İKİNCİ GÜN
Neyin sesi hafif ve tatlı bir inilti halini almıştı.Dalmışım.
Yine gezinmeye başladım.
Belh şehrinde bir evde bulunuyordum.Henüz yatağımdan yeni kalkmıştım.Odama bir kadın girdi.Bu benim hanımım imiş.İkimiz de Farsça ile Sanskritçe arasında bir dille konuşuyorduk.
Garip olan şu ki,ben de bu dili tamamen biliyordum.İki kişiden meydana gelen birisiydim.Ben,hem ben idim hem binlerce yıl önce yaşayan bir Parslı.
Kadın dedi ki:
-Geç kalıyorsunuz .Artık elbisenizi giyininiz de zamanında Temaşa Töreni'nde bulunabilesiniz!
Önce güzelce karnımı doyurdum.Sonra elbiselerimi giydim.
Elbisem,sırtıma giydiğim şaldan uzun bir gömlek ile belime sardığım bir kulaktan meydana geliyordu.Başımda sivri bir külah ,sokağa çıktım.
Kalabalık bir topluluk telaşla yürümekteydi.Ben de onlara katıldım.
Sokakları dolaşa dolaşa bir meydana çıktık.Binlerce,yüz binlerce insan toplanmıştı.
Meydanın tam orta yerinde büyük bir çadır kurulmuştu.Niye geldiğimi ve ne olacağını bilmediğimden yanımda bulunan adamlardan birisine sormak zorunda kaldım.Adam cevap olarak:
-Bugünden itibaren kırk gün Temaşa Töreni 'dir.Şimdi tellallar bağırıp herkesi imtihana çağıracaklar.
Herkes birer birer Zerdüşt'ün huzuruna gidecek.Her kim 'doğru söz'ü söylerse hakikatleri temaşa etmeyi hakedecek,alnına cennetlik yazılacak.
Her kim de söyleyemezse bu temaşadan mahrum olup alnına cehennemlik yazısı kazınacak.Fakat bu kişi,iyi işler yapar ve güzel davranışlarda bulunursa o yazı alnından kaybolur.Çoluk çocuğu ,akraba ve dostları sevinçlerinden düğün yaparlar.''dedi.
Ben hiçbir şey bilmediğim için haliyle imtihanda başarılı olamayacaktım.Alnıma cehennemlik yazısı yazılacaktı.Geldiğime pişman oldum.Evime dönmeye karar verdim.Önceden konuştuğum adama düşüncemi açtım.
Adam:
-Sakın gideyim deme!Çünkü gelmeyenlerin ve gelip de imtihana girmeden dönenlerin alnına cehennemlik çizgisi çekilir.''dedi.
Bu sıkıntılı durum karşısında ,en iyisinin imtihana girmek olduğuna kara verdim.
Tellallar bağırınca herkes birer birer ve düzenli bir şekilde çadıra yaklaşmaya başladı.Benim bulunduğum yer çadıra çok uzak değildi.Bir saat sonra çadırın kapısında bulunuyordum.Bir nöbetçi herkesi teker teker çadıra alıyordu.
Sıra bana geldi.,girdim.Zerdüşt yüksekçe bir tahta oturmuş,başında altından bir taç ,üzerinde değerli bir kaftan vardı.
Çevresinde kırk kadar ihtiyar ,ellerini göğüslerine bağlamış bir halde büyük bir saygıyla ayakta bekliyordu.Meclisin heybetinden şaşırdım,kaldım.
Cahilliğimin yüzünden utanç verici bir durumda kalmamak ve bir yalnışlık yapmamak için içimden dua etmeye başladım.
Zerdüşt sordu:
-Nerden geldin?
Kalbime ilham edilen şu cevabı verdim:
-Sebep ve hikmeti yaratan Allah'tan.
-Niçin gönderildin?
-Allah,aydınlık ile karanlıkları ayırmak,aydınlığıyla adil,karanlığı ile kahredici olmayı istedi.Aydınlığa 'ben',karanlığa 'benden başkası'dedi.
-Aydınlığı nedir,karanlığı nedir?
-Aydınlığı Hürmüz,karanlığı Ehrimen'dir.
-Hangisi galiptir?
