Always look on the bright side of life!

Konu sahibi son olarak 2726 gün önce görüldü
Bu kadar uzak olupta kalbimde uyuman ne tuhaf.
 
sen gidersen; denizler de gider kiyilarimdan, uzak iklimlerde eser sesim. bir rüzgardan, bir rüzgara kosar, çocuklugumun sarkilari, kimseler duyamaz... sen gidersen; ellerim de gider pesinden, irmaklarim yataklarini sasirir. dipsiz bir uçuruma birakirim sözlerimi, cam kiriklarinda yürümüs gibi. kanarim da, asarim gözlerimi, her safak vakti her yol agzina, kimseler bakamaz... sen gidersen; çakarim kendimi bir çivi gibi kendime, kimseler sökemez...
 


nedenini bilmedigim bir arzuyla bugün hergünkünden daha çok istedim yanimda olmani.
kolay degil,sensiz olmak,içinin yarisini bos tutmak,
kolay degil her sabah bir marti sesiyle irkilmesi bu yoksul bedenimin.
ancak bu ayriligin bir süreligine olusu,teselli dolduruyor yüregime.
her ne kadar bu sürenin uzunlugunu bilmesek de sonunun oldugunu bilmek umutlandirici.
zaten her sey umut edebilmekle baslamadi mi ?
seni düsünüp de kendimi kaybettigim vakitlerin anisina yazdim bu mektubu sana.
bazen otobüste iki sevgilinin baslarini yaslayip uyurken ki rahatliginda,
bazen sokakta babasinin elinden tutan bir çocugun gözlerindeki güvende bulurum seni.
düsündükçe nazim olasim gelir ve hep hasretini bir uçtan bir uca yakasim gelir...
bir kus hafifliginde sana akar yüregim,yoklugunda yok olmaktan korkarak.
yasadigi acilari anlatirsa sana gözyaslarinla yika yaralarimi yada
hiç bekletmeden uçurdugumuz çocuksu uçurtma.
bizi bekliyor hacikumru,saatçi yokusu ve seni bekliyor gölet olmus bir nisan yagmurunun çocugu.
hadi gel artik.dayanamiyorum hasretine...

 


her gece sen

her gece sen girersin rüyalarima
her gece sen...
paramparça olur uykularim
karanligin en koyulastigi yerde
kapinin çalindigini duyarim
açinca soguk bir rüzgar çarpar yüzüme
sen yoksun...
kilitlenir dudaklarim
gözlerim karanliklarda bosuna arar seni
sen yoksun...
yalnizligimi kadehlere doldurup
tek basima içmeliyim bu gece
kirmaliyim kitaplari
evleri atese vermeliyim
sen yoksun...
zaman gitgide uzar
altmis saniye bir dakika
altmis dakika bir saat
ve sabahin olmasina daha bes saat var
beklemek bir çesit ölmektir
sen yoksun...
bu bana her gece binlerce ölüm demektir.

neden ayrilsin ellerimiz her aksam üstü?
gözlerime aci bir karanlik düssün
bir vapur alsin götürsün seni
ben vapurlar dolusu kederimle yapayalnizim
sen uzak bir körfezde özlemli, dalgin
kiyilarina çarpip agladigi yerde dalgalarin
neden ay karsilardan yükseldigi zaman,
basin omuzlarimda olmasin?
neden ellerin avuçlarimda degil?
neden gözlerim aradigi zaman gözlerini bulmasin?

durup durup beni bu çaresizlik hançerliyor
bu yollarin bir yerde ayrilmasi,
uzayan kilometreler...
o sefil, anlayissiz bakislari insanlarin
dünya, o eski dünya degil
tanri'ysa çoktan unuttu bizi
su uçsuz bucaksiz evrende
ne derdimizi dinleyen,
ne de bir anlayan var sevgimizi.

iki ömür degil,
iki ayri ve büyük yalnizliktir yasadigimiz.
her sey aslinda baska renkte.
vernikli esyalar, vernikli yüzler...
altindan yer yer siritan bir yoksulluk
yalan üstüne yalan,
oyun içinde oyun...
her sey bir yerde anlamsiz ve bos
gerçek olan simdi senin yoklugun

senin varligini özledim duyuyormusun?
bak nasil artiyor ellerimin sicakligi
dinle bak nasil çarpiyor yüregim
bütün sokaklarinda bu sehrin sana kosuyorum
seni soruyorum gelip geçene,
'görmedik', diyorlar.
anlamiyorlar seni nasil özledigimi,
nasil sevdigimi bilmiyorlar.
volkanlar tutusuyor,
ormanlar yaniyor içimde.
her gece milyonlarin uyudugu bir anda,
devler uyaniyor içimde.

seni düsünüyorum,
karanliklar içinden özlemli sesin geliyor.
bir isik yaniyor çok uzaklarda,
çorak topraklarimin üzerinden bir bulut geçiyor.
simdi umutlarim,
varilmaz uçurum diplerinde
korkunç, karanlik magaralarda hayallerim.
derin bir kuyudan su çekercesine,
zamandan ve mesafelerden seni çekiyor ellerim.

sen her zaman oldugun gibi
yine o en güzel, en degerli...
benimse ellerim simsicak,
dudaklarim nemli,
özledigim herseyimle
kopup en yüksek tepelerden
bir çig gibi sana geliyorum.
sonra daglar çöküyor ansizin,
agaçlar devriliyor,
evler yikiliyor,
altinda kaliyorum...

kirik bir heykel,
parçasini ariyor her gece.
bir sarki notasini...
bir tablo renklerini...
agaç yapraklarini...
vazo çiçeklerini...
ve bir adam,
her gece yollara düsüp,
yana yakila seni ariyor...
magrur gözleri islak,
ilk defa agliyor bu adam,
'gel ' diye,
ilk defa yalvariyor...

ben her gece,
gözlerim tavanda bir noktaya dikilmis,
seni düsünüyorum.
ve sen o saatlerde,
benim görmedigim rüyalari görüyorsun.
bir böcek giriyor kafatasima...
her gece sen,
bir cinnet gibi,
kanima yürüyorsun...


 





ilhan iremin ilhanı aşkşarkısında gecen şiirdir.
bahar çiçeklerini sunar gözümün bahçelerine,
yaz sıcak bir dokunuştur vücuduna
güz gelir, dünya buruşur mu ne?
karlar yağar başına kışın, zaman geç olmasın
başlamadan ötmeye gece kuşları
ses ver gündüz gözüyle..
çünkü ben sana herşeyi sunuyorum
dört mevsimi ve bilmediklerini
dışarı çık..
sana çarpılıp sana bölünen parçalarımı bulacaksın çiçek tozlarında
dokularına sineceğim sımsıcak
ayağının altında kıpırdayan yaprak benim
ve başının üstünde direniyorum düşmemek için
sana ben her şeyi sunuyorum
bilmediğin diyarlarda tanıdık dostların var
onlardan selam getiriyorum
kaçırdığın kuşun kanadındayım ve bilmeden ne olduğumu
kafese kapatmaya çalıştığın
sana ben her şeyi sunuyorum
tüm zamansızlıkları içinde sevginin
sana ilan-ı aşk ediyorum...



