldü
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Hep birlikte, 1920 - 1933 -1946 -
1953 - 1954 - 1955 - 1961 yıllarında bir gezintiye çıkacağız.



1954+takvimi.jpg



Her talebe (öğrenci)
gibi, bizim de gözlerimiz hep takvimin üzerinde olurdu;
tatiller ne zaman, sömestre ne zaman, bayramlar hafta sonu ile birleşiyor mu,
okulun bitmesine, sömestre tatilinin gelmesine kaç gün kaldı, yaz tatili
yaklaştı mı ......nefes almadan izlerdik.




27+May%C4%B1s+1961+takvim+yapra%C4%9F%C4%B1.jpg


Takvim yaprakları bir, bir koptuğu zaman sevinirdik. Oysa, her takvim
yaprağının ömrümüzden bir günü daha götürdüğünü bilmezdik. Cumartesi yaprakları,
en sevdiğimiz yapraklardı; tatil kokardı, özlem kokardı, aile kokardı, özgürlük
kokardı. Hele aylardan Mayıs ise, belki, Yıldız parkında ya da bir koruda gezi
kokardı !



T%C3%BCrk+Maarif+Cemiyeti,+yaz%C4%B1+defteri.jpg


İlk okulda, hatta orta okulda, hepimizin "sarı defterleri" vardı.
Onlara "müsvedde defteri" derdik. Nedendir bilinmez, derslerde, sarı deftere not
alınır, akşamları etüt'te,o notlar, itina ile temize çekilirdi. Bugünün
verimlilik anlayışı ile pek ilgisi yok ama, öyle yapmak
adettendi






Bizim+Hasan+Defterleri.jpg



Şimdiki gençlik,
kırtasiye açısından ne kadar şanslı. Bir mağazaya girmeye görün, renk, renk
silgiler, cicili, bicili defterler, hatta Spiderman gibi kahramanların olduğu
kalemlikler dizi, dizi. Eski günlerde ise, pek de kolaylıkla bulamadığımız
çizgili defterleri, resim-iş defterlerini, özenle korurduk. Mavi ve kırmızı
kaplama kağıtlarıyla kaplardık. Kocaman etiketler yapıştırırdık. Sıralarımıza
itina ile yerleştirirdik.



bic.jpg


BIC kalemler, lise yıllarına doğru piyasaya çıktı.
Pırıltılı renkleri göz alıcıydı. Yanılmıyorsam 125 kuruştu. Çarşamba günleri
çıkınca, Beyoğlu'ndaki kırtasiyecilerde bulursak alırdık. Bu arada, bir konuyu
daha belirtmeden geçemeyeceğim; Fransız hocalarımızın (daha başka bir deyimle
Fransa'dan gelen hocalarımızın) çok albenili tükenmez kalemleri olurdu. İmtahan
kağıtlarımızı onlarla düzeltir, not defterlerine onlarla yazarlardı. Bizim, o
kalemlere o kadar dikkatli baktığımızı hissedemezlerdi. Onlar için, o kalemler
normaldi.



Pelikan+Roller+ka%C4%9F%C4%B1t+po%C5%9Feti.jpg


Sonraları, basmalı tükenmez kalemler, hatta
roller'ler çıktı. Kırtasiye almak, daha doğrusu çok çeşit arasından seçmek
isterseniz, Sirkeci'ye gitmeniz gerekirdi. Hem Babıali yokuşunda, hem de Büyük
Postahane'nin yakınlarında, çeşitleri çok olan kırtasiye dükkanları olurdu.





Kurutma+ka%C4%9F%C4%B1d%C4%B1.jpg

İşte, günümüzde unutulan gereçlerden biri. Oysa bizim her birimizin
çantasında ya da sırasında, en az 1 tane vardı: Kurutma kağıdı. Şimdi gençler
soracak. O da ne diyecekler. Dolmakalemle bir deftere yazdığınızda, kurutma
kağıdı ile fazla mürekkepleri almazsanız, sayfayı ya da defteri kapadığınızda,
bütün yazı karşı sayfaya iz çıkarırdı. Kurutma kağıtlarının (fransızcası papier
buvard) bir tarafı işlev göreceğine göre, diğer yüzüne reklam koymak için bir
sakınca yoktu.