-Şimdi her ikisi de eşittir.Ne Hürmüz Ehrimen'e ne Ehrimen Hürmüz'e üstün gelebilir.
-Bu keşmekeşlik nedir?Sonuçta ne olacak?
-En sonunda Hürmüz ,Ehrimen'e üstün gelecek.Alem hep aydınlık olacak.
-Sonra ne olacak?
-Allah,'hep ben'diyecek,'benden başkası 'demeyecek.
-Sen kimsin,kiminsin?
-Ben aydınlık taraftarıyım.Hürmüz'ün yanındayım.
Zerdüşt elini kaldırdı :
-Allah seni aydınlık etsin ''dedi.
Tam o sırada yüzümde iki kaşımın ortasına kadar inen dik yeşil bir çizgi peyda oldu.Zerdüşt'ün yanındaki ihtiyarlar:
-Allah mübarek etsin,Allah mübarek etsin ''dediler.
Huzurdan çıktım.Alnımdaki yeşil çizgiyi gören halk,bana yol vermekteydi.Çadırın kapısında ,yanıma verilen rehberin yardımıyla meydanın bir tarafında bizi bekleyen atlara bindik.Doğu tarafında görülen zümrüt tepelere doğru yol aldık.
Birkaç saat yolculuktan sonra bir tür kervansaraya ulaştık.O günün geri kalan saatlerini orada geçirdik.Ertesi günü seher vakti uyandırıldık.Rehberim beni bir odaya götürüp dedi ki:
-Çok korkunç bir savaşa gireceksin.Kılıç,kalkan,gürz gibi savaş aletlerini kullanmakta becrin var mı?Haydi gel,bir tecrübe edelim.
Rehberimle birlikte girdiğimiz oda türlü türlü silahlarla doluydu.
Rehberim,bana bir zırh giydirdi.Bir gürz almamı işaret etti.Ben kendimde büyük bir kuvvet ve yetenek hissediyordum.Gürz oyunlarında ve kılıç kullanmada rehberimin beğenisini kazandım.Oradaki silahların en iyi ve sağlamlarından birer takım aldıktan sonra kanatlı atlarımıza bindik.
Akşama kadar uçtuktan sonra büyük ve korkunç bir dağın eteklerine ulaştık.Dağ o kadar yüksekti ki ,tepesi görünmüyordu.
Rehberime bu dağı sordum.
-Fark Dağı''dedi.
O geceyi dağın eteğinde geçirdik.Güneşin doğuşuyla birlikte atlarımıza bindik.Bu kez dağın tepesine doğru uçuyorduk.
Atlarımızın ilk hızı,her hayalin ötesindeydi.Nihayet dağın tepesine ulaştık.Burada gözlerimize çarpan manzara,insan gözünün görmediği ,hiçbir hayalin erişemediği bir durumdu.
Dünya kadar geniş bir meydan görülüyordu.Bu meydanın sol tarafındaki yarı kısmı,en karanlık gecelere aydınlık dedirtecek kadar karanlıktı.Sağa gelen yarısı ise aydınlığı sönük bırakacak kadar parlaktı.
Gözlerimiz akıl ve sır ermez bu acayiplikler sebebiyle ,o parlaklıklara dayanabildiği gibi,o cehennem karanlığını andıran siyahlığın da her tarafını aydınlıkmış gibi görebiliyordu.Sanki mahşer meydanını andıran bu yerde ,sayısız insan toplanmıştı.Bunların bir kısmı meydanın sağ tarafında ,yani aydınlık denizinde,diğer bölümü ise karanlık denizinde bulunmaktaydı.
Meydanın ortası boştu.
Bu boşluğun iki tarafında,iki büyük taht kurulmuştu.
Bunlardan aydınlık tarafında bulunanın üzerinde Hürmüz oturmakta ve gülen yüzünden çıkan güzel parıltılar,o aydınlıklar içerisinde bile farkedilebiliyordu.
Karanlıklar içinde kurulmuş olan tahtın üzerinde en korkunç yaratıklardan daha çirkin ve en korkunç devlerden daha iğrenç yüzlü Ehrimen oturmakta idi.Fakat Ehrimen ve Hürmüz'ün tahtları arasında ve her ikisinin başları hizasında gökte asılı duran bir taht daha vardı.
Biz meydana vardığımız zaman doğruca Hürmüz tarafına katıldık.Biraz sonra meydanda bir dalgalanma oldu.
Her ağızdan:
-Bakınız,bakınız.Allah'ın emri yeryüzüne indi!''sözleri çıkıyordu.
Gökyüzündeki tahtın üzerinde ,insanın hayal edebileceği bütün güzellikleri kendinde toplamış peri yüzlü birisi,ayakta bekliyor ve elinde bir küre tutuyordu.Bu kürenin doğuda kalan kısmı aydınlık,batıda kalan kısmı ise karanlıktı.
Aydınlık ile karanlık arasında öyle bir denge vardı ki,ne aydınlıktan karanlığa ve ne de karanlıktan aydınlığa zerre kadar bir ışık karışıyordu.
Sağ taraftaki sayısız insan topluluğu hep bir ağızdan :
-Ey Allah'ımız!Karanlığı yok et!''diye bağırdılar.
Ehrimen taraftarları ise:
-Ey karanlık!Gücünü göster!''dediler.
Mucizeyi andıran bir şekilde ,uzak ve yakındaki her kulağın duyabileceği tatlı bir sesle yüzü aydınlık peri cevap verdi:
- Bu meydan ,adalet ve imtihan meydanıdır.
Bunun üzerine herkes derin bir sessizlik içinde kaldı.Her iki taraf da huşu ve sukunetle dua etmeye başladı.
Sessizliğin sürdüğü sırada Hürmüz ayağa kalktı ve şu konuşmayı yaptı:
-Ey insanoğlu!Allah sizi kendisi gibi aydınlık olmanız için yarattı .Sizi bütün varlıklara üstün kıldı.Size her türlü nimetleri ihsan etti.Fakat sizi,aydınlık iken karnlıklara kattı.Ruh iken cesetle birleştirdi.
Öyle ki,nefret ettiği karanlığı ,kendisi için makbul aydınlıkla kaldırasınız.!
Ey insanoğlu!Aydınlık benim,bana gelin,ben olun.Aydınlığın gereği olan güzelliklerle donanınız.Allah'tan korkunuz...
Mutlaka Allah'a şükrediniz.Her ne verdiyse kanaat ediniz.Kısacası bir imtihandan aydınlık olarak gidiniz ki ,aydınlık dünyalar sonsuza kadar durağınız olsun.''
Hürmüz oturdu.Ehrimen ayağa kalktı:
-Ey insanoğlu!
Gözünüzü açınız.Yaratılışınızın gereğini iyice düşününüz.Şairce ve fakat yalancı sözlere uyup ömrünüzü boşuna geçirmeyiniz.Gülünüz,eğleniniz,hayatın tadını çıkarınız!Yiyiniz,içiniz!
Dünyada iken arzu edilip gaye edinilen sadece iki şey vardır.Gerisi yalandır. Kibir ve şehvet.Bu iki arzuya insanı sevk eden benliğinizdir.Kendinizi her şeye tercih ediniz...
İşte hakikat budur!Benliğinizden başka varlık,zevkinizden başka arzu tanımayınız.
Hürmüz yavaşça ayağa kalkarak:
- Ey insanlar!Ehrimen denilen alçak yaratığı dinlemeyiniz.Sözleri yalandır.Gerçek kulluk ,kibir denilen sahta gurura göre daha büyük bir zevktir. Nice manevi zevkler vardır ki,şehvet onun yanında nefret duyulacak bir şey kalır.Ehrimen'in dediği benlik,hayvanlara özgü bir davranıştır.
İnsanın benliği ,ahlakının güzelliği ya da çirkinliğine göre düzenlenmiştir. İnsan tabiat bağında yetişmiş güzel bir çiçektir.Fakat bu çiçek,gönüllere ferahlık veren bir kokuyla,yani akılla diğer çiçeklerden daha seçkin bir özelliğe sahiptir. Hayvanlar alemi için geçerli olan kanunların çoğu insana göre düzenlenmiş,bir kısmı adeta değiştirilmiştir.Onu dinlemeyiniz''dedi.
Bu kez Ehrimen söze öfkeyle başladı:
-Hürmüz yalan söylüyor.Sizi bir takım kanunların,hayal ürünü kuralların bağımlısı ,acizlik ve emre itaatte en adi hayvanların seviyesine indirmek istiyor.Sizi üç-beş günlük zevkinizden de alıkoymayı arzu ediyor.Onu dinlemeyiniz.''dedi.
Bundan sonra her ikisi birbirini yalanlaya yalanlaya nihayet birbirine saldıracak oldular.Ancak onlardan yüksek bir tahtta oturan ,elindeki küreyi aralarına uzatıp:
- Henüz vakit gelmedi.Boş yere uğraşmayınız.Çarpışma ilk önce seçkin askerleriniz arasında olacak !''dedi.
Bunun üstüne Hürmüz:
-Beni seven meydana çıksın''dedi.Aynı sözü Ehrimen de söyledi.
O sırada rahberimle beraber sağ taraftaki savaşçılara katıldım.O geceyi orada geçirdik.Mükemmel bir ikram ve saygı gördük.
Ertesi gün davullar çaldı.Ehrimen'in askerlerinden biri meydana çıktı,vuruldu.Bizim taraftan da biri onu karşıladı.Böylece o gün iki taraftan yirmi kadar savaşçı çıkıp birbiriyle savaştı.Bazen Ehrimen tarafı bazen de bizim taraf galip geliyordu.Her gün karşılıklı çarpışmalar devam ediyordu.İki taraftan da bir hayli savaşçı kırılıyordu.
Yedinci günü bizim taraftan çıkan güçlü bir savaşçı ,akşama kadar herkesi yendi.Ehrimen taraftarlarından elli kişiyi öldürdü.Artık bizim tarafın sevinci doruktaydı.Ehrimen'in çıkardığı savaşçıların birer birer öldüğü görüldükçe,bizim tarafta zafer çalgıları çalınıyordu.
O gece bizim tarafın casusları ,ertesi günü Ehrimen'in yenilgi görmeyen savaşçılarından birinin meydana çıkacağını haber verdiler.Herkes telaş içindeydi.
Rehberimle ben casuslardan birinin çadırına gittik.Casusla uzun uzadıya konuştuk. Ertesi günü Ehrimen'in NİFAK adındaki cadısının meydana çıkacağı anlaşıldı.Garibi,oradaki bu NİFAK cadı kıyamete kadar yaşamaya mahkummuş.İşte herkesta görülen telaşın sebebi buymuş.
Ben fevkalade merak ettim.Sabaha kadar uykumda garip çarpışmalar gördüm.
Ertesi sabah davulların sesiyle,Nifak cadı meydana çıktı. Korkunç bir görünümü vardı.Tamamen çelikten zırhlarla kaplıydı. Büyük bir ata binmişti. Cenk meydanında atını oynatarak:
- Yok mu karşıma çıkacak?Ben öyle bir savaşçıyım ki,keskin kılıcım nice çelik zırhlı başları koparmıştır!Ben öyle bir kahramanım ki,sivri okum nice demir gibi güçlü göğüsleri delmiştir.
Var mı karşıma çıkacak canından bezmiş ,dünyasına küsmüş birisi?Varsa gelsin!''diye nara attı.
Nifak'ın bu gururlanmasına karşı,göz göre göre öleceğini bildiği halde Hürmüz'ün en güvendiği askerlerden biri meydana çıktı,fakat sonu feci oldu.Birbirinin ardından otuz kişi meydana çıktı.Otuzu da öldürüldü.Üç gün peşi sıra Nifak meydana çıktı.Her üç günde otuzar,kırkar kişiyi öldürerek büyük bir üstünlük sağladı.
Dördüncü gece ,bizim tarafta önemli bir hazırlık görülüyordu.Herkesin yüzündeki üzüntü gitmiş,yerine ümit pırıltıları doğmuştu.
Rehberime sordum:
- Yarın Hürmüz'ün en güvenilir adamlarından ve en çok sevdiklerinden Muhabbet cengaver meydana çıkacaktır.Bu lanetli Nifak 'ı ondan başka kimsenin yenemeyeceği anlaşıldı.Bu gece Hürmüz'ün vezirlerinden SALAH gelip nasihat yollu bir konuşma yapacaktır''dedi.
Gece yarısı Salah denilen ihtiyar bir zat çıkageldi.Hak ve Hakikat uğruna herkesi canını fedaya teşvik etti.Sonunda da güzel bir dua yaptı.
Ertesi sabah Nifak cadı meydana çıktı.Acı acı gülerek :
-Bugün canından bezmiş kimse yok mu?Meydan niçin böyle boş?Savaşçılar nerede ?diye bağırdı.
Hürmüz taraftarlarının tekbirlerinin uğultusuyla meydana Muhabbet çıktı.Nifak cadı,Muhabbet cengaveri görür görmez,gözleri hiddetinden kan çanağına döndü:
-Üç gündür seni bekliyordum.Sonunda gelebildin .Ölmeye hazır ol!''dedi.
Muhabbet cengaver yeri göğü inleten karkunç bir nara atarak dedi ki:
-Beni bilen bilsin,bilmeyen öğrensin ki ben Muhabbet cengaverim.Arslan gibi pençelerim yürekleri parçalar,kahramanlık pazılarım kafaları koparır!Ey Nifak!Bilirsin ki,ben ne zaman meydana çıksam seni tepelerim.Yeter artık yaptıkların!Ölüme hazır ol!
Nifak:
-Evet,o gece beni yendin.Fakat bu kez seni mahvedeceğime eminim''dedi.
Muhabbet ise:
-Sakın böyle bir şey bekleme !
Muhabbet cengaver her zaman Nifak cadıya üstün gelir!''diye karşılık verdi.
Her ikisi birbirine hücum ettiler.Kılıçları kalkanlarına çarptıkça kıvılcımlar çıkıyordu.Akşama kadar uğraştılar.Fakat birbirlerine üstünlük sağlayamadılar.
Ertesi günü yine büyük bir azim ve kararlılıkla çarpıştılar.Bu kez de birbirlerine karşı üstünlük sağlayamadılar.Fakat üçüncü günü güneş tam tepeye gelmişti ki,Muhabbet cengaver arslanlara yaraşır bir darbeyle Nifak'ı yere sererek öldürdü.Hürmüzlülerin sevinç çığlıkları göklere çıktı.Ehrimenlilerin hiddeti ise dünyayı titretti.Sonunda o gün akşama kadar Muhabbet cengaver daha otuz kişiyi tepeledi.Yedi gün cenk meydanında karşısına kim çıktıysa hepsini yendi.
Yedinci günü gecesi casuslarımız,ertesi günü Ehrimen tarafından çok meşhur bir savaşçının çıkarılacağını haber verdiler.Gerçekten de güneşin doğuşuyla birlikte sol taraftan gürültüler işitildi.Bu kez meydana çıkan Ehrimenli,uzun boylu,heybetli,korkunç bir devdi.Sarı bir deveye binmiş ve elinde adam başı büyüklüğünde bir gürz vardı.Meydanı dolaştı:
- Ey Hürmüz yandaşlaraı!Bana hanginiz karşı koyacak ?Bana Gazap cengaver derler.Şimdiye kadar karşıma çıkıp da hayatta kalan pek az olmuştur.''dedi.
O gün karşısına çıkan Muhabbet cengaver ,onunla kahramanca çarpıştı.Üçüncü günü ikindi vaktinde bir gürz darbesiyle Gazap,Muhabbet'i yıktı.Henüz ölmemişken bu güzel cengaverin vücudunu dişleriyle paramparça etti.Kalbini koparıp Ehrimen'in önüne atarak:
-En büyük düşmanlarımızdan Muhabbet'in kalbi ayaklarınız altında sürünsün !''dedi.
Bu dehşetli manzara ve bu feci ölüm,bizi gönlümüzden yaralamıştı.Ehrimenliler ise sevinçten uçuyorlardı.
Temaşa Töreni denilen bu garip tören başlayalı tam tamına otuz sekiz olmuştu. Gazap cengaveri bizim taraftan henüz yenen olmamış ve Hürmüz ile Ehrimen'in üstündeki tahtta bulunan meçhul kişinin elindeki kürenin sağ tarafını da karanlık kaplamaya başlamıştı.Ehrimen tarafı galip gelmek üzereydi.
Hürmüz'ün veziri Salah yanımıza geldi.Gazab'ı ancak HİKMET cengaverin öldürebileceğinden bahsetti ve ertesi günü Hürmüz tarafından meydana çıkarılmasının emredildiğini söyledi.
Törenin bitmesine iki gün kalmıştı.Hikmet'in yenmesi için o gece hepimize dua yapmamızı emretti.
Çadırımıza döndüğümüz zaman rehberim gayet ciddi bir tavırla :
-Bu Hikmet cengaver kimdir,bilir misin?''dedi.
-Hayır!
- Hikmet cengaver sensin!Bu gece uyku vakti değildir.Yarın Ehrimen 'in ikinci cengaveri Gazap ile çarpışacaksın.Gecenin kalan kısmını ibadet ve kılıç eğitimi ile geçireceğiz.''dedi.
Hayretimden donakaldım.Bana bu kadar önemli bir görev verileceğini hatırımdan bile geçirmemiştim.Özellikle de ismimin Hikmet cengaver olduğu bence meçhuldu.Ancak böyle mukaddes bir dava uğrunda Gazap kadar önemli bir düşmana karşı gönderileceğim için kendimde büyük bir azim ve büyük bir kuvvet hissetmeye başladım.Beni ve mukaddes maksadı yenmemesi için sabaha kadar çok samimi dualar ettim.Ara sıra da rehberim bana,çok farklı ve acayip vuruş teknikleri ve saldırı usulleri öğretiyordu.
Sabah namazı vakti zırhlarımı giyindim.Rehberim belime örme zırhtan kemerimi taktı.Alnımdan öptükten sonra ağlayarak dualar etti.
Güneşin doğuşuyla birlikte atıma binerek cenge hazır oldum.Gazap meydana çıktı.Ben de karşısına dikildim.İsmimi sordu:
-Hikmet cengaver''dedim.
-Be hey biçare!Senin gibi zavallı ve kendi halinde bir şaşkın ,benim gibi kükremiş bir arslanla çerpışabilir mi?Haydi defol,git!Sen zararsız bir bunaksın.Senin kanını dökmek bana yakışmaz.
Bu sözler ,onuruma dokundu:
-Ey arsız canavar!Senin beni yeneceğini hiç sanmıyorum.Yoksa şımarıklığına mı güveniyorsun?Ben seni yenecek olmasam hiç karşına çıkarılır mıydım?Haydi çok konuşma ,ölmeye hazır ol!''dedim.
Gazap kızdı:
-Vay,sana galiba şarap içirmişler!Saçmalayıp duruyorsun.Haydi,öyleyse!''dedi ve üzerime hücum etti.
Ben bu korkunç devin öldürücü darbelerinden kendimi korumak için pek çok çeviklik göstermek zorundaydım.Çabalarımdan dolayı adeta kuş gibi hafif ve uçuyordum.Akşama kadar çarpıştık.Gerçi bana bir darbe bile isabet ettiremedi.Fakat ben de bu heybetli deve bir şey yapamadım.
Bir süre dinlendiktan sonra o geceyi dua ile geçirdim.Sabaha karşı rehberim bana bazı talimatlar verdi.Sabah olunca meydana çıktım.Gazap çok öfkelenmişti.Fırıldak gibi çevremde dönerek:
- Dün elimden kaçtın.Fakat bugün kaçamayacaksın!''dedi.
Üzerime saldırmaya hazırlandı.Rehberimin taktiği uyarınca:
-Hey başında ne var?dedim.Elini başına götürdü.Ben de zırhsız olan koltuk altından tam kalbine doğru kılıcımı sapladım.Gazap korkunç bir nara atarak düştü.Kan kusmaya başladı.
Ehrimen yandaşlarının ise feryat sesleri göklere çıktı:
-Hikmet Gazab'ı hile ile öldürdü''diyorlardı.
Meçhul perinin elindeki küre tamamen aydınlanmaya başladı.Bizim tarafın sevinç çığlıkları dünyayı kapladı.O gün öğlene kadar birçok Ehrimenliyi tepeledim.
Öğle vakti karşıma yüzü kapalı bir cengaver çıktı.Beyaz bir file binmiş olan bu cengaver meydana çıkar çıkmaz Ehrimen'in yüzünde sevincinden hainca bir gülümseyiş belirdi.Hürmüz ise çok üzüldü.Meçhul periye seslenerek:
-İzed,İzed!Maksadın aydınlığı yok etmek mi?Merhemet!Merhamet!Merhamet!''dedi.
İzed:
- Bu Ehrimen'in hakkıdır.Ne yapalım?İstediğini meydana çıkarır''cevabını verdi.
Ehrimen gülüyordu.Hürmüz üzüntülü bir şekilde boynunu büktü:
-Emir senindir!''dedi.
Yenileceğime işaret olan bu konuşmayı herkes gibi ben de duydum.Filinin üzerinde olduğu halde cengaver,mağrur bakışlarla meydanı dolaştı.Gök gürültüsüne benzer bir nara attı:
- Ey benim gücümü inkar eden akılsızlar!Bilin ki ,ben cengaverler cengaveri Nefs-i Emare'yim.Şimdiye kadar yenmediğim kimse yoktur.Ben,beş bin farklı şekle girerim.Bin tane silahım var benim.
Bana dönerek:
- Ey miskin Hikmet!Gel,kendi rızanla teslim ol!Sen aptal ve zavallı bir mahluksun .Benim elimde bir sinek kadar önemin yok.Fakat her nedense seni severim.Çünkü senin bana da hizmet ettiğin oldu.Haydi,kılıcını teslim et de kurtul!''dedi.
Ben kendimi toparlayıp bu sözlere itibar etmedim.
O sözüne devamla:
- Ey Hikmet!Bendeki silahlara bak.Rehberinin sana öğrettiği yumuşaklık,ilim,kanaat,ihtiyat,alçakgönüllül ük,sabır ve hile gibi başkaları için tehlikeli olan darbelerin bana en ufak bir tesiri yoktur.Bunların her birine karşılık kin,hiddet,intikam,düşmanlık,nefret ve şehvet gibi nice korkunç darbelerim vardır.Gel ,kendine kıyma!''
Bu sözlere de itibar etmedim.
Nefs-i Emare dedi ki:
-Zavallı!Ne düşünüp duruyorsun?Senin darbelerinin bana bir tesiri olmaz.Seni bir anda yok etmek bence çok basittir!''
Sözlerine yine kulak asmadım.Nihayet vuruşmaya başladık.
Ben bildiğim darbelerin hepsini denedim.Asla tesiri olmadı.Nefs-i Emmare bene karşılık vermeye bile tenezzül etmeyip halime bakarak devamlı gülüyordu.Sonunda en tehlikeli olarak bildiğim öldürücü bir darbe olan kuvvetli azim adındaki darbeyi vurmayı düşündüm.Sol tarafına geçtim.Onu,darbeyi indirmeye elverişli bir vaziyet aldırmak için uğraşmaya başladım.
Planımı anladı:
-Beni mutlaka öldürmek istiyorsun ,öyle mi?Dur,öyleyse''dedi.
Tam kılıcı böğrüne sokacağım sırada yüzündeki perdeyi kaldırdı.Hayal edilemeyecek derecedeki bir güzellik gözlerimi kamaştırdı.Kılıç elimden düştü.Kemerimden tutup beni filin üzerine aldı.Ehrimen'in huzuruna götürdü:
-Ey Ehrimen !Hikmet'i öldürmedim,esir ettim.Mutfağımızda soğan soyar.Tam kendisine uygun bir hizmettir''dedi.
Bu şakaya Ehrimen kahkalarla güldü.Hürmüz'ün gözlerinden yaş dökülüyordu.İzed'in elindeki küreden yavaş yavaş nur kaybolmakta,karanlık her tarafı kaplamaktaydı
Ehrimen tarafı galip gelmişti.Sol taraftaki topluluk:
-Karanlık,karanlık!Asıl olan karanlıktır.Galip geldik.''diye bağırıyordu.Bizim taraf ise :
-Sana şükürler olsun ,ey aydınlıkların aydınlığı.Aydınlığını kaldırma!''diye yalvarıyordu.
Hürmüz aydınlık perisinin önünde secde ederek:
-Ey İzed!Ne olur bize yardım eyle!Ne olur bizden yardımını esirgeme !Senin başın için,senin hakkın için!''dedi.
Ehrimen ise başını göğe doğru dikmişti.