 


sevgilim ben seni, yani galiba ben seni....

bekliyorum en cirkin anini ki o an bile
gözlerin alabildigine yesil
bakmiyim diyorum, kosmaya basliyorum
kan ter icindeyim, üstüm toz toprak
dinleneyim diyorum yaslandigim kollar
yine senin güclü kollarin hayret ediyorum

sevgilim ben seni, yani galiba ben seni….

diyorum ki bugün atacagim kendimi öpüstügümüz tepeden
kac kere elveda geciyor gözlerimden sayamiyorum
öyle alayci bakiyorsun bana, kendini baglayip ayagimdan
yer cekiminden kuvvetli agirligin düsemiyorum

sevgilim ben seni, yani galiba ben seni….

sevgilim, bin kere sevgilim diyorum
aklim bulaniyor tövbe ediyorum sana
bir elimde aitligim bir elimde dünya
ben o dünyanin anasini satiyim
yasadikca daha cok senle doluyorum

sevgilim ben seni, yani galiba ben seni....

saga dönüyorum yüzün, sola dönüyorum yüzün
geceye kaciyorum, günese sariliyorum, her yerde bir izin
aldigim nefes eskisi gibi degil, uyuyorum zaman o kadar hafif degil
gelecek albümlerimin yerinde yazari sen olan kitaplar
gögsüme saplaniyor bicak bicak, saclarimi oksuyorsun

sevgilim ben seni, yani galiba ben seni;

anla iste söyleyemiyorum!!



S


 

o kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.
utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer...
belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine derince bakmasalardı eğer...
çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de,
kalp,göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer...
düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman
meydan savaşlarında korkular aşkı ağır yaralamasaydı eğer...
rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer...
uykusuzluklar yıkıp geçmezdi kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer...
gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden de onlar payını almasaydı eğer...
ıssızlığa teslim olmazdı sahiller,
kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer...

sen gittikten sonra yalnız kalacağım
yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse?

evet sevgili,
kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer...

can yücel

hep aşklarımdasın, rahat uyu.



 





aska karsilik vermeyen sevgiliye en guzel cevabi yine neyzen tevfik vermis:

be hey durzu!

ne ararsin ne sorarsin tamam da,
sen kimsin ki sevgimi sorgularsin?
hakikaten gozun yoksa paramda
kici aciga niye araba sorarsin?

raki sarap iciyorsam bir sor niye?
senden cevap alamazsam icerim
ikimiz de gelsek muhallebiciye
seviyorsam alkolden de vazgecerim

sensiz iken mumkun mudur ibadet?
allahim gunahlarimi affet.
senin gibi kalpsizlerin yuzunden,
dininden de soguyacak bu millet

sensiz halimi sakin unutma.
bana oyle kotu bakma sebepsiz.
sen anandan benim icin ciktin ama,
hic yuz vermiyorsun, serrefsiz demiyorum bak, kiymetimi bil. seviyorum ulen.

ps. durzu dedigim icin ozur dilerim




 




özlem

bir gece,
gecede bir uyku..
uykunun içinde ben...
uyuyorum,
uykudayım,
yanımda sen.

uykunun içinde bir rüya,
rüyamda bir gece,
gecede ben...
bir yere gidiyorum,
delice...
aklımda sen.

ben seni seviyorum,
gizlice...
el-pençe duruyorum,
yüzüne bakıyorum,
söylemeden,
tek hece.

seni yitiriyorum
çok karanlık bir anda...
birden uyanıyorum,
bakıyorum aydınlık;
uyuyorsun yanımda...
güzelce.

ö.asaf


 


sessiz bir oda düşün.
odada bir kaç eşya;
masa, yatak ve bir sürü kağıt.
tavanda asılı bir urgan
ucunda asılı bir adam
adamın önünde diz çökmüş bir kadın
elinde sıkı sıkıya bir kağıt
kağıtta iki satır yazı
iki damla da gözyaşı
'yolcunun dinlenmesidir ölüm,
her işin sonudur.
keşke hayat gözlerin kadar güzel olsaydı.'
sessiz bir odada
sensizliğin tam ortasında.."



 



kendi olarak, sana gelen
sana gereksinimi olmadan, seni isteyen
sensiz de olabilecekken, senin ile olmayı seçen
kendi olmasını, seninle olmaya bağlayan
o, işte...
ben işte..
yatağima bakiyorumda.
yanına sokulmak istiyorum kokunun
sanki yastiğima çizilmiş resmin
başucu eserim gibisin.
sevgilim,
beni bir sabah nefesimden öpüp uyandirabilirmisin?


 





kör edecek beni aydınlığın kör edecek
ben alışkın değilim gündüzlere
hele böyle güzelliklere
hep karanlıklarda yaşadım yıllardır
bilmiyor musun
çamurlara, çirkeflere bulandım
derin kuyular gördüm
taş zindanlar, korkunç mağaralar gördüm
derken sen çıktın karşıma
sende yıldızlar, sende güneşler sende dünyalar gördüm

ne ahmaklar arasında kalmışız meğer
kimse farkında değil güzelliğinin
seni etten, seni kemikten sanıyorlar
dudaklarını gören öpmeli diyor
saçlarını gören okşamalı
bana sorarsan
hiç dokunmadan sevmeli seni
ve geçip karşına ağlamalı

durmadan yorulmadan ağlamalı
biraz insan yaratıldığımız için
biraz tanrı olmadığımız için
ve bütün **Spam/Adversiting**lukları için dünyanın
durmadan ağlamalı
gözpınarlarında yaş bitince
güzelliğin karşısında insan
kan ağlamalı

saadet ne senin hakkın, ne benim
hem mesut olmak yakışmaz bize
hep böyle çaresizlikler içinde kalmalıyız
yalnızlık tek tesellimiz olmalı
keder desen ekmeğimiz, suyumuz
ne çıkar sevişmekten yana nasibiniz olmasın
biz sevdikçe güzel oluyoruz



 



"love is not love,
which alters when it alteration finds,
or bends with the remover to remove"

"if this be error and upon me proved,
i never writ, nor no man ever loved"


 




pablo neruda'nın cien sonetas de amor kitabında mathilde urrutia'ya yazdığı tüm şiirleridir.

bu kitap içinden, 29'uncu sone,

evleri yoksul güneyden geliyorsun,
tanrıları, ölüme sürüklediklerinde bile
kilde yaşam dersi verdikleri, soğuğun
ve depremin katı bölgelerinden geliyorsun.

kara bir kil civcivisin, kara çamur öpücüğü,
kil gelinciğisin, doğan güneşin yollarda
kanat açmış yaban güvercinisin aşkım,
yoksul çocukluğumun hüzün kumbarasısın.

değişmedi yoksul yüreğin, güzel kız, değişmedi
çakıl taşlarına alışkın yoksul ayakların,
ağzın değişmedi, ekmeksiz ağzın.

ruhumun geldiği yoksul güneydensin:
annen onun göğünde annemle birlikte
yıkar çamaşırını. seni bu yüzden seçtim.



 


hoşgeldin kadınım)
hoş geldin kadınım benim hoş geldin
yorulmuşsundur;
nasıl etsemde yıkasam ayacıklarını
ne gül suyum ne gümüş leğenim var,
susamışsındır;
buzlu şerbetim yok ki ikram edeyim
acıkmışsındır;
beyaz ketenli örtülü sofralar kuramam
memleket gibi yoksuldur odam.

hoş geldin kadınım benim hoş geldin
ayağını basdın odama
kırk yıllık beton, çayır çimen şimdi
güldün,
güller açıldı penceremin demirlerinde
ağladın,
avuçlarıma döküldü inciler
gönlüm gibi zengin
hürriyet gibi aydınlık oldu odam...

hoş geldin kadınım benim hoş geldin.



 
şimdi bütün güzel aşk şiirlerini sıralardım buraya,

henüz yazılmamışı, yollanmamışı, ne kadar kötü de olsa kendi yazdığındır diye bütün klişeleri de eklerdim arkasından,

oysa ki sevgiliye gönderilen hiçbir şiir ki kendisi sevgili değil her hangi bir insan bile olsa

sen de yarattııklarının hiçbirini yaratamayacaktır onda;

sen ona aşık olsan da

ve o da sana

her şiir bir kez daha yazılır bir kez daha okunduğunda

ve dolayısıyla senin ona yolladığın o şiir

onun okuduğu şiir değildir asla

ey okur beni dinle sen

ve şiirleri rahat bırak

onlar her ne kadar aşk şiiri gibi görünseler de

aşk şiirleri sevgiliye gönderilmek için değildir

okudukça sen sevgilini hatırlasan da

sevgiliye gönderilecek şiirler adı altında yapılacak bir listenin konusu değildir bu,

sevgiliye gönderilecek en güzel şiirler.​
 
ben gittim bembeyaz uykusuzluktan
kasketimi eğip üstüne acılarımın
sen yüzüne sürgün oldugum kadın
karanlık her sokaktaydın gizli her köşedeydin
bir çocuk boyuna bir suyu söylerdi. mavi.
birtakım genç anneleri uzatırdı bir keman
sen tutar kendini incecik sevdirirdin
bir umuttun bir misillemeydin yalnızlığa

yalnız aşkı vardır aşkı olanın
ve kaybetmek daha güç bulamamaktan
sen yüzüne sürgün oldugum kadın
kardeşim olan gözlerini unutmadım
çocuğum olan alnını sevgilim olan ağzını
dostum olan ellerini unutmadım
karım olan karnını ve önlerini
**Spam/Adversiting**m olan yanlarını ve arkalarını
işte bütün bunlarını bunlarını bunlarını
nasıl unuturum hiç unutmadım

kibrit çak masmavi yanardı sesin
ormanlara ormanlara yüzünün sesi
en gizli kelimeleri akıtırdı ağzıma
şu karangu şu acayip şu asyalı aşkın
soluğu kesen ağulayan ormanlarında
yaşadım o kısa ve korkunç hükümdarlığı
ve çarpıntılı yüreğim saçlarının akıntısında
karadeniz'e karışırdı ordan akdeniz'e
ordan da daha büyük sulara

geceyse ay hemen tazeler minareleri
kur'an sayfaları satılan sokaklardan
ölüm bir çeşit sevgiyle uçar
ölüm uçar çocuk yüzlere
ben o sokaklardan ne kadar geçtim
damağımda dilinin yosunlu tadı
önce buğulu sonra cam gibi parlak sonra buğulu yine
birtakım tavşanları andıran birtakım su hayvanlarını
pazar pazartesi günlerini ve haftanın öbür günlerini
yine salı çarşamba perşembe cuma cumartesi

bir başak ufak ufak bildirir konya'yı
o başakta o konya'da seni ararım
ben şimdilerde her şeyi sana bağlıyorum iyi mi
altın ölçü çift ölçü ve altın karşılıksız
para basma yetkisini firat'ın suyunu palandöken'i
erzincan'in düzünü asma bahçelerini babil'in
antalya'nin denizini o denizin dibini
beş türlü yengeç yaşayan sularında
çağanoz adi pavurya çingene pavuryası ayı pavuryası
bir de çalpara

bilinir ne usta olduğum içlenmek zanaatında
canımla besliyorum su hüznün kuşlarını
sen kalabalıkta bulup bulup kaybettiğim kimya
yokluğun gayri şuradan şuraya geldi
bir günler şölenlerle egemen ülkende
simdi iri gagalı yalnızlıklar dönüyor
n'olur ağzından başlayarak soyunmaya
bir kez daha sür hayvanlarını üstüme üstüme
çık gel bir kez daha yıkıntılardan
çık gel bir kez daha beni bozguna uğrat

cemal süreya
 



ben seni kocaman bir yürekle sevdim.
gözlerim değil, yüreğimdi senigören.
sen damarlarımdaki kana karışıp, geldin oturdun yüreğime.
bir başka yerde olamazdın zaten.
sen, benim en değerli yerimde,
yüreğimde olmalıydın, orada kalmalıydın.
çok aşka ev sahipliği yapan bu yürek,
ilk kez bu kadar kolay kabullendi seni.
herhangi bir konuk değildin artık.
bu yüzden ne ağırlama faslı vardı, ne de uğurlama.
o yüreğin gerçek sahibiydin.

şimdi sonbahar, kışa giriyoruz ya... ben dört mevsim baharı yaşadım seninle.
çiçek çiçek açtın yüreğimde.
gökkuşağı zayıf kaldı, senin renklerin karşısında.
taze bir yaprak gibi yeşildin. açelya idin pembeliğinle.
üzerine çiğ taneleri düşmüş sarı güldün. kırmızıydın bir ateş gibi.
ve maviydin... en çok bu renkle anmayı sevdim seni.
denize tutkundum, denizi sensiz, seni de denizsiz düşünemedim.

seni severken dünyayı da sevdim ben, insanları da...
kendime bile dar gelirken, içinde herkese yer olan bir hayatın sahibiydim artık.
en kızgın, en tahammülsüz olduğum anlarda bile, seni düşünmek yetti bana.
içimdeki sevinç yüzüme yansıdı, güldüm.
beni öylesine güldüren senin sevgindi ve ben kaygısız,
içten gülüşün ne demek olduğunu, nasıl güzel bir şey olduğunu anladım seninle...

her şeye rağmen sevdim seni. güçlüydüm ve aşamayacağım hiçbir zorluk yoktu.
koca bir kente, koca bir ülkeye kafa tutabilirdim.
sen elimden tuttuğunda, patlamaya hazır bir volkan gibi hissederdim kendimi.
menzil sendin ve ben o menzile ulaşmak için önüme çıkan her şeyi yok edebilirdim.
sana ulaşmamı engelleyecek her şeyi eritirdim, kül ederdim.
sana ulaştığımdaysa sakin bir göle dönüşürdüm.
ve o göle bir tek sen girebilirdin.

sevdim ve hayrandım da... her halin çekti beni.
duruşunu, uyumanı, gülmeni, kızmanı, şaşkınlığını, saflığını, kurnazlığını, çocukluğunu,
olgunluğunu sevdim.
sesini de sevdim suskunluğunu da.
küçük oyunlarını, kaprislerini, sitemlerini, korkularını sevdim.
seni ve o doyumsuz sevdanı, uçarı sevdanı anlatacak kelime bulamadım çoğu
zaman.
sığmadın cümlelere ve hiçbir cümle seni
yeterince tarif edecek kadar derin olmadı.

seni severken yorulmadım. çünkü sen yaşam kaynağıydın. her gün yenilendim.
seninle çoğaldım, büyüdüm. eksik kalan neyim varsa tamamladın.
ölmeyecektim çünkü sen ölmezliğin ta kendisiydin.

sevdim işte ötesi yok...

 


biraz arak oldu ama bence şu şekildedir. evet !

"ben seni kocaman bir yürekle sevdim
gel bu gece sevişelim
gözlerim değil, yüreğimdi seni gören
gel bu gece sevişelim
sen damarlarımdaki kan.. amaaan
gel işte sevişelim, ötesi yok..."


 


faruk nafiz çamlıbel'in firari şiiridir en güzeli...

sana çirkin dediler, düşmanı oldum güzelin
sana kafir dediler, diş biledim hak'ka bile
topladın saçtığı altınları yüzlerce elin
kahpelendin de garez bağladım ahlaka bile.

sana çirkin demedim ben, kafir demedim
bence dinin gibi küfrün de mukaddesti senin
yaşadın beş sene kalbimde, misafir demedim
bu firar aklına nereden, ne zaman esti senin.

zülfünün yay gibi kuvvetli çelik tellerine
takılan gönlüm asırlarca peşinden gidecek.
sen bir ahu gibi dağdan dağa kaçsan da yine
seni aşkım canavarlar gibi takip edecek.


 
Geri