Ali Çimen Kimdir

Konu sahibi son olarak 2615 gün önce görüldü
Ali Çimen Kimdir

Ali Çimen Hayatı

Ali Çimen Biyoğrafisi

Ali ÇimenEserleri

Ali Çimen, 1971 yılında İstanbul’da doğdu.

Yüksek öğrenimini bir süre Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde sürdürdü. Ardından 1991’de İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümündeki eğitimiyle eşzamanlı olarak gazetecilik hayatına başladı. “Zaman” gazetesinde dış haberler ve magazin servislerinde çalıştıktan sonra, bir süre gazetenin Almanya merkezinde görev yaptı. Halen gazetecilik kariyerine Zaman ve Today’s Zaman gazeteleri adına Hollanda’da devam ediyor.

İngilizce, Almanca, Hollandaca bilmektedir.

Eserleri:

Tarihi Değiştiren Konuşmalar, Tarihi Değiştiren Savaşlar (Göknur Göğebakan ile birlikte), Echelon, İpler Kimin Elinde (Hakan Yılmaz ile birlikte), İnsanoğlunun Uzay Macerası

Siz de ‘tarihi değiştiren olaylar kitabını’ okuduktan sonra benim yapmak istediğimi yapmak isteyeceğinizden eminim:

İlk fırsatta bir kitapçının yolunu tutacak ve yazarın öncelikle "Tarihi Değiştiren Konuşmalar" ve "Tarihi Değiştiren Savaşlar" kitaplarını satın alacak ve okumak için can atacaksınız.

"Elinizdeki kitap, 13. yüzyıldan itibaren günümüze kadar yaşanan 29 akımı-olayı-gelişmeyi temel alarak yazıldı. Bir gazeteci olarak her şeyden önce bu kitabı, gazete okuyucuları, araştırmacılar, öğrenciler ta da topyekûn bir ifade ile “şu toprağını çiğnediğimiz dünyamızda neler yaşanmış?” sorusu ile kafasını yoran tarih meraklıları için kaleme aldım."

BİYOGRAFİM

70’li yılların birinde İstanbul’da doğdum. Tüp kuyruklarında beklediğimi, duvara yazılar yazan ve sürekli sağa sola koşuşan abileri hatırlıyorum. Ara ara patlayan silah seslerini. Bir kez de gazoz kapağı topladığım Ayasofya meydanında patlayan bir bombayı. Çocukluğumun geçtiği Sultanahmet’te çekirdek, pazarlarda su sattım. Suyu mahalle çeşmesinden (Cankurtaran tren istasyonun tam karşısındaki, halen şırıl şırıl akan o küçük tarihi çeşme) doldurup, içine buz basıyorduk... Turist otobüslerinden atılan içecek kutularını toplayıp koleksiyon yapardık (Rengârenktiler ve malum seksenli yılların ortasına kadar kutulu içecek yoktu!) Yeşilköy’de yatılı okulda okudum. Deniz kenarında şirin bir okuldu. Ve evet, ne öğrendi isem o sevimli okulda öğrendim. Özellikle de ‘merak etmeyi’ ve ‘okuma sevgisini’. Yatakhanemizin camından o zamanki Yeşilköy havalimanına inen uçakları izlerdik. Belki de havacılığa olan merakım orda yeşerdi. Lockerby faciasından sonra iflas eden Pan-Am’ın devasa, açık mavi jumbo jetleri favorimizdi...

Ortaokul ve liseyi geçelim. Kayıp yıllardı. Taze beyinlere hayat sevgisi ve merak aşılayacakları yerde, rejime uygun öğrenci yetiştirme sevdası ile yiyip bitirdiler içimizdeki coşkuyu. Ne oldu? Elinizde makas kapıda saç kontrolü yapıyordunuz? Şimdi torunlarınız soruyor mu, ‘Dede bir kez daha anlatsana, öğrencilerin saçını kapıda nasıl kesiyordunuz?’ diye... Ortaokul döneminden tek hatırladığım, o saçma el işi derslerinde kullanmak için taşıdığım devasa kartonlar. Bir de televizyonun tek kanalından merakla izlediğimiz haberler. (Üstat Birand, dünyaya açılan gözlerimizdi. Büyüdük, meslektaşı olduk ama o halen büyük bir azimle koşturuyor!) Bir de gazete manşetlerini kesip büyükçe bir harita metot defterine yapıştırıyordum. Bir ortaokul çocuğunun defterinde Filistin Sorunu (evet ya, o zamanlar da oldukça revaçta bir konuydu!), Reagan’ın Yıldız Savaşları Projesi, Lübnan’da Amerikan deniz piyadelerine düzenlenen bombalı saldırı.. Arkadaşlarımın çoğundan haberim yok, ama bir kısmının okeye dördüncü olduğunu tahmin edebiliyorum...

80’li yılların sonu. Trabzon. Ana ocağı. Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde Turizm Otelcilik okumaya başladım. Karadeniz’in havasını soluyan her genç gibi futbolcu olmaya çalıştım, ama gücüm yetmedi. Fena da oynamıyordum ha! Kısmet. Şimdi onlar kadar para kazanamıyorum ama, ‘Top bizi sevmedi, önümüzdeki maçlara bakacağız artık’ gibi cümleler kurmamak büyük nimetmiş, anladım.. Okurken aynı zamanda bir turizm şirketinde çalışıyordum. 90’lı yılların hemen başıydı. Komünist dönemde, iş (turizm ha, yanlış anlamayın) icabı, defalarca Sovyetler Birliği’ne gittim. Tur düzenliyorduk. O zaman yaşadıklarımı ayrı bir kitap yapacağım umarım bir gün! 91’de Gorbaçov’a yapılan darbe esnasında bu ülkedeydim. Güzel bir sopa yediğimi hatırlıyorum. Allah için adamlar bu işi iyi biliyordu, 70 yıl az bile dayanmışlardı!

‘Kum, Güneş, Deniz’ gazıyla girdiğim Turizm bölümünden, bu denklemin sadece paralı turistlere hitap ettiğini, bize ise güneş altında onlara hizmet etmek düştüğünü idrak eder etmez, koşar adım uzaklaştım. Bir Moskova dönüşü uykulu gözlerle girdiğim üniversite sınavı beni bir kez daha İstanbul’a, İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili Eğitimi’ne fırlattı. Öğrenciliğe paralel olarak yaptığım bir sürü saçma sapan işin ardından kıymetli bir dostun tavsiyesi ile, halen çalışmakta olduğum Zaman Gazetesi’nde ufak ufak çeviriler yapmaya başladım. Onca istememe rağmen basın yayını kazanamamış, ama, 22 yaşında bir gazetede çalışmaya başlamıştım! ‘Kör-Allah-İki Göz’ altın kuralı işlemişti. Uzunca bir süre gelen misafirlere çay yaptıktan sonra, ilk çevirim gazeteye basıldığında bir kaç gün kendime gelemedim. Şimdi adını hatırlamadığım Nijeryalı bir bakanın o zaman hiç de umurumda olmayan bir demeciydi. Ama olsun, çevirinin üzerinde adım vardı ya!

Zamanla gazetecilik ilkeleri gelişti, isimler o kadar kolay girmez oldu. İyi de oldu. Pişmeye başlamıştık. Gazetenin tirajı ile biz de büyüyorduk. Bu arada havacılık merakına yenik düştüm ve 1 yıl kadar farklı havayollarında kabin memurluğu yaptım. Sağ olsunlar, dünyanın güzelce bir parçasını (Avrupa) gezdik, güzel otellerde kaldık, lükse doyduk. Aslında bir kitap konusu da burada yatıyor ya, dur bakalım.. Yatılı bir Stuttgart uçuşunda gezmeye dalıp ekibi, bensiz Türkiye’ye dönmek zorunda bırakınca, gökyüzündeki maceram da noktalandı hali ile. Bu arada okul bitmişti. Ve bu kez hayat trenimiz Almanya istasyonunda durdu. 2 yıl kadar ‘Sonbahar aşkları yaşamak için yaratılmış’ bu yeşil-gri tonlu ülkede gazetecilik yapmaya çalıştım.

Tekrar İstanbul’a döndüğümde yanımda getirdiğim ‘Almanca’ ve bol kahveli Frankfurt ve Dortmund anılarından başka bir şeyim yoktu. Bir süre farklı medya kuruluşlarında çalıştımsa da, o malum büyük kriz bu işin tadını kaçırmıştı. Ve ‘asla yapmam’ dediğim İngilizce öğretmenliğine dümen kırdım. 2 yıl kadar...

Amerika’nın Irak’a 2. kez saldırdığı gün, kendini iliklerine kadar gazeteci olarak gören bu fakir, güzide ülkemizdeki milyonlarca sınıftan birinde Past Tense anlatıyordu ve o an duyduğu ızdırap, Ebu Garib’deki Iraklıların duyduğundan farklı değildi... Meslekten ziyade bir hayat tarzı olarak gördüğüm gazeteciliğe döndüm. Ve şimdi, onca zaman sonra, bu işe ilk başladığım yerdeyim. Nijeryalı bakana ne oldu bilmiyorum ama sizler adına gerçeği aramaya devam ediyoruz...

İçindekiler:

-MAGNA CARTA


Beceriksiz kraliyet ve ihtiraslı lordlar yaka paça oldu, ilk anayasaya giden adım atıldı (15 Haziran 1215)

-RÖNESANS

Akıl kiliseye karşı ayaklandı, sanat ve bilim batıya çağ atlattı

-AYDINLANMA


Aklın zincirlerini çözen Batı hem kendini, hem de evreni keşfe başladı

-FRANSIZ DEVRİMİ


Kitleler “Özgürlük, eşitlik, kardeşlik ya da ölüm!” diye bağırdı, dünya değişti (1789)

-SANAYİ DEVRİMİ

Buhar gücüyle hızlanan insanoğlu makinelerle çağ atladı

-1917 EKİM DEVRİMİ


Emekçi iktidarından Komünist diktatörlüğe giden yol

-OSMANLI TARİHE KARIŞIYOR TÜRKİYE CUMHURİYETİ KURULUYOR (29 Ekim 1923)

-MAHATMA GANDİ’NİN SİLÂHSIZ SAVAŞI

Pasif direnişle koca bir imparatorluğu dize getirdi

-BÜYÜK BUHRAN


Amerika’da başlayan ekonomik kriz, dünyayı fakirleştirdi (1929-1939)

-ADOLF HİTLER’İN İKTİDARA GELİŞİ

Demokratik yollardan iktidara yürüyen adam dünyayı kana buladı (2 Ağustos 1934)

-NORMANDİYA ÇIKARMASI (D-DAY)

Avrupa’yı Nazi çizmeleriyle ezilmekten kurtaran gün (6 Haziran 1944)

-İLK ATOM BOMBASI PATLIYOR, ATOM ÇAĞI BAŞLIYOR (16 Temmuz 1945)

-YAHUDİ SOYKIRIMI VE NÜRNBERG MAHKEMELERİ


6 milyona yakın Yahudi katledildi, mahkemesi dünyayı sarstı

-İSRAİL’İN KURULUŞU

Filistin Sorunu’nun fitili ateşleniyor (14 Mayıs 1948)

-IRKÇI APARTHEID REJİMİ YIKILIYOR


1994’e kadar insanlığın sırtından inmeyen utanç

-MCCHARTHYİZM

Amerika’nın utanç sayfalarından politik literatürün lanetli terimine (1940-1950)

-SOĞUK SAVAŞ


İnsanlık yarım asır nükleer silâhların gölgesinde yaşadı (1947-1991)

-AVRUPA BİRLİĞİNİN DOĞUŞU

Avrupa’nın savaşa ve sefalete başkaldırısı (18 Nisan 1951)

-UZAY YARIŞI

Amerika ve Sovyetler’in teknoloji ve propagandaya dayalı mücadelesi

-UZAYDA İLK İNSAN; YURİ GAGARİN

Yeni bir dönem başlıyor (12 Nisan 1961)

-KÜBA FÜZE KRİZİ

Dünya 14 gün boyunca hop oturup hop kalktı, Nükleer savaşın eşiğinden dönüldü…(14-28 Ekim 1962)

-68 ÖĞRENCİ OLAYLARI VE ‘68 KUŞAĞI’ EFSANESİ

-WATERGATE


Dünya siyasi literatürünü zenginleştiren skandalların anası (17 Haziran 1972-9 Ağustos 1974)

-İRAN İSLÂM DEVRİMİ

Ortadoğu’da dengeler değişti; Amerika ile İran ‘sürekli düşman’ oldu (11 Şubat 1979)

REHİNE KRİZİ (4 Kasım 1979)

-ÇERNOBİL


48 bin yıl yaşanacak olan hayalet (25 Nisan 1986)

-BERLİN DUVARI’NIN YIKILIŞI


Soğuk Savaş’ın taşlaşmış hali (13 Ağustos 1961-9 Kasım 1989)

-SOVYETLER BİRLİĞİ’NİN DAĞILMASI (8 Aralık 1991)

-KOPYALAMA (KLONLAMA)

Koyun Dolly’den Hitler’in ikizine giden fantastik bir yol

-11 EYLÜL 2001

Dünya tarihin en büyük terörist saldırısı ile sarsıldı, tarih yeniden yazılmaya başlandı.
 
Geri