Sol taraftaki karanlık,küreyi öylesine kaplamıştı ki ancak ucunda belli belirsiz bir aydınlık noktası kalmıştı.İşte tam bu sırada uzaktan bir ses işitilmeye başladı.
Bu ses mertçe olduğu kadar hoş,hoş olduğu kadar da mertçe idi.Şarkı söylüyordu.Nihayet karanlıklar içinden etrafını yüzündeki parlaklıkların aydınlattığı bir süvari göründü.Kendisi şimdi tamamen farkediliyordu.Dört ayaklı ,alnı boynuzlu,kanatlı ve koyu yeşil renkte bir ejderhaya binmiş olan bu cengaver,adeta bir güzellik ve iyilik timsaliydi.Kıvırcık kestane rengine yakın ,daha doğrusu bazen siyah bazen kırmızımtırak görülen kıvırcık saçları omuzlarına dökülmüştü.
Başında kıymetli taşlarla süslü bir taç,sırtında yeşil renkli ipek bir elbise vardı.Şarkı söylüyordu.Biz de ürkek ürkek o ilahi sedayı dinliyorduk:
Ben oyum ki,satvetimden kainat lerzandır
Ben oyum ki ,zur-i bazum hakim her candır
Ben oyum ki,her kim olsa ser-fürü eyler bana
Hak-i payım secdagah-ı zümre-i insandır.
Ben oyum ki,siret-i merdide yoktur benzerim
Hadimin-i bargahım zümre-i merdandır
Ben oyum mizan-ı adlimde müsavi cümle halk
Şehinşahlarla gedalar nice hep yeksandır
Hasılı şemşir-i izz ü kudretiyim İzed'in
Aşkım ben,satvetimden kainat lerzandır.
Bu tatlı ses ve güzel nağmeler her iki tarafı da mest etmişti.Ehrimen tarafı da bizim taraf kadar hoşlanmıştı.İsmi aşk olan bu cengaver bize yaklaştıkça aydınlık perisinin elindeki kürenin parlaklığı artmakta,aydınlık karanlığı yok etmekte idi.Öyle ki,Aşk meydanın ortasına geldiği zaman küre bütünüyle aydınlanmış ve dünyadan karanlık tamamen kaybolmuştu.
Meydanda sadece file binen Nefs-i Emare ile onun esiri olan ben bulunuyorduk.
Aşk,ejderhasını bize doğru yöneltti.Gayet yumuşek ve laubali bir tavırla :
- Ey Emare!Bana da karşı duracak mısın?''dedi.Emmare ,büyük bir saygıyla Aşk'ın önünde diz çöktü:
-Sen herkesin olduğu gibi benim de efendim,velinimetimsin.Acizliğimi ilan ederek işte sana secde ediyorum!''dedi.Aşk beni serbest bıraktı.Gülerek:
-Haydi,koca aptal hikmet,git rahatına bak !''dedi.
Meydanda yalnız Aşk kaldı.
Ejderhasından indi.Elleri göğsünde olduğu halde gayet yavaş ve uygun adımlarla aydınlık perisine doğru yürümeye başladı.Üç adım kaldığı vakit:
-Ey peri!Sadece senin kulunum!dedi ve secdeye kapandı.
-Ey Hürmüz!Ey aydınlık !Selam olsun sana ki,karanlığın kıymeti seninle bilindi!''dedi.Sonra Ehrimen'e :
-Ey Ehrimen ,Ey karanlık!Selam olsun sana ki,aydınlığın kıymeti seninle bilindi!''dedi.
Sonra meydanın ortasına kadar yürüdü.Ellerini göğe kaldırdı.Dünya eskisi gibi,yarısı aydınlık,yarısı karanlık oldu.Her iki taraf ise bu sırada ,bağlı olduğu efendisinin elini öpmekte idi.
Hürmüz ile Ehrimen tahtlarından inmişler,yan yana gelmişler ve kardeş gibi birbirlerine sarılmışlardı.Peri tebessümle bu durumu izliyordu.
Hürmüz'ün elini öptüm.Yüzüne baktım.
Bir de ne göereyim!Hayretimden bir çığlık atıverdim.
Gözlerimi açtığımda Aynalı Baba 'nın gülümseyen yüzünü gördüm..