M%C3%BCrettiphane.jpg




Gerek gazetelerde, gerek, dergi basım evlerinde,
günümüzün rotatifleri ya da ofset baskı makinaları yoktu. Kurşun harfler ve bu
harfleri dizdiğiniz kumpaslar vardı. Buralara "mürettiphane" denirdi. Karşınızda
bulunan kutunun her bir gözünde, değişik puntolu harfler dururdu. Ben lise
yıllarımda, bir süre Edebiyat kollarında çalıştım. "Galatasaray" dergilerinin
yayınına katkıda bulundum. Cağaloğlu'ndaki mürettiphanelere, arkadaşlarımla
birlikte, çok girip, çıktım. Kumpas da kullanmak istedim. Bu işi bilenlerin,
elleri arı gibi çalışıyordu; benim kumpasımda ise, bir satırın yazılması saatler
sürüyordu.






Ses+29+Ekim+1946+ilk+say%C4%B1.jpg


SES gazetesinin, 29 Ekim 1946'daki ilk sayısı. Yeni Sabah, Cumhuriyet
gibi, büyük İstanbul gazeteleri değil ama, küçük kasaba gazeteleri, mürettiphane
ile çalışıyordu. Gazetenin sahibi, çoğu zaman, hem muhabiri, hem mürettibi, hem
de dağıtıcısı olurdu.


%C4%B0smet+%C4%B0n%C3%B6n%C3%BC.jpg


Ben, ne yazık ki, Atatürk'lü günlere yetişemedim. Ama, 1950'lere
kadar, "şefimiz" İnönü idi. Hepimiz onu çok severdik. Bizim, korkunç savaşlara
girmemizi engellemişti. Sempatikti. Karizmatikti. Çok zekiydi. İşine geleni
duyar, gelmeyeni duymazdı.



Cumhuriyet+10+ya%C5%9F%C4%B1nda,++polisler.jpg


O
yıllarda, Cumhuriyet Bayramları çok büyük coşkuyla kutlanırdı. Tamvayların,
otobüslerin, ilk sıraları hep "Harp Malulleri"ne ayrılmış olurdu. Şimdi, artık
bunu belirten duyurular kaldırıldı. Oysa, yaşattığı ruh bakımından, durmasında
yarar vardı. Savaş gazilerimiz ise "İstiklal madalyaları"nı, sivil elbiselerinin
de göğüslerine gururla asar, Cumhuriyet Bayramının ön sıralarında yer alırlardı,
tüfek patlatırlardı.



6-7eylul+1955+Istiklal+caddesi.jpg

1955 yılının 6-7
Eylül'ünde, ben 8 yaşında bir çocuktum. Neler olduğunu pek anlayamamıştım ama,
kötü şeyler olduğu belliydi. O sıralada İstanbul'da olan rahmetli amcamla
birlikte, Karaköy'e gittik. Kumaş parçalarının üzerinde yürüdüğümü, birçok
kepengin kırık olduğunu, her yerin ana baba günü olduğunu, bir kargaşanın
sürdüğünü çok iyi hatırlıyorum. Sessizce izliyordum. Anlamaya çalışıyordum.
Yukarıdaki resim, İstiklal caddesini gösteriyor.

 
ustura.jpg



Babam, hep ustura ile tıraş olurdu. O bir sanattı. Usturalarını
bilemek için çeşit, çeşit kayış alırdı. Duvara asılan, masa üzerinde kullanılan
kayışları vardı. Kayışın bileyici özelliği gidince, kahverengi mum gibi bir
maddeyi, eritir, kayışların üzerine yayardı. Usturaları ise çeşit, çeşitti. Lise
yıllarımda, henüz yüzümde yeni, yeni tüyler biterken, en ince ağızlı olan
usturaları kullanmaya başladım. Ne kadar yavaş ve dikkatli yaparsam yapayım,
yüzümde hep iz kalırdı (!).


Jiletli+tra%C5%9F+makinas%C4%B1.jpg
Luxor+jilet.jpg
Job+jilet.jpg




Ustura ile bu işi götüremeyeceğimi anlayınca, tıraş
makinalarına geçtim. Özellikle çarşamba ve cuma günleri tıraş olmakta yarar
vardı: dışarı çıkılacaktı. JOB jiletleri, en meşhurlarıydı. Bir paketten 5 jilet
çıkardı. Luxor da çok kullanılan bir jiletti. Tıraş makinasının vidasını
aşağıdan güzel kapatmazsanız ve tıraş olurken dikkat etmezseniz, yüzünüzün
çizilmesi kuvvetle muhtemeldi.




Halis+Kolonya+suyu.jpg


Tıraştan sonra, Halis
Kolonya suyu sürerdik. Çok yakardı. Ya keskin olduğundan ya da yüzümüz tahriş
olduğundan, çok acırdı. Çarşamba günleri, dışarıya çıkmadan önce, kolonya ile,
adeta yıkanırdık.



Ya%C4%9Fs%C4%B1z+biryantin+reklam%C4%B1.jpg



Biryantin+kutusu.jpg



Yakışıklı beyler daima
biryantin kullanır ! Ben pek kullanmazdım ama, bulundurmak adettendi. Bir çok
kişi, saçını biryantinlerdi. Çok daha yakışıklı olurlardı
(!).




Shampodor.jpg



Kendi
adıma konuşuyorum, diğer arkadaşlarımı bilemeyeceğim; şampuan benim yaşantıma
oldukça sonraları, lise yıllarında girdi. Beyaz kalıp sabunla ya da LUX
sabunlarıyla yıkanırdık. Şampuan ile ilk yıkandığımda, kullanmasını bilemedim,
verim alamadım. Ya, saçım okulda, köpürmeyecek kadar kirli oluyordu ya da
şampuana kıyamayıp, avucumun içine çok az döküyordum. Belki de şampuanlar,
bugünküler kadar gelişmiş değildi.




Ta%C5%9Fbask%C4%B1+%C3%A7ikolata+kart%C4%B1.jpg



İşte,
tarihe gömülen uygulamalardan biri daha: Çukulata kartları. Eski günlerde, her
aldığımız çukulatanın içinden, mutlaka resimli bir kart çıkardı. Bu, bazen bir
hayvan resmi, bazen bir şehir resmi olurdu. Bunları biriktirirdik. Eğer sizde,
bir resimden iki tane varsa, bir başka arkadaşınızla değiştirirdiniz. Eski
kartlarım nerede acaba ? Biliyorum, hepsi anılarımda
duruyor.







G%C3%B6rg%C3%BCl%C3%BC+pastahaneleri,+mevlut+%C5%9Fekeri+ka%C4%9F%C4%B1d%C4%B1.jpg


Mevlutlarda,
özellikle Ali Muhiddin Hacı Bekir mevlut şekeri ikram edilirdi. Akide şekerleri
ve badem şekerleri, beyaz renkli külahlara konurdu. Büyüklerimiz bunları yemez,
bizlere getirirdi. Hacı Bekir'in akide şekerleri pek lezzetli olurdu. Her cinsi
vardı. Tarçınlısı en güzeliydi. Hafif
yakardı.



Nimet+abla.jpg


Yılbaşlarında,
özellikle de Bahçekapı'daki Nimet Abla'dan "Tayyare Piyangosu" alınırdı.
Hepimizi bir heyecan sarardı. O bilet, evdeki herkesin görebileceği bir yere,
örneğin radyonun yanına konurdu. Nimet Abla Gişesi, biletlerini, özel zarfların
(isterseniz kapların diyelim) içinde verirdi. Böylece, reklamını da yapmış
olurdu. Tayyare piyangosu olmadan, yılbaşının tadı tam olmazdı. Bir bilet,
yeterdi.



Milli+piyango+7+Aral%C4%B1k+1948.jpg


7 Aralık 1948. Yarım
bilet. 2½ lira. 7 Aralık, yılbaşından önceki son çekiliş olurdu. Sonra, 1 Ocak
sabahına kadar, nefesler tutulurdu.

 
Tek+kollu+Cemal+gi%C5%9Fesi.jpg




Nimet
abla kadar meşhur bir gişe daha vardı: Tek Kollu Cemal Gişesi. Neredeyse, Nimet
abla ile yan yanaydı. Herkes, bir bilet de ondan alırdı. Ama, önce, Nimet
Abla'dan alınırdı.





1933+Tayyare+piyangosu.jpg


Ocak ayının ilk günleri ise, hepimizi başka bir heyecan sarardı.
Acaba bilete büyük mükafat vurmuş muydu ? Olsun, gelecek, yıl tekar bilet
alınırdı.




GS+Futbol+tak%C4%B1m%C4%B1.jpg



Futbol, o zamanlar, futboldu. Futbolda "ruh" vardı. Galatasaray'ı
Metin Oktay'sız, Turgay Şeren'siz düşünemezdiniz. Fenerbahçe'de de Lefter vardı.
O zamanın oyuncuları takımlarını değiştirmeyi "akıllarının ucundan" bile
geçirmezdi. Sonraları, Altın Ayakkabılı Tanju'nun, o takımdan, bu takıma
gittiğini gördük; futboldan yavaş, yavaş soğuduk
!




Hilton+Oteli.jpg



Hilton, İstanbul'un bilinen en lüks oteliydi. Şimdi olduğu gibi
"yüzlerce" 5 yıldızlı otel yoktu. En prestijli yerlerden biriydi. Hiltonda çay
içmek bile bir zevkti.




1920+Standart+foto+sipari%C5%9F+fi%C5%9Fi.jpg



1920'lere ait bir fotoğraf sipariş verme fişi. Fransızca. Çok az
kişide fotoğraf makinası vardı. Dijital dünya daha doğmamıştı. Beiretta
makinalar, oldukça kullanışlıydı. Fotoğrafı çektikten sonra, siparişi vermek,
sonra, bir süre beklemek gerekiyordu.




Taksim%27deki+Ankara+Pazar%C4%B1,+ka%C4%9F%C4%B1t+po%C5%9Feti.jpg



Taksim'de "Ankara Pazarı" prestijli yerlerden biriydi. O zamanlar,
naylon poşetler daha bulunmamıştı. Aldıklarınız, kese kağıdının içine konurdu.
Çarşı ve pazarlarda, kese kağıtları, gazeteden yapılmış olurdu. Büyük
bakkaliyeler ise, kendi kese kağıtlarını hazırlatırlar, üzerine isimlerini
bastırırlardı. Şimdi, unutulan araçlardan biri de fileydi. Her evin, birkaç tane
filesi olurdu. File ile pazara çıkılır, alınan sebzeler fileye konurdu. Hatıra
olarak, bir fileyi özenle saklarım. Alınan yiyecekler ise, serin durması için,
tel dolaplarına konurdu. Tel dolaplarına, hem sinekler girmez, hem de hava
alırdı.




Halda+daktilo.jpg



Bilgisayarlar çıktı, daktilolar rafa kalktı.
Daktilo şeritleri iki renkli olurdu: siyah ve kırmızı. Kırmızı yazmak
istediğiniz zaman, kenardaki minik bir manivelayı yukarı kaldırırdınız. Çoklu
sayfa yazacaksanız, ince pelür kağıdı kullanmanız gerekirdi. Pelür kağıtlarının
arasına, karbon kağıdı koyardınız. 5 kopya yazacaksanız, karbonlarıyla beraber,
9 yaprak ederdi. Hepsini, kaydırmadan makinaya yerleştirmek zordu. Önce, 4
santimlik bir kağıdı ikiye katlar, bütün kağıtları diklemesine oraya
yerleştirir, sonra, hepsini birden makinaya takardınız. Kağıtlar öbür taraftan
çıkınca, taktığınız kılavuz kağıdı
alırdınız.




Lale+sinemasi+1953.jpg


Yapı ve Kredi
Bankasının, Lale Sinemasında atraksiyon yapacağını ilan eden, 1953 yılına ait
bir reklam. O zamanlar, bankalar "Ev" hediye ederdi. Bu etkinliğin ses getirmesi
için de, kamu oyu önünde, sinemalarda yaparlardı. Lale Sineması, Beyoğlu'nun en
geniş salonlu yerlerinden biriydi.



%C4%B0nhisar+Kibritleri,+TC.jpg


 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri