folie a deux
Bronz Üye
-
- Katılım
- Mayıs 3, 2019
-
- Mesajlar
- 2,602
-
- Tepkime puanı
- 1,695
-
- Puanları
- 349
Bütün hünerlerimi konuşturmak istedim bu gece, biraz çılgınca gelebilir farkındayım.
Sessiz bir yanılgım var, baş ucumda soluklanıyor şu an.. Manasından söz etmiyorum, edemiyorum.
Sustuklarım beynimi kemirdiği zaman öfke kuyusuna düşüyorum, galiba evet biraz kin kusuyorum.
Bir cümle saklıyorum avuçlarımda, her gün tükenmez kalem ile üzerinden geçiyorum.
“Geçmiş günler kanaya kanaya gelecek”
Silik dövme gibi duruyor, anlamını soranlara daha zamanı var diyorum, daha var.. Tabii bana zaman kalırsa..
Hâlâ uyumadan önce kitaplar okuyorum, aynı kitaplar..
“Kadın adamı çok seviyordu ama her defasında gidiyordu”
Böyle bir şey.. karabasan çöküyör mutlu sonlara galiba, her aşk biraz ayrılığa gebe değil mi?
Unutmadan..
“Adam feriştahını biliyordu beklemek denilen kaygının”
Sonra mı? Sonrası hep aynı işte.. baz istasyonlarına varıp mola vermeye benziyor ikisinin yaşantısı başka avuç içi çizgilerine düşme telaşı veya sarhoşluğu, ilk kim unutacak varoşluğu..
Hep aynı yollardan geçiyor şu ayaklar, insan insana takatsiz, tahammülsüz.
Soranlara da aşk hep yüzsüz!
Buydu kaçışın acı reçetesi.
Konuşurken tutuk yapıyor gözlerimiz, ağzımız mermiyi namluya dayamıştı bile! korkuyoruz çünkü.
Ama ondan, ama getireceklerinden..
Geçmişin yara bereleri belirliyor geleceğin yönünü ve çizgilerini, bir daha dene demeye korkuyor insan.
Yaya geçidine gelmeden önce hiç düşündün mü kırmızı ışıkta geçmenin sonrasını, olacakları?
“Ya ne olacak ki!” diye içindeki hissizliği dizginlemeye çalıştığının farkındayım..
Doğru ne olabilirdi ki?
En fazla öldürürdün, sonra kaçıp giderdin. Belki mobeseler dahi görmezdi plakanı ama vurduğun o kişi seni asla unutmazdı.
İşte bundan söz ediyorum, tam da bundan..
İlla kimsenin ölmesi gerekmiyor aşktan, acıdan.. ama ölen çok şey oluyor insanın içinde, insandan ve insanlıktan yana ve herkesin kalbi bir yalnızlık doğuruyor kendince, biraz jilet kesiği gibi, her an kanayacak gibi duruyor haliyle tutunmak zorunda olduğu için, öğreniyor başa çıkmayı..
Bir taht yapıyorsun kendine, veliahtı dahi olmayan, ve hep aynı levha duruyor önünde;
“dokunmayan yılan bin yaşasın”
Şimdi kusursuzdun..
Tüm güvensizliğin, takatsizliğin ve ihtişamlı yalnızlığı ile.
Bu kaçıncı gece dibe vuruşunun bilmiyorsun değil mi?
Düşünüyorsun..
Acaba şimdi hangi kitabin en güzel alıntılarını döşüyor o’nun tenine diye kekelemeye başlıyorsun.
Yapamadım, başaramadım, yine başa sardım..
Aklının uç noktasına geldin ve artık yine kayıplara değmeye başladın.
Bu sancı, belirsizlik korkusu çevirdi dört yanını..
Senaryosunu baştan aşağı onunla yazdığın bir hikayeyi o’nsuz oynayamazdın..
Biliyordun, gitmeliydin.
Yanındakinin ne önemi var? bir kenara itmeliydin hem onu hem de gururunu..
Sonra bir kalp çarpıntısı, boğazına saplanan cümleler ve o kötü hissiyat..
Kitaplardan, şiirlerden alıntılar yapacaktın belki de, böyle ikna etmiştin kendini.
Kelimelerden bir aşk döşenir mi hiç? döşemiştin.. tam da onun kalp bacasına, dumanın ilk tüttüğü yerden başlamıştın..
Oyalamamalıydın artık özneleri, sert bir ünlem ile yüklenmeliydin o’na.
O’nda asılı kalan benliğine.
Düşerse eğer tutana aşk olsun!
Düşmez ise eğer, bırak yerinde kalsın, başın sağ olsun!
Ve bu rüyadan uyan, içindekine dayan.
Şunu da unutma;
“Ne gitmekle biterdi kadın”
“Ne de beklemekle tükenirdi adam”
Bir taraf daha çok sevdi, hepsi bu kadar.
Rüzgar.
-İstek panelinden düşen materyaller.
Sessiz bir yanılgım var, baş ucumda soluklanıyor şu an.. Manasından söz etmiyorum, edemiyorum.
Sustuklarım beynimi kemirdiği zaman öfke kuyusuna düşüyorum, galiba evet biraz kin kusuyorum.
Bir cümle saklıyorum avuçlarımda, her gün tükenmez kalem ile üzerinden geçiyorum.
“Geçmiş günler kanaya kanaya gelecek”
Silik dövme gibi duruyor, anlamını soranlara daha zamanı var diyorum, daha var.. Tabii bana zaman kalırsa..
Hâlâ uyumadan önce kitaplar okuyorum, aynı kitaplar..
“Kadın adamı çok seviyordu ama her defasında gidiyordu”
Böyle bir şey.. karabasan çöküyör mutlu sonlara galiba, her aşk biraz ayrılığa gebe değil mi?
Unutmadan..
“Adam feriştahını biliyordu beklemek denilen kaygının”
Sonra mı? Sonrası hep aynı işte.. baz istasyonlarına varıp mola vermeye benziyor ikisinin yaşantısı başka avuç içi çizgilerine düşme telaşı veya sarhoşluğu, ilk kim unutacak varoşluğu..
Hep aynı yollardan geçiyor şu ayaklar, insan insana takatsiz, tahammülsüz.
Soranlara da aşk hep yüzsüz!
Buydu kaçışın acı reçetesi.
Konuşurken tutuk yapıyor gözlerimiz, ağzımız mermiyi namluya dayamıştı bile! korkuyoruz çünkü.
Ama ondan, ama getireceklerinden..
Geçmişin yara bereleri belirliyor geleceğin yönünü ve çizgilerini, bir daha dene demeye korkuyor insan.
Yaya geçidine gelmeden önce hiç düşündün mü kırmızı ışıkta geçmenin sonrasını, olacakları?
“Ya ne olacak ki!” diye içindeki hissizliği dizginlemeye çalıştığının farkındayım..
Doğru ne olabilirdi ki?
En fazla öldürürdün, sonra kaçıp giderdin. Belki mobeseler dahi görmezdi plakanı ama vurduğun o kişi seni asla unutmazdı.
İşte bundan söz ediyorum, tam da bundan..
İlla kimsenin ölmesi gerekmiyor aşktan, acıdan.. ama ölen çok şey oluyor insanın içinde, insandan ve insanlıktan yana ve herkesin kalbi bir yalnızlık doğuruyor kendince, biraz jilet kesiği gibi, her an kanayacak gibi duruyor haliyle tutunmak zorunda olduğu için, öğreniyor başa çıkmayı..
Bir taht yapıyorsun kendine, veliahtı dahi olmayan, ve hep aynı levha duruyor önünde;
“dokunmayan yılan bin yaşasın”
Şimdi kusursuzdun..
Tüm güvensizliğin, takatsizliğin ve ihtişamlı yalnızlığı ile.
Bu kaçıncı gece dibe vuruşunun bilmiyorsun değil mi?
Düşünüyorsun..
Acaba şimdi hangi kitabin en güzel alıntılarını döşüyor o’nun tenine diye kekelemeye başlıyorsun.
Yapamadım, başaramadım, yine başa sardım..
Aklının uç noktasına geldin ve artık yine kayıplara değmeye başladın.
Bu sancı, belirsizlik korkusu çevirdi dört yanını..
Senaryosunu baştan aşağı onunla yazdığın bir hikayeyi o’nsuz oynayamazdın..
Biliyordun, gitmeliydin.
Yanındakinin ne önemi var? bir kenara itmeliydin hem onu hem de gururunu..
Sonra bir kalp çarpıntısı, boğazına saplanan cümleler ve o kötü hissiyat..
Kitaplardan, şiirlerden alıntılar yapacaktın belki de, böyle ikna etmiştin kendini.
Kelimelerden bir aşk döşenir mi hiç? döşemiştin.. tam da onun kalp bacasına, dumanın ilk tüttüğü yerden başlamıştın..
Oyalamamalıydın artık özneleri, sert bir ünlem ile yüklenmeliydin o’na.
O’nda asılı kalan benliğine.
Düşerse eğer tutana aşk olsun!
Düşmez ise eğer, bırak yerinde kalsın, başın sağ olsun!
Ve bu rüyadan uyan, içindekine dayan.
Şunu da unutma;
“Ne gitmekle biterdi kadın”
“Ne de beklemekle tükenirdi adam”
Bir taraf daha çok sevdi, hepsi bu kadar.
Rüzgar.
-İstek panelinden düşen materyaller.
Moderatör tarafında düzenlendi: