“Amélie Bir KGB Ajanıydı”

Konu sahibi son olarak 2 gün önce görüldü
“Amélie Bir KGB Ajanıydı” – Fransız Yönetmen Jean-Pierre Jeunet, 22 Yıllık Gizemi Bir Kısa Film ile Açıkladı

Amélie bir KGB ajanı olabilir mi? Fransız yönetmen Jean-Pierre Jeunet 22 yılın ardından ünlü karakteri Amélie Poulain’in gerçek kimliğini paylaştı.

Amélie bir KGB ajanıydı. 22 yıl sonra gelen bu itiraf, ünlü filmin yönetmeni Jean-Pierre Jeunet’ye ait. Fransız sanatçı, yaklaşık çeyrek asır sonra ünlü karakterinin gerçek hikâyesini ortaya koydu.

2001 yılında vizyona giren romantik komedi filmi Le fabuleux destin d’Amélie Poulain (Türkçe adıyla Amélie), yayınlandığı dönemde geniş bir izleyici kitlesi yakalamayı başarmıştı. Audrey Tautou’nun oyunculuk performansı, ikonikleşen müzikleri ve sıcak hikâyesi yapımı birçok sinemasever için özel bir yere yerleştirmişti.

Kült yapımlar arasındaki yerini alan film; iyi kalpli bir garsonun hayata bakış açısını beyaz perdeye taşıyordu. Aradan geçen yaklaşık çeyrek asrın ardından, filmin yönetmenliğini üstlenen Jean-Pierre Jeunet işlerin o kadar da “masum” gelişmediğini ortaya koydu.

Amélie KGB Tarafından Eğitilmiş Bir Ajandı

Jean-Pierre Jeunet’nin geçen haftalarda yayınlanan “La véritable histoire d’Amélie Poulain” (Amélie Poulain’in Gerçek Hikâyesi) başlıklı 6 dakikalık kısa filmi, ünlü karakterin gerçek kimliğini gösteriyor.

Kısa film, Jeunet’nin karakterin gerçek hikâyesini anlatmak için doğru zamanı beklediğinden bahsetmesiyle açılıyor.

Yapımda ikonik karakterin casusluk tekniklerine yer verilirken “siyanürlü krem brule hazırlamak” gibi sinsi planları da gözler önüne seriliyor. Kısa film, orijinal filmin ikonik sahnelerini bir bir deşifre ediyor.

“Hiç kimse Amélie gibi genç bir garsonun nasıl böylesine dekorasyonlu bir dairede, Paris’in en pahalı bölgelerinden birinde yaşadığından şüphe duymadı mı?”

Paylaşılan bilgilere göre Amélie’nin babası Fransa savunma sistemlerini geliştirmekten sorumlu bir isim. Karakterin Sovyetler Birliği’nin gizli istihbarat servisiyle bağı da babası aracılığıyla geliyor. KGB, küçük kız ile bağlantı kuruyor ve ondan şeker karşılığında babasının gizli belgelerini çalmasını istiyor. Yıllar içerisinde gizli ajanlığa dair taktikler öğrenen genç kız, yetişkin olduğunda artık bu işi bir profesyonel olarak, ruble karşılığında yapıyor. Anti komünizm propagandası yapan kişilerin listesini çıkartıyor, insanları zehirliyor, çektiği gizli fotoğrafları Moskova’ya gönderiyor…

Jean-Pierre Jeunet 2001 yılındaki yapımın ardından Un long dimanche de fiançailles, Micmacs, The Young and Prodigious T.S. Spivet gibi yapımlara imza atmış; son olarak da Netflix için BigBug’ı çekmişti. Fransız yönetmen, aradan geçen onca yıla ve filme rağmen Amélie’deki başarısını tekrar edememişti.

Jeunet, 22 yıl sonra gelen kısa film ile sevilen karakterin bambaşka bir yüzünü izleyicileriyle buluşturuyor.

Amelie-KGB-Ajani-Gercek-Hikaye.jpg

Amelie-KGB-Ajani-662x352.jpg

Amelie-KGB-Ajani-Gercek-Hikayesi-662x352.jpg






 
bu filmi daha gecen ay izledim ilk defa,fazla kafa yormadan izledim çokta hakim olamadım filme,fena değildi.şimdi böyle bir açıklama olması daha kafa karıştırıcı ? ne gerek var ? film de ajanlık gerektiren bir durum varmıydı ? ben mi kaçırdım ? kafamda deli sorular ?
 
filmde ajanlık gerektiren bir durum yoktu. amelie’nin birilerini mutlu etmek için kullandığı küçük numaraları vardı. ufak masum araştırmalar yapıyordu. zaten “aslında öyle değil de böyle” demiş yönetmen. videoyu izledim, mesela filmde amelie’nin küçük hazzı olarak yansıtılan elini mercimek çuvalına sokması, aslında oraya saklanmış olan rubleler için filanmış o.o bence bu film, böyle planlanmadı. amelie, tam da izlediğimiz gibi küçük mutluluklar peşinde koşan garip bir kız. yönetmen, ortamı galiba biraz hareketlendirme peşinde kdkdj rahat bırak amelie’mizi jean -pierre… bu akşam amelie izleyeyim, unutmuşum az biraz…
 
Bence de tamamen Amelie filmi üzerinden biraz daha prim yapmak üzerine kurulu bir açıklama.
 
amele, tam da sovyet ajanlarından beklenecek şekilde tatlı masum bir kızçe edasıyla kamufle olmuş olabilir yine de gözlerindeki hinliği fark etmemek elde değil. gördüğümüz kadarıyla kendini insanları mutlu etmeye adamış gibi görünüyor fekat dikkat etmek gerek, sahte bir algıyla fransızları bölmeye çalışıyorda olabilir. sovyet ajanları böyledir; güzel gülerler, sesleri iç gıcıklatıcıdır, kendilerini sevdirirler ve bir sabah ansızın sizi ülkesiz, devletsiz bırakabilirler. amele'ler yasaklansın...
 
Yazı bana tebessüm ettirdi.Yönetmenin bu filmden sonra daha iyi bir projeye imza ataması hayli düşündürücü. Film sinemaseverler tarafından o kadar benimsendi ki,Jenuet bu saatten sonra Amelie için "Paris genel evinde çalışan bir fahişeydi" dese bile pek bir önemi olmayacak.

Film hakkında da yazmak gerekirse,belki de bu film tümüyle bir hayal ürünü değildi. Jenuet’in uzun yıllarını geçirdiği Montmarte’te biriktirdiği bütün anıların senaryo taslağına servis edilmesiydi. Gerçekte esas karakter Amelie üzerinden şekillenmemişti elbette. Jeunet ilk önce İngiltere’de büyüyen kahraman’ın Montmartre’e yerleşmesiyle gelişen bir olay örgüsü hazırlamıştı ve tiplemesinin adı Emily’di. Lakin şartlar olumsuz bir gidişat sununca senaryosunu baştan sona değiştirip, olayın başlangıcını da Montmartre’e aldı. Dikkat ederseniz filmde her bir kare bir ressamın fırçasından fırlamış gibi ve filmdeki her karakter üzerinde uzun uzun çalışılmış. Filmin başlangıcında, karakterlerin küçük ayrıntıları verilerek aslında küçük detayların dev projesinin soluğunu hissediyordunuz izlerken. Her karakterin sevdiği ve sevmediği unsurlar izleyici de film başlamadan tereyağı gibi eriyen tebessüm provaları yaptırıyor. Anlatıcı unsurunun babacan kimliğe bulanması da filmde başka bir teknik ayrıntı.

Filmin repliklerinde bile sımsıcak heceler saklı sanki. Trende komşusunun mektuplarından etkilenen Amelie, bilet soran adama ‘’Sensiz şu anki duygularım ancak geçmişin kuru bir kabuğu olabilir.’’ diyebiliyor. Belki de en çok hoşuma giden replik, cümle sıralanışı bakımından çok basit görünen ama yürek tahtına giderken çok fit olan replikti . ‘’ Hayır… Ben kimsenin gelinciği değilim.’’

Filmin müzikleri hakkında kısa bir bilgi vereyim.Film de Yann Tiersen’in muhteşem akordeon vuruşlarıyla kulağa da hitap ediyor. Özellikle ‘’ J’y suis jamais allé’’, ‘’ La Valse d’Amelie’’ ve ‘’ L’autre Valse d’Amelie’’ dinlemenizi tavsiye ettiklerim arasında. Sırf müziklerini dinlemek adına dahi kendini izlettiren bir film. Toplam 19 parçadan oluşuyor müzikleri.
 
Geri