Hayallerin, hedeflerin, amaçların tükenmesinin, yeniye merakın yok olup eski güzel anıların yaşlı gözlerle, çatık kaşlarla, burnu sızlatan duygularla hatırlanmasının üzerinden kocaman yirmi altı ay geçmiş.
Her insanın bir yerlerde bir sebeple kafayı yediği bir zamanın var olduğuna inanırım. Benim döngüm on yaşımda babamın ölümüyle başladı. Abimin uzun yıllar süren böbrek hastalığının ardından ölmesi, annemin kanser olması ve ölmesi ile devam ederken benim de eklem iltihabından dolayı yatalak hasta kalmam beynimin tamamen erimesine sebep oldu.
Var olanın bir anda yok olması, insanın yok olanla yaşamaya alışması, aslında "alıştım" kelimesi başlı başına çok zor.
Yattığım yerden tavana baktığım her gün komşunun ablama "İnsan ölümü bekliyor da gelmiyor." demesindeki hissizliği iliklerime kadar yaşadığım bir süreci nasıl oldu da böylesine kısa sürede hatırlamayacak kadar geride bıraktım?
Hayatımdaki tüm olumsuzluklardan sıydıldıktan sonra kuşkusuz, endişesiz, huzurla yürüyebildiğim ilk ay.
Yürüdüğüm yollarda ayaklarım burkulur mu, yollarda düşer miyim, sorun yaşamadan eve geri dönebilir miyim, gideceğim yer/mekan soğuk mudur, dizlerime polar alsam mı, öyle mi, böyle mi düşünceleri olmadan yürüyebilmek hayata yeniden başlamama neden oldu.
Bugünlerde duygularımın, düşüncelerimin, hayallerimin yeniden filizlendiğini seziyorum.
Önceleri farkında olmasam da sabah erken uyanıp işe gitmeyi, bisikletle sahile inip sahil yolu boyunca pedal çevirmeyi, halı sahada Roberto Carlos gibi koşup Ibrahimovic gibi şut çekip Hagi gibi pas vermeyi, günübirlik başka şehirleri gezip dolaşmayı ve eve geri dönmeyi fazlasıyla özlemişim.
Kuzenlerin iş yerinde kendime bir masa ayarladım, işe gider gibi sabah uyanıp gidiyorum ve akşam işleri bitene kadar oradayım.
Yeme içme olayını çok seven biri olarak diyetisyen kontrolünde zayıflamaya başladım.
İlk 15 gün benim için çok iyi geçse de diyetisyenin beklentisinin altında kalmışım. Suyu çok içseymişim istediği biraz daha iyi olurmuş.
Kışın bu vakti suyu çok içebilen varsa helal olsun.
Bence bu seviyede ilerlersem Mart-Nisan gibi halı sahada top oynamaya, sağa sola pedal çevirerek gitmeye başlarım.
Bekri Mustafa meyhanede derin düşüncelere dalıp "İyi miyim, hoş muyum, dolu muyum, boş muyum, aydınlık mıyım, loş muyum, ayık mıyım, sarhoş muyum.." der ya öylesine karmaşığım. Kafamda her an bin bir türlü düş dolaşır.
Bugün "Gerçekten yeniden başlamışım. Bunu artık kabullenebilirim." diye düşündüm.
Yarın bir şeylerden vazgeçmemek için, bana bunu sürekli hatırlatması için bir iz bırakmaya karar verdim.
Umarım sonuna kadar gidebilirim